Kafamda Bir Tuhaflık Var Hakkında Konu Özet Analiz Orhan Pamuk

Ekleyen : ESA , 25 Nisan 2019 Perşembe aaa Beğen
 
Yazıda  “ Kafamda Bir Tuhaflık  Var  , Orhan Pamuk ”  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Kafamda Bir Tuhaflık  Var  , Orhan Pamuk ”    hakkında bilgiler “Kafamda Bir Tuhaflık  Var  , Orhan Pamuk ”  romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “Kafamda Bir Tuhaflık  Var  , Orhan Pamuk”  adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZIMI BASIMI İÇERİĞİ KONUSU HAKKINDA
 
Kar adlı roman, Nobel ödüllü ve dünyada en çok tanınmış romancımız olan Orhan Pamuk’un 2014’te yayımlanan romanıdır.  Romanın alt başlığında ise şu ibare bulunur “  "Boza satıcısı Mevlut Karataş’ın hayatı, maceraları, hayalleri ve arkadaşlarının hikâyesi ve 1969 ile 2012 yılları arasında İstanbul hayatının pek çok kişinin gözünden anlatılmış bir resmidir”
Orhan Pamuk bu romanını diğer birçok romanının aksine klasik vaka düzeni ve tekniğinde yazmıştır.  Heyecan verici olaylara dayanmayan roman, bir anlamda 2002 yılında yazmış olduğu Kar romanı ile Türkiye’nin siyasi nabzına da dokunmaya çalışan,  yazarın” bu da sosyal bir roman olsun” yaklaşımı ile yazmış olduğu bir romanı olmaktadır.
 
Roman kafasında bir tuhaflık olduğunu düşünen , sevdiği kız  yerine başkasını kaçıran , kaçırmak istediği kızı da en yakın arkadaşına kaptıran bir bozacının hayat hikayesini anlatmaktadır.  Yazarın diğer romanlarında da dikkat çeken benlik değiştirme, benlik yanılması,  hayat tercihi göçüşmesi gibni garip hususlara bu romanında da rastlanılır. Bozacı Mevlut’un kafamda bir tuhaflık var sorusu ile netleşen bu durum, yanlış kızı kaçıran Mevlut’un en sonunda kaçırması gereken kız ile de  evlenmesi ama yine de kafasındaki tuhaflığın bitmemesi örgüsü üzerinde kuruludur.
 
“Romanlarında silik vakalar işlemekle dikkati çeken yazar, romanlarında gerilim unsurlarına, heyecan verici olay örgülerine yer vermeyen bir romancıdır.  Hemen tüm romanlarını sıradan ve gündelik oyalanmalar üzerinde kurgulayan romancının romanları yazılırken planlanan romanlar olma izlenimi vermektedir.  Bir çok romanında postmodernist bir yaklaşım segilemiş olmasına rağmen bu romanın klasik roman tekniği ile yazmış fakat bu romanında vakalar silik, vaka planı da gerilim, heyecan ve entrika üzerine kurgulanmamıştır. “
 
 
ROMANIN ÖZETİ
 
Boza ve yoğurt satıcısı Mevlüt Karataş Atiye ve Mustafa Karataş çiftinin tek erkek evladı 1957 yılında Konya’da dünyaya gelmiş, on iki yaşına kadar köyünden de çıkmamıştır. Mevlut köyde çobanlık yaparken 1969 yılında on iki yaşına geldiğinde babası ve amcasının olduğu İstanbul’a gelmiştir. Annesi ve ablaları ise köylerinde kalmışlardır.
Mevlut’un babası Mustafa İstanbul’da yoğurt satmaktadır. Mevlut orada hem okuyacak hem de babasına yardım edecektir. Babası ile Duttepe’deki tek odalı bir evde yaşamaya başlamıştır. Fakat bu gecekondu yüzünden babası ile amcası sürekli tartışmaktadırlar. Amcası ve çocukları İstanbul’da işlerini yoluna koymuşlar ama Mevlut’un babası kendine tam bir iş bulamamıştır.
 
Mevlut,bir yandan otaokula gitmekte diğer yandan babasıyla gündüzleri yoğurt satmakta,  kış geceleri ise bozacılık yapmakla uğraşmaktadır. Okulda Ferhat diye bir çocukla tanışmıştır.  Ferhat alevidir ve Mevlut’un kuzenleri onunla arkadaşlık etmesine hep karşı çıkmaktadırlar.
 
Ortaokuldan sonra Atatürk Erkek Lisesi’ne devam eder ama okulda Sağ-sol davası da çıkmış,  dinciler ile Aleviler arasında gerginlikler çoğalmıştır.  Mevlut ise sağa sola karışmadan okuluna gidip gelir.  Ferhat ile dostlukları ölene kadar sürecektir. Ferhat ile birlikte Kısmet adlı bir şans oyunu oynatmaya başlamışlardır. Bu sayede hem para hem de bir dost kazanmıştır. Fakat Mevlut lise ikinci sınıfta hayli zorlanmaya başlar. Lise ikinci sınıfta kalınca okulu bile bırakır.
Artık ergen de olduğu için babasıyla da anlaşamamaya başlamıştır. Yazları babası ile köye bile gitmemiş,  yoğurtçuluğu ve bozacılığı hatta pilavcı lığı dahi kendi başına yapmaya başlamıştır.  O sıralarda Duttepe ile Alevilerin solcuların semti olan Kültepe çok karışmıştır. Bu iki semt arasında siyasi gerginlik çıkmış Mevlüt ise Ferhat ve ailesinin ve iki rakip semtin arasında kalmıştır.
 
Bir taraftan amcaoğulları diğer tarafta ise arkadaşı Ferhat vardır. Kürtler ve Aleviler arsalarını yok pahasına satıp Kültepe’den ayrılmaya başlamıştır. Amcaoğlu Korkut köyden bir kızla evlenir. Korkut’un eşinin iki kız kardeşi vardır. Mevlut de o düğünde kuzeni Korkut’un eşinin kız kardeşi olan Vedia’ya âşık olur.  Mevlüt ile Vediha bir birlerine aşk mektupları atamaya başlamışlardır.  Mevlut o sıralarda askere gider.
Askerde iken liseden tanıdığı Mohini takma adlı arkadaşıyla karşılaşır. O sırada askeri darbe olur. Mevlüt,  isminin Vediha olduğunu sandığı o güzel gözlü kıza mektup yazmaya devam eder.  Askerden döndükten sonra amcaoğlu Süleyman’nın kamyonuyla kızı kaçırıp gelirler
Mevlüt kızı kaçırdıktan sonra kafasında bir tuhaflık olduğunu düşünmeye başlamıştır. Çünkü Mevlut’un gözlerine vurulduğu kız sanki bu kız değildir.  En sonunda amcaoğlu Süleyman’ın kendisine oyun oynadığı sevdiği kız yerine onun ablası olan Rayiha’yı kaçırdıklarını anlar.  
Süleyman ta en başından gözü güzel kız yerine ablası Vediha’nın ismini vermiş ve güzel gözlü kızın yerine ablasını alıp kaçırmışlardır.  Fakat Mevlüt,  karısına ısınmış ve onu da sevmeye başlamıştır.  Tarlabaşı’nda tek odalı bir evi tutmuşlar,  Abdurrahman Bey’in çiftleri affetmesinden sonra da bir düğün töreni de tertipleyip evlenmişlerdir.
Fakat yeni düzende sokaklarda yoğurt dönemi kapanmış olduğundan Mevlüt, yaz aylarında dondurma, kış gelince ise pilav üstü tavuk satmaya başlamıştır. Akşamları ise Feriköy, Osmanbey, Taksim, Tarlabaşı, Karaköy’de bozacılık yapmaktadır.  Ayrıca eşi  “ sürekli olarak kafasında bir tuhaflık olduğunu söyleyen Mevlut’a kafasında bir tuhaflığın olmadığını söylemektedir.  Mevlut’un eşi onun en yakını, sırdaşı ve hayat arkadaşıdır.  
Fakat bu işlerinin çok karlı olmadığını anlamış, eşinden de bir kızı olmuştur. Adını Fatma koyarlar. Yıllar sonra Fatma’nın Fevziye adında bir kardeşi daha olur. O sıralarda Semiha ablası Vediha’nın yanına gelmiş,  Mevlut, Semiha’yı görünce kaçırması gereken kızın bu kız olduğunu anlamıştır. Herkes Semiha ile Süleyman’ın evleneceğinden söz ederken Mevlut başına gelenleri daha da iyi anlamış olur.
 
Herkes Süleyman ile Semiha’nın evleneceğini düşünürken Semiha bir gün birisiyle kaçar.  Üstelik bu kaçtığı kişi Mevlut’u kandırmış olan Süleyman bile değildir.  Mevlut’un yıllardır mektuplaştığı ve kaçırmak istediği kızı kaçıran kişi ise Ferhat’ın en yakın arkadaşı Ferhat’tır.
 
Süleyman bu duruma çıldırır ve uzun süre unutamaz. O kadar kız bakmalarına rağmen pavyonda çalışan Melahat diye bir kadınla evlenir ve iki oğlu olur. Ferhat ile Samiha önceleri çok zorluklar yaşamışlar ama Ferhat’ın üniversiteden mezun olduktan sonra elektrik tahsildarı olmuş ve Semiha ile Ferhat’ın ailevi durumları düzelmeye başlamıştır.
Mevlüt de Bimbom Büfe adında bir büfede müdürlük yapmaya başlar.. Mevlüt’ün işleri de iyiye gitmeye başlamıştır. Üstelik akşamları boza satmaya devam da etmektedir.  Fakat büfenin sahibi çalışanların hileye başvurduklarından şüphelenmektedir. Nitekim çalıştığı büfe iflas etmiş, Mevlut ’de bu işinden ayrılmak zorunda kalmıştır.
 
Bunun üzerine durumu gayet iyi olan Ferhat ile birlikte Bacanakların Bozası adında bir bozacı açmaya karar verirler. Fakat bu iş de fazla yürümez Bunun üzerine Mevlüt otopark bekçisi olur. O sırada Rayiha yine hamile kalmış ama ilkel usuller ile bebeği düşürmeye kalkıp hayatından da olmuştur. Aksi gibi üstünden çok geçmeden Ferhat ‘da vurularak öldürülür.
Artık Mevlüt ve Samiha dul kalmışlar,  Mevlut’un kızı Fatma da üniversitede okurken bir adamla evlenmiştir. Mevlut’un küçük kızı, Fevziye ise bir adama kaçmıştır. Tek başına kalan Mevlut yakınlarının ısrarı ile Semiha ile evlenir.
Mevlüt ile Semiha Duatepe’deki  evi müteahhitte verirler ve o arsanın üstüne bir de apartman yapılır. Artık bütün akrabalar aynı sitede oturmaya başlamıştır. Mevlut ise Semiha ile yuva kurmuş,   o sevdiği yollarda ve meydanlarda boza satmaya yeniden başlamıştır. Roman şu cümleyle biter “Ben bu alemde en çok Rayiha’yı sevdim.”


 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...