Mahur Beste Hakkında Konu Özet Analiz Ahmet Hamdi Tanpınar

Ekleyen : ESA , 16 Haziran 2019 Pazar aaa Beğen
 
 
MAHUR BESTE
 
Yazıda  “Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar ”  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “ Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar”    hakkında bilgiler “Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar”  romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “ Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar”  adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZARI YAZIMI BASIMI KONUSU İÇERİĞİ ÖZELLİĞİ TÜRÜ HAKKINDA
 
Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ilk basımı 1975 yılında gerçekleşmiş olan sosyal ve siyasi bir romanıdır. Yazar bu romanında Abdülhamit dönemi Osmanlı Türkiye’sinin sosyal ve siyasi durumu ile ilmiye sınıfının çöküşünü, yıkılma sürecine giren Osmanlının çöküş öyküsünü kişilerin hayatları üzerinde örnekleyerek anlatmıştır.
 
Roman, şark kültürünün çöküşü, Garp kültürüne de erişememenin sancısını ilmiye sınıfına mensup ailelerin çöküşleri ve çözülüşleri üzerinden aktarmaktadır.  Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir , Sahnenin Dışındakiler adlı romanları ile dikkati çeken Tanpınar bu eserini de sanatkârene bir üslup ile yazmış, dünyaya bir ressam gözü ile bakan Tanpınar, bu romanı ile de son devir Türk edebiyatının ’Halit Ziya’dan sonraki en önemli üslupçusu olduğunu göstermiştir.
 
Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste", acı bir aşk hikâyesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır[1]. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul etmiş,  Mahur Beste'de medeniyet meselesi konusunu ele almaya çalışmıştır.
 
Mahur Beste, Abdülhamit döneminde geçen bir hikâyeye dayanır. Yazar bu romanında hikâyedeki kahramanların düşüncelerini yansıtıcı bir bilinç olarak kullanıp devrin anatomisini çizmeye çalışmış, şark kültürünün ölümünün gerçekleştiği düşüncesinden hareketle Garp’a yetişmenin zaruretini ortaya koyarken, aydınların bize özgü bir aydınlanma modeli gerçekleştirmesi tezini öne sürmüştür.
 
Mahur Beste adlı eserinde Abdülhamit zamanındaki sorunları irdeleyen ve devletin çöküşe geçtiği yıllardaki ilmiye sınıfının çözülüşünü ortaya koyan yazar dönemin sorunlarına çözüm arayışına girmiş ve eserinde sağlam bir üslupçu olarak akıcı bir dil kullanmıştır. Yazarın bu romanı da diğer eserleri gibi yarım kalmış ve bitmemiş  bir konu ve hikaye olarak kalmaktadır.
 
KONUSU
 
Abdülhamit dönemindeki ilmiye sınıfının hayatlarını ve dramlarını anlatan roman, ilmiye sınıfına mensup ailelerin çöküşü, evlatların babalarının yolundan gidemeyişleri ve kendilerine yön verememeleri üzerinden Osmanlı’nın ve şarkın çöküşünü dile getirmektedir. İlmiye sınıfının itibarını yitirişi , İsmail Molla gibi alimlerin  hem kendi dönüşümlerini sağlayamamaları hem de kendi evlatlarını  bu yönde eğitememeleri üzerinden devrin sorunları dile getirilmektedir.
 
ŞAHIS KADROSU:
 
İsmail Molla: Sağlam bir ahlaka ve karaktere sahip örnek bir kadı olmasına rağmen oğlu Behçet’i istediği gibi eğitememiş, gelini Atiye’nin de intihara benzeyen ölümüne engel olamamıştır.  
Ata Molla: ilmiye sınıfının çöküşünü kendi çöküşü ile örnekleyen bir karakterdir. Geçmişe özlem duyan, ilmiye sınıfınıın itibarını ve konumunu düşüren yeni tip bürokrasi ile savaşmak yerine kendini satranca vererek kaçmayı tercih eden bir alimdir.  
Sabri Hoca: İmparatorluğun çöküşünü gören yaşadığı dönemi “medeniyet iflası” olarak değerlendiren, şarkın çöktüğünü, garba yetişmenin zor olduğunu düşünen bir aydındır. Çözümü, aydınların uyanışında özgün ve milli bir model geliştirmekte bulmaktadır.
Behçet Bey: Romanın kahramanı, uyuşuk, sünepe, idealleri olmayan, vaktini boş ve önemsiz işlerle harcayan İsmail Molla’nın oğludur. Romanda çökmekte olan şark kültürünü temsil etmektedir.
Atiye Hanım: Padişah emri ile Behçet ile evlenen,  iyi eğitimli , iyi kalpli, vefakar, cefakar,  güzel ve mutsuz bir kadındır
 
ÖZET
 
Behçet Bey,  saatler, kitaplar ve musiki aletleri ile dolu yatağında uyanmış ertesi gün kendisiyle yaşamaya başlayacak olan  ablasının torunu Cavide’yi kendi yanına çağırmış, ertesi gün gelecek olan Cavide’yi beklerken odasındaki eşyalara ölen babası ve karısı, tamir etme bahanesiyle aldığı saatlerle ilgili düşüncelere dalmıştır.
 
Ablasının torunu olan Cavide ile yaşayacak olmasından dolayı biraz tedirginlik duymakta, Cavide’nin evinin düzenini değiştirmeye kalkacağından endişe etmektedir.  Bir yandan da başından çok acı olaylar geçmiş olan Cavide’ye acımaktadır.
Behçet Bey, Sultan Abdülhamid’in padişahlığı zamanında devrin en önemli zenginlerinden ve devrin hatırı en çok sayılan İsmail Molla Bey'in oğludur. İsmail Molla, girişken sosyal bir adam iken oğlu Behçet Bey ise içine kapanık, dışarı ile ilgisi olmayan bir adamdır. İsmail Molla i medreseyi bitirmiş, ilmiye sınıfına mensup, âlim bir kişidir.
 
Behçet Bey’in babası olan  İsmail Molla herkesin hayranlık duyduğu, musikiden de hoşlanan iradesine ve nefsine hâkim, zaaflarına kapılmayan bir insandır.  Fakat oğlu Behçet Bey’i kendisi gibi yetiştirememiş, oğlu Behçet Bey onun aksine zayıf karakterli, güçsüz, iradesiz, silik yaratılışta bir adam olup çıkmıştır. Bu nedenle İsmai Molla, oğlundan ümidini kesmiş onu kendi haline bırakmıştır.
 
Üstelik Behçet Bey, yatağına kitapları ve daha başka nesneleri de yatağına doldurup uyuyan tuhaf huylara sahip bir adamdır.  Behçet Bey’in en çok ilgilendiği şeyler kitapları, musiki ve saatleridir. Eski, ama değerli eşyaları seven ve onları süslemek ve tamir etmekle uğraşan Behçet Bey’in bu tip eşyalara olan düşkünlüğü, sanatı sevmesi veya koleksiyoncu olmasından değil sadece kendisini oyalaması uğraşacak bir iş bulabilmesi nedeni ilkedir. Bu nedenle saat tamiriyle ve kitap ciltleme işleriyle uğraşıp kendini meşgul edebilmekte gördüğü rüyalar, ciltlediği kitaplar ve hangi zamanı gösterdiği bilinmeyen saatlere dalarak günleri geçirmektedir.
 
Kendi hayatına dahi yön vermekten aciz bir adam olan Behçet Bey, konaklardaki eğlencelerden, sohbetlerden vb uzak durmakta topluma girmekten kaçınmakta, tüm vaktini kitap ciltlemek, eski saatleri tamir etmek gibi isler ile harcamaktadır. Toplumdan uzak durmayı seçen Behçet Bey,  içini eşyalar, saatler ve kitaplarla doldurduğu odasının içinde yatıp kalmakta ve hayatını burada geçirmektedir.
Oldukça ser mizaçlı, kendinden emin ve otoriter bir adam olan İsmail Molla, oğlu Behçet Bey’in pısırık ve zavallı bir mizaca sahip olma nedenlerini annesinden ve dadısından aldığı yanlış terbiye yüzünden olduğunu düşünmüştür. Bu nedenle Behçet Bey’i hem kendi haline bıraktığı gibi, hem de kendisine ters bir mizaçta olmasından dolayı da pek sevememiştir. Hatta ondan bir şey beklemekten vaz geçerek onu kendi haline bırakmış oğlu ile de ilgilenmekten bile vaz geçmiştir.
 
Babası İsmail Molla, Mekke’ye kadı olarak gönderilince Behçet Bey 19 yaşında iken yatılı okula gitmeye başlamıştır. Babası kitap okumayı severken kendisi kitapları ciltlemeyi sevdiği için babası ile ters düşmüş, İsmail Molla Bey, karısının ölümünden sonra İstanbul’a dönmüştür. İsmail Molla Bey,  İstanbul’a döndüğünde oğlu Behçet Bey’in padişah emriyle Atiye Hanımefendi’yle evlendirileceğini öğrenince büyük bir şaşkınlık yaşamıştır.
 
Ata Molla , İstanbul’un diğer saygın alimlerinden biridir.  Ata Molla kızının padişah emri ile  Behçet Bey ile evlendirilmesinden hiç hoşnut olmamış bu zoraki evlilikte İsmail Molla’nın da parmağı olduğunu düşündüğünden, hem damadı Behçet bey den hem de İsmail Mıolla’dan iyice soğumuştur. Diğer kızlarını satranç bilen adamlarla evlendiren Ata Molla,   satranç bile bilmeyen kısa boylu ve çirkin bir adam olan Behçet Bey ‘den hiç hoşlanmamaktadır. Bu nedenle çok sevdiği kızını bile görmekten uzak durmaya başlamıştır.  Bu durumu kabullenemeyen Ata Molla kendisini satranç oyunlarına vermiş daha sonra da hayatını kaybetmiştir.
 
İsmail Molla uzun boylu ve güzel bir kız olan gelini Atiye’yi çok sevmiştir. Atiye ise Behçet ile evlendiği için gençlik hayallerinden bile vaz geçmiş, Behçet Bey’den iki çocuğu olmuş ama iki çocuğu da ölünce Behçet Bey’e birazcık da olsa bağlanmaya başlamıştır.
 
Çok sevdiği gelini Atiye’nin halini çok iyi anlayan İsmail Molla Bey, gelinini bir kızı gibi sevmiş onun mutlu olabilmesi için elinden geleni yapmıştır. Gelini Atiye ‘de kendisi gibi musikiye düşkündür. İsmail Molla, dahi Atiye Hanımı kendi oğluna yakıştıramamakta gelininde pek çok meziyet bulmaktadır. Atiye’nin ablası onu Behçet Bey’den boşandırmaya çalışmış ama Atiye, hem kayınpederini hem de kendisine çok bağlı olan Behçet Bey’e acıdığı için buna razı olmamıştır.
 
İsmail Molla Bey bir gün Atiye’ye Mahur Beste’nin hikâyesini anlatır. Mahur Beste, Atiye’nin küçük eniştesi Lütfullah Bey’in babası Talat Bey’in eseridir. Talat Bey, karısı Fatma Hanım’ın kendisini bırakmasından sonra bu eseri yazmıştır.
 
Atiye, kocası Behçet Bey’in mizacını değiştirmeye onun aktif ve saygın birisi olması için uğraşmaya başlar.  Behçet Bey’in politikaya atılmasını ister. Evlerine sık sık gidip gelen Sabri Hoca ‘nın çabaları ile Behçet Bey, İttihat ve Terakki’ye katılır.  Sabri Bey, yaptığı konuşmalarda Abdülhamit’i eleştirmekte devrin sorunlarını dile getirmekte ve çözüm aramaktadır. .  Ama bu çözüm Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ne de Kanun-i Esasi’nin yayınlanması ile de olamayacaktır.
Tek çözüm memleketteki aydınların milli, içten ve özgün bir değişim yolu bulmaları ile mümkün olabilecektir.  Şark kültürü artık ölmüş, garp kültürüne ise ulaşmak çok zor gözükmektedir.  
 
Atiye’nin ablası Ruhsar’ın kocası Halit, babasının servetiyle yaşayan, bir adamdır. Halit Bey, bu servetini koruyabilmek için sürekli mahkemeler ve davalar ile uğraşmaktadır. Halit Bey’in babası, Nuri Bey’ in nasıl zengin olduğu izah edildikten sonra Nerkis Ayşe isimli bir kadının işlettiği hamamda çıkan yangın sonrasında düzenli bir hayata dönüşü de anlatılır.
Behçet Bey ile on yıl evli kalan Atiye Hanım da ölmüştür. Behçet Bey, karısının ölüm nedenini; kendisine sürekli öfke duyması ve artık ölmeyi tercih etmesi sebebine bağlamaktadır.
Romanın sonunda Behçet Bey, yazardan gelen bir mektubu bulup okur.   Bu mektupta yazar, hikâyenin neden tamamlanmadığını açıklamaktadır.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...