Köygöçüren Romanı ve Fakir Baykurt Hakkında Düşünceler Konusu ve Özeti


Esa
16.6.2020



Köygöçüren Romanı ve Fakir Baykurt Hakkında Düşünceler

 Burdur doğumlu bir yazar olan Fakir Baykurt, Türk Edebiyatında sosyal gerçekçi veya köy romancılığı denilen romancılar arasındadır. Kendisi de Burdur’un kırsal kesimlerinde yetiştiği ve köy öğretmenliği de yaptığı için köye ve köylü sınıfına yabancı bir yazar değildir. Edebiyatımızda en çok köy romanı yazan yazarlardan biridir. Fakir Baykurt, Köygöçüren adlı romanını hapishanede kurgulamış, romanın ilk baskısı da 1973 yılında yapılmıştır.

Köygöçüren adlı roman adını köygöçüren de denilen deve dikeni bitkisinden almıştır. Romandaki vakalar 1950 li yıllarda Menderes iktidarı yılları ile Marsall Yardımları olguları ekseninden hareket ederek  1950'li yıllardaki Konya’ya bağlı Kantarma Köyü odaklı yazılmıştır.  Romanın fikri zemini Menderes İktidarı yıllarındaki köy ve köylü sorunları ile Marsall yardımları bağlamında düzen karşıtlığıdır.

Romanın kurgusu, devletin köye ve köylüye ulaşamadığı, köylü için yapılmak istenilenlere zenginlerin el koyduğu, köylüye destek için var olan devlet görevlilerinin de köylüden ziyade çıkarlarına veya zenginlere hizmet etmek zorunda kaldığı mesajı verilmektedir.  Romanın düşünce ekseni köylüye gitmesi hedeflenen kaynakların varsıllar ve siyasi gücü olan kimselerin eline geçtiği şeklindedir.

Nitekim, bu konu köylüye kredi vermesi için açılan Ziraat Bankası kredilerinin köylüye değil varlıklı iş adamlarına müteahhide, doktora, dernekçiye, siyasilere ve iktidara yakın olan işgüzarların eline geçmesi ile belirlenir. 

O yıllarda Türkiye’de belirli bir işçi sınıfı olmadığı için proleterlerin sorunlarını işleyemeyen sosyal gerçekçiler sosyalizme bağlı düşünme biçimlerini ezilen köylü ve köy sorunları üzerinden aktarmak yoluna gitmişlerdi. Sosyalist düşünceler içinde bir yazar olan Fakir Baykurt , bu romanında bu konuyu bu tip düşüncelerini aktaracağı bir zemin olarak seçmiş, konu üzerinden düzen ve sistem karşıtlığını ele almıştır.  Köygöçüren romanına bu bağlamda baktığımızda ele alınan konuların okuyucularını düzenin bozuk olduğu yolunda bir çıkarıma götürdüğü görülür

Romanın diğer bir içerik yönü de köylünün cehaleti ve körü körüne batıl itikatlara ve dine inandığı düşüncesidir. Hâkim güçlerin bu cehaleti kullanarak köylüyü ezdiği, köylünün dini inançlarını ve cehaletini kullanarak köylüleri uyuttuğu fikri de öne çıkar. Menderes iktidarı diğer bir yandan tarımda makineleşmeye yönelmiş ama cahil köylüler bundan istifade edememiş, köylülerin aç susuz susuz kalarak kente yöneldikleri düşüncesi de romanda yer bulmuştur.  

Marsall yardımlarının köylüden ziyade zenginlere ve siyasi bağlantıları olan zengin kimselere ulaştığı tespiti de romanın diğer bir yönünü oluşturur.

Romandaki vaka düzeni işte bu zemin üzerine kurgulanmıştır.

 

Romanın Konusu  ve Özeti

Menderes iktidarı yıllarında Konya’nın Kantarma köyü susuzluktan kavrulmaktadır.  Köylüler sefalet içindedir ve köy çok yoksul kalmıştır. Büyük Başkan ise siyah arabası ile köyleri gezmekte köylülerin sorunlarını dinlemekte onlara yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Fakat başkan daha ziyade kendi işine bakmakta, akşamları bezik oynamaktan hoşlanmakta, köylülerin sorunlarına çok da aldırmamaktadır. Başkan, köylerin durumunun pek parlak olmadığını, Amerika'nın verdiği traktörlerin köylüleri yoksulluktan kurtarmaya yetmediğini,  bilmektedir ama bunu da çok dert etmemektedir.

Büyük Başkan, Konya’yı ziyarete gelmiş, Vali de başkana yemek vermek hazırlığındadır. Hıdır ile Musa  Vali'nin Başkan'ın şerefine bir parti vereceğini duymuşlar ve Büyük Başkan ile konuşup  köyün dertlerini anlatmak için cesarete gelmişlerdir.  Hıdır ile Musa kenarda köşede gezinip yemek şölenini hayretle izlerlerken Büyük Başkan onları görmüş ve yanına çağırmıştır.

Kantarma köyünün muhtarı Musa ile Hıdır, cesaretlerini toplayıp, Büyük Başkan’ın yanına giderek dertlerini anlatırlar. Başkan onları dinlemiş en sonunda sofrasına da buyur etmiştir. Hıdır ile Musa, aç değiliz deseler de sofraya oturarak hayatlarında ilk defa pirzolalar, köfteler, kebaplar yiyerek içkiler de içerler.  “Köyde kim görmüş bunları… o kadeh senin bu kadeh benim götürürler.”

Köylülerin Büyük Başkan’dan istediği tek şey Kantarma köyüne su gelmesidir. Büyük Başkan Siyah Chervolet’i ile Kantarma’yı ziyarete gelir.  Lakin Büyük Başkan ineklerin başına incik boncuk takılmasından rahatsız olan biridir. Köylüleri bu tip safsatalardan korumak istemektedir.  Büyük Başkan Kantarma köyüne gideceğini söyleyince Vali ve komutanları bir telaş almıştır. Bu yüzden Jandarmalar erkenden köye gelmiş,  ineklerin boncukları sökülecek diye duyuru yapmıştır.

Büyük Başkan siyah arabası ile köye gelir. Başkan köylülerin kıyafetlerinden iğrenmiş,  yarısı ağıl, yarısı ahır olan köydeki pisliğe bakarak köylüleri ile el sıkışmaktan bile tiksinmiştir. "Bunlar acab bizim mi, yoksa başka bir ülkenin köylüleri mi? Yani Afganistan'ın filan mı? Nedir, nedendir bu kadar sefillik? Çökmüş avurtları, belleri! Bak bak dişleri de piyore olmuş çoğunun!.."

 Başkan’ın köyleri gezdiği haberi radyolardan da duyurulur. Büyük başkan köylüye ne istediklerini sorar. Köylünün bir kısmı din elden gitmesin diye köye Kuran Kursu açılsın derken diğer kısmı ise köye su gelsin derdindedir.

 

Başkan köylülerin verdiği ayranı içerek köylülerin her iki dileğini de yerine getirmeye karar verir.

 

Köye hemen bir Kuran kursu açılır ve bir de hoca gönderilir. Lakin köye su getirme çabası hiç de kolay olmamaktadır. Yazışmalar, başvuralar, gidenler, gelenler derken işler aylarca gecikir.  Köylülerin yarsı ise sondaj vurulur ise yeraltındaki cinlerin bundan hoşlanmayacağı düşüncesindedir.  Bunun için köyden bazıları sondaj yapılmasına karşıdır. İneklerin başına da boncuklar bu yüzden asılmaktadır. Çünkü inançlarına göre boncuklar cinleri kovalamakta ineklere nazar değmesini de engellemektedir.

Gelen giden mühendislerden sonra en sonunda köye makinler de girer. Nihayet sondaj yapılır ve sondajdan su fışkırır.  Ne var ki, çıkan su arseniklidir.  Bu su Kantarma köylüsüne hayat vereceği yerde, başlarına bela olur.  Köylüler, durumu Vali’ye iletirler.  Vali’den suyun önüne kanal açmak için greyder istenir. Vali, siz kazma kürek ile kanalı açmaya başlayın ben de müsait olunca greyderi gönderirim demiştir. Sondaj yapılırsa yer altı cinlerinin bela çıkaracağını iddia eden köylüler haklı çıkmıştır.  Köylüler greyder gelmeden bir kanal açmaya teşebbüs eder.

Lakin bu iş kazma ve kürek ile olacak bir şey değildir. Greyder gelmemiş, sular araziye dalmıştır. Köylüler sorunu çözmek için şehir kulübüne giderek Doktor Zihni’den yardım isterler. Şehir kulübündekiler köylüler için gönderilen kredileri kendiler almakta kendiişlerine bakmaktadır. Çıkan bu acı su köyün her tarafında acaip bir ot çıkartır. Köylüler bunu da hükümete şikâyet eder. Greyder göndermeyen devlet köye acilen profesörleri gönderip bu otları inceletir. Çünkü bu otlar çok büyük bir hızla yayılmakta tarlalar bu otlarla dolmaktadır.

Greyder için aylarca bekleten hükümet köydeki garip ot için hemen Profesör yollar. “ Sizi aydınlatalım dedik kıymetli vatandaşlar. Bu otun adı Cirsium Arvense. Latincesi bu efendim biz Latince söylemek zorundayız bilim yapıyoruz burada! Öze gelelim bu çok arsız bir ot efendim hayatınızda gördüğünüz en arsız ot bu daha arsızını ne ben gördüm ne de siz görebilirsiniz. Efendime söyleyeyim bu ot nereleri sever bilir misiniz? Basit aletlerle, örneğin capayla, örneğin sabanla, yani sizin kullandığınız karasabanla, öküzle falan, öküz olmadığı zaman inekle, eşekle hatta bazan da affedersiniz karınızı koşarak, kendinizi koşarak sürdüğünüz yani geri usullerle çiftçilik yapılan yerden hoşlanır. Türkçesini diyeyim de anlayın başınıza geleni bunun yerel adı Köygöçüren'dir efendim yani bundan sonra işiniz zor, eğer güçlü motorlarınız varsa pahalı ilaçlarınız varsa belki kurtarabilirsiniz kendinizi”

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış