Tek Yol Konu Özet İnceleme ve Aziz Nesin

Günün Yazısı
Ekleyen : ESA , 01 Aralık 2019 Pazar aaa Beğen 1
 
 
 
Yazıda  “Tek YolAziz Nesin  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Tek YolAziz Nesin”    hakkında bilgiler “Tek YolAziz Nesin  ”  romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “Tek Yol ,  Aziz Nesin  ”  adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
TEK YOL  ADLI ROMANI VE AZİZ NESİN
 
 
 Tek Yol, adlı roman Aziz Nesin’in ilk baskısı 1981 yılında yapılmış olan bir romanıdır.
Aziz Nesin, bu romanını 1951 yılında girdiği Paşakapısı Cezaevinde iken tanıdığı sahtecilik suçlarından içeride yatan bir mahkûmun hayatından esinlenerek yazmış, romanda anlatılanlar da bu mahkumun başından geçen olaylardan oluşmuştur.
 
Yanı bu roman Aziz Nesin’in Paşasami Sezai adı ile anılan hapishane arkadaşının hayat öyküsü olmaktadır.  Aziz Nesin, bu romanının ön sözünde bu gerçeği şu şekilde açıklar: "Bu romanın kahramanını 1951 yılında Üsküdar Paşakapısı Cezaevinde tanımıştım. Elli yaşın üstünde sabıkalı bir sahteciydi. Romanda tastamam bu adamı anlattığımı söyleyecek değilim. Hatta anlattığım, hiç de bu adam değildir, denilebilir. Ama, romanda anlattığım Paşazade'yi bana esinleten canlı kaynak, cezaevinde tanımış olduğum o sabıkalı sahteci Paşazade olmuştur… Bu yüzden 'çaresiz kalanların' yada 'çaresiz kaldığını sananların' romanını yazmak istedim." Romanın  ön sözü
 
Azi Nesin’in gerçek bir adamın hayat hikayesinden alarak yazdığını söylediği bu romanında   diğer  eserlerinde de olan hiciv, eleştiri, toplumsal tenkit, mesleklere göndermeler  ve sosyal eleştir yine ağır basmaktadır.  Romanın ön yüzündeki sahtekarın hayatı üzerinden  toplumdaki çoğu iş kollarının ikinci yüzü ortaya faş edilmiş, bir çok yolsuzluklar,, sahtekarlıklar, mesleklerini  kullanarak çeşitli kanunsuz ve ahlaksız işler yapanlar ortalığa dökülmüştür.
 
Aziz Nesin, eserlerinde edebi anlatıma, kurguya,  yazın sanatını hakkı ile yerine getirmeye önem veren bir yazar olmadığını bu eserinde de ortaya koymuş, yazar bu romanında da tüm edebi kaideleri hiçe sayarak mesaja ve anlattığı olaylardan çıkarılacak derslere önem vermiştir.  Belli, düzenli , zincirleme biir vaka planına sahip olmayan roman , anlatım  yönünden de sadece  vakaları  aktarmaya odaklı bir anlatıma,  edebi kaygıları olmayan bir yapıya da sahiptir.  Romandaki şahısların da yerlerine oturduğu hatta tutarlı gözüktükleri de pek söylenemez.
 
Romandaki diğer bir handikap ise toplumu, kurumları,  çeşitli meslek gruplarındaki haksızlık, yolsuzluk ve ahlaksızlıkları tenkit eden yazarın sahteciliği iyi bir şey gibi göstermesi işlenen sahtekarlıklara rastlantısal kılıflar takarak masum hale getirme çabasıdır.  Kendi sahtekârını masum gösteren yazarın başka sahtekârları namussuz göstermesi romandaki en mühim tezatlardan birisi olmaktadır.
 
Yazarın diğer eserlerinde de başlıca özellikler olan hiciv ve karamizah bu eserinde de öne çıkan unsurlar olarak görülür. Yazar  hiciv ve kara mizahı bol bol argo sözcüklerle desteklemiş , lümpenlerin hayatını anlatan bu eseri   hapishane  günlerinin  nasıl geçtiğini, hapishanedekilerin olaylara nasıl baktığını hissettiren yaklaşımı ile de ilgi çekici olmuştur.
 
 
 
ROMANIN KONUSU
 
Askeri okulda iken yaptığı küçük bir şaka yüzünden hayatının yönü değişen bir sahtekârın başına gelen acayip olaylar ve bu sahtekârın karıştığı çok sayıdaki sahtecilik olayları romanın konusudur.  
 
 
ROMANIN ANAFİKRİ.
 
İnsanların bazıları  tuhaf rastlantılar ve  tesadüflerin sonrasında   hayat çizgilerini değiştirip istemedikleri bir hayata ve kimliğe sürüklenebilirler.  
Toplumsal yapı bazı insanları istemedikleri bir rolde kalmaya zorlayabilir.
 
 
ROMANIN ÖZETİ
 
Paşazade askeri lisede okumakta olan çalışkan olmasa da hocaları ve subayları tarafından hoş görülen biridir.  Fakat Paşazade aynı zamanda birazcık da şakacı ve yaramaz da birisidir.  Mutfak nöbetine girenlerin bazıları karavanaları koğuştaki arkadaşlarına götürmekte böylece muziplik de yapmaktadırlar.  
 
Paşazade de bir gün böyle bir muziplik yapmak istemiş, nöbeti sırası gelmediği o gece mutfaktaki şam baba tatlısını alıp arkadaşlarına götürüp yemek istemiştir.   Fakat Paşazade o günkü yemek listesinde bulunan şambaba tatlılarını her zamanki yoldan değil çok sık kullanılmayan bir başka koridordan geçerek götürmeye kalkışır.  Bundaki amacı ise kimsenin pek geçmediği bu yoldan giderek kimseye yakalanmamaktır. Üstelik o gece nöbetçi olması gereken subay yerine birliğin en sert subayı olan
Balyoz Hakkı’ya devredilmiştir. Bu nedenle yakalansa bile caza yemeyeceğini düşünen Paşazade koğuşa giden koridordaki açık bir kapıdan bir ayak sesi duyar. Baktığında bu ayak sesinin Balyoz Hakkı’ya ait olduğunu görür.  
 
Korkuyla içeri kaçtığı oda ise okulu teftişe gelen müfettişin yattığı odasıdır.   Balyoz Hakkı’dan kurtulmak ve arkadaşlarını da korkutmak için müfettişin elbiselerini giyip koğuşa gitmeye karar verir.  Elindeki şambaba tatlılarını da müfettişin odasına bırakır. Müfettiş Paşa’nın kıyafetlerini giyip koğuşa giden Paşazade koğuştaki bütün arkadaşlarını hakikaten korkutur.  Bu Paşanın kıyafeti ile koğuşları dolaşıp tüm öğrencileri denetlemeye başlar. Ama öğrencilerden birisi koşup giderek nöbetçi yüzbaşıya Müfettişin koğuşları gezdiğini haber vermiş her şey sarpa sarmıştır.
 
Nöbetçi Yüzbaşı Balyoz Hakkı, ilk önce onu gerçek bir müfettiş zanneder, ancak kısa bir süre sonra gerçeği de fark eder.
Müfettiş de uyanmış şambaba tatlılarını görünce kendisi için konulduğunu zannedip bol miktarda yemiştir.  Ama tatlıyı fazla kaçırınca da yeniden uykuya dalar. Ertesi gün Müfettiş Paşa olan biteni öğrenir. Ve o öğrencinin okuldan atılmasını emreder.  Balyoz Hakkı da gelip Paşazade’ye bu haberi iletir.
 
Paşazade kendi ailesinin en büyük umududur ve ailesi onun subay olmasını beklemekte bundan da gurur duymaktadır. Ailesinin durumu hiç iyi değildir. Ve ailesi onun subay olup kendilerine bakmasını ummaktadır.  Okuldan atıldığını ailesine söyleyemeyen Paşazade ne iş olursa olsun yapmaya ve zengin olup ailesine bakmaya karar verir.  Tüm amacı ailesine bakmak ve onları yoksulluktan kurtarmaktır.
 
Sadece bunu başarabilirse ailesinin karşısına çıkıp okuldan atıldığı gerçeğini onlara söyleyebilecektir. Bu amaçla birçok işe girişmiş, bu işlerinde yapılan yanlışlara karşı çıkıp dürüstlüğü savunmuş ama garip tesadüfler yüzünden birkaç kez de hapse girip çıkmıştır.  Ama ceza evinde asıl mesleği gazetecilik olan bir adamla tanışmış ve başından geçen olayları ona anlatmış gazeteci de onun bu anlattıklarını kaleme almıştır. Paşazadenin başından geçen işlerin bazıları şunlardır.
 
Paşazade bir inşaat işine girmiş; ancak keresteleri sayıp eksikleri ortaya çıkarınca yüklenici, kalfalar hatta patronu da bundan rahatsız olmuş, yolsuzluk çarkını ortaya çıkardığı için işten de atılmıştır.  Paşazade, bir gün koşarak giden bir adamın yerlere tükürdüğünü görüp uyarmış,  çıkan kargaşada halk onu  “Tükürük Müfettişi” ilan edip hapishaneye girmesini sağlamıştır.
 
Hapisten çıktıktan sonra ceza evinden arkadaş olduğu Paşam Niyazi ile gazinoya gitmişler;  o , Niyazi’ye “ Paşam” , Niyazi de ona” Paşazadem “ diye hitap ettiğinden garsonlar ve müşteriler onu paşanın oğlu zannetmişler ama daha sonra gerçeği anladıklarında her şey değişmiştir.
İki kafadar boğazdan geçen gemiye el salladıkları için casusluk suçuyla cezaevine girmişler ve Paşazade lakabı da bu olaydan sonra ona miras kalmıştır.
 
Cezaevinden çıkıp bir iş bulmak için doğuya giderken yolda eşkıyalar onu yakalamış üstünü başını soyup dağ başında çırılçıplak kalmıştır.  Fakat onu bu halde gören Cahil köylüler onu Şeyh zannetmişler şeyh olmadığını söylese de başka bir yolu da olmayan Paşazade bunun üzerine bu oyunu sürdürmüş Şeyh Sait Üryani adı ile köylüleri kandırdığı, sahte şeyhlik yapıp köylüleri dolandırmak suçundan yine hapse atılmıştır.
 
Bu suçu nedeni ile yattığı hapisten çıktıktan sonra lise arkadaşı Hercai Recai tarafından İzmit’te bir bankaya memur olacağı umuduyla İzmit’e gelir.  Paşazade, İzmit’te kaldığı bir oteldeki o da arkadaşı bir subaydır. Bu subay onun sivil kıyafetlerini giyip dışarı çıkar ama bir türlü geri gelmez. Bunun üzerine de Paşazade de mecburen o subayın elbiselerini giyip çıkmak zorunda kalır.   Yolda bir kadına ilgi duyar ve kendisini subay diye tanıtır.  Fakat bu defada polisler tarafından teğmen süsü veren sahte albaylık yapmak suçuyla yine hapse atılmıştır.
 
 Bir subay tarafından evlilik vaadiyle dolandırılan iki kadın sabıkalılar arasından onu seçmişler. Bu nedenle yine hapse düşmüştür.  Bir defa da bir cami çeşmesinde yüzünü yılarken sorulara hep “ Yaa Yaa “ diye cevap vermiş,  bu nedenle cami cemaati onu abdest alan Alaman asıllı Müslüman zannetmiştir. Fakat  gelişen olaylar sonrasında Türk olduğunu söyleyemeyen Paşazade gazetelerde çıkan  “Almanın sünnet haberi” üzerine polisler tarafından “Sahte Alaman Müslümancılığı ile dolandırıcılık yapmak ” suçundan yine hapse atılmıştır.  
 
Paşazade cezaevinden çıkıp küçük bir kasabada yaşamaya karar vermiş,  indiği kasaba halkı elinde valiz ve boynunda kravatı ile gelen bu adamı yeni atanan öğretmen zannetmiştir.  Paşazade böylece bu role devam ederek matematik öğretmeni Orhan Bey olmuş. Ancak Paşazade’nin sahte öğretmenliği polisler tarafından anlaşılıp sahte öğretmenlik suçundan yine hapse düşmüştür.
 
Paşazade bir bar açmış fakat her gece barda kavga çıkmakta ama polisler gelmemektedir. Paşazade’nin barının ve iş yerinin çalışma ruhsatı yoktur. Bu nedenle barın her yerini Atatürk büstleri ve resimleriyle doldurur.  Bu sayede hiç kimse gelip bu barı ve bahçesini kapatmaya cesaret edemez.
 
Yıllarca cezaevinde kalan Paşazade kendini deli diye yutturup akıl hastanesine gitmeyi de başarmıştır. Fakat doktorlar onun deli olmadığını anlayıp, tekrar geri gönderirler.
 
Paşazade, en sonunda kimlik değiştirip alın teriyle para kazanmaya karar verir.  Cezaevi arkadaşı Cemal Altıntaş eroin krizinden ölünce onun kimliğini alıp Cemal Altıntaş olur. Kendi kimliğini de onun üzerine yerleştirir.   Ertesi gün bütün gazeteler sahte öğretmen, subay, merhamet tüccarı, Alaman Müslüman, müfettiş, memur Paşazade’nin artık öldüğünü yazmışlardır.
 
Ama Paşazade ölmemiş bu yeni kimliği ile bir devlet dairesinde alın teriyle çalışmaya başlamıştır.. Cezaevinden çıkıp görevine başlayan gazeteci bir gün gittiği devlet dairesinde Paşazade’yi görüp tanır. Paşazade bu işinde çok dürüst çalışmaktadır. Fakat bu son işinde de rüşvet alırken yakalanmış ve yine hapse düşmüştür.  


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...