OKUYUCUNUN KALBİNE DOKUNAN ESER: BEYAZ GEMİ

Ekleyen : Sevim Kınalı , 20 Ağustos 2019 Salı aaa Beğen 1
 
 
OKUYUCUNUN KALBİNE DOKUNAN ESER: BEYAZ GEMİ
 
Kitabın Adı: Beyaz Gemi
Yazar: Cengiz Aytmatov
Tercüme: Güneş Bozkaya
Elips Kitap, Şubat 2016
168 sayfa
Okuma Tarihi: Ağustos 2019
 
“… İnsanın temel meselelerini, aşkını, hasretini, düşüncelerini kısacası insanı anlattı Cengiz Aytmatov. Kökü Manas’tı. Gelenekten geleceğe uzanıyordu düşünceleriyle. Yepyeni ufuklara açılıyordu. Çocukluğunda dinlediği masallar, gençliğinde hasret ve hüzünle eşlik ettiği şarkılar, ozanların yaktığı türküler dünya görüşünün temelini oluşturdu. İnsanların gönlünü kazandı eserleriyle. Dünyanın dört bir tarafında okundu…” ( Arka kapaktan)
 
    Akıcı ve etkileyici anlatımı, başarılı kurgusu, doğal ve sade diliyle Beyaz Gemi, birçok kitapseverin beğenerek ve de önemli insanlık dersleri çıkararak okuyacağı bir roman. Yazar, gerek insan gerekse tabiat betimlemelerinde oldukça başarılı. Kaleminin değdiği her varlık, onun özgün anlatımıyla sizi kendisine bağlıyor. Çocuk, Mümin dede, Büke teyze, nine, Urazkul ve diğer kahramanların arasında buluyorsunuz kendinizi. Her ne kadar başlarda tempo düşük olsa da belli bir yerden sonra heyecan, gerilim, duygusallık artıyor ve eseri elinizden bırakmakta zorlanıyorsunuz. Yazarın görkemli betimlemeleri, sıcak diyaloglar, sürükleyici anlatımı eserle sıkı bir bağ kurmanızı sağlıyor.
      “…Dede ceplerini karıştırdı. Sakladığı beşlik meydana çıktı. Kim bilir ne zamandan beri bekliyordu bu beşlik dedenin cebinde, kat yerleri aşınmış, buruşmuştu.
       “Al, yelken kulak!”
       “Satıcı, çocuğa gülerek göz kırptı ve okul çantasını teslim etti:
       “Güle güle oku şimdi. Zihnin açık olsun! Şu alfabenin hakkından gelmezsen, kalırsın dedenle daha sittin sene bu dağlarda, ormanlarda!”
        …
       Dedenin nasırlı, iri eli, çocuğun başını yumuşacık örttü. Ve çocuğun boğazı daraldı birden, gözleri doldu. Dedesinin sıskalığını, alışılmış kokusunu hissetti. Kuru saman ve emekçi insanın teri kokuyordu dede. Vefalı, güvenilir, öz, sevgili dedeciği!..” ( 21.s.)
 
        Çocukla dedesinin ilişkisi, sevgi dolu diyalogları, romanın en can alıcı ve en kalbe dokunan yanı. Yer yer masalımsı yer yer destansı anlatımlarla eser daha da akıcı ve etkileyici olmaya başlıyor. Romanın başkahramanlarından biri olan Urazkul, sevilecek özelliklere sahip olmasa da yazarın güçlü ve gerçekçi betimlemeleriyle dikkat çekiyor.
       “… Okul çantasından, karısının yeğeni olan, anasının babasının terk ettiği şu çocuktan ona ne? Felek asıl kendisine bir oyun oynamış, kendi etinden, kanından çocuk vermemişti ona, oysa başkalarına istemedikleri halde, durmadan veriyordu… Kendi kendine acıyordu Urazkul; ömrünün, hiçbir iz bırakmadan böyle gelip böyle geçeceğine. Ve çocuk doğurmayan kısır karısına eski öfkesi tekrar alev alev tutuştu…” ( 28.s.)
 
    
    Urazkul’un, çocuğa, kayınpederi Mümin dedeye, karısı Büke’ye ve tabiata karşı olan kötü davranışları sizi öfkelendirip üzebilir. Ama bu duygulara rağmen eserden kopamıyor, tam tersine umudunuzu koruyor ve iyiliğin kazanacağı inancınızı kaybetmiyorsunuz. Her ne kadar bu inancınız bazen sarsılacak gibi olsa da yazarın umut aşılayan dili içinizdeki ışığı canlı tutuyor.
   Cengiz Aytmatov’un dilinde umutsuzluk yok.  Gerçekçilikten uzaklaşmadan, gerçeği görmezden gelmeden iyilğe ve umuda olan inancımızı canlı tutuyor. Üzülsek de kızıp öfkelensek de umudumuzu kaybetmeyelim diyor. Yaşanan olumsuzluklar, karşılaştığımız kötü düşünceli insanlar bizi yıldırmasın dercesine hep okuruyla olan sıkı bağını koruyor. Yeri geliyor kahramanlarından biri vicdanın, merhametin sesi oluyor.  Yeri geliyor doğrudan kendi sesleniyor okurlara.
   
    “… Her çekirdekte yeni bir hayat oluşumu vardır. Çocuk vicdanı ise insanlarda gelişen yeni bir hayatın belirtisidir. Bu da tesellimizdir. Ve bu yeryüzünde bizi ne beklerse beklesin insanlar doğup öldükçe doğruluk ölmeyecektir…”
 
     Mümin dedenin, çocuğun, Büke teyzenin çaresizliğine ortak oluyorsunuz. Onlara eziyet eden Urazkul gibi kötü kalpli insanların aramızda oldukları ve olacakları gerçeğini kabul etseniz de vicdanınız kaldırmıyor anlatılanları. Çocuk kahramanımızın aklından geçen düşüncelerle baş başa kalıyorsunuz zaman zaman.     
    “Bu insanlar niye böyledir? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları!..” ( 136.s.)
    
    Çocuğun tertemiz hayalleri ve yaşından büyük vicdanı, dedesiyle aralarındaki sımsıkı bağ, aralara serpiştirilen masallar okurun yüreğini ısıtıyor ve size biraz nefes aldırıyor.
     “ Bir varmış bir yokmuş. Çok, çok eskiden, evvel zaman içinde, yeryüzündeki ormanlar ottan fazla ve bizim bu bölgelerimizde suların karadan fazla oldukları zaman, bir Kırgız boyu yerleşmişti kocaman ve buz gibi soğuk bir ırmağın kıyısında. Irmağı adı Enesay’mış… ( 57.s.)
      Çocuğun, Mümin dedenin ve Büke teyzenin hikâyesi kadar Geyik Ana masalı da oldukça etkileyici. Aslında eserin belli bir bölümünden sonra Geyik Ana masalına ait detaylar da esere farklı bir güzellik katıyor. Cengiz Aytmatov, insanın tabiatla, iyiliğin kötülükle iç içe olduğu bir mekânda gözler önüne seriyor hayatı ve hayal dünyasını. İç konuşma tekniğiyle kahramanların iç dünyalarına ayna tutuyor. Böylece okur hem dış dünya hem de kahramanlarının iç dünyalarıyla iç içe oluyor. Kahramanlarının hayal dünyalarını da başarıyla ve sıcacık bir anlatımla aktarıyor yazar.
     “…İhtiyar, bütün çocukların okuldan nasıl fırladıklarını, ayak seslerini, evlerine nasıl döndüklerini görür gibiydi. Acıkmışlar, mis gibi yemek kokusu yayılıyor sokaklara, her şey hazır, çocuklar sevinç içinde koşuyorlar, anneleri onları bekliyor. Annelerin yüzünde tatlı bir gülümseme var, insan her derdi unutuyor bu gülümseme karşısında, anneler rahat mıdır rahatsız mı önemli değil, çocuğuna gülümser her zaman…” ( 89.s.)
        Yukarıda yaptığım alıntıda olduğu gibi hemen hemen her sayfada sizi etkileyen güzel satırlarla karşılaşacaksınız. Yani Cengiz Aytmatov kelimenin tam anlamıyla okurlarının kalbine dokunuyor doğal dili, içten ve akıcı anlatımıyla. İnanıyorum ki siz okuduktan sonra başkalarına da Beyaz Gemi’yi okumalarını tavsiye edeceksiniz.  Mümin dedeyi, adını bilmediğiniz çocuğu, Büke’yi, masal kahramanı Geyik Ana’yı ve sevmeseniz de Urazkul’u da unutmayacaksınız. Cengiz Atmatov’un kalbinize dokunan bu etkileyici eseri, kütüphanenizde ve kalbinizde özel bir yere sahip olacak.
 
          İyi okumalar!
 
Eserden Beğendiğim Bazı Sözler:
 
“ Yaşayan her insan kendi yolunu bulur.”( 39.s.)
 
“ Bir insanı doğurmak, bir insanı büyütmek çok uzun ve zor bir iştir, öldürmek ise bir saniyenin işi.”
                                                                                                                                                                ( 61.s.)
“ ‘Bir yetimin yedi talih kapısı açıkmış’ derler.” (62.s.)
 
“Zenginlik kendini beğenmişliği doğurur, kendini beğenmişlik de budalalığı.”( 70.s.)
 
“Para işe karıştı mı bir yol, güzel sözler ortadan kaybolur, güzellikler gider.”( 71.s.)
 
20.08.2019
 
Not: Dün yazdığım ama kayıt esnasında bir talihsizlik yaşadığım için kaybolan yazımı yeniden kaleme aldım. 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
22 Ağustos 2019 Perşembe 02:10:17
İlk okuduğumda nasıl etkilenmiştim... yıllar sonra bir daha okudum, aynı şekilde.etkilendim.

Sevim Kınalı
22 Ağustos 2019 Perşembe 09:48:06
Nurcan Hanım, beğeniniz ve paylaşımınız için teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...