Ödüllü Şiir Yarışmasına Katıl (YENİ)

Yani Usta Öyküsü ve Sait Faik

Ekleyen : Gülcan Manavcı , 21 Mart 2020 Cumartesi aaa Beğen
 
 
Yani Usta Öyküsü ve Sait Faik
 
 
Yani Usta adlı öykü Sait Faik'in  ilk kez 1954 yılında Varlık dergisinde yayımlanan ve daha sonra da, yine 1954 yılı Mart ayında Varlık Yayınları tarafından basılan  “Alemdağ'da Var Bir Yılan  “ adlı hikâye kitabında yer almış bir öyküsüdür. 
 
Yani Usta adlı öykü Alemdağ'da Var Bir Yılan adlı öykü kitabın yedinci sıradaki öyküsü olmaktadır. Yazar bu öyküsünü yazdığı sırada öyküde de belirttiği gibi 50 li yaşlarına adım atmış 48 yaşındadır.
 
Hayatı boyunca hiç evlenmeyen, bir defasında on ay nişanı kalan Sait Faik, belli bir iş ie de uğraşmamış, kereste tüccarı olan babasından kalan servetle yaşamış, hayatını da Burgaz Adasında annesi ile veya Şişli de babasından kalan apartmanda yalnız yaşayarak geçirmiştir.
 
Fırsat buldukça sinemaya ve tiyatroya giden yazarın bu öyküsünde de bu alışkanlığının izleri gözükmektedir.  Lakin yazar bu yılarda siroz hastalığı ile didişmekte, çok sevdiği içki alışkanlığını da bir türlü üstünden atamamaktadır.  Yazarın içkiye olan düşkünlüğü bu öyküde de yer bulmuş olmaktadır.
 
Nitekim yazar, hastalığına rağmen içkiye devam etmiş bu öykü kitabı yayımlandıktan beş altı ay sonra da hayata veda etmiştir.  Yani Usta adlı öyküde evlenme hazırlığı içinde olan genç bir usta ile arkadaşlık yapması konusu öykünün ana hatlarını oluşturur.
 
 
Yani Usta
 
Ben Yani Usta'yı tanıdığımda yaşı on beşti. O zaman daha, Yani Usta, değildi. Kara gözlü, kara bacaklı,kara saçlı, kara bir çocuktu.
 
Ben mi?... Ben kocaman bir adamdım. Ne yalan söyleyeyim: İşim gücüm yoktu. Dünyada kimseciklerim yoktu. Bir anam vardı o kadar. Ondan öte kimim kimsem yoktu. Yani Usta bugün yirmi yaşında. Ben elliye merdiven dayamışım. Ama Yani Usta tek dostumdur. Duvarları öylesine yağlıboya boyar ki parmağın ağzında kalır. Gözümde o, yine on beş yaşındaki kara oğlandır. Boya yapmadığı zaman sinemaya gider; maça gider; kahvede pişpirik oynar.
Aklına eserse nerde isem gelir bulur beni. Esmezsem aramaz bile.
 
— Seni neden arayacakmışım be ağababa, der.
Kuytu bir birahanemiz vardır. Gider otururum. Düşünür dururum. Şu dünyaya ne ettim? Şu dünyadane gördüm? Neye geldim? Neden gidiyorum? Ne yaptım?
 
Dışarıda kar yağdığı zaman içerisi sıcak da olsa bu birahanede üşürüm. Saat altıda daha kimsecikler yoktur. Garson öteki salona geçmiştir. Duvardaki saat sinirlendirir, insanı içmeye zorlar. Ben Yani Usta'yı mı beklerim? Beklersem gelmez ki... Beklemesem gelir mi? Umut vardır. Beklemediğim zaman umut vardır.
 
Gelir karşıma geçer. Ne söylerim ona. O bana ne der. Hiçbir şey hatırlamam. Sonradan şöyle demişti diye uydururum. Birahanenin gedikli müşterileri vardır. Biri var; gelir, camın yanına oturur. Bir şişe maden suyu açtırır. İçine bir duble, bir tek rakı döktürür. Bir tabak yemiş getirtir, bir böbrek ızgarası yaptırır, bezen da bir omlet yer.
 
Yani Usta gelir. Kaşının arası çizgi çizgidir. Beş bin lira drahoma veriyormuş kızın babası. Kız güzelce imiş. Eskiden de bilirmiş a bu sefer çayda görmüş. Kızın anası "Dans etsenize Yani!" demiş. Yani Usta "Ben dans mans bilmem" demiş. "Bilsem de etmem ya". Kadın açıkça verimkâr olmuş. Yani Usta: "Babamla görüşün" demiş...
 
Demek birahaneye Yani Usta da iki biramı içmeye gelmeyecek. "Birahanelerde filân gözükmemeli bir zaman, diyor, işin ucunda beş bin lira var."
 
Hey gidi Yani hey! Dedim geçen akşam, ufacık kara kuru bir oğlandın. Bak kocaman adam oldun. Ben ağababa oldum. Birahane eski birahane. Masalar eski masalar. Dünya başka dünya. Sen başka adam.
 
Ama ben hep oyum, be Yani Usta! Seni de hep öyle görüyorum Yani Usta. Kara saçlı, kara gözlü, cin gibi bir oğlan. Hani seninle sinemaya giderdik. Sen yanımda deli olurdun. El çırpardın. Omzuma vururdun.
 
— Vresi, derdin: gördün mü? Bak hafiyeye! Ne yaptı gördün mü? Bir yumrukta...
O sinema da yerinde yok. O sinema aynalar içinde idi. Yağmurlu havalarda kumaş kumaş, insan insan kokardı. Birinci mevkiin çocuklarının arasına karıştığımız zaman içim sevda ile dolardı. Her yüz güzeldi. Her çocuk babacandı. Her el nasırlı, küçük, kirli ve sıcaktı.
Günler geçti. Ben düştüm. İçmek alatı bozuldu. Sen koca adam oldun; beş bin lira drahoma alacak kadar. Bari seviyor musun kızı Yani Usta?
 
— Karı değil mi be ağababa, severiz.
Doğru Yani Usta, karılar sevilir sevilmesine ama ben içimden hep çocuk kaldığım için olacak karılardan çok çocukları severim.
 
— Beni sevmez misin?
— Seni mi? O da sorulur mu Yani Usta? Seni? Seni çok severim.
— Ama ben çocuk değilim artık.
— Benim gözümde çocuksun.
— Beni çocuk yerine alırsan kızarım; küserim sana. Bir daha da konuşmam.
— Düğüne de çağırmaz mısın, Yani Usta?
— Bak ona çağırırım.
 
Yani Usta ile bir zaman sustuk. Sonra Yani Usta bana nereden hatırına geldi bilmem:
— Sen tiyatrolara filan gidersin, beni de götürsene bir akşam, dedi.
— Başımla beraber; ne zaman istersen... Dedim.
 
Pazartesi akşamına sözleştik. Tiyatro gişesine erkenden uğrayıp biletleri aldım. Geldim. Yani Usta süslenmiş geldi. Geldi ama biletler yarın akşam içindi. Pazartesi akşamları temsil yoktu.
— Yani Usta, dedim, pazartesileri temsil yokmuş; yarın akşam için aldım biletleri.
— Zararı yok; ver benim biletimi sen, dedi.
Dörder bira içtik. Ayrıldık. Ertesi akşam ben saat sekiz buçukta tiyatroya gittim. O gelmemişti daha.
Perdenin açılma zili çalarken yarama başka biri gelip oturdu.
 
Yani Usta biletini satmış, tiyatroya gelmemişti.
Yani Usta bana son defa bir çocukluk yapmıştı. Hoşuma gitti. Bir tuhaf oldum. Bir yalnızlık duydum.
 
Hâlbuki ben tiyatroları hep yalnız seyreder, zevk alırdım. Tenha geceleri seçerdim. Paradilere çıkardım. O akşamki temsil kadar kötüsünü galiba bir daha seyretmeyeceğim.
Hey gidi Yani Usta hey! Bunda ne var ki Yani Usta, ha? Gelmedin gelmedin. Ne çıkar bundan. Sen yine o aynalı sinemada yanıma oturan küçük çocuksun sokakta gördüğüm zaman. Ama yüreğimi bir şey, bir demirden avuç da sıkmıyor değil hani. Ama boş ver! İnanma! Hadi canım sen de! Üzülme be Yani Usta. Beni gördüğün zaman gülümseyiver. Aldırma! Tiyatro da n'oluyormuş? Dünyada dostluk vardır, be!
O da ölmedi ya!
 
Varlık, (404), 1 Mart 1954


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...