Şık Romanı Hakkında Özeti Hüseyin Rahmi Gürpınar

Ekleyen : ESA , 15 Kasım 2016 Salı aaa Beğen
Şık Romanı  Hüseyin Rahmi Gürpınar ile ilgili görsel sonucu
 
Yazıda “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın  ŞIK ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın  ŞIK ” hakkında bilgiler “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın  ŞIK “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın  ŞIK  “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMAN BASIMI İÇERİĞİ VB HAKKINDA
 
Şık romanı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın [1] alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olaylar anlattığı bir romanıdır. Bu roman Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi, R. M. Ekrem’in yazdığı Araba Sevdası adlı romanlardan büyük ölçüde etkilenmiş ve hemen hemen aynı konuda yazılmıştır.
 
Bu Roman yazarın “Bir Genç Kızın Avazae-i Şikâyeti” adındaki eserinden sonraki ikinci romanıdır. [2]Şık adlı roman hayatı boyunca hiç evlenmemiş bir yazar olan Hüseyin Rahmi’nin Servet-i Fünuncuların rağbette olduğu yıllarda bastırdığı ikinci eser olmaktadır. Yazar bu romanını ilk önce Servet-i Fünunculara karşıt basın ve yayın organı olan Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde tefrika ettirmiştir. Servet-i Fununcular ile Ahmet Mithat Efendi’nin taraftarlarının çekiştikleri o yıllarda Hüseyin Rahmi,  A. Mithat Efendi’den yana bir tutum izlemiştir. Zaten eserlerinde de Ahmet Mithat Efendi’nin etkileri açıkça görülmektedir.
 
Batılı yaşantıyı ve o günlerde alafranga hayatı taklit ederken gülünç duruma düşen özenti insanları anlattığı bu ilk romanını Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi, R. M. Ekrem’in yazdığı Araba Sevdası adlı romanlardan büyük ölçüde etkilenerek yazmıştı. [3] Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı  “Şık” adlı romanı 1888 yılında ilk önce Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde bölüm bölüm tefrika edilmiş [4] daha sonra 1889 yılında kitap halinde basılmıştır.[5]
 
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık romanının önsözünde, hayranı olduğu usta yazar Ahmet Mithat Efendi’nin kendisinin elinden tutması sayesinde bir anda tanınmış bir yazar olmuş,[6] ilk romanından sonra diğer eserlerini de yazmaya koyularak kısa bir zamanda en tanınmış romancılardan birisi haline gelivermişti. Şık romanı basıldığında Hüseyin Rahmi  henüz 22 yaşında çok genç bir yazardı. Bu romanı sayesinde Ahmet Mithat Efendi ile de tanışmış, onun elinden tutan Ahmet Mithat Efendi gazetesinin sayfalarını ona açarak çok kısa bir sürede şöhret bulmasını da sağlamıştı.
İleri düzeyde Fransızca da bilen yazar,  çağdaş batılı yazarlardan eserler de tercüme ediyor, onlardan da fikirler alarak özellikle mizahi konularda oldukça başarılı bir anlatıma sahip oluyordu.
 
Şık adlı romanında, alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olayları anlatan Hüseyin Rahmi bu romanı ile ileride yazacağı diğer romanları için  iyi bir adım atmıştı.  
 
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık romanının önsözünde, hayranı olduğu usta yazar Ahmet Mithat Efendi’nin kendisinin elinden tutması sayesinde bir anda tanınmış bir yazar olduğunu çekici bir üslûpla anlatmıştır.[7]
Şık adlı romanı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ikinci romanıdır. Bu romanında, alafranga yaşama özenen saf bir gencin başından geçen gülünç olaylar anlatılmaktadır.
 
" Asil tenkit edilecek olan şıklar, esasen hiçbir erdem ve üstünlük ve erdeme sahip olmayıp davranışları birer adi taklitçilikten öteye geçmeyenler, her gören ve duyanı güldürecek, acındıracak birtakım gülünç haller gösterenlerdir. " 
 
ROMANDAKİ KİŞİLER
  • Şöhret Bey: Alafranga yaşama özenen haline  hem gülünecek hem de acınacak bir tiptir. Alafranga  özentisi, benliğini kaplamış, hastalıklı bir tutku halini almıştır. “Şık” namıyla tanınan Şöhret Bey, Soylu ve zengin bir aileden gelmediği halde hayalini kurduğu alafranga yaşamı sürdürmek istemekte bu yüzden de başına olmadık işler gelmektedir. 
  • Kendini şık, soylu ve zengin  göstermek için kendine “Şatırzade” unvanını koymuştur. Süsüne düşkün, kadınlar gibi korse takıp, pudra süren, modayı abartılı bir biçimde izleyen,  bu huyları yüzünden de kendini gülünç durumlara düşüren, fiziksel yönden çok çirkin  bir tiptir. Sanatla, edebiyatla, felsefeyle, bilimle en ufak bir ilgisi olmadığı halde varmış gibi gösteren, sağdan soldan duyduğu şeyleri, yutturmaya çalışan aydın görünüşlü bir cahildir.
  • Madam Potiş: Fransız asıllı bir hayat kadınıdır. Şöhret Bey gibi alafranga yaşamaya özenen züppelerin parasını yiyerek hayatını kazanır.  Madam Potiş, genelevlerin pek çoğundan  bile kovulmuş, Şöhret Bey gibi müşterileri avlayan, zeki ve kurnaz, alafranga yaşama  düşkün, uzun boylu, şişman, çilli ve kırmız yüzlü, otuz beş yaşını da aşmış  bir kadındır. Fransız olduğu için Şöhret Bey ona hayrandır.  
  • Madam Potiş i insanların  zaaflarından ustaca faydalanan, Şöhret Bey’in hırsızlık yapmasının, gülünç durumlara düşmesinin sebebi olan kadındır.
  • Baba Perdriks: Madam Potiş’in alafranga düşkünü züppe âşıklarını soyup soğana çevirmek için götürdüğü, Beyoğlu’ndaki lokantanın sahibidir.
  • Hristo (Mösyö Tirel): Madam Potiş’in eski bir belalısıdır. Madam Potiş’in, Şöhret Bey gibi  ağına düşürdüğü insanlardan pay alan bir kurnazdır. Mösyö Mirel adında dans hocası kılığına girerek Şık’tan para koparmakta, kafasından uydurduğu hareketleri, Paris’in kibar salonlarında oynanan bir dans türü olarak göstermektedir.
  • Maşuk Bey:  Şöhret Bey’e karşılık olarak sunulan, olumlu tavırları ve nitelikleriyle örnek gösterilen kişidir. Maşuk Bey, Şöhret Bey’in alafranga görünme tutkusunu ve saflığı hakkında ona öğütler vermeye çalışmış, ancak sözünü dinletememiştir.
  • Maşuk Bey zeki, çalışkan, bilgili, yüksek bir maaşla çalışan, özel yaşantısında da seçici, sadece para için insanın  yüzüne gülen kadınlara değer vermeyen aklı başında biridir. Matmazel Adel adında, terzide çalışan, yabancı bir kıza gönlünü kaptırmıştır.
  • Matmazel Adel: Maşuk Bey’in sevgilisidir. Fransız bir anneyle İtalyan bir babanın kızıdır. Bir terzide haftalıkla çalışmaktadır. Gömlek diktirmek için dükkâna gelen Maşuk Bey’e âşık olur.
 
ROMANIN ÖZETİ
Doğuştan aptal denecek kadar saf olan Satırzade Şöhret Bey, çevresindeki Alafranga tiplere hayranlık duyarak  alafrangalığa özenmiştir. Bunun için edebiyattan ve sanattan çok iyi anlayan, Fransızlara hayran ve Jön Türklere özenen  bir tip olup çıkmıştır. Sağdan soldan duyduğu derme çatma bilgilerle konuşmakta Fransızlar gibi davranmaya ve giyinmeye çalışmaktadır. 
Şöhret Bey’e yakın çevresindeki insanlar “Şık” demektedir.  Şöhret Bey alafranga görünmek sevdasıyla kendini gülünç durumlara düşürmektedir.  Kendisine soyluluk katacağını düşündüğü için adının başına “Şatırzade” unvanını uydurmuştur. En büyük özelliği Şık gezinmeye çalışmak, kültürlü görünmek modaya uymak, Fransızlara özenmektir. Bunun için Süse püse düşkün, kadınlar gibi yüzüne pudralar süren, modayı takip eden komik bir tip olmuştur. Madam Potiş, çekici bir kadın değildir, aksine uzun boylu, şişman, çilli, çirkin bir kadındır. Otuz beşini geçmiş bir hayat kadınıdır.
 
Fakat Şöhret Bey’in böyle bir hayatı sürdürecek parası ve serveti yoktur.  Bu yüzden şık görünmek maksadıyla sokak içlerinde, tenha yerlerde çalışan sünepe terzilerin başına bela olmuş durumdadır.
Şöhret  Bey, bir gün  Madam Potiş isminde ahlak bakımından düşkün bir kadına rastlamış ve aslen Fransız olan bu kadına hayran olmuştur.  Bu kadın  “İstanbul’da bir eşi daha bulunmaz cerbezede ve kadınlarca eli bayraklı tabir edilen derecenin pek üstünde edepsiz bir kadındır. Şöhret Bey bu kadınla beraber olabilmek için  annesinin küpelerini çalıp satar. Çok düşük bir maaşla çalıştığı ve kazancını artıracak beceriden yoksun olduğu için annesinin elmas küpelerini çalarak gönül macerasını sürdürmek istemektedir.
 
Parası bitince, Madam Postiş’ten bir süre ayrılmak zorunda kalır. Kazandığı para, Madam Potiş gibi bir kadınla gönül eğlendirmesi için yeterli gelmemektedir. Sevgilisine yeniden kavuşmak uğruna annesinin elmas küpelerini çalıp satar. Batılı görünme sevdası, Şöhret Bey’e hırsızlık gibi yüz kızartıcı, adî bir suçu işletir. 
Şöhret Bey için, Madam Potiş’i koluna takıp eğlence yerlerinde dolaşmak, önemli bir göstergedir. Hatta bu yüzden şık ve kültürlü görünmek için  modaya uygun bir  köpek dahi almıştır. Madam Potiş’in ağzından, Avrupalıların yanlarında mutlaka bir köpekle gezintiye çıktıklarını duyunca, bir daha köpeksiz dolaşmamaya başlamıştır.


Fakat bu köpek, başlarına türlü belalar getirir. Sokakta öteki sokak köpekleri bunlara hücum etmiş, , iki sarhoş Ermeni külhanbeyi kendi şiveleriyle bunun hakkında iddiaya girişip kavgaya başlamışlardır.  Madam Potiş, başına kırmızı başlık geçirdiği bir sokak köpeğini, çok değerli bir köpek olarak tanıtır. Gittikleri lokantayı da bu köpek altüst etmiştir.  Şöhret Bey cebinde kalan diğer paraları bu ziyanı ödemek mecburiyetinde kalmıştır.
Beyoğlu’ndaki bir birahanede Şöhret’in saflığından ve alafranga özentisini fark eden yabancılar onunla dalga geçerler. Hatta Mösyö Kanber adındaki bir yazarın Batı’da çok popüler olduğunu, herkesin bu yazara hayran kaldığını söylemişlerdir. Bu yalana inanan batılı bilim adamlarının şu sıralar “sülük” konusuyla ilgilendiklerini, sülüğün kansızlığa çare olacağı yalanlarına da inanmış her gittiği yerde duyduğu bu yalan bilgileri anlatmaya başlamıştır.  Şöhret Bey, bu safsataları, arkadaş meclislerinde, tanınmış bir edebiyatçı yahut bir bilim adamı edasıyla satmaya kalkışmıştır.

Maşuk Bey, arkadaş grubunu kız arkadaşıyla tanıştırmak için evine davet etmiş,  konyak almak için ı çıktığında, sokakta yalnız başına gördüğü  Şöhret Beyi de evine davet etmiştir.  Maşuk Bey, Adel’in sevip âşık olduğu ilk erkektir. Her ikisi de utangaç olduğu için uzunca bir süre birbirlerine gönüllerini açamamışlardır.
Maşuk Bey, Adel’in kaldığı evde bir oda kiralamış, ev halkına sezdirmeden buluşmaya başlamışlardır. Maşuk Bey ile Matmazel Adel, birbirlerine en içten, en saf duygularla bağlıdır. Konuklardan Raik Bey, kişilik yönünden Şık’a çok benzemektedir. Şöhret Bey, sağdan soldan edindiği uyduruk, bilgilerle hava atmaya kalkar. Orada da şıklık ve alafrangalık merakını gülünç bir şekilde dışarı vuracak hareketlerde, bulunur; Fransızca uydurma manzumeler okur, kan zayıflığının sülükle tedavisi hakkında uydurma nazariyeler anlatır. Şöhret Bey ile Raik Bey, sohbetin tadını kaçırmışlar, Maşuk Bey’in kız arkadaşı Adel’i utandırmışlardır. Geceleyin bu evde kalan Şöhret Bey, Maşuk Bey’in arkadaşlarının paralarını ve değerli eşyalarını çalar. Çünkü Madam Potiş’le görüşebilmesi, modaya uygun giyinebilmesi için kendisine para gerekmektedir.
 
Şöhret Bey, sevgilisinin bir hayat kadını olmasında hiçbir sakınca görmemektedir. Çünkü onun için asıl önemli olan  Fransız bir bayanı koluna takıp eğlence yerlerinde caka satmaktır.

Madam Potiş, âşığının alafranga düşkünlüğünden ve saflığından kendisine çıkar sağlar. Âşıklarını Baba Perdriks’in lokantasına götürür, iyice sarhoş olan âşıklarına bolca para harcatır. Baba Perdriks, Madam Potiş’e belli oranda pay verir. Madam Potiş’in belalılarından Hristo da bu kadroya dahil olur. Dans hocası kılığına bürünerek Şöhret Bey’den para koparmaya çalışır.
Madam Patisi de eski tanıdığı bir serseri götürür. Geceleyin Madam Potis’in kiracı olduğu eve gidip onu arayan Şöhret’in başına bir çuval kömür tozu dökerler.

Mösyö Tirel, bahçenin tenha bir yerinde, dans derslerine başlamış, Paris’in bütün kibar salonlarında” oynandığını söylediği “Çekirge Dansını öğretmeye başlamıştır. Bu uyduruk dansı öğretmek bahanesiyle zavallı Şöhret Bey ile Madam Potiş’i çekirge gibi havalara zıplatır. Dans ederlerken, Madam Potiş ile Şöhret Bey bir anda kendilerini havuzun içinde bulurlar. Havuzun dibi yosun tuttuğu için ayağı kayan Madam Potiş, şiddetli bir çığlık atar. Hemen ardından  köpekleri Drol, dışarı kaçarak kadınlara saldırır, kadınların elbiselerini parçalar. Yabancılardan biri köpeği tabancasıyla yere serer. Polisler tabancanın, kuduz bir köpeği öldürmek için patladığını anlamışlardır.
 
Şöhret Bey, ise yaptığı hırsızlıklar yüzünden polislerin kendini yakalamaya geldiğini zannetmiştir. Kargaşanın sebebini anlamaya çalışan polisler, Şöhret Bey’e, ortalığı birbirine katan köpeğin kendisine ait olup olmadığını sorarlar. Şöhret Bey, ise “köpek” sözcüğünü “küpe” diye anlamış ve annesinin elmas küpelerini nasıl çaldığını tüm ayrıntısıyla anlatmıştır.
Köpeği  Drolun kanlar içinde, cansız bir halde yattığını görünce, üzerine kapanıp ağlamaya ve dün geceki hırsızlıkla bir ilgisinin olmadığını, Selami’nin paralarından, Raik’in saat kordonuyla bastonundan, Razi’nin tabakasından haberinin olmadığını söyleyerek polisleri kandırmaya çalışmış ama suçlunun kendisi olduğunu da ortaya koymuştur. Şöhret Bey’in sözlerinden  kuşkulanan polisler, işin içinde başka suçların da olabileceğini düşünerek Şöhret Beyi polis merkezine götürürler. Şöhret Bey, romanın sonunda hırsızlık suçundan hapsi boylar. 
 
 
DİĞER İLGİLİ BAŞLIKLAR


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...