Yağmurcuk Kuşu Tenkit Özet İnceleme ve Yaşar Kemal


12.6.2020




Yağmurcuk Kuşu  ve Yaşar Kemal  


Yağmurcuk Kuşu Yaşar Kemal’in hayatının ve romancılığının son dönemlerinde yazmış olduğu bir romanıdır. Yazarın Yağmurcuk Kuşu romanı ile Kale kapısı adlı romanı yazarın aile biyografisi açısından da önem kazanan bir roman serisi olmaktadır. Kimsecik adı verilen bu roman serisininin ilki Yağmurcuk Kuşu, İkincisi ise Kale Kapısı adlı romanı olmaktadır. Kimsecik Serisinin üçüncü kitabı ise , Kanın Sesi adlı romanı olmaktadır. 

Yağmurcuk Kuşu ve Kale Kapısı adlı romanları Yaşar Kemal’in kendisinin ve ailesinin yarı otobiyografik romanları olmaktadır.  Yağmurcuk Kuşu adlı roman tıpkı Yaşar Kemal’in ailesi gibi I. Dünya Savaşı sırasında kan davası nedeni Van’dan Adana’ya kadar gelen bir ailenin yollarda çektikleri sıkıntılar ve Hemite köyüne yerleşmeleri ve aynı ailenin Hemite köyünde iken yaşadıkları anlatılmaktadır. Zatten Yağmur Kuşu adlı roman da anlatılanlar da bunlar olmaktadır.

Yaşar Kemal’in ailesi Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Günseli) köyünden Birinci Dünya Savaşı’nda kan davası ve  Rus işgali yüzünden köyden göçmüş,  büyük sıkıntılarla geçen bir yolculuktan sonra Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite ( Gökçedam) köyüne yerleşmişlerdir.  Yaşar Kemal’in annesi Nigâr Hanım babası ise Kürt asıllı Sadık Efendi'dir. Nitekim Yaşar Kemal daha  beş yaşında iken babasının kan davası nedeni ile camide öldürülüşüne tanık  olacak ve çok küçük yaşta da yetim kalacaktır. ( Bkz Yaşar Kemal'in Hayatı ve Roman Sanatı )

Yaşar Kemal’in amcasının oğlu da eşkıyalık yapmış  1987 yılındaki bir söyleşisinde, “çocukluğunun eşkıyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkıyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkıya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadiri’yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu” anlatmıştır. ( Bkz Yaşar Kemal'in Hayatı ve Roman Sanatı )

Bu söyleşisi iYaşar Kemal’in romanlarında özellikle İnce Memed serisinde olduğu gibi eşkıyalık konusunun neden bu kadar ele alındığının da cevabını oluşturur.

Roman, Türk askeri hakkında kullanılan aşağılayıcı sözlerle de dikkati çeker. Yazarın Türk askerleri hakkında "bit artığı", "yezidi katledicisi", "alevi katledicisi", "kılıç artığı" gibi ifadeler kullanmış olması çok manidardır.  Van’dan Adana’ya yapılan göç öç esnasında Süryanilerin Türk askerleri tarafından katledilmesine şahit olunması ise güzergâh açısından gerçeğe uymayan bir çelişkiyi de taşır. Bu konunun  Yaşar Kemal’in  Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana  adlı romanında da ele alınması yazarın özellikle bir yerleri kaışıyor olmaya çabalaması ile alakalı olmaktadır. Kürtlerin, Yezidileri ve  Süryanileri  katletmesi, askerlerin de  ırzlarına geçip yağmalaması gibi detaylar romana özellikle konulmuş aşağılayıcı ve kasıtlı bölümler olmaktadır.

Roman, teknik yönden de dağınık, plan ve vaka sıralaması açılarından pek de başarılı ilintilere sahip değildir.   Romanın anlatımında uzun ve devrik  cümleler kullanılmıştır. Ayrıca romandaki pek çok cümle anlatım bakımından sorunlu ve bozuktur. Buna rağmen roman başarılı betimlemeleri ve sade dili ile de dikkati çeker. “ Günbatıda aladağ yatmış uzanmış, ala karlıydı, bir uçtan bir uca gerilmiş, sallanan dumanların ardında. Çoğu zaman koyu yağmur bulutları dönerek onun üstünden yayılıyordu Çukurova’nın göğüne, bütün öteki dağların üstünden geçerek... Birden ortalık karardı. Serin yağmur yeli tozları kaldırarak esti. Aladağdan Düldül dağına kadar bir ay gibi ovayı çevirmiş dağların üstünde arka arkaya şimşekler çaktı. Şimşekler durmadan sağılıyordu dağların üstüne. Dağlar baştan sona ışığa batıp çıkıyorlardı.”(  sf. 322 - 323)

Yağmurcuk Kuşu, ilk kez 1980 yılında yayımlanmış, sonrasında da birkaç baskı daha görmüştür.  I. Dünya Savaşı sıralarında Van'dan Adana'ya göçen bir ailenin dramını anlatan bu romanda sevgi, korku, kıskançlık temaları da karşımıza çıkmaktadır. “Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasıl belirdiğini ortaya koyar.”(  Yağmurcuk Kuşu - Kimsecik 1, Tanıtım Bülteninden)

 

Romanın Özeti Kimsecik I

I.Dünya Savaşı sırasında Türk Askerleri ile Ruslar arasında Kafkas cephesi harpleri yaşanmaktadır. Osmanlı Askerlerini Ruslar ‘dan  ziyade bitler ısırıp katlederken İsmail Ağa, annesini ve karısını alarak Van’dan göçer. Aile yola çıkar. Kan davası ve Rus işgali nedeni ile Van'dan göçmek zorunda kalan İsmail Ağa karısı Zero’yu da yanına alarak yola çıkar. İsmail Ağa, bir periye âşık olan hafif çatlak olduğu anlaşılan kardeşini de Van’da bırakmak zorunda kalmıştır. İsmail Ağa, annesini sırtında taşımak zorundadır. Çünkü annesi çok yaşlıdır.  İsmail Ağa’nın bir müddet sonra parası da biter.  Fakat Zero’nun eşkıya abisi bir soygunda elde ettiği çok değerli bir kemeri düğünde Zero’ya hediye etmiştir. İsmail Ağa mecburiyetten bu kemeri satmak zorunda kalarak yolları üzerinde denk gelen Haşmet Ağa denilen bir adama bu kemeri satar. Haşmet Ağa yanındaki tüm parayı vererek bu kemeri satın alır. Üstelik Haşmet Ağa onlara Adana’da bir arkadaşının adını vererek onun yanına gitmelerini tavsiye eder. O size istediğiniz evi temin eder diyerek de tembih eder.

Aile göç yolu boyunca sıkıntılarla ilerlerken yol üstünde ölmek üzere olan bir çocuk bulurlar. Bu çocuğun her yeri kurt içindedir ve leş gibi kokmaktadır. İsmail’in annesi ilaç yapıp bu çocuğu iyileştir ve çocuğu da yanlarına alırlar. İsmail Ağa yolda ölmek üzere olan bu çocuğu kendisine evlat edinir. İsmail Ağa’nın anası bu çocuğu iyileştir ama yaşlı kadın yolda çekilen sıkıntılara dayanamayarak ölür. Ölürken de oğluna birkaç nasihat verir. Bu öğüt, hiç bir Ermeni’nin evine oturma, Zero yu boşama şeklindedir.

Aile en sonunda Adana’ya gelir. Adana ‘da Haşmet Ağa’nın tembihlediği ahbabını bulurlar. O adam onlara şehir içinde ve Ermenilerin tehciri nedeniyle boşaltılan konaklardan birini kalmaları için gösterir.  Ama İsmail Ağa, annesinin öğütlerine göre hareket ederek Ermenilerden kalan bu eve bedava olduğu halde yerleşmek istemez. Bunun üzerine o adam böylesi güzel bir evi beğenmedikleri için sinirlenip yılanlar, çıyanlar, otlar ve hastalıklara dolu Hemite köyüne gönderi verir. İsmail Ağa, bu köyü sever ve bu köyde kalmaya karar verir.

Aile bu köyde kendisine bir yer yurt yapıp geçimlerini de sağlamaya başlamıştır. Bu sırada üvey evlat Salman’da kendisine çok sahip çıkan İsmail Ağa’yı çok sevmektedir. İsmail Ağa'nın yıllardır çocuğu olmamakta, bu nedenle de Salman’a öz oğlu gibi bakmaktadır.

Kemerden dolayı İsmail Ağa’nın parası da vardır ama köyde sıtma ve veba salgını vardır.  Ama İsmail Ağa,  bir müddet sonra Haşmet Ağa ile ortak olup çok önemli paralar kazanır. Haşmet Ağa, İstanbul'a, Adana’ya, Mersin'e sığır, koyun, tosun, at sevk etmektedir ve bu işlerini İsmail Ağa idare etmeye başlamıştır.

Haşmet Ağa da ölünce tüm servet ona kalır. Lakin İsmail Ağa’nın Zero’dan bir oğlu dünyaya gelir. İsmail Ağa bu çocuğa Mustafa adını verir.  Fakat ailenin üvey evladı olan Salman, yeni doğan çocuğu kıskanmaktadır. Mustafa doğunca kendisi de kıymetten düşmüş olur. Fakat Salman, bir hayli de hırçın bir çocuktur.

İsmail Ağa'nın gözden düşen üvey oğlu Salman, İsmail Ağa’yı haddinden çok sevmekte, Mustafa’yı sevdiğinin binde biri beni sev dünyalar benim olur demektedir. Salman, üvey babasının kendisine ilgisiz kalması ve Mustafa’yı kıskanması nedeni ile bunalıma girmiştir. Köyde Dal Emine adında bir kız da İsmail Ağa’ya aşık olmuş, eşi Zero bile İsmail Ağa’ya o kadını alması için rıza bile göstermiştir. Fakat İsmail Ağa, annesine verdiği söz ve karısına duyduğu saygı nedeni ile Dal Emine’yi almaz. Ama bir müddet sonra Salman Dal Emine ile birlikte olur. En sonunda babasının başkaları tarafından öldürülmesi korkusuna dayanamayan Salman babasını kendi elleriyle öldürür. 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış