SELİM İLERİ ANNEM İÇİN


9.02.2021

                                                           SELİM İLERİ

                                                               ANNEM İÇİN

 

Everest Yayınları

1-8. Basım: 1983-2008

Türü: Anı, 54 sayfa

Okuma Tarihim: 6-7 Şubat 2021

“Annem İçin bir daha yayımlanmayacaktı. Yeniden yayımlıyorum. Bu çirkin dünyada annemi çok özledim. Bu kitabı yeni insanlar okusun istiyorum. Onlar da annemi sevsinler istiyorum.” (54.s.)

 

“Edebiyatımızın çağdaş klasikleri arasında yer alan Selim İleri, Alzheimer hastalığına yakalanıp erken yaşta ölen annesini anlattığı bu kitabında, çok az yazarın yakalayabileceği bir içtenlikle ve duyarlıkla acı dolu bir sevgiyi, özlemi dile getiriyor.

 

Annem için, Selim İleri’nin annesini ve kendi annelerimizi sevmek için…” (Arka kapak)

 

 

Yazar Hakkında Kısa Bilgi:

Selim İleri: 1949’da İstanbul’da doğdu. 19 yaşında Cumartesi Yalnızlığı isimli ilk öykü kitabı yayımlandı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini 1972’de yarım bıraktı. 1976’da Dostlukların Son Günü’yle Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, 1977’de Her Gece Bodrum’la Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü aldı. Romanları ve öyküleriyle edebiyat çevresinde geniş yankılar uyandırdı. (…)

Selim İleri’nin bütün kitapları Everest Yayınları tarafından yayımlanmaktadır.

Eserlerinden Bazıları: Destan Gönüller/ Fotoğrafı Sana Gönderiyorum ( cep boy) (2009), Annem İçin (2009), Kırık Deniz Kabukları (2009), Son Yaz Akşamı (2009), Ay Işığı (2009), İstanbul İlk Romanımda Leylâk (2009), Yaşarken ve Ölürken (2009), Bir Akşam Alacası (2010) … (Kitaptan)

 

 

“Yalnızca resimler kalmalı annemden, deniz… sonbahar… ışıklı gemiler… el ele tutuşmalarımız…” (49.s.)

 

 

                                                   BİR ANNENİN YAŞAMINDAN KESİTLER

 

            Bazı kitaplar vardır, sadece adıyla titretir yüreğinizi. Şöyle bir bakarken raflardaki kitaplara, birkaç satırına da göz gezdirirken kitabın adı çoktan yüreğinize dokunmuştur. “Annem İçin”, işte böyle kitaplardan biri. Hangimiz “anne” sözcüğünü duyunca farklı bir duygu yoğunluğu yaşamaz? “Anne” sözcüğünün bambaşka hatırası ve yeri vardır. Hataları, eksikleri olsa da- işin doğrusu hangimizin eksiği ve hatası yok ki- ona başka bir hoşgörüyle bakarız. Tıpkı onun da evladına baktığı gibi… “Annem İçin”, bir annenin hüzünlü anıları, acıklı anları üzerinden ilerliyor. Selim İleri gerçekten de içtenlikle, doğal ve duygu yüklü anlatımıyla annesini anlatmış okurlara.

              Artılarıyla, eksileriyle, kırgınlıklarıyla, sevinçleri ve kederleriyle… Kendi kederini de resmetmiş ve paylaşmış okurlarla. Geçmişten gelen hüznünü, çocukluğunda başlayan kırgınlıklarını yansıtmış satırlara. Annesine çok bağlı olan Selim İleri, onu hem anladığını hem de anlatabildiğini duygu yüklü satırlarla ortaya koymuş. Yalınlığı ve içtenliği elden bırakmadan…

             “… Bu, epeydir acı çeken, belki de bütün yaşamı boyunca –söyleyemediği, dile getirmediği, dışa vurmadığı- acılar çekmiş bir insana ağlamaktı ve bu insan benim annemdi.

               Sevdiğim bir şiiri okurken, bir romanı, bir öyküyü ya da bir filmi anlatırken de gözlerim dolar, ağlarım çoğu kez…”(3.s.)

               Selim İleri, annesini ve annesiyle yaşadığı yılları, okuru yormayacak bir anlatımla, anlatılacakları tadında bırakarak, geçmişi süzerek taşımış sayfalara. Son bölümde annesinin yer aldığı aile fotoğraflarını, o fotoğraflara ait güzel anekdotlarla kitabı tamamlamış. Güzel, etkili bir final yapmış. Bir filmin sahneleri gibi olmuş her fotoğraf. Annesine ve ailesine ait fotoğraflara dair yazdıkları dikkat çekici ve her sayfa, edebi üslubuyla ayrı bir güzellik kazanmış.

              “… O sıralar, olsa olsa, kırk yaşlarındaki anneannem nasıl çökmüş. Herkes ne kadar erken yaşlanıyormuş…”

              “Yirmi yaş. Umutlar, meçhul aşklar, bir nişan. Sonra nişanın bozulması, hayal kırıklığı, suskun bir dönem ve mantık evliliği. Uzaklara dalmış annemin gözleri. Çok uzaklara. Belki de içe kapanışlara.”

             En yakınlarımıza dair kitap yazmak, onların yaşam öyküsünü kitaplaştırmak kolay olmasa gerek. Ucu önce size, sonra kitaba konu olan yakınınıza ve başkalarına da dokunur. Bu dokunuş; üzebilir, acı hatıraları, kırgınlıkları tazeleyebilir. Belki de sevdiğinizin ruhu şad olabilir. Belki, belki...

Cesaret gerektirir, doğallık, içtenlik, hakkaniyetli bir yaklaşım gerektirir. Sevdiklerini veya sevmediklerini anlatmak yüreklerden taşıp sayfalara döküldü mü artık iç dünyanızdaki sırlar açığa çıkmıştır. İşte böyle bir kaygıyı bir kenara bırakıp anılarını kitaplaştırmak için kaleme sarılmak ayrı bir üslup ve özgüven gerektirir. Selim İleri, bu hassas adımı, ince ruhuyla ve edebi üslubuyla satırlara dökerek başarılı bir adım atmış. Geçmişi, duygusallıkla ve objektif yaklaşımıyla aktarmış sayfalara.

          “… İlkokul birinci sınıftayken zafiyet geçirdim. Okula pek az devam edebiliyordum. Alfabeyi annemle birlikte söktük. Karlı bir kış günü pencerenin dışındaki serçe yine gözümün önüne geliyor; alfabenin resimlerinden biriydi. O serçe için ağlamıştım…”(11.s.)

        “… Annemin hastalığı dünyaya bakışımı çok değiştirdi.” demiş on üçüncü sayfada. Öyle değil midir gerçekten? Zorluklar, sıkıntılar bize başka bir bakış açısı kazandırır çoğu zaman. Değişen hayat koşulları, karşılaştığımız fırtınalar bizi savurmayıp olgunlaştırabiliyorsa bu bir kazanıma dönüşür hayatımız ve hayata bakışımız için. Savrulmadan, dağılmadan hayata devam edebilmek ne kadar da değerli bir olgunlaşmadır. Acıdır, acıklıdır ama sağlam bir kazanımdır. Ruhumuza kattığı dayanıklılık ve hayata, insana bakışımıza kattığı derinlik çok kıymetlidir. İşte Selim İleri de acılardan canı yansa da bundan kendisine kalan derin duyuş ve düşünüşle okurun da bir pay almasını ister gibi.

       “… Garip sonsuz bir yolculuk gibi geliyor bana annemin ölümü. Ölüm konusundaki bu beylik tanımlamayı, nicedir somut bir gerçeklik gibi hissediyorum. Sonsuz bir yolculuğa çıkmış bir insanı, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, didinirsem didineyim, kâğıt üstünde bir türlü yaşatamıyorum…”(14.s.)

        Annesini tanımlıyor, tahlil ediyor, anıyor ve ona olan özlemini hissettiriyor Selim İleri. Yaşadığı toplumu, dönemi de analiz ediyor bir taraftan. Bir anlamda bir kuşağın da maruz kaldığı zorlukları, düşünce yapısını ortaya koymuş.

       “… Beyaz, pembe, krem rengi uzun giysilerle dolaşan manolya ağaçlarının altındaki o genç kızın hülya dünyasını hissetmiyor değilim. Orada da apayrı bir roman yatıyor. Bu dünya ve bu dünyanın var ettiği ölümcül karşıtlıklar… içe atılmış gözyaşları… gözyaşlarından her zaman etkilendim. Sonra başkaları ne der… kaygısı, yasaklar, töre… daima bu yaşama biçiminin değişmesi için yazdım. Fakat annem de kemikleşmiş bir toplum yapısının insanıydı…”(15.s.9

       Yazar belli bir dönemi tahlil etmeye ve bazı saptamalarda bulunmaya devam ediyor:

“… O zamanın insanları duygulardan, isteklerden, sevgilerden uzak yaşamışlardır. Bana öyle gelir. Bu insanlar sorunlarını, duygulanımlarını konuşamazlar. Bu yüzden en şiddetli fırtınalar bile içte yaşanır. Hisleri söylemek bile yasaklanmıştır.

      Birtakım cinsel tabuların bütün o ömürlere karabasan gibi çöktüğünü tahmin etmek hiç de güç değil…”(15.s.)

      Bu satırlarda da gördüğünüz gibi yazar, sadece annesini anlatmıyor; bir taraftan belli bir döneme ayna tutuyor,  belli bir dönemin düşünce, yaşam biçimini yorumluyor, sorguluyor.

       Yazar, ağırlıklı olarak annesini anlatıyor olsa da babasına, ablasına ve diğer aile üyelerinden de bazılarına dair gözlem ve düşüncelerini de aynı içtenlikle ifade ediyor.

      “… Çok küçük sayılabilecek bir yaşta ailesinden, kardeşlerinden ayrılarak parasız yatılı okumuş babam, Zürich’te İsviçreli bir hanımla nişanlanmış. Gelgelelim bu hanım, babamın kavrayamayacağı bir özgürlük içinde yaşadığından ilişkileri kısa sürmüş; ayrılmışlar…”(21.s.)

      “… O günlerden birçok kırık anı hatırlıyorum. (…) Annemi; belki de hiçbir zaman dost olamadığım babamı sık sık rüyalarımda görüyorum…”(22.s.)

      Aşağıdaki satırlarda geçmişe dönüp bakarken duyduğu hüznü farklı bir boyuta taşıdığını görüyorsunuz. Yurdu için de hüzün duyuyor Selim İleri:

      “… Bir daha yaşayamayacağım o yılları, hep içe kapanık, hep tutuk, sevinçlerde bile kederin, hüznün payını bir türlü yalıtamamış aile hayatımızı bugün bütün bir yurt gibi algılıyorum. Bütün bu anılarda yığınla kırıklık duyumsuyorum, yığınla içe kapanış. (…)

         Neden böyle olmuştu? Neden, annem, babam, ablam ve ben birlikte geçirdiğimiz aziz günlerde birbirimize açılamamış, birbirimizi anlayamamıştık?..”(28.s.)

         Aslında hemen hemen her kitap, bir dünyanın kapılarını, bir dönemin zihniyetini, birtakım insanların iç dünyalarının derinliklerini aralıyor. Üslup bazen etkili olmasa da anlatılanlar çok fazla ilginizi çekmese de çoğu kitap bir emekle, bir duygu düşünce birikimiyle ortaya çıkıyor nihayetinde. Dolayısıyla yazılan eserlere, harcanan mesaiye, önce saygıyla yaklaşıyorum. Kitaplığımda okunmayı bekleyen birçok kitap var. Kitapçılarda raflara özenle dizilmiş ve okurların kendilerine dokunuşunu bekleyen binlerce, yüz binlerce kitap var. “Annem İçin” işte bu kitaplardan biri. Ben okudum ve sizlere kitaba dair duygu ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Buraya heyecanla alacağım birçok satır var. Sizler de neler keşfedeceksiniz kim bilir!

          “Annem İçin” kitabında fiziksel ve ruhsal portresi çizilen, fotoğrafları sayfalarda akıp giden sadece Selim İleri’nin annesi olsa da o annede kendi annenizden de birçok şey bulabiliyorsunuz. Hüzünde, acıda, bağlılıkta, sevinçte,  “kırık anılarınızda” ve daha birçok noktada buluşabiliyorsunuz.

“Annem İçin” ve annelerimiz için… Değerli, usta kalem Selim İleri için… Saygı ve sevgiyle… Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle!

 

Kitaptan Bölümler:

“Daracık görüngeler, küçük, kapalı dünyalar, ekmek parasından ötesini düşünemeyiş… Çocukların giydiği tertemiz, fakat büyüklerin eskilerinden bozma kırık giysiler…”(29.s.)

 

“Annem, bir güzdönümü gecesinde yatağından kalktı ve bir daha kendi yatağını, yattığı odayı bulamadı.” (30.s.)

            

“Koruma güdüsü uzun süre yitmedi. Bir depremde, bilincinde olmayarak “Anne!” diye bağırmışım. Çoktan beri hastaydı. Bununla birlikte, ‘Korkma çocuğum, bir şey yok…’ dedi bana.”( 39.s.)

 

“Annem için beni arayanlar, cenazeye gelenler, toprak atanlar, tabutuna omuz verenler, beni bir süre hiç yalnız bırakmayan o kadar aziz insan, yanıldığımı, daima yanıldığımı anlattı.” (48.s.)

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış