Kırık Hayatlar Hakkında Konu Özet inceleme Halit Ziya

Ekleyen : ESA , 18 Nisan 2019 Perşembe aaa Beğen
 
 
Yazıda “Halit Ziya - Kırık Hayatlar, ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Halit Ziya - Kırık Hayatlar, ”    hakkında bilgiler “Halit Ziya - Kırık Hayatlar,”    romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “ Halit Ziya - Kırık Hayatlar,”    adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN DÖNEMİ İÇERİĞİ ÖNEMİ KONUSU HAKKINDA VE İNCELEME 
 
Kırık Hayatlar, Halit Ziya’nın Servet-i Fünun Dergisinde tefrika edilerek yayımlanan üçüncü romanı kendisinin ise hayatta yazdığı sekiz romanın en sonuncu romanı olmaktadır.
 
Halit Ziya , Kırık Hayatlar adlı romanını Servet-i Fünun Dergisinde tefrika halinde bölüm bölüm yayınlamaya başlamış fakat Hüseyin Cahit Yalçın ’ın  "Edebiyat ve Hukuk" adlı yazısı yüzünden Servet-i Fünun Dergisi  kapatılmış, topluluk dağılmıştı. Bu nedenle romanın tefrikası yarım kalmış, Halit Ziya’da tıpkı Tevfik Fikret gibi edebiyatı bırakıp inzivaya çekilmişti. 1901 [1]
Bu nedenle Kırık Hayatlar adlı romanı tam olarak yayımlanamamış yarım kalmıştı.  Yarısı tefrika edilen roman 1924 yılında 1924 yılında kitap olarak yayımlandı.  Kırık Hayatlar yazarın Aşk - ı Memnu ve Mai ve Siyah adlı romanlarından sonra yazarın en tanınmış ve en çok sevilen romanlarından biridir.  
 
Birinci Dünya savaşı sonrasına kadar inzivada kalan yazar Kurtuluş Savaşı yıllarında Milli Mücadelecileri destekleyen bir pozisyona girememiş, İşgal kuvvetlerine muhalif cephelerin içinde de gözükmemiş,  daha ziyade Padişah yanlısı bir siyasi düşünce içinde gibi durmuş, bu nedenle Milli Mücadeleyi ve Cumhuriyetin ilanını Yeşilköy’deki köşküne çekilerek uzaklardan izlemişti.  1901 den 1930 yıllarına kadar çekildiği edebi inzivadan çıkamayan yazar 1930 lu yıllarda hatıralarını yazmaya başlamış; [2] bu yıllarda eskiden yazmış olduğu romanları sadeleştirerek yeniden yayımlamıştı.
 
Romanlarında seçkin ve zengin çevrelerde yaşayan insanların kişisel sorunlarını yasak aşklarını ferdi bunalımların, hayallerini aile dramların anlatan Halit Ziya Bu romanında da benzer konular işlemiştir. Zengin bir aileden gelen Halit Ziya, bu nedenle yakından tanıdığı aristokrat kesimin insanlarının dramlarını dile getirmiş, toplumsal konulardan uzak, kahramanlarının şahsi sorunları irdeleyen romanlar yazmıştır. Halit Ziya’nın romanlarındaki tipler ve karakterler zengin çevrelerden gelen iyi eğitimli, ama silik karakterli, içlerine kapanık, kendi dertleri ile uğraşan birazcık da hastalıklı sorunlu tabiatlı içe dönük marazi karakterlerdir. Bu romanındaki Vedide . Ömer Behiç, Nebile karakterleri de bu yönleri ile diğer romanlarındaki karakterlere benzerler.
 
Mai ve Siyah   romanı ile realizme yönelen Halit Ziya  bu romanını da realist bir anlayışla yazmıştır. Halit Ziya, yozlaşmış insanların yaşadıkları yasak aşklarla yok olan ailelilerin dramlarını anlattığı bu romanında kısmen yoksul insanların sorunlarına da vurgu yapmıştır.  Fakirleri ücretsiz tedavi eden Ömer Behiç ve haline şükrederken kendi ailesini de aynı buhranların içinde bulan Vedide’nin gözünden bazı sosyal sorunlara da değinmiştir.
 
Tanzimat romancılarının plansız, zayıf, hatalı acemice yazdıkları romanların aksine teknik yönden kusursuz romanlar yazan Halit Ziya, bu nedenle Türk romancılığının babası sayılmış usta bir romancıdır. [3] Halit Ziya ’nın bu romanında da gözüken “zıtlıklardan kaynaklanan çatışmalar, marazi, hastalıklı, şikayetçi ruh hali, melankoli, karakterlerin yüksek zümreye mensup, çağlarından ve zamanlarından ileride iyi yetişmiş kimseler olması  gibi detaylar Servet-i Fünun  üyelerinin hemen hepsinin karakteristik özellikleri ve ruh hallerini yansıtmaktadır.”[4]
İstanbul’un seçkin insanlarının hayatlarını edebi süslü, sanatlı , ender bilenen Arapça ve Farsça sözcüklerle dolu bir üslupla anlatan Halit Ziya bu romanında da nadir görülen isimleri kahramanlarına isim olarak seçmeye devam etmiştir. Tüm bu hususlar Servet-i Fünun romancılarını ortak nitelikleridir.
 
ŞAHIS KADROSU:
 
Ömer Behiç: Kültürlü, iyi eğitimli, kendine gelen hastaların hayatlarından ibretler çıkaran, Osmanlı Beyefendisidir.  İyi bir aile reisi olmak istemiş ama iradesi dışında yasak bir aşkın kurbanı olmuştur.
Vedide: Ailesine çok düşkün, ideal bir ev hanımı çocuklarına düşkün eşine saygılı, kültürlü, dürüst,  yumuşak huylu bir annedir. Fakat eşinin yaşadığı yasak aşk ve kızının ölümü ile dünyası yıkılmıştır.
Bekir Servet: Hayattan zevk almaya çabalayan günü güne eğlence ve zevk peşinde koşan kadınlara da çok değer vermeyen çapkın bir İstanbul efendisidir.
Neyyir: Minyon tipli olmasına rağmen erkeklerin gönlünü elde etmeyi bilen,  oldukça güzel fakat  kendi toplumuna aykırı bir hayatı olan  gayri meşru ilişkilerden haz duyan ve Ömer Behiç’in saadetini bozan biraz ıuçuk kaçık bir kadındır.
Nebile: Kardeşine göre biraz daha şişman olan ve kardeşi kadar etkileyici olmayan, yaşantısı kardeşi gibi olan bir genç kızdır.
 
 
ROMANIN ÖZETİ
Ömer Behiç tıp öğrenimini görmek için gittiği Avrupa’dan doktor olarak dönmüş ve Vedide Hanım ile evlenerek mutlu bir yuva kurmuştur.  Ömer Behiç ve Vedide’nin çocukları da dünyaya gelmiş, Andelip Bacı adlı kadın da yıllardır Vedide’ye dadılık yapmaktadır.
Ömer Behiç yıllardır para biriktirmiş en sonunda hayalindeki evi de bularak bu eve taşınmışlardı. Yatılı okul günlerinden beri böylesine güzel bir evde yaşamanın hayalini kuruyordu ve bu hayalinin de yerine geldiği  sıcak bir yuvaya kavuştuğu için çok mutluydu..
Ömer Behiç’in ailesi onun siyasal okuyup devlet dairesinde çalışmasını istemiş ama ailesinden gizli tıbbiye sınavlarına girmiş ve tıbbiyeyi kazandığını da ailesine bir sene sonra haber vermişti. .Okulda çok başarılı olmuş ama çocukluk yıllarından kalan ezikliği ve kendi haleti ruhiye si nedeni ile hemen herkese kaynaşıveren sosyal bir adam olmayı başarmamıştı. Kısaca Ömer Behiç içine kapanık, biraz hassas, , girgin ve cana yakın olmayan içine kapanık bir adamdı.
Okul yıllarında okuldakiler onu inek diye çağırmışlar, 'Piç Beki denilen oda arkadaşı onu zaman zaman bazı eğlencelere götürmüşse de okul yıllarında bile eğlenmeyi ve zevk almayı öğrenememiştir. Tıbbıye’nin son senesinde babasını kaybetmiş, okul bittikten sonra Fransa'da master yapmaya gitmiş, Fransa’da iken de annesini kaybetmiştir.  İç hastalıklarında uzman olan Ömer Behiç ,çok zor şartlarda okuduğu i ve çok acı çektiği için diğer insanların çektiği acıları anlayan içli ve iyi yürekli biridir.
Bu nedenle Fransa'daki eğitimini çok büyük maddi zorluklar ile tamamlayıp yurda döndüğünde Halasının sayesinde Vedide ile evlenmiştir. Ömer Behiç Vedide'yi ilk gördüğü anda âşık olmuş,  karakterine de hayran olmuştur.
Vedide, ailesi zengin olduğu hale eğlence hayatına dalmamış, öylesi yerlere gitmekten hoşlanmamış, kendini çok iyi yetiştirmiş, yumuşak, huylu güzel, namuslu ve terbiyeli bir kızdır. Böylece Ömer Behiç ile Vedide evlenip güzel bir yuva kurarlar.  
Ömer Behiç yeni aldığı evin, bir odasını muayenehane olarak kullanmaya başlar. Evindeki muayenehanede zengin hastalarını tedavi ettiği gibi fakir hastaları da ücretsiz tedavi etmekte birçok yoksuldan hayır duası almaktadır. Ömer Behiç ile Vedide’nin Selma ve Leyla adlı iki de kızı vardır. Andelip Bacı ise bu kızların dadısıdır.
Ömer Behiç, yanına Suzidil adlı bir yardımcı da almıştır. Kocasından pek memnun olamayan Suzidil eşinden ayrılmak istemiş ama Andelip Bacı’nın araya girmesi ile Suzidil kocasına geri döner. Eşinden ve hayatından oldukça bahtiyar olan Vedide , Suzidil’in yaşadıklarını idrak ederek etraflarındaki bu tip kötü olayların kendilerinin de başına gelmemesi için dua etmektedir.
Çevrelerinde birçok, türlü acılar ve elemler çeken hastalar görüyorlardı. Etraflarında” kırık hayatlar, çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen, kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar “görmüşlerdi. .Onlar bu kırık hayatlara bakarak, “bahtiyarlıklarının en tatlı saatlerini pek hoş bir kevser içercesine yudum yudum,süze süze kendilerinden geçmiş bir mahmurluk içinde “ hallerine şükrediyorlardı.
 Ömer Behiç mutlu bir evliliğinin mutlu ailesinin etrafında birçok “ Kırık Hayat” vardır. Ömer Behiç ve Vedie,  Şekure Hanım ve Refet Bey, Kamer Hanım, Tayyar Efendi, İşveriz gibi insanların aile dramlarını görmüş ve dramlarına şahit olmuşlardır.  Bu ailelerin birçoğu yasak aşklar nedeni ile dağılmış, paramparça olmuşlardır.
Ömer Behiç bir gün eski okul arkadaşı Piç Bekir’e rastlamıştır. Piç Bekir’in adı artık Doktor Bekir Servet’tir. Doktor Bekir Servet, İstanbul sosyetesinin çapkınlarından birisi olarak nam salmış,  kendisi de bundan gurur duyan bir kişi olmuştur. Ömer Behiç o günden sonra eski arkadaşı ile sık sık görüşmeye başlar.  
Doktor Bekir Servet, ona hovardalıklarını anlatmakta Ömer Behiç ise ona acımaktadır. Bekir Servet İstanbul'da zengin bir ailenin uçarı kızı olan Nebile ile aşk yaşamaktadır. Bekir Servet, bir gün Ömer Behiç'i bir hastasının yanına götürür. Ömer Behiç bu hastanın hastalığı için ondan fikir almak istemiştir. Bu hasta ise Ömer Behiç’in aşk yaşadığı Nebile'nin evidir. Ömer Behiç Nebile’yi muayene ederken Nebile’nin rahat hareketleri karşısında oldukça şaşırmıştır.  Üstelik Bekir Servet ile Nebile, Ömer Behiç’ten çekinmeden aşk oyunları yaparak onu daha da şaşırtmıştır.
Onu harap eden toplum hayatı idi. Ne zaman sanatının boş zamanları onu toplum hayatının içine sürüklese, öz benliğinde öteki Ömer Behiç ‘in bütün aşk ve sevdasıyla, kimliğin her gözeneğinde ateşten bir kadın gereksinmesi yanan yaratığın belirip gelişmesini sezinlerdi. “
Nebile ile işleri bittikten sonra tam çıkacakları sırada Nebile’nin kardeşi Neyyir ortaya çıkmış Ömer Behiç bu kızı görür görmez kendinden geçivermiştir. .Ömer Behiç, eve geldiğinde dahi Neyyir’i düşünmekten kendini alıkoyamaz.
Zaten çok geçmeden de Neyyir hasta olduğu bahanesi ile Ömer Behiç'i evine çağırmıştır. Muayene esnasında ikisi çok yakınlaşır.  Neyyir'in çıplak vücuduna dokunan Ömer Behiç,  kadına resmen vurulur.  Neyyir, ona bir adres vererek Ömer Behiç’i o eve çağırır orada buluşurlarsa her şeyin çok farklı olacağını da ima eder. Böylece Ömer Behiç ile Neyyir arasında yasak bir aşk başlamıştır. Ahlaki özellikleriyle ön plana çıkan Ömer Behiç bile etrafında görüp acıyıp ayıpladığı Kırık Hayatların içine kendisi de düşmüş olur.
 Bu sırada Bekir Servet,  Nebile’den başkası ile de çıkmaya başlar.  Müzzan isimli dul bir kadın Bekir Servet-i elde etmeyi başararak Bekir ile evlenmiştir. Bekir Servet eski hayatına sünger çekip uslu puıslu bir adam olmuştur. Fakat Ömer Behiç’in  Neyyir ile yasak aşkı halen devam etmekte Ömer Behiç bu  yasak aşkı arkadaşı Bekir’e bile hiç bahsetmemektedir.  
Ömer Behiç'in iki kızından birisinin eski hastalığı nüksetmiştir.  vardır. Küçük kız günden güne erirken Vedide ‘de kocasının yasak aşkından hayli şüphelenmektedir. Çocuk günden güne erimekte Ömer Behiç de dâhil diğer doktorlar küçük kızının hastalığına bir çare bulamamaktadır.
Neyyir, zengin biri ile evlenme hazırlıklarına başlamış olduğu halde Ömer Behiç ile buluşmaya ve yasak aşkını sürdürmeye devam etmektedir. Fakat Ömer Behiç hem kızının hem de sevgilisinin durumları yüzünden harap olmaya başlar. Üstelik Neyyir’in yüzünden hem hasta kızını hem de ailesini hep ihmal etmektedir. Vedide bu yasak ilişkiden haberdar olmuştur, artık aynı evde iki yabancı gibi bir hale düşmüşlerdir.
Küçük kızları da vefat ettikten sonra Vedide, bunalıma sürüklenmiş, odasına kapanıp, günlerini, namaz kılıp, kur'an okuma ile geçirmeye başlamıştır. Neyyir de evlenmiş ma Ömer Behiç ile olan yasak aşkını hâlâ sürdürmek istemektedir.  Fakat Ömer Behiç onun her teklifini geri çevirmeyiş başarmıştır.  Neyyir, ona bir mesaj gönderip onunla son bir defa görüşmek istediğini yazmıştır. Ömer Behiç bunu kabul etmiş ama onu görünce yasak aşkının yeniden alevleneceğinden korkmaktadır.  
Neyyir'in yalısına doğru giderken ani bir karar verip kızının mezarına gider. Yaptığı her şeye pişman olmuş ve kızının mezarın başında saatlerce ağlamıştır. Evine dönüp Vedide'nin odasına dalar. Vedide her zamanki gibi seccadesinin üstünde namazını kılmaktadır.  Ömer Behiç başını karışının dizlerine koyup ağlamaya başlamıştır. İlk önce öylece kalan Vedide, daha sonra ağlamaya başlar. Vedide’nin sıcak gözyaşları Ömer Behiç'in yüzüne düşmektedir.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...