Vurun Kahpeye Roman Özeti ve İnceleme Halide Edip

Ekleyen : ESA , 15 Kasım 2016 Salı aaa Beğen

 



 Vurun Kahpeye

ROMAN VE YAZARI  HAKKINDA
Romanın Künyesi: 
Yazan: Halide Edib Adıvar,
Adı: Vurun Kahpeye,
Yazım ve Basım yılı: 1923 Akşam gazetesinde tefrika, 1926'da ilk basım
 
Yazıda “Halide Edip Adıvar ’ın Vurun Kahpeye, ”  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Halide Edip Adıvar ’ın Vurun Kahpeye, ” hakkında bilgiler “Halide Edip Adıvar ’ın   Vurun Kahpeye, “ romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “Halide Edip Adıvar ’ın Vurun Kahpeye “  adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZIMI YAZARI KONUSU HAKKINDA 
Vurun Kahpeye, Halide Edip'in ikinci romanıdır. Roman 1923 yılı sonlarında Akşam gazetesinde tefrika edilmiş ve 1926'da ilk defa kitap olarak yayımlanmıştır.[1]
Vurun Kahpeye romanı, milli mücadele yıllarını konu edinen bir romandır. Bu roman Milli Mücadeleye bizzat katılmış cephe gerisinden olayları izlemiş bir kişi olan Halide Edip’in tanık olduğu olayları da içermesi yönünden oldukça önem taşır.  “1919’da İzmir’in işgal edilmesinden sonra başlayan protesto mitinglerinde aktif rol oynayan Halide Edip; Fatih, Kadıköy, Sultanahmet mitinglerinde konuşmalar yapmış, İtilaf devletleri temsilcilerine verilmek ve aynı zamanda cami ve mescitlerde okunmak üzere hazırlanan protesto bildirilerini yazıp imzalayanlar arasında yer almıştır.” Ayrıca savaş muhabiri olarak görev almış, cephe gerisinden savaş yıllarını gazeteci olarak da anlatmış birisidir.
Romanda, idealist öğretmen olan İstanbullu Aliye’nin Anadolu’da bir kasabaya gidip Milli Mücadele’ye destek vermesi ve bu esnalarda başından geçen olaylar ele alınır.  Roman Öğretmen Aliye’nin yaşadıklarından ve gözlemlerinden yola çıkarak o günlerdeki Anadolu halkının Milli mücadeleye bakışı, tutumu Kuvayı Milliye’ye karşı tavırları ile Osmanlı devleti yanlılarının ve eski düzen karşıtlarının veya taraftarlarının çatışmalarını yansıtır.
 
Halide Edip, Vurun Kahpeye romanında, yobazlık ve bağnazlık yıkılmadan kazanılan İstiklal mücadelesinin kalıcı bir zafer olamayacağını,  zaferin kalıcı olmasının yozlaşmış yönetimin yerine çağdaş eğitim ile yönetimin getirilmesi ile sağlanabileceğini anlatmaya çalışmıştır. Roman, bu temel düşüncesini kahramanlarının mücadele alanları ve savaş cepheleri yönünden de ortaya koymaktadır. Romanın ana kahramanı olan Aliye, eğitim cephesinden yobazlar, cehalet, yozlaşmış kurumlar ile savaşırken; nişanlısı Tosun Bey ise askeri manada düşman ve dış güçler ile harptedir.  Nitekim dış güçler ve düşman mağlup edilmiş; ama Aliye yenilmiş, hatta taşlanarak öldürülmüştür.
 
Romanın finalinde bu çelişki acılı bir ironi şeklinde ortaya konulmuştur.  Nitekim düşmanla mücadele kazanılmış,  iç güçler ile yapılan savaş Aliye’nin taşlanarak öldürülmesi ile kaybedilmiştir.
 
Halide Edib, Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün karargâhında görev yapmış, cephe gerilerinde dolaşmış,  o vakitler bir gazeteci olarak cepheden haberler yazmak için cephe gerilerindeki halkın ve askerlerin içlerinde bulunmuş pek çok olaya ve durumlara ve görüşlere şahit olmuştur. Bu bakımdan roman Halide Edip’in gözlemlediği olayları yansıtmıştır denilebilir.
Roman bazı yönleri ile Çalıkuşu ve Yaban romanlarından etkilenmiştir denilebilecek konu ve içerik özellikleri taşır. O yılların coşkusu ile yazılan vatanseverlerle vatan hainlerinin çatışmaları üzerinde kurulan roman gericiliğe karşı duruşu ve eğitimin önemini vurgulaması bakımından önem kazanır.
 
"Sinekli Bakkal" bir anlamda Yaban adlı romanın habercisi gibidir. Ayrıca, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başında Osmanlı yaşamının bugün de tartışılan arayışlarına bir ışık düşürür. Vurun Kahpeye' ise Kurtuluş Savaşı döneminin neredeyse bugün de tıpa tıp aynı olan ideolojik açılımının bir uzantısıdır. (Hasan Bülent Kahraman ise "Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı - Temel eserlerimiz[2]
 
Yaban romanıyla aynı yapıda ve konuda olan kitap; dini kullanan imamlar, zenginliklerine zenginlik katmak isteyen ağalar ve kıt imkânlarla vatanı savunmaya çalışan vatanseverler...gibi  toplumun çeşitli kesimlerinin Milli Mücadele yıllarındaki iç yüzlerini ortaya koymaya çalışmıştır.
 
Roman yayınlandığı ilk günden bu güne defalarca yeni baskı görmüş, MEB tavsiye kararı aldığı Yüz Temel Eser arasında da gösterilmiştir. Halide Edip’in en sevilen romanlarından biriisi olan vurun Kahpeye  birkaç kez beyaz perdeye de aktarılmıştır.  
 
KİTABIN KONUSU:
            Vurun Kahpeye adlı romanda Halide Edip Adıvar; Kurtuluş Savaşı yıllarını aydın kesimden biri olan Aliye Öğretmenin gözünden anlatır. İdealist bir karakter olan Aliye'nin köydeki çabaları, yaklaşan Yunan işgali, köy zenginlerinin ve imamın düşmana yardımcı olması ve Aliye'nin tüm bunlara karşı verdiği mücadele kitabın konusunu oluşturur.
 
ROMANIN KAHRAMANLARI
 Aliye: İdealist ve vatansever bir aydın kişidir. Kanının son damlasına kadar, atalarından 5000 yıldır kendisine miras kalan değerleri savunmuş ve istiklali bir yaşam biçimi olarak kabul etmiştir. Eğitimsiz köylüyü eğitmeye çalışmış, fakat tek başına giriştiği bu mücadeleyi hayatını feda ederek tamamlamıştır.
 Tosun Bey: Vatansever bir komutan olarak, milletinin kendisine verdiği görevi sonuna kadar sürdürmüştür. Sahip olduğu az kuvvet ile, çok az cephanesini kullanarak düşmana karşı vatanını savunmuştur. Hainlerin düşmanla iş birliğine girmesi kendisinin işlerini iyice zorlaştırmıştır.
Ömer Efendi: Babacan ve gün görmüş bir karakterdir. Kaybettiği kızının yerine koyduğu Aliye'yi korumaya çalışmış fakat bunda başarılı olamamıştır. Düşmana karşı olması onun da işini zorlaştırmıştır.
Fettah: Köy imamı olan, ama dinle de vatanseverlikle de hiçbir bağı olmayan bir insandır. O dönemde yaşamış ajan din adamlarından biri olarak, kendisine vaat edilenler karşılığında halkı düşmanın istediği şekilde yönlendirmiş ve istediğini elde edemese de hainlikten vazgeçmemiştir.
 
ANAFİKİR:
Vatanın bağımsızlığı, milletin özgürlüğü Aliye ve Tosun Bey gibi vatanını ve milletini seven bu uğurda canlarını ortaya koyan kahramanlar sayesinde gerçekleşmiştir. Dış güçlere ve düşmanlara karşı kazanılan zafer; bağnazlık, yobazlık,  köhnemiş kurumlar ve eğitim sistemi düzeltilmeden kalıcı olmayacaktır.
Vurun Kahpeye romanında Millî Mücadele’yi farklı bir cepheden yansıtan Halide Edip, yurt toprağını düşman işgalinden kurtarmakla tam bağımsızlığın sağlanamayacağının, toplumsal yapıya sinmiş iç tehdit unsurlarını bertaraf etmeden bu mücadeleyi mutlak bir zafere dönüştürmenin mümkün olamayacağının altını çizer.”[3]
 
ROMANIN ÖZETİ
İstanbul’dan Anadolu’ya gelmiş idealist bir öğretmen olan Aliye, öğretmen olarak görevlendirildiği bu kasabada kalabilmek için kendine bir ev aramaktadır. Çocuklara ders vermek için köyün okuluna gittiğinde okulun hizmetlisi Mehmet Efendi ve müdürden başka  kimseyi bulamaz. Aliye’ye Okulu tanıtırlar ve köyde nerede kalacağını göstererek onu Ömer Efendinin evine götürürler.
Aliye bu köhne köy evinde yaşamak zorundadır. Ev sahibi Ömer Efendi ve eşi Gülsüm halanın kızları ölmüştür. Bu bakımdan Aliye’ yi ölmüş kızlarının yerine koyarak onu çok sevmişlerdir. Aliye de bu yüzden kendini çok rahat ve güvende hissetmeye başlar.
İlk günlerinde utangaç ve çekingendir. Fakat okula başlayınca bu durumu üzerinden atarak öğretmenlik görevine büyük bir heyecanla başlar. Okulun ilk günlerinde köy ağasının oğlu, diğer bir çocukları hırpalayınca Aliye olaya müdahale eder. Aliye ağanın oğlunu azarlar ve “ Baban okula gelsin “ der. Ağanın oğlu kendisine diklenince Aliye onu okuldan kovar.  Ağanın oğlunun sınıftan kovulması köyde büyük bir yankı yapar. Ağanın ve köydekilerin tepkisini duyunca “Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!” diye yemin eder.
Kasaba halkı Aliye’nin modern görünüşünden rahatsız olur ve ama Aliye’nin çocuklara yardım etmek amacıyla geldiğini öğrenince tutumları değişmeye başlamıştır. Aliye dedikodulara rağmen şevkle çalışmaya, çocuklara marşlar öğretip bayraklarla köy yolunda dolaştırıp milli marşlar söyletmeye başlamıştır.  
Bu arada Ferit Paşa hükümetine bağlı olanlar, Hacı Fettah Efendi başkanlığında Aliye hanıma cephe almaya başlamıştır. Yunanlılar köye yaklaşmışlardır Köyün düşman tarafından işgali artık an meselesidir. Köyün imamı ve köyün zenginlerinden birkaçı alçakça düşmana yardım etmeye başlamıştır. Köy imamı, genç ve güzel Aliye'nin güzelline kapılıp onu değişik yollardan elde etmek için düşmanla iş birliğine girmiştir. Düşman köyü işgal ettiğinde Aliye de ona kalacaktır.
Kumandan Tosun Bey ise, düşmanın gidişatını yavaşlatmak için elinden geleni yapıyordu. Fakat köyde neler olup bittiğinden habersizdi ve arkasında dönen hain dolaplardan haberi yoktur.
 Köy imamı Fettah Hoca,  Kumandan Tosun Bey ve arkadaşlarını Yunan kuvvetlerine ispiyonlamakta bur yüzden Tosun Bey ve kuvvetleri zor anlar yaşamaktadır.
Hacı Fettah bir yandan da köy halkını Aliye’ye karşı kışkırtıyordu. “namahrem, yüzü gözü açık, bunları parçalamalı...” diye bağırıyordu. Tam o sırada dörtnala süvari kütlesi yaklaştı. Kumral ve uzun boylu bir kumandan ilerledi. Kumandan Tosun Bey, halka haykırdı ; “merhaba arkadaşlar; toplanın size söyleyeceklerim var .” 
Tosun bey Yunanlılara karşı koyabilmek için çetesiyle birlikte dağlarda dolaşıyor, Yunanlıları yurttan atmak için çareler arıyordu. Herkes Tosun Bey’den korkuyordu.  Köyden bazı kimseler de Tosun Bey’i destekliyor, Yunanlılara yardım eden olursa, Tosun Beye haber veriyordu.
Bütün bu olaylar olurken Aliye boş durmuyor, okuldaki öğrencilerini alıp her gün köyün meydanında dolaştırıyordu. Ayrıca onlara sık sık Türk kanı taşıdıklarını hatırlatıyor, bu yüzden de vatanlarını kanlarının son damlasına kadar savunmaları gerektiğini anlatıyordu.
Ömer Efendi Tosun Bey’e “Hacı Fettah Aliye’yi yüzü gözü açık diye parçalattıracak böylelerinin yok edilmesinin gerek” diye şikâyet etti.  
Hacı Fettah ve yandaşları ise Tosun Bey hakkında dedikodular çıkarıp, “elimizden topraklarımız alınacak “ diye köylüyü ayaklandırdı. Bunu fark eden Aliye, Tosun Beye gitti ve duyduklarını söyledi. Tosun Bey, köye bu kadar bağlı bir öğretmeni köylüsünden istedi. “Aliye benim nişanlımdır. Yunanlıları durdurup on beş gün sonra gelip zevcemi alacağım” dedi ve ayrıldı.

Hacı Fettah Efendi ve Küçük Hüseyin Efendi bu olaya çok içerlemişti. . “O Kahpeye şeriat burada cezasını verecek” dedi.
İki yobaz kılık değiştirip, Yunan karargâhlarına gittiler. Askeri planları açıklayıp Yunanlılara yardım ettiler. Yunanlılar bir sabah alaca karanlıkta bu yöreye girdi. Hoca onları karşıladı. Yunan komutanı kasaba hakkında bilgi toplamış. Zenginleri tespit etmişti. Amacı önce kasabada emniyeti temin etmek, sonra da kendi için bolca para toplamak.
Aliye bir gün eve gittiğinde Ali Rıza Efendi'nin Yunanlılar tarafından tutuklandığını öğrendi ve hemen Yunan karargâhına gidip Yunanlı komutandan onu serbest bırakmasını istedi Gördüğü güzel öğretmene âşık olan Yunan Komutan Damyanos’tan kendisi ile evlenirse onu Yunanistan’ın en zengin kadını yapacağını söyledi. Aliye ise bu bu uygunsuz teklife hiçbir karşılık vermeden karargâhtan ayrıldı.
Aliye çaresiz kalmıştır evinde hapis hayatı yaşamaktadır. Damyanos’un adamları evin etrafını çevirmiştir. Tosun Bey gizlice kasabaya gelir ve Aliye ile buluşur. Durmuş adlı genç ve cesur kasabalı onlara yardım etmektedir.
Aliye Küçük Durmuş ile başka çareler aramaya ve babasını Yunanlılardan kurtarmaya çalışıyordu.  Durmuşun tavsiyesi ile Hacı Fettah Efendiye gittiler. Ricada bulundular. Hoca, kendisini “KAHPE-KAHPE!!” diye uğurladı.
Son çare Hüseyin Efendiydi. Ona rica için gittiği evinde kendisini arzulayan vahşi bir şehvetle karşılaşmıştı.  Aliye’yi çileden çıkarak geri döndü.
Tosun Bey’in kasabayı düşmanlardan kurtarmak için bir planı vardır ama onlara gözükmeden kasabadan çıkması lazımdır. Aliye, Tosun Bey’e yardım edeceğini söyler ve Damyanos’un yanına gider. Damyanos’a onunla evleneceğini ama ilk önce evinin etrafındaki askerleri çekmesini ve işbirlikçi Uzun Hüseyin’in hapse atılmasını istediğini söyler.
 
Bu arada Ömer Efendi Atina’ya sürülmüş. Tarlalarının bir kısmı Hacı Fettah Efendiye verilmişti.
Tosun Bey, Aliye’yi buradaki haberleri iletmesi için bırakmıştı. Küçük Durmuş vasıtasıyla iki nişanlı haberleşiyorlardı. Aliye bir yandan da Türk ordularını karşılarken kullanılacak bayrağı işliyordu. Aliye’nin yardımı ile kasabadan çıkmayı başaran Tosun Bey adamlarını toplar ve kasabayı düşmanlardan kurtarır
Aliye’nin düşmanla birlik olduğunu zanneden kasaba halkı Aliye’yi taşlayarak zalimce öldürür.
Türk orduları kasabaya girmiştir Binbaşı Ali Bey, Tosun Bey’in nişanlısı Aliye’yi arar.
Çünkü Tosun Bey düşman cephaneliği yok ederken vücudunun yarısını kaybetmişti. Ali Bey, Aliye’yi Hüseyin ve Hacı Fettah’a sordu. Bu durumdan çok korkan iki kafadar, “Aliye Hanım kötü oldu ahali onu parçalarken,“VURUN KAHPEYE! VURUN KAHPEYE!!”diye“ hep bir ağızdan bağırdılar” dedi.

Gülsüm hala ile Durmuş onun parçalanmış vücudunu incir bahçesine gömdüklerini söylediler. Aliye’ye yapılanları öğrenince Durmuş’a Aliye’nin mezarını ve Aliye’nin son sözlerini sorar
 
Tosun Bey arkadaşı Ali Bey’e yazdığı mektupta  “Aliye’nin mezarını o köyde yaptır. Kasabada iyilik ve fedakârlık abidesi olsun” der. .Ali Bey’e yazdığı mektupta Aliye’nin kahramanca davranışına ve son sözlerine yer verir.
 “Ben menekşe gözleri ile sevdiğim en büyük kahramanı, şehit kızı kalbimde götürüyorum. Dudaklarımda onun sözleri var. Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!”

KAYNAKÇA

[1] Çeli, Bahriye (1996). Türk romanında kadın: 1923-38 dönemi. Simurg.
[2]  http://tr.wikipedia.org/wiki/Vurun_Kahpeye
[3] Erdoğan KUL, HALİDE EDİP’İN VURUN KAHPEYE ROMANINDA FARKLI BOYUTLARIYLA MİLLÎ MÜCADELE’YE YAKLAŞIM, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi 20, 1 (2013) 53-80


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...