Sait Faik'in Meserret Oteli İnceleme Özeti ve Metni

Günün Yazısı
Ekleyen : Erdal Atmalı , 06 Ekim 2019 Pazar aaa Beğen 1
 
MESERRET OTELİ ÖYKÜSÜ HAKKINDA
 
Meserret Oteli,  Sait Faik’in Sarnıç adlı hikâye kitabı içinde yer alan,  müstakil olarak da ilk kez 6 Mayıs 1935 yılında Varlık Dergisinde [1]yayımlanan öykülerinden biridir.
 
Çehov tarzı da denilen durum ve kesit hikâyesi türündeki bu öyküsünde yazar mekân olarak bir küçük bir kasaba istasyonu ve bir oteli seçmiş,  kadın olarak nitelendirdiği kahramanı üzerinden dostluk ve ahde vefa konusunu işlemiştir.
 
Sait Faik bu hikâyesinde diğer hikâyelerinde de sık sık rastlanılan gözlemci bakış açısını[2] kullanmış,  geçmişten ve gelecekten haberdar herkesin düşüncelerini okuyan ilahi bakış açısından uzak bir anlatımı seçmiştir. Anlatıcı olayları dışarıdan gözlemleyen gözlemlerini de yorumlayarak anlatan,  durumları gözleyerek sonuç çıkartan bir anlatıcı olmuştur.
Öykülerinde, sade, açık anlaşılır, süsüz bir dil kullanmayı tercih eden Sait Faik’in bu öyküsü de benzer anlatım özelliklerine sahiptir. Yazar bu öyküsünü gündelik dille, her kes tarafından anlaşılır bir şekilde süssüz ve sanatsız bir dille aktarmıştır.
 
ÖYKÜNÜN ÖZETİ
 
İki erkek ve bir kadından oluşan üç kişilik bir grup istasyonda iner. Kadın yanında iki erkekle eşyaları taşıması için bir hamal tutar ve hamalın yardımı ile bir araba bulur.  Kadın arabacıya kendilerini Meserret Oteline götürmelerini ister. Araba hareket ettikten sonra kadın hamalın parasını vermediğini hatırlar. Arabacı hamalın parasını kendisinin verebileceğini söyler. Meserret Oteline gelirler
 
Üç arkadaş Meserret Oteline girer. Bu otel çok konforlu güzel bir oteldir. Otelin basit ama kullanışlı, eşyaları az ama her şeyi muntazam yerleştirilmiş bir salonu vardır. Salonunun duvarında biri genç kız portresi olan iki resim yan yana durmaktadır.  
Kadın ve erkeklerin otel salonunun duvarındaki bu resimleri incelemeye başlarlar.  Kadın, erkekler ve otelci genç kız portresi hakkında konuşmaya başlarlar.  Kadın otel sahibine resmi kimin yaptığını sorar. Otel sahibi resimdeki kadının kendi eşi olduğunu hanımının ölmeden önce bir arkadaşı vasıtasıyla kendi portresini yaptırdığını, kız arkadaşının da resmi yapması için ressama ayna tuttuğunu anlatır.
 
Kadın duvardaki resmin yapılması için aynayı tutan kişinin kendisi olduğunu anlatır. Otelin sahibi portrenin hikâyesini kadına anlatmak ister fakat genç kadın ve arkadaşları odalarına çekilir.
Çükü kadın bütün hikâyeyi bilmektedir. Otelde kalmıştır ama artık her şey acı vermektedir çünkü otelin sahibinin ölen eşi genç kadının arkadaşıdır ve arkadaşının son isteğini yerine getirmek için Meserret Oteli'ne gelmiştir.
 
ÖYKÜNÜN KİŞİLERİ
 
Kadın:  Hikâyenin kahramanıdır. Birlikte geldiği kişileri yönlendiren kırmızı bir muşamba giyinmiş dost canlısı ve vefalı birisidir.
Diğer Kişiler: İki erkek, hamal, arabacı, otelin sahibi...
 
 
MESERRET OTELİ TAM METNİ
 
       İstasyona iki erkekle bir kadın indi. Yağmur çok şiddetli yağıyordu. Genç bir hamal, bu üç kişilik grubun eşyalarını yüklendi. Kadın, hamala,
  — Meserret Oteli’ne, dedi.
 Hamal,
  — Meserret Oteli’ne mi? diye sordu.
 
       Bu soruşta, işitmemekten değil, bu güzel sözü bir daha tekrarlatmak isteyen, acemi bir haletiruhiye var gibiydi. Kadının sesi, yağmurlu havanın içine daha madeni bir yağmur gibi düşmüştü. Erkekler, sessiz sedasız, ceketlerinin yakalarını kaldırmış, istasyon binasının içine doğru kaçıyorlardı. Genç kadınsa, hamalın sorgusuna başıyla müspet bir cevap verdikten sonra, kırmızı muşambasını uçuran rüzgâra doğru seğirtmekte idi. Birden geriye dönüp hamala,
 
  — Çocuğum, dedi. Daha iyisi, bize bir araba bulsan!..
 
       Arabaya, birbirine sıkışarak yerleştiler. Hamal da eşyaları arabacının yanına birer birer koymuş; arabanın içine ve genç kadının, bir erkek çocuk yüzü taşıyan kafasına dönmüş,
 
  — Uğurlar olsun, demişti. Allah rahatlık versin! Erkekler ilk defa seyahate çıkmışlara mahsus acemilik ve sersemlik dolu idiler. Kadın, hamala,
  — Eyvallah, dedi.
 
       Araba hareket etti. Hamalın elleri açık kalmıştı.
 
       Araba çamurların içine daldı. Yolcular, uzakça şehre doğru çekip gittiler. Neden sonra, kadının aklına geldi.
  — Ah, dedi, ne eşeğim! Hamalın parasını vermeyi unuttum.
       Erkekler, kadın “ne berbat bir hava” demiş gibi, kafalarını salladılar ve sersemliklerine daldılar. Arabacı, atlarına homurdanıyordu. Geniş sırtında rüzgâr esiyordu.
 
       Kadın müteessir, arabacının sırtındaki rüzgâra bakıyordu.
 
       Birkaç defa ona seslenmek istedi. Fakat, cesaret edemedi. Bu sırtın ötesinde, göreceği iki haydut gözüyle karşılaşmak mümkündü. Bütün bu sırt ve arka manzarasından, gözünün önüne bir kürek mahkûmunun kül rengi kafası, gözleri, katil hayatiyeti geleceğine emindi. Fakat birden kafasını ve kalbini dolduran bir cesaret ve tecessüs hamlesiyle,
 
  — Arabacı! dedi.
       Rüzgârlı, kalın, geniş sırt ürpermişti. Ürpermişti ama, yağmurlu, ıslak kafasını çevirmemişti.
       Kadın ikinci defa seslendi. Bir kafa homurdanır gibi döndüğü zaman, kadın, hayalde yaratılan şeylerin hakikatteki aykırılığıyla karşılaşmaların ahmaklığıyla mı susmuştu?
 
       Şimdi güzel ve köylü bir çehre, on üç yaşında bir çocuk yüzü, ona soruyordu:
  — Ablacığım ne oldu? Bir şey mi unuttunuz?
  — Hamalın parasını vermeyi unuttuk da…
  — Ziyanı yok abla, ben dönüşte kendisine veririm.
 
       Arabacı arabadan inmiş, bir başka arabacı yerine gelmiş gibi, aynı sırt manzarası kadının gözlerinde yeniden peyda oldu. Ve kadın, hayaline, tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak, ölü çarşılarını seyre daldı.
 
       Meserret Oteli, kasabanın en güzel oteli idi. Erkekler, acemiliklerini boyun bağlarını çıkarır gibi çıkarmışlar, otelciye isimlerini yazdırıyorlardı. Kadın, küçük salonu gözden geçirmekteydi. İsviçre’de bir aile pansiyonunun şirin köşkünde, iki kış geçirmişti. Basit, kullanılmaya elverişli, çıplak denilecek kadar boş, fakat her şeyi tamam bir salondu. Anadolu’nun bu küçücük nahiyesinde bir İsviçre köyünün konforunu yaratan adamı görmek merakıyla, küçük bir masanın önünde, sandalyeye oturmadan reverans eder gibi bükülmüş, yolcu kâğıtlarını dolduran otelciye,
 
  — Bu otelin sahibi siz misiniz?, diye sordu.
 
       Genç adam kafasını kaldırmadan
  — Evet, benim, dedi.
       Kadın, “Evli misiniz?” diye sormak istiyor; bir Avrupalı kadın zevkiyle süslü ve muntazam salonu, bu kafası tıraşlı adamın yapacağına inanmak istemiyor gibi duruyordu. Kadın, bu suali her nedense sormadı.
 
       Duvarda iki resim levhası vardı. Birisi bir bostan dolabının gölgesini ve şıkırtısını, kovaların akşam ışığıyla dolmuş parıltısını bir fotoğraf hissizliği ile aksettiriyor. Bir diğeri, acemi fakat çok hassas bir fırçanın çok çabuk kaçan bir hayali zaptetmek için baş döndürücü bir acele içinde çırpındığı bir genç kız portresi idi. Otelci ile işlerini bitiren erkekler de bu genç kız resminin önüne dikilmişlerdi. Bir tanesi, bu portrenin üzerinde yaptığı tesiri ifade etmesini bilen bir çehre ile dalgın,
 
 
 
  — Bu portrede, dedi. Bir sürat var. Âdeta ressam bu çehreyi yüz kilometre yapan bir trenin içinde geçerken, durulmayan istasyonların birinde dikilmiş sıtmalı bir kız çocuk hayalini kafasında sonradan canlandırmış, büyütmüş de yapmışa benziyor.
 
       Otelci de oraya bakıyordu. Gülümser gibi gözleri duvarda, resmi görmüyor, fakat o tarafa bakıyordu. Sessiz denilecek kadar haletiruhiyesizdi. Alışılan, özlenen bir çirkinliği, entelektüel bir yüzü vardı.
        Mütevazı bir sesle,
  — Hemşirem gözlerini yummadan birkaç saat evvel… dedi.
       Hepsi, tekrar gözlerini portreye çevirmişlerdi. Kadın, yüzünü dönmeden,
  — Bu resmi siz yaptınız değil mi? dedi.
       Erkekler, otelcinin “Hayır, ben yapmadım!” demesini bekliyorlar gibi bir hal almışlardı. Kadın, sorduğu sualin cevabını almış kadar müsterih bekliyordu.
       Otelci ağır ve düşünceli,
  — Hayır, dedi.
       Sanki erkekler geniş bir nefes almışlardı. Kadın, bu menfi cevaba hayret etmemişti.
       Otelci devam etti.
 
  — Bizzat kendisi yapmış. Bir arkadaşı aynayı tutmuş. O, kendi eliyle, işte bu resimdeki gibi gülümseyerek… Bizzat kendisi yapmış.
 
Otelci, ağır ağır odadan çıktı. Birkaç saniye sonra tekrar içeriye girdi.
 
  — Bir emriniz olursa, dedi, zile basarsınız. Garson size odalarınızı gösterir. Yatmadan evvel sıcak bir şey içmek arzu ederseniz size çay da hazırlayabilirim.
 
       Otelcinin yüzü heyecanlıydı. Yüzlerce müşteriye yaptığı gibi, bir iskemlenin üstüne ters oturup, gözleri görmeden resimdeki kızın hikâyesini anlatmayı gayri şuuri arzu ediyordu. Fakat kadın,
 
  — Teşekkür ederiz. Evet, yatmadan evvel bir çay içebiliriz. Çok teşekkür ederiz.
 
       Otelci, ikinci defa çıktıktan sonra, kadın yol arkadaşlarına İsviçre’de tanıdığı bu ressam kızın macerasını anlatmak istedi. Sonra bu hikâyeyi anlatmış kadar yorgun ve mecalsiz, hatta yarı yolda, öte tarafı dinlenilmeyeceğinden korkmuş gibi sustu. Ve arkadaşının hatırasıyla uzun müddet gözleri portrede düşündü. Aynayı tutarken söylediklerini şimdi birer birer ses, ışık, rüzgâr ve yağmur arası bir sükûtla yeniden işitiyordu:
 
  — İstasyonda genç bir hamal, eşyanı alacak, sana birkaç defa, sesi işitmek için, bir sözü tekrarlatacak. Sen ona parayı vermeyi unutacaksın. Kocaman sırtlı bir arabacı döndüğü zaman, on üç yaşında bir köylü çocuğu yüzüyle karşılaşacaksın, sonra arabacı, arabadan inmiş de, bir başkası yerine oturmuş gibi aynı sırt manzarası karşısında peyda olacak. Kasabanın ölü çarşılarını seyre dalacaksın. Belki hava yağmurlu olacak. Sonra ağabeyim… Gözleri, özlenen ve alışılan çirkinliği, entelektüel siması. Bana söz… Muhakkak gidip bir gece bizim otelde yatacaksın, değil mi?
 
       Sait Faik Abasıyanık
 
[1]https://www.wikizero.com/tr/Sait_Faik_Abas%C4%B1yan%C4%B1k%27%C4%B1n_s%C3%BCreli_yay%C4%B1nlardaki_yaz%C4%B1lar%C4%B1_listesi
[2] Abasıyanık, Sait Faik. Bitmemiş Senfoni. Bilgi Yayınevi, Hazırlayan: Muzaffer Uyguner. Sayfa 135
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...