Katil Osman Öyküsü Konusu Özeti ve Sabahattin Ali


27.11.2019
 
 
Katil Osman Öyküsü ve Sabahattin Ali
 
 
Sabahattin Ali,  İçimizdeki Şeytan adlı romanının bastırdıktan sonra Nihal Atsız ve devrin ileri gelen idarecileri, hükümet hatta İsmet İnönü ile çeşitli demagojilere girmiş bu sürtüşmeleri sonunda günlerini mahkemelerde geçirmeye başlamıştı.
 
Yetmezmiş gibi basit bir öğretmen olduğu halde Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile de çatışmaya başlamış, bu olayların akabinde mahkumiyet kararları almış öğretmenlikten de kesinkes atılmış, Aziz Nesin ile de  Marko Paşa adlı bir mizah dergisini çıkarmaya başlamıştı. 1944 ve 1945 yılları arasında mahkemeden mahkemeye sürüklenen Sabahattin Ali’nin Marko Paşa adlı dergisi de sık sık kapatılıyor, dergi her yeni sayısını Marko Paşa adını anımsatan yeni bir ad ile yayımlamak durumunda kalıyor , ama o dergi yeni adı ile de yasaklanıyordu.  ( bkz
Sabahattin Ali bu sıkıntılı günlerde İstanbul’a gelmiş ve hayatını gazetecilik yaparak kazanmaya çalışmıştı. Katil Osman adlı öyküsünü de işte vaziyette olduğu günlerde yazdı. 1945  
 
 
Katil Osman adlı öyküsü Sabahattin Ali’nin en son kitabı olan, basıldıktan sonra toplatılan ve yasaklanan Sırça Köşk adlı hikâye kitabındaki üçüncü öyküsü olmaktadır.  Yazar, Sırça Köşk adlı bu hikâye kitabı Sabahattin Ali’nin  1945 ile 1946 yılları arasında yazdığı hikâyelerden oluşmaktadır. ( bkz Sırça Köşk Hikayesi Metni ve Sabahattin Ali, https://edebiyatvesanatakademisi.com/kitap-ozetleri-ve-elestirileri/sirca-kosk-hikayesi-metni-ve-sabahattin-ali/66479 )
 
Marko Paşa adlı dergisinin başına gelenlerden sonra Sırça Köşk adlı eserinin de yasaklanması Sabahattin Ali’yi iyice bunalıma sürüklemiş, akabinde gelişen olaylar sonrasında Meriç nehrinin kıyısında ölü olarak boğulmasına kadar uzamış olacaktı.
 
Sırça Köşk adlı öykü kitabı işte bu nedenlerle Sabahattin Ali’nin hayatta iken bastırdığı en on kitabı olmuştu.  Sabahattin Ali, son kez girdiği hapisten çıktıktan sonra ülkeden kaçmaya çalışmış, üzerinde ülkeden çıkış yasağı kararı bulunduğu için Ali Ertekin adlı kaçakçı ile yasadışı yollardan ve kaçak olarak Bulgaristan’a kaçmaya çalışmış, fakat cesedi Meriç nehrinin kenarında bulunmuştu. ( bkz https://edebiyatvesanatakademisi.com/cumhuriyet-donemi-romancilarimiz/sabahattin-ali-hayati-romanciligi/619 )
 
 
 
 
ÖYKÜNÜN KONUSU VE ÖZETİ
 
Hapse düşen anlatıcı duvarları olmayan bir deniz hayali kurmaktadır. Fakat Katil Osman adlı mahkumun bir mahkumu daha bıçakladığını duyar. Katil Osman, 25 yaşında olduğu halde henüz on yedi yaşında gösteren bir gençtir. Bu işsiz güçsüz genç on latı yaşından beri hapislere düşmeye başlayan en yakınlarına bile bıçak çeken biridir. Babası öldükten sonra babasından kalan küçük bir bağı satarak rakıya ve şaraba vermiş, anasını da ortada bırakmış ve sürekli olarak anasından beddua alan biridir.
Para bulamaz olunca esnaflardan haraç almaya başlamış, meyhanelerde içip parasını borcum olsun diye ödemeyen, bıldırcın avına çıkan, yumurtaları için kefal avlayanlara takılan deli dolu biridir. Tanıdıkları başlarını belaya sokmaktansa ona yemek ve içki ısmarlayarak yakasını kurtarmakta, gittiği her yerde sulu şakalar yaparak hır çıkarmaya çalışan, gözü pek ve belalı bir bitirimdir.
Karşısına kendinden güçlü birisi de çıkarsa hemen ağlayıp zırlayarak milleti başına toplayan, en küçük nizada bile elini bıçağına atan bu belalı delikanlı diğer kabadayıların gözünde çamur bir adam gibi gözükmektedir. Aslında kimseyi öldürmediği halde adı Katil Osman’a çıkmış, ama onun kimseyi öldürmediğini bilenler de bedavadan Katil Osman oldun diye onunla alay da etmektedir.
 
Son vukuatında ondan bıktığı halde hâkimin karşısında ağlayıp zırlayarak yine az ceza almış, ama bu defa şakacıktan yaptığı bir bıçaklama olayı nedeni ile kendisine az ceza veren hâkimin karşısına çıkacaktır. Osman’ın bu vukuatı ise esasında cinayet işleme maksatlı değil , şakacıktan ortaya çıkan bir vukuattır.  Az bir yara aldığı halde gerçek bir hastaneye doktora götürülmeyen mahkûm on iki gün sonra bıçak yarasından değilse bile iyi kirli sular ve mikroplu bezler ile yapılan tedavi yüzünde oluşan iltihap nedeni ile ölmüş, sahte katil olan Osman, bu defa gerçek bir katil olup çıkmıştır.
 
Bu cinayet sonrasında Osman, önceleri çok üzülmüş ama sonraları şöyle düşünmeye başlamıştı ”  Gözüm kızıp birinin üstüne yürüsem, herifin kılı bile kıpırdamıyor, ‘senin gibi lafla adam öldürenleri çok gördük!’ diyordu. Memleketin bir kabadayısının yüzüne bakacak halim kalmamıştı. Allah rahmet etsin, Hüsamettin’le görülecek bir hesabım yoktu, ama bu vukuat bana lazımdı.”
Öykü şu final ile bitmiştir.
 
Osman, benim şaşkınlığıma aldırış bile etmeden yerinden kalktı, omzundan ağır bir yükü fırlatıp atmış bir adam gibi hafif adımlarla uzaklaştı…..Yakup Hoca, öğrendiği şeylerden memnun, elini omzuma koydu ve filozofça mırıldandı:
Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.”

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış