MİSTİK BİR YOLCULUĞUN ROMANI: BAB-I ESRAR

Günün Yazısı
Ekleyen : Sevim Kınalı , 26 Nisan 2018 Perşembe aaa Beğen 7
BAB-I ESRAR, AHMET ÜMİT
ROMAN
DOĞAN KİTAP, 1.BASKI 2008
 
“Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi.”
( 33.sayfa)
 
                                    MİSTİK BİR YOLCULUĞUN ROMANI: BAB-I ESRAR
           İlk sayfalarından itibaren temponun hiç düşmediği, okuru mistik bir maceranın peşinden sürükleyen bir roman olan Bab-ı Esrar, Miss Karen’in Konya’ya ayak basmasıyla başlıyor: “Türk bir baba ve İngiliz bir annenin kızı olan Karen Kimya Grenwood, çalıştığı sigorta şirketinin sahibi Simon tarafından Konya’da müşterilerinden birine ait olan Yakut Oteli’nin yangınını soruşturması için  Türkiye’ye gönderiliyor. Simon, Türkleri iyi tanımasıını ve Türkçeyi iyi derecede bilmesini öne sürerek bu görevi ona veriyor.” Karen, bu yangının bir sabotaj mı kaza mı olduğunu araştıracak.
          Miss Karen küçükken babasıyla Konya’da bulunmuştur ve babasıyla yaşadıklarını zaman zaman hatırlamaktadır. Karen, iki aylık hamiledir aynı zamanda. Sevgilisi Nigel, çocuğun onların özgürlüklerini kısıtlayacağını düşündüğü için bu hamileliğe hiç sıcak bakmıyor ve Londra’ya döndüğünde bebeği aldırmasını istiyor. Karen, bir yandan hamileliğinden dolayı sevgilisiyle böyle bir gerginlik yaşamakta bir yandan otel yangının nedenlerini titizlikle araştırmakta bir yandan da babası Poyraz’ın onları neden terk edip gittiğini düşünmektedir. Babası ile Pakistanlı Şah Nesim arasındaki dostluğu merak ediyor ve bu dostluktan dolayı babasının, onları terk etmesine anlam vermekte zorlanıyordur. Otel yangının çıkış nedenini, babasının, annesiyle onu böyle bir dostluk için terk etme nedenini çözmeye çalışırken Mevlana ile Şems arasındaki yakınlığı da anlamaya çalışmaktadır. Karen, mistik bir yolculuğun ve gerilim dolu bir soruşturmanın içinde bulmuştur kendini. Ahmet Ümit’in okurunu olayların içine çekmedeki başarısı ve merak uyandıran kurgusuyla siz de bu arayışın ve soruşturmanın bir parçası oluyorsunuz adeta. Zaman zaman polisiye tadında, zaman zaman tasavvufi bir eksende ilerleyen olaylar, size farklı bir okuma deneyimi yaşatıyor. Hayaller, gerçekler, çoğu zaman uzun soluklu diyaloglar- Karen’ın annesi Susan’la ve sevgilisi Nigel ile yaptığı çoğu zaman uzun telefon görüşmeleri, Karen’ın İzzet Efendi ve Mennan ile yaptığı mistik sohbetler- hiç sıkmadan ilerliyor.
        Romanda kişi kadrosu her ne kadar çok olsa da( Cavit, Hasibe, Serhad, Ziya Bey …) olaylar daha çok Karen’ın duygu, düşünce ve hayalleri etrafında, ayrıca Mevlana ile Şems arasındaki dostluğun anlamını ortaya koyan etkileyici anlatımlarla gelişiyor. Mennan Fidan, Konya’daki acentenin sahibidir. Mennan, gerek soruşturmanın yürütülmesi sürecinde gerek Karen’ın Mevlana ile Şems arasındaki bağlılığı anlamasında ona yardımcı olmaya çalışır. Her ne kadar Karen, bu dostluğu uzun bir süre anlamakta zorlansa da karşılaştığı gizemli olaylar, onun hem babasının onları terk etme nedenini anlamasına hem de tasavvuf düşüncesine daha farklı bakmasına ortam hazırlar. Karen, zihnini meşgul eden birçok sorunun cevabını, yaşadığı olayları birleştirerek vermeye başlar. Bu mistik yolculukta, soru cevaplarla, kendisine anlatılanlarla zihni aydınlanmış ve huzura kavuşmuştur. Karen, tasavvufun anlamını, Mevlana ile Şems; babası ile Şah Nesim arasındaki mistik bağlılığı sabırla anlamaya çalışır. Sabırdır o gizemi ve o bağlılığın anlamını kavramasını, hissetmesini sağlayan. Romandaki şu satırlar  bu mistik yolculuğun özetidir adeta: “ Bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır.”( 129.sayfa)
          Karen, yaşadığı her olayla ve dinledikleriyle adım adım hakikate ulaşır. Kimi zaman Mennan’ın  kimi zaman İzzet Efendi’nin tasavvufa dair anlattıkları kimi zaman da annesi Susan’la yaptığı telefon konuşmaları, bazı sırların ardındaki hakikati anlamasına yardımcı olur. Yaşadığı gizemli olaylar da hakikatle buluşmasını sağlar. Tıpkı şu cümlelerde ifade edildiği gibi: “ Sözün anlatamadığını yaşam anlatır. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır.”( 130.sayfa)
         Hakiki ve ebedi aşkın tanımı, tasavvuf yolundaki manevi yolculuk, Mevlana ve Şems arasındaki aşkın sırrı ve daha birçok gizemin anlamını öğrenme yolunda önemli bir kilometre taşı oluyor her satır ve her diyalog. Bazen o kadar etkileyici sözlere rağmen siz de o dostluğun sırrını anlamakta zorlanabilirsiniz. Tasavvuf düşüncesinin içinde kaybolabilirsiniz. Öyle bir anlam arayışında bulursunuz ki kendinizi, mürit ve mürşit arasındaki bağlılığın sırrını çözmekte zorlanırsınız. Bazı satırlar sizi şaşırtabilir de: “Mürit ile mürşit arasındaki ilişki en büyük sevgiden daha derindir.”( 350.sayfa) Bu cümlenin yer aldığı paragraf hatta bölüm(41.bölüm) üzerinde düşünmeden edemiyorsunuz. Tasavvuf bizi doğru bir yere mi götürüyor diye soruyorsunuz kendi kendinize. Mevlana ve Şems arasındaki gizemli bağlılığı kavramakta zorlanıyorsunuz. Aslında şu satırlar da bunu doğruluyor:
        “Aradan yedi yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, insanların hâlâ onların arasındaki ilişkiyi savunmak zorunda kalmaları üzücüydü. Öte yandan, bu iki sıradışı insanın ilişkisi merak edilmeyecek gibi de değildi. Onlar buna aşk diyorlardı ama onların bu duyguya yükledikleri anlam ile bizim kavramlarımız arasında sanırım epeyce fark vardı.”
( 335.sayfa)
         “Bildiğim kadarıyla, inandıkları sır ya da mutlak hakikate ulaşmak veya kâmil insan olmak yahut senin deyiminle Tanrı olmak, öyle herkesin anlayabileceği bir şey değil. Bu bilginin de kendi içinde aşamaları, durakları, sonuçları var. Herkes hemen bu inancı kavrayamayabilir. Söylenenleri yanlış anlayabilir.”( 363.sayfa)
         Gizemli olayların peş peşe yaşanması Karen’ın bazı şeyleri daha iyi anlamasını sağlıyordu. Olayları birbirine bağlayınca sırlar da çözülüyordu ve böylece hayata olan bakışı da değişiyordu. Babasının Şah Nesim’e olan bağlılığı nedeniyle onları terk etmesine artık kızmıyor, durumu kabullenmeye çalışıyordu. Annesinin, bebeği aldırması fikrine karşı çıkmasını, tasavvufi aşkın anlamını daha farklı değerlendirmeye başlamıştı. Karen’ın içinde bulunduğu ruh halini şu satırlarda görebiliyoruz:
        “Gizem, çoğu zaman önemsizmiş gibi görünen küçük olayların bir araya gelmesiyle çözülürdü.”
( 155.sayfa)
        “Bilmemenin mutluluğu, anlamadan kabul etmenin huzuru, düşünmeden hissedebilmenin doygunluğu. Bilmek her zaman güzel değildi. Anlamak sevinç vermiyordu her zaman. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu.”
( 46. Bölüm)
          Karen’ın ailesiyle ilgili anılarını anlattığı bölüm( 200.sayfa) ve Karen’ın Şems-i Tebrizi ile karşılaşmasının, aralarında geçen konuşmaların anlatıldığı bölüm çok etkileyici.
          Eser baştan sona okuru gizemli ve sırlarla dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Ahmet Ümit’in anlatımı etkileyici ve sürükleyici. Ancak yer yer noktalamada yapılan yanlışlıklar da eserin teknik kusuru olarak dikkat çekiyor:
           “Onlar buna aşk diyorlardı, ama…”( virgülden sonra ama bağlacının kullanılması) (335.sayfa)
           “Ne tokmağı vardı, ne kilidi?” ( ne…ne bağlacının arasında virgül kullanılması ve soru işaretinin yanlış kullanılması) (336.sayfa)
            “Ne duvarın kenarındaki sedir, ne yere serili kilim, ne Vezir Karatay’ın Celaleddin’e hediye ettiği rahle, ne işlemeli sürahi.”( 337.sayfa)
            
      Bu teknik kusurlar tabii ki eserin değerini eksiltmiyor ama yine de bunlara dikkat çekmek istedim. Çünkü bu tür yanlışlar, okuyanlarda noktalama kuralları konusunda yanlış bir algı oluşmasına yol açar. Ayrıca Ahmet Ümit gibi çok okunan bir yazarımızın eserinde bu tür yanlışların olması, bu durumu daha önemli kılıyor.
       Eser, Mevlana ile Şems-i Tebrizi arasındaki gizemli dostluğu ele almış olmasından dolayı okuyanı etkileyebilecek bir içeriğe sahip. Bu dostluğun ve tasavvuf düşüncesinin, yabancı bir karakterin ( Miss Karen) yaşam hikâyesi ve kültürü ekseninde kurgulanmış olması da eseri ilgi çekici kılıyor. Elif Şafak’ın Aşk adlı romanında da benzer bir kurgu var. Aslında her iki eserin de asıl kahramanları Mevlana ve Şems olduğu için, konu özgün olmaktan çıkıyor. Eseri özgün ve etkileyici kılan yazarın akıcı anlatımı ve kurgudaki başarısıdır.
       Ahmet Ümit’in polisiye roman türünün başarılı kalemlerinden biri olması ve eserini yazarken yararlanmış olduğu kaynakların zenginliği, Bab-ı Esrar’ın okurlar üzerindeki etkisini arttırıyor. Bunun sonucunda Bab-ı Esrar’ın son satırlarına geldiğinizde o mistik yolculuğun etkisinde kalıyorsunuz. Sürükleyici bir anlatım ve etkileyici bir konu bir araya gelince okur belki de o gizemli yolculuğu arkasında bıraktığı için biraz hüzünleniyor ve bazı soruların cevaplarını alamamanın gizemiyle baş başa kalıyor. Bab-ı Esrar’a ayırdığınız zaman sizi inanın mutlu edecek ve bazı satırları dönüp yeniden okumak isteyeceksiniz.
 
        Eserden Satırlar:
 
       “Cahillik engelinden atlayamayan, bilgi yükünü taşıyamaz.”( 135.sayfa)
        “Hayat bir köprüdür denmişti, sırra erenler bu dünyada geçer onun üzerinden, sırra ermeyenler ahirette.”
( 165.sayfa)
       “Bedeninden çok, gönlünü beslemeye çalışırdı. Çünkü beden tüketir, gönül ise çoğaltır.”
                                                                                                                                                       ( 255.sayfa)
       “Gözleri dünyanın geçici renkleriyle kör olanlar ne o sır perdesini ne de arkasındaki mutlak hakikati görebilirler.”( 261.sayfa)
      “Kadın ile erkeğin aşkı cüzzidir, sınırlıdır, geçicidir, ateşi zayıftır, insan ruhunu olgunlaştıramaz, pişiremez, yakamaz.” ( 350.sayfa)  
      “…her çocuk bir umuttu ve yaşam ne kadar acımasız, insanlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar; onları kendilerinden başka kurtaracak kimse yoktu.”( 392.sayfa)
 
 
26 Nisan 2018


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Bühtan Narman
27 Nisan 2018 Cuma 02:00:05
Bu güzel inceleme için gönülden başarılar dilerim.

Sevim Kınalı
27 Nisan 2018 Cuma 07:05:48
İçten beğeni ve yorumunuz teşekkür ederim.

Niğar Karaman
27 Nisan 2018 Cuma 03:00:03
Tarlada izi olmayanın hasatta gözü olmaz mış. Yazının tamamını okumak ve kopya almak için yorum veya para istemekte haklısınız.

Sevim Kınalı
27 Nisan 2018 Cuma 07:07:57
Beğeni ve takdiriniz beni mutlu etti. Umarım yararlı olmuştur. Çok teşekkür ederim.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...