OĞUZHAN SAYGILI VE KİTAPLARLA SÖYLEŞİ ( 2)

Ekleyen : Musa Serin , 05 Şubat 2019 Salı aaa Beğen 1
OĞUZHAN SAYGILI ve KİTAPLARLA SÖYLEŞİ (2)
 
“Kitap okumak, kitabın yazarıyla sohbet etmek gibidir” derler. KİTAPLARLA SÖYLEŞİ (2)’yi okurken Oğuzhan SAYGILI ile sohbet ediyor gibi bir his uyandı bende. Oğuzhan Bey anlattı, ben dinledim. Zaman zaman da sorular sorup cevabını aldım. Oğuzhan Bey okuduğu kitaplar hakkında izahatlar yaptı, kitapların önemini vurguladı ve benim de mutlaka okumam gerektiğini söyledi adeta.
Oğuzhan Bey, anlatacağı kitapları önce üç bölüme ayırdı:
A-On yıllık savaş devri(1912-1922): Bu bölümde tam on beş kitabın sohbetini yapacağımızı dile getirdi.
B-İmparatorluktan Cumhuriyete: Bölümünde tam dokuz kitabın konuşulacağını belirtti.
C-Söz Sanatçıların: Bölümünde ise on altı kitabın konuşulacağını belirtti.
Oğuzhan Bey ayrıca kitabın sonuna kendisi ile yapılan bir söyleşinin olduğunu belrtti.
Oğuzhan Bey’le iki günde tam otuz üç kitap hakkında sohbet ettik, ayrıca; Oğuzhan Bey’le yapılan bir söyleşiyi değerlendirdik. Otuz üç kitap… dile kolay söylemesi ama birlikte tam otuz üç kitabın değerlendirmesini yaptık. Yaptık diyorum da; aslına bakarsanız Oğuzhan Bey anlattı, ben se dinledim. Öğretmen olduğum için kendimi sevgili öğrencilerimin yerine koyuverdim. “Keşke, dedim “keşke her öğrencinin Oğuzhan Bey gibi bir öğretmeni olsa da Oğuzhan Bey’in bana kitap sevgisini aşıladığı gibi okuma aşkına aşılasa öğrencilerine.
A-BÖLÜM 1:
Oğuzhan Bey’le değerlendirmesini yaptığımız ilk kitap: “SURİYE ve FİLİSTİN MEKTUPLARI” üzerine oldu. Kitapta İsrail devletinin nasıl kurulduğunu anlattı Oğuzhan Bey. Hani bizde bir alışkanlık ve yanlış bir kanaat var ya; Osmanlı’yı yabancılar yıktı diye. Aslında hiç de öyle değilmiş meğer. İsrail devletini Filistinliler eliyle kurulduğunu dinledikçe aklımda bu kanaat hâsıl oldu. Sen(Osmanlı Türk Devleti için diyorum) düşmanlarıyın eline her türlü kozu ver, sonra da beni yabancılar yıktı de. Bu bahanenin en kolayı, tabiri caizse kabahati başkalarına yüklemekten başka bir şey değil.
Oğuzhan Bey’in kitaptan aktardığı: “Kendinizi yetiştirin, güncelleyin, aksi takdir de bu topraklarda dolgu malzemesi olmaktan başka bir pozisyonunuz olmayacaktır” sözü ders vermeden de öte bir şey. Kulaklara küpe yapılmalı, beyinlere nakşedilmeli ki hiç unutulmasın. Unutulmasın ki, kendimizi yenileyelim, “güncelleyelim”, “kendimizi güncelleyelim”.
Oğuzhan Bey’le değerlendirmesini yaptığımız her kitap birbirinden güzel bilgileri ihtiva ediyor. Kitap içindeki bilgiler önemli olduğu gibi sayfa sonlarına eklenen dip notlar da çok önemli. Bakınız ikinci kitabın “İNGİLİZ İSTİHBARAT RAPORLARINDA: FİŞLENEN TÜRKİYE(1917 1919) kitabının bir dip notunda Tarihçi Orhan Koloğlu: “Yukarıda adı geçen eserde İngilizlerin köydeki aşiret reislerini bile tanıdığını, onu nasıl elde edip, yönlendireceğini bildiriyorsa, tabiî ki o bölgeye sahip olur.” Sözü önemli olsa gerekir.
“BİLGİ’SİNE SAHİP OLAMADIĞINIZ COĞRAFYALARA HÜKMEDEMEZSİNİZ” 1917 de İngiltere’de yayınlanan bu eser dilimize ancak 2017’de çevrilmiş. Daha doğrusu biz bu eserin varlığından 2017’de haberdar olmuşuz. Hazin bir durum değil mi? Bizi anlatan bir eser İngiltere’de 1917’de yayınlansın, bizde ise 2017…
Yazar, “Samsun’dan Halep’e kadar” istisnalar dışında hiç arabaya binmeden adım adım gezmiş, notlarını almış, gözlemlerini yapmış. Oğuzhan Bey diyor ki:
“Yazar, seyahat boyunca herhangi bir hırsızlık veya eşkıya ile karşılaşmamıştır. Kendisinin namusuna, canına ve malına yönelik bir teşebbüs olmamıştır. Üç kez askerler kendisini durdurup kimlik sorgusu yapmıştır. Yazar, Osmanlı Devletinin İtalya ile yaptığı Trablusgarp Savaşı’na denk gelen seyahatinde İtalyan uyrukluların sınır dışı edilmesine; Türklerin, Ermeni ve Rumlara olan öldüresi nefretine rağmen kendisine bir taşkınlık yapılmadığını beyan eder.”
Oğuzhan Bey: “Türk askeri ve subayı hakkında rafine tespitleri bulunmaktadır. Subayların önemli bir kısmının herhangi bir uğraşının olmadığını, kahvede oturup sigara ve kahve içerek dedikodu yaptığını, spor yapmadıklarını; kaslı, dayanıklı bir subayın nadir olarak görülebileceğini belirtir.” Şimdi Askerin durumu bu olursa çöküş de hızlı olmaz mı? Demek aklımdan geçiyor. Osmanlını çöküşünün bir sebebi d askerlerin bu durumu olamaz mı?
Birinci bölümde, “Savaş Ortasında Bir Bilim”, “Çanakkale Savaşında Bir Şehidin Günlüğü”, “Mustafa Kemal’in Can Yoldaşı: Ali Çavuş”, ilk anda dikkat çeken kitaplar ve bunlardan alınan önemli böümler yer alıyor.
B- BÖLÜM 2:
Bu bölüm: “İki Arap Gazetecinin Anlatımıyla Mustafa Kemal Paşa” kitabının değerlendirmesiyle başlıyor. Kitap anlatılırken anlatılanların yanında sayfa sonlarına konulan dip notlarda önemli.
“Emin Sazak’ın Hatıraları”, hafızamızda hep olumsuz yönleriyle tanıdığımız, maddeci zihniyetin fikir babalarından “Abdullah Cevdet’in Anlaşılabilmesine Doğru” ilginç bir tanıtım var. Rahmetli Cemil Meriç’in “Tek başına bir edebiyat fakültesi”  diye belirttiği Abdullah Cevdet değerlendirmesi ilginizi çekecek ve kafanızda birçok soru işaretleri çözülecek veya yeni soru işaretlerinin oluşmasına vesile olacak diye düşünüyorum.
İkinci Bölümde yer alan: Münevver Ayaşlı’nın Hatıraları da bilinen tabuları yıkacak, kafanızda yeni yeni tabuların oluşmasına sebep olacak gibi. Özellikle Münevver Ayaşlı’nın Halide Edip Adıvar’la ilgili söyledikler yenilir yutulur cinsten şeyler değil. Ayrıca Münevver Ayaşlı’nın: “Zaferin yüzlerce babası vardır.   Mağlubiyet ise yetimdir.” Sözü bana; “kabahat samur kürk olsa giyen olmaz” sözünün doğruluğunu düşündürdü.
“Osmanlı Hanedanının sürgün Öyküsü: Son Osmanlılar” ve “Tekkeden Meclis’e Sıra Dışı Bir Çelebinin Anıları” sindire sindire okunmalıdır. “Osmanlı hanedanının Sürgün Öyküsü: Son Osmanlılar” dan Vahdettin’in torunu Sueda Hümeyra Özbaşı’ın ağzından aktarılan şu değerlendirme önemlidir diye düşünüyorum: “Büyükbabam için söylenen vatan hainliği suçlamasını, asla kabuletmeyiz. Bir başka konuda hain olanlar çıkabilir ama vatan haini asla çıkmaz. Şah babam İngilizlere inandı, bu onun hatası oldu. Bir saltanatın diğerini yıkacağını tahmin edemedi. Bizim aile susmak zorunda…” derken aile susabilir ama Mustafa Kemal düşmanları ve Cumhuriyetin Kurucu kadrosuna düşman olanlar nasıl susacak. Şartlanmış kafalar, şartlanmış beyinlerin ürettiği yanlışlar nasıl düzeltilecek. “Keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar gözü dönmüş insanlar ve onları tarih konusunda ehil gören zevatlar ne olacak. Kendini tarihçi yerine koyanlar ve onları ehil gören zevatların içtiği zehirli yılan şurubu nasıl yok edilecek diye düşünmeden edemiyorum. Vahdettin’in torunu : “bizim aile susmalıdır” diyor ama zehirlenmiş beyinler kan kusmaya devam ediyor. Yine Vahdettin’in torunu dedesinden için: “Ama yurt dışına gitmemesi gerekirdi. Bu affedilmeyecek bir hataydı. Can korkusuna düşmüş düşmesine de, kalsa, öldürülse bile ne olurdu? Dışarıda zaten kaç sene yaşadı ki? Topu topu dört sene İstanbul’dan çıkmasa, hatta öldürülse, dışarı gitmesinden daha iyiydi.” Bu satırları sizler nasıl yorumlarsınız bilmem ama ben Vahdettin’in İngilizlere güvenip ülkeyi terk ettiğini anlıyorum. Ama yalancı tarihçiler “kovuldu” diyor. Ne dersiniz? Vahdettin’in torunu mu doğru söylüyor, yoksa tarih bezirgânları mı?
BÖLÜM 3:
Oğuzhan Bey bu bölümde, gözümüzde, gönlümüzde, yüreğimizde yer etmiş sanatçılara ve onları anlatan eserlere yer ayırmış. Özellikle merhum “Arif Nihat Asya’nın vasiyeti”, “ Yahya Kemal’le bir sohbet”, “Cengiz Aytmatov’u Yazarlığa Götüren Süreç” oldukça dikkat çekici. Kırım Türklerinin önderlerinden merhum Cengiz Dağcı ile ilgili: “Gamalı Haç İle Kızıl Yıldız Arasında Bir Yazar: Cengiz Dağcı”, Günümüz Türk Hikâyeciliğinin parlayan yıldızı Necdet Ekici’nin “Çolpan Yıldızı” hikaye kitabının ve özellikle kitaba adını veren “Çolpan Yıldızı” hikayesini konu alan bir güzel değerlendirme, “Kırdan Bayırdan Hikayeler” ile “Kemalettin Tuğcu” yu konu edinen “Sırça Köşkün Masalcısı: Kemalettin Tuğcu” önem arz ediyor. Kemalettin Tuğcu’dan: “Tenkit, edebiyatçılar için gerekli bir şeydir. Bu bir ağacın budanmasına benzer. Budanınca daha derli toplu olur ve daha iyi meyve verir. Edebiyatçılar da eserlerinin tenkide uğramasına sevinirler veya sevinmeleri gerekir. Ama beni kimse tenkit etmedi.Evin romanları ve sonradan basılan Korudaki Adam, Herkesten Uzak, Anasının Kızı gibi romanlarım hiçbir tashihe uğramadı.” Günümüz edebiyatçılarına ders niteliğinde olduğunu düşünüyorum. “Gönül Dağından Yükselen Bir Ses: Neşet Ertaş” değerlendirilmesinde günümüz yazar, çizer, şair ve sanatçılarına velhasıl günümüz insanına yol gösterecek olan: “Benden bir fazla bilenin talebesiyim, bir eksik bilenin de öğretmeniyim” sözü çok önemlidir. Hafızamda kaldığı kadarıyla kendisini en üstte gören bir kalem ustasının katıldığı bir yarışmada derece alamayınca “bundan sonra hiçbir yarılmaya katılmayacağım” diye feveran etmesi, derecenin mutlaka kendisine verileceğini düşünenlerin ibret olması gereken bir söz değil mi? “Türk Fotoğrafçılığın yüz akı: Ara Güler”’in : “ İşinizin mecnunu olacaksınız” sözü bana çok şey söyletyor. Türk Milli Eğitimi’nin yerlerde sürünmesinin sebebi eğitimin sacayağı olan öğretmenlerin “işlerinin mecnunu olmamalarından” kaynaklandığını düşünüyorum. Öğretmen işinin ehli değil de, eğitime yön veren zevatlar torpilden başka ne yaptıkları, eğitim sendikalarının da yandaşlarına makam mevki aramaktan başka bir şey yapmadıkları aşikâr değil mi? Bu bölümde “Atsızla Söyleşi”  de mutlaka dikkatlice okunmalıdır. Atsız’ın: “ Siyaset taviz verme sanatıdır” sözü, siyasetçilerin dünü(siyasete girmeden önce), bugünü( siyasete girip iktidara oynadığı zaman ve hele iktidara gelebilmek için verilen sözler ve yapılan icraatlar  düşünülürse) Atsız’ın  ne kadar doğru söylemiş olduğu görülür.
Oğuzhan Bey, kendisiyle yapılan söyleşide de, daha çok biz öğretmenlere sesleniyor ve öğretmenler odasında “kitap okumamakla övünen” öğretmenlere haklı olarak sitem ediyor. Haksız da sayılmaz. Öğretmensen, kitap okuyup kendini yenileyeceksin, kendini yenileyip öğrencileri de yenilemesini bilip, çağın icaplarıyla donatacaksın.
Oğuzhan Bey’le yaptığım hasbıhali fazla uzatmayayım ki, sizler kitabı okuyup bilgi küpünüzü Oğuzhan Bey’in güzel, güzel olduğu kadar da tılsımlı kelimeleriyle baş başa kalasınız.
 
Kaleminize sağlık Oğuzhan Bey. Kaleminiz, yüreğiniz dert görmeye.
Musa SERİN, 25.01.2019, ERZURUM


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...