OSMAN BALCIGİL 'DEN YÜREĞİMİZİ BURKAN SABAHATTİN ALİ ROMANI: YEŞİL MÜREKKEP

Günün Yazısı
Ekleyen : Sevim Kınalı , 08 Nisan 2018 Pazar aaa Beğen 2
OSMAN BALCIGİL'DEN YÜREĞİMİZİ BURKAN SABAHATTİN ALİ ROMANI: YEŞİL MÜREKKEP



Bir "Sabahattin Ali" Romanı
Yeşil Mürekkep
Destek Yayınları, 2016


"Başına indirilen bir odun parçasıyla, kanlar içinde yığıldı yere. Yeşil mürekkepli dolmakalemi düştü cebinden. Çantasından, yeni romanının sayfaları savruldu etrafa. Yazıları yetim kalmıştı. Biricik kızı Filiz de öyle...

   Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmış, vatansever bir aydındı Sabahattin Ali.

    Yazılarıyla haksızlığa,  baskıya ve dayatmalara başkaldıran, aşka âşık bir sevda adamıydı..."( Arka kapak )

  Biyografik roman örneği olan Yeşil Mürekkep, Osman  Balcıgil'in okuduğum ilk eseri. Akıcı bir anlatımı ve yalın bir dili var yazarımızın. Sabahattin Ali'yle birlikte yaşamış gibi onun yaşam öyküsüyle bütünleşmiş doğal ve içten bir anlatımı var.
  Günümüzde de eserleri çok okunanlar arasında yer alan Sabahattin Ali, hem yaşam öyküsüyle hem de eserleriyle dikkat çekiyor.

 Yazarlık macerasından, siyasî görüşlerine ve özel yaşamına kadar her yönüyle dikkat çeken bir yaşam öyküsü var.

  "Anlaşılan, Almanya' ya dil öğrenmeye hep birlikte gideceklerdi. Beş gencin hepsi de öğretmen okulu mezunuydu ve Gazi'nin isteği üzerine uygulanan bir program uyarınca, İstanbul'dan yola çıkmak üzereydiler. "(14.sayf.)

  Duygu ve düşüncelerinin götürdüğü yere giden Sabahattin Ali, cesur ve muhalif yönleriyle birçok kez hapisanede kalarak ağır bedeller ödemek zorunda kalıyor. Aslında neyin bedelini derseniz, düşüncelerini cesaretle ve korkusuzca ortaya koymanın bedeli. Belki de birçok sanatçı ve aydının (!) ödemeye göze alamayacağı bedeller ödüyor. Hapishanede geçen yıllar, çok sevdiği ailesine hasret kalması ve maddi sıkıntılar...

   "Sabahattin Sinop Hapishanesi'nde gündüzleri aralıksız yazıyor, geceleri de mum ışığında sabaha kadar okuyordu...
    Zamanının tümünü kâğıt, kalem, kitap arasında geçiriyordu."( 117.sayf.)
 
    "Tek başına bir insan için umutsuzluk belki kabul edilebilirdi ama evli ve çocuklu olmak farklıydı.
    Sabahattin' in hayatını idame ettirmek zorunda olduğu sevgili eşi Aliye' si ve bir tanecik kızı Filiz ' i vardı.
     Kuvvetli durmalıydı. "( 341.sayf.)

    Dostlarının uyarılarına rağmen dönemin hükümetinin yanlış politikalarının karşısında dik ve cesur bir şekilde duruyor. Haksızlıklara uğruyor. İftiralara ve yanlış anlaşılmalara da tabii. Çok hareketli ve çileli bir yaşam sürüyor ama edebiyattan, sanatından ve inandığı doğrulardan hiç uzaklaşmıyor.
 "Tabii ki doğruları söylemek sorumluluk hatta erdemdir. Buna karşılık, herkes bilir ki doğru söyleyeni de dokuz köyden kovarlar. "( 89.sayf.)

  Özel yaşamın da hareketli olduğu kadar yazarlık yaşamında da çok üretken. Her eseri ilgiyle okunuyor. Günümüzde de öyle değil mi! Gazetelerin kitap ilavelerine şöyle bir bakın. Mutlaka ilk sıralarda bir Sabahattin Ali romanı göreceksiniz. Onu okumaktan zevk alan ve ona bağlı bir okur kitlesi var. Bu kadar sevilerek okunan bir yazar olmak kolay kolay herkesin ulaşabileceği bir nokta değil. Osman Balcıgil bu güzel eseriyle bize onu başarıyla anlatmış. Onun yaşam öyküsünü başarıyla romanlaştırmış. O da cesur bir kalem, tıpkı Sabahattin Ali gibi. Çünkü cesur bir ismi anlatmak için de cesur bir kalem olmak gerekir. Ucu bana dokunur mu diye düşünebilir.

    Muhalif bir yazarın hayatını konu almak, araştırmak ve onun yaşam öyküsünden bir eser çıkartmak her şeyden önce cesaret gerektirir. Tabii her biyografik romanda olduğu gibi titiz ve çok yönlü bir hazırlık sürecinden geçmek gerekir. Eldeki bilgi ve dokümanları başarıyla harmanlamak ve akıcı bir anlatımla kaleme almak önemlidir. Ayrıca o dönemi çok iyi araştırmak ve yakınlarıyla görüştükten sonra anlatılanları, objektif bir tutumla aktarabilmek önemli bir noktadır.

    Tarafsızlığını korumak, doğru bilgilerle okurların karşısına çıkmak da çok önemlidir. Yazar yeni bir hayat kurgulamıyor; yaşanmış bir hayatı anlatıyor. Çok hassas noktaları olan bir eser türüdür biyografik roman. Kaleme alanla kaleme alınan arasında somut ve nesnel bir köprü kurulmalıdır ki okur, hayatı anlatılan kişiyi sadece duygusal bir çerçevenin içinde görmemelidir. Artıları da eksileri de doğru ve sağlam bilgilere dayanmalıdır. Kuşkuya ve tereddüde mahal vermemelidir. Osman Balcıgil eserini iyi bir alt yapıya dayandırarak hazırlamış diye düşünüyorum. Nitekim kendisiyle yaptığımız bir sohbette de bunu dile getirmişti. 
 
      Sabahattin Ali hayatının her döneminde romanda da anlatıldığı üzere tüm olumsuzlukları kendine dert ediniyordu.
 
    " Sadece ülkesinde değil, dünyada olup bitenler için de kan ağlıyordu Sabahattin. Duyarlı bir aydın ve ciddi bir entelektüel olarak, hem ülkesinde hem de dünyada olup bitenlerden kendini sorumlu görüyordu. "( 221.sayf.)
 
     Yaşamının her döneminde yeşil mürekkebini inandığı doğrular için akıtmış ve bedel ödemekten de kaçınmamıştır. Kızı Filiz 'e ve karısı Aliye 'e olan düşkünlüğüne rağmen fikirlerini ortaya koymaktan çekinmemiştir.
 
    "Bütün dünyayı, kocaman bir ülke olarak görmek istiyordu Sabahattin. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmayan, kavgasız gürültüsüz, barış ve huzur içinde yaşanan bir dünyanın vatandaşı olmak istiyordu. 
 
     Gönlünde yatan aslan, tam olarak buydu! "(224.sayf.)
 
      Sabahattin Ali 'nin eserlerini okumak kadar onun hayatını okumak ve onu tüm yönleriyle tanımak da çok değerli ve anlamlı bizler için. Tabii o ve onun gibi zor yetişen güçlü kalemlerin hayatını araştırıp kaleme alacak yazarlara da ihtiyaç var. Işte bu nedenle, biyografi yazarlığı da ayrı bir öneme sahip. Iyi araştırmak ve yetkin bir kaleme sahip olmak. En önemlisi de tarafsızlığını koruyabilmektir sanırım. 
 
     Osman Balcıgil, Sabahattin Ali ' yi iyi okumuş ve iyi araştırmış. Onun yaşamını her yönüyle bize sunmuş Yeşil Mürekkep 'te. Mürekkep'in her damlası sizi Sabahattin Ali'nin hayatıyla buluşturuyor. Eğitim hayatı, aşkları, dostlukları -bilhassa Nazım Hikmet 'le olan dostluğu -, ailesi, hapishanede geçen günleri, kalemini her koşulda elinden düşürmemesi ve en önemlisi ideallerinin peşinden cesurca koşması...
 
     Sabahattin Ali, günümüzde bu kadar canlı kitap piyasasının içinde hâlâ okunuyorsa ve en  çok okunanlar arasında ilk sıralarda sağlam bir şekilde yer buluyorsa bunun sırrı her koşulda elinden düşürmediği yeşil mürekkepli kalemi ve cesur yüreğidir bana göre. 
 
"Dünyayı yaşanılamaz hale getiren, insandı.
 
  Sabahattin, insanı anlamaya çalışacaktı her zaman yaptığı gibi. Aslında, Kuyucaklı Yusuf 'ta yaptığı da tam olarak buydu...
 
   Yeşil mürekkepli kaleminin dolu olup olmadığını kontrol etti, piposunu doldurdu ve masasının başına geçti.
 
    İçimizdeki Şeytan 'ı yazacaktı!"





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...