Turfanda mı Yoksa Turfa mı Hakkında Konu Özet Mizancı Murat

Ekleyen : ESA , 10 Nisan 2019 Çarşamba aaa Beğen
 
 
 
Yazıda “Turfanda mı Yoksa Turfa mı Mizancı Murat ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Turfanda mı Yoksa Turfa mı Mizancı Murat  ”    hakkında bilgiler “ Turfanda mı Yoksa Turfa mı Mizancı Murat  ”    romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,  “Turfanda mı Yoksa Turfa mı Mizancı Murat  ”    adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
ROMANIN YAZIMI KONUSU İÇERİĞİ DİLİ ANLATIMI SİYASİ YÖNLERİ HAKKINDA
 
Turfanda mı Yoksa Turfa mı adlı roman Mehmet Murat- Mizancı Murat’ın( D. 1854 Dağıstan- Ö., İstanbul  1917 )  ilk ve tek romanıdır.
Roman, romanın ana kahramanı olan Mansur’un İstanbul’a geldiği 1860’lı yılların sonundan, Osmanlı Rus Savaşına katılan Mansur’un 1879’ da yazmış olduğu son mektuba kadar ki  yirmi yıllık süreçte oluşan olayları anlatmaktadır.
Roman,  çağındaki düzene, küçük memurluk zihniyetine, eğitimsizliğe, liyakatsizliğe devlet ve millet aşkından yoksun dar kafalı idarecilere getirdiği ağır eleştiri ile dikkatleri çekmiş, Jön Türkleri ve düşüncelerin sorgulayan yanları ile yayımlandığı yıllarda da birçok tartışmayı gündeme getirtmeyi başarmıştır.
Romanın ismini oluşturan  “Turfanda” kelimesinin sözlük anlamı  “yeni ortaya çıkan”, “Turfa” sözcüğünün ise, “değeri düşük, kaçınılması gereken” anlamlarına gelir. Böylece Mizancı Murat bu romanı ile yeni mi, eski mi sorusunu ortaya atıp eski hayat ve yeni düzen tartışmasını tekrar gündeme taşımıştır.
 
Dönemindeki adetlere göre oldukça sade bir dil ile yazılan roman; tasvir ve süslemeyi amaç edinmeyen düşünceyi öne çıkaran yalın ve yapmacıksız bir anlatıma sahiptir. Roman, döneminde yazılan diğer romanlara nazaran daha ziyade siyasi bir amaç ve ideal uğruna yazılmış bir eser özelliği gösterir.  Bu nedenle romanın ana kahramanı olan Mansur, Mizancı Murat’ın siyasi görüşlerinin d, düşüncelerinin ve ideallerinin sözcüsü vazifesi gören idealize bir karakterdir.
Romanın geneline bakıldığında bu romanın Mizancı Murat’ın siyasi düşüncelerini dile getiren bir sözcü olduğu fark edilir.   Romandaki fikri fon, Mizancı Murat’ın Pan İslamcı ve Osmanlıcı karışımı siyasi düşüncelere sahip bir gazeteci olduğu anlaşılır.  Mizancı Murat’ı bu romanda temsil eden Mansur’a göre bu ülke padişaha sahip çıkarak kurtulabilir.  Ülkenin çağdaşlaşması, gelişmesi, kurtulması, halifeliğin İslam dünyasına tekrar önder olabilmesi için; eğitime önem verilmesi,  bürokrasinin düzeltilmesi, dinin gereklerine samimiyetle uyulup, ahlaki değerlerin öne çıkarılması ile mümkün olabilir düşünceleri işlenmektedir.
 
Romanda karakterler tamamen müspet ve tamamen menfi olarak ayrılmışlar;  Mansur, Zehra, Fatma, Mehmet Efendi, Ahmet Şunudi,  “Turfanda”  olarak nitelenen tamamen iyi karakterler olarak gösterilmiştir.
 
 
ŞAHIS KADROSU:
 
Mansur Bey: Romanın idealist ana kahramanıdır,  Mizancı Mehmet Murat’ın idealist yanını temsil eden bu kahraman atak ve sabırsız, gördüğü her aksaklığı, eleştiren, halifelik ve İslam medeniyetinin dünyanın en önde medeniyeti olması için kendini feda eden bir karakterdir. Bu idealleri için ideallerine engel gördüğü, kurumla, kişiler ve memurlar ile savaşlar içindedir. Devletin bekasının temin edilmesi azminde ve düşüncesinde olan Mansur, bireysel olarak devleti ve çürük zihniyeti değiştirme mücadelesine girmiştir.
Zehra: Mansur’un çocukluk aşkı ve amcasının kızıdır.  Akranlarının aksine eğlence yerlerinde gezmeyi sevmeyen, daima dürüst, hırslı, akıllı, Kendi kendisini geliştirmeye çalışan bir kadındır.  
 
ÖZETİ
 
Mansur, Cezayir kökenli önemli bir ailenin oğludur. Fransız İhtilali’nden ailesi Fransız işgaline karşı yurtlarını savunmuş; Mansur’un babası da bu savaşlarda şehit düşmüştür.  Bunun üzerine Mansur ve annesi amcası Ahmet el-Nasır’ın evine sığınmışlardır. Mansur, amcasının çocuklarıyla beraber konakta eğitim alarak büyür. Birlikte büyümüş  ve aşık olmuş olduğu  diğer amcasının kızı Zehra ise Cezayir’den İstanbul’a göç ederek amcası Salih Efendi’nin evine yerleşmiştir.
Mansur Bey’in amcası ise Fransızlarla düşüp kalkmakta, onlarla işbirliği yapmaktadır.  Bundan hiç hoşlanmayan Mansur, öğrenim görmek bahanesi ile önce Fransa’ya gitmek sonra da bir yolunu bulup İstanbul’a geçme planları yapmaya başlamıştır.  Böylece Fransa’ya gitmiş ama eğitimin önemini iyi kavradığından eğitimini bitirmeden İstanbul’a gitmekten vazgeçmiştir. Lakin abdest namaz ve diğer ibadetlerinden dolayı okul ile de arası iyi değildir. Okul yıllarında Arapçayı öğrenmiş, Osmanlıcı tarafını da kimseden saklamamıştır.
 
Tıp eğitimi alırken siyasetle de çok ilgilenen Mansur sonunda doktorluk eğitimini de tamamlar. Diplomasını aldıktan sonra hocalarının ilettikleri teklifleri de reddedip, İstanbul’a gelmiştir.  İstanbul’a geldiğinde amcası Şeyh Salih Bey’in evine yerleşir.
Fakat İstanbul’a geldiğinde hoşuna gitmeyen pek çok şey ile karşılaşmış hayalindeki İstanbul’dan çok her yerde Fransızca tabelaların asıldığı bir şehir görmüş bu duruma da bir hayli içerlemiştir.  Limanda Fransız parasının kullanılmakta, otel adlarının ise pek çoğu Fransızcadır.
 
İstanbul’da doktorluk yapmaya başlayan Mansur, bir yandan da dış işlerinde memur olarak görev yapmaktadır. Aşırı bir Osmanlıcı olan Mansur, her şeyi eleştiren bir kimliğe bürünmüş, herkes ile çatışan idealleri uğruna kimseyi kırmaktan çekinmeyen gözü kara, atak,  sabırsız, idealist kimliği ile tartışmalara girmeye başlamıştır.  Gündüzleri yoksul hastalara bakmakta, geceleri ise hayatını idame ettirecek diğer işlere bakmaktadır.
Evine yerleştiği Salih efendinin ikinci karısının kardeşi Raşit,  kız kardeşinin çocuğunu ailenin tek mirasçısı yapmak için çıkardığı fesatlıklar sonucu amcası Salih Efendi’nin konağında pek çok kargaşa çıkmış, bir birini izleyen entrika, komplolar ve cinayetler sonrasında konak da yanıp kül olmuştur.
Geçimini sağlamayı başardığı gibi etrafında sevilen bir adam haline gelir. Bürokrasideki hantallığı, adam sendeciliği, bu gün git yarın ge işlerinden nefret etmekte etrafındaki duyarsız kimseler ve memurlar bu yüzden çatışmalar yaşamaktadır.  Bu nedenle çalıştığı dairedeki adam sendecilik,  rüşvet, düzensizlik, bilinçsizlikler yüzünden devlet dairesindeki işinden nefret edip ayrılır.
Özellikle İstanbul’daki memurları eleştirmekte, devletin resmi makamları ile uğraşmakta hatta resmi makamdakiler ve Emin Paşa da ile de uğraşmaktan bıkmamaktadır. Hatta bir memuru dövmüş, uyumlu olabilmesi için maaşına zam yapılmış, terfi de ettirilmiştir. Lakin yine de uslanmamış gördüğü her yanlış işle didişmekten geri adım atmamıştır.

Mansur, herkesi okutmak ve eğitmek amacındadır. Devlete daha iyi hizmet etmek için bekâr kalmaya da kararlıdır. Cezayir’den getirteceği çocukları okutmak için özel bir okul açamaya da karar vermiştir. İslam ülkelerinin dünyanın en medeni ve e müreffeh ülkeler olması gerektiğini hayal etmektedir. Bunun tek yolu ise en iyi eğitim en iyi okul olmaktadır.

Mansur, yerleşik düzendeki küçük memurları toplumun başına bela olmuş cahil ve sorumsuz kişiler olarak görmektedir.  Sorunların ana kaynağı ise liyakatsiz kişilerin bu görevlere taşınması, memurların iyi eğitim almamış kimseler olmasıdır. Resmi dairelerin imaret olarak kullanıldığını düşünen Mansur, bir toplumun ancak eğitim, din ve iyi ahlaklı memurlar sayesinde düzelebileceği düşüncesindedir. Devlet, devletine ve padişahına sadık olmayan memurlar ve idareciler yüzünden çökmekte, devletine hizmet etmeyi birinci vazife olarak görmeyenlerin bu makamları işgal ettiklerini düşünmektedir.

Bu nedenlerle İstanbul’dan ayrılıp Manisa’ya gelir Mansur Bey, Manisa’daki çiftliğinde köylü çalışmalar yapmaya başlamış, bu köye bir okul yaptırmış ve bu okul başarılı olmuştur. Bu arada uzun zamandır beklediği Zehra’sına da kavuşur. 1877 yılı olmuş ve Osmanlı Rus Savaşı patlamıştır. Mansur bunun üzerine orduya katılır. Fakat bu görevi sırasında da amirleri ve komutanlar ile sürtüşmeye girecek onları yaptıklarını eleştirecek, onların hışmına da uğrayacaktır. Bu nedenle sürgüne gönderilen Mansur sürgünde hastalanır…………….


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...