Yaprak Dökümü Reşat Nuri Roman İncelemesi

Ekleyen : ESA , 15 Kasım 2016 Salı aaa Beğen
 

Yaprak Dökümü Hakkında:

 

Yazıda “   Reşat Nuri Güntekin ‘in  Yaprak Dökümü  “   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Reşat Nuri Güntekin ‘in Yaprak Dökümü  ” hakkında bilgiler “Reşat Nuri Güntekin ‘in Yaprak Dökümü  “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “Reşat Nuri Güntekin ‘in  Yaprak Dökümü   “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ESER VE YAZAR HAKKINDA 
 
Yaprak Dökümü  Reşat Nuri Güntekin'in kaleme aldığı toplumsal konulu   ve ilk baskısı 1930 yılında yapılan bir eseridir. Cumhuriyet ilk döneminin en önemli romancılarından birisi olarak kabul edilen yazarın Yaprak Dökümü  adlı eseri Çalıkuşu   Damga Yaprak Dökümü  ve  Acımak romanları ile birlikte en çok sevilen romanlarından biridir.
 
Roman Cumhuriyetin ilanından önce batılı bir yaşam özlemi içinde olan ve batılılar gibi yaşamaya çalışan İstanbullu bir ailenin, batılı bir yaşam sürmek adına girdiği bir yolda karşılaştığı çıkmazlarla kaçınılmaz sonunu anlatır.  Batılılar gibi yaşamaya kalkışan aile fertlerinin kendi toplumuna yabancı kalışı ve kendi kültürü ve muhitleri ile çatışmalara girmeleri sonucu batılı kültür ile geleneksel kültür arasında bocalamalar karşısında dağılmasını konu edinmiştir. Roman geleneksel kültürün değer yargıları ile batılı kültürün değer yargılarını vurgularken geleneksel kökenden gelen bir ailedeki eski ve yeni kuşak çatışmasını da başarı ile ele almıştır. Yazar bir memur ailesinin batılı yaşantıya yanlış yönden girmesiyle etik değerlerini yitirerek kayboluşunu, ailenin çöküşünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele almıştır.
 
Yaprak Dökümü, defalarca sinemaya ve televizyona uyarlanmıştır. Yaprak Dökümü romanı filme de uyarlanmış dizi film şeklinde yapılan uyarlama Kanal D de yayınlanmıştır.  İlk bölümü, 13 Eylül 2005 te yayımlanan dizi filmin son bölüm yayın tarihi: 29 Aralık 2010 dur.  174 bölümlük büyük serüven  haline getirilen filmin[1] Senaryosunu Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu yazmış, Mesude Erarslan Tekin’in yönettiği ve Ay Yapım tarafından üstlenilen dizi filmde Halil Ergün- Ali Rıza, Güven Hokna- Hayriye, Bennu Yıldırımlar- Fikret, Deniz Çakır-Ferhunde, Tolga Karel- Sansar/Oğuz, Fahriye Evcen- Necla, vb baş rolleri paylaşmışlardır. [2]
 Çocuklarının geleceği ve iyi yetişmesi için mücadele eden, yanlış batılılaşmaya karşı direnmeye çalışan bir babanın tüm çabalarına karşın ailesini kurtaramayışını ve evlatlarının teker teker mahvoluşunu izlemesini anlatan bir aile dramıdır. [3]Geleneksel değerlerinden koparak, batılılar gibi yaşamak isteyen her aile ferdi teker teker kendilerine ve toplumun etik değerlerine yabancılaşarak kendi hayatlarını da mahvederler.
 
 
DİL VE USLUP

Reşat Nuri’nin bu eserinin çok sevilmesinde kullandığı dilin etkisi büyüktür. Yazar, her yaştan insanın kolaylıkla anlayabileceği gayet sade, açık, anlaşılır bir dille eserlerini kaleme almıştır. “Reşat Nuri Güntekin, “Yaprak Dökümü” adlı romanında dili ustalıkla kullanmıştır. Öyle ki, okuyucu, romanın ilk sayfalarından itibaren kitap okuduğunu unutur, kendisini bir anda olayların içinde buluverir, olayları âdeta kendisi yaşar. “[4]
 
Oldukça realist bir tutumla yazılan romanın dili sokaktaki insanın konuştuğu canlı ve hayatın içinden bir dildir. Edebiyat yapmaya kalkmadan ve okuru sıkmadan sıcak içten yalın ve yapmacıksız bir anlatım şekli kullanılmıştır.
Yazarın üslubunda gereksiz sözcük bulunmaktadır. Yazar okurun, dikkatini dağıtacak, göze batacak benzetme ve mecazlardan kaçınmıştır.  Uzun tasvirlerden ve teferruatlı izahtan kaçınmış, sade ve doğal bir ifade kullanmaya özen göstermiştir. Yazıdaki konuşmalar gündelik dilin doğallığı ve canlılığı içindedir.
 
KONU ve ANAFİKİR
Batılı yaşama özenerek özünü ve değerlerini yitiren bir ailenin dramı eserin esas konusudur. Yanlış batılılaşma, yoksulluk, sadakatsizlik, ahlaki düşkünlük, değişen sosyal koşullara direnemeyip, özünü ve değerlerini yitirmek ve buna alışmak zorunda kalan dürüst insanların şartlara boyun eğişi , israf, özenti ve yanlış batılılaşmanın yol açtığı diğer dramlar, eserin detay temalarıdır.
Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.[5]
Kendi değerlerini yitirerek özüne ve geleneksel değerlerine yabancı yaşantıların hevesine kapılan ailelerimiz batılılaşmayı yanlış anlamakta ve  bu hevese kapılan aileler yok olmaktadır. Yanlış batılılaşma ve buna duyulan özenti ailelerimiz ve fertlerini mahvedecektir.  Fikir eserin ana fikrini oluşturur.
 
ROMAN KAHRAMANLARI:
Ali Rıza Bey:
Emekli bir memur olan Ali Rıza Bey, batılı yaşama özenen çocukları ile çatışma içindedir. Bir oğlu (Şevket) ve dört kızı (Fikret, Leyla, Necla, Ayşe) vardır.
Dürüst, ahlâklı, inançlı, namuslu ve dürüst bir insan olan Ali Rıza Bey, çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak ve iyi bir eğitim vermek amacındadır. Her bir çocuğunu da bu yönden iyi yetiştirdiğini ummaktadır.   Fakat çocukları moda, giyim-kuşam, eğlence, müzik ve dans düşkünü gelmekte ve bunlara özenmektedir.
Ali Rıza Bey, romanın sonunda altmış beş yaşındadır. İnançlarına son derece bağlı, hak-hukuk konusunda çok titiz, dürüst, namuslu, çalışkan bir adamdır. “Titiz denecek kadar temiz, gülünç denecek kadar nazik ve mahcup bir adamdı. Hak yemek, kanuna aykırı bir şey yapmak, kalp kırmak korkusuyla bir türlü iş göremezdi. İsterdi ki elinden çıkacak iş, sadece kanuna değil, teamüle, insanlık ve nezaket kaidelerine de uygun, yani dört başı mamur olsun...
Ondan bahsedenler: ‘İyi adam…Peygamber gibi adam…Elini öp…Dua ettir...’ ” (s.13)
 
 
Hayriye Hanım:
Ali Rıza Bey’in karısıdır. İlk başta kocasına sadık fakat değişen hayat koşulları nedeniyle asileşen, saf ve cahil bir kadındır. Dirayetsiz kişiliği yüzünden kocasına destek olamamış kızlarının isteklerine boyun eğdiği gibi Ali Rıza Bey’î de yanıltmıştır.  İyi niyetli biri olmasına rağmen olayların bu hale gelmesine sebep olabilecek yanılgılara düşmüştür.  Kızlarına i,yi bir hayat sağlamanın yolunun asri yaşamdan gelebileceğini düşünmek ile büyük bir Hatay sürüklenmiştir. “ Ali Rıza Bey, çıldırıyor musun? Ne yapalım şimdi böyle geçiyor... Kızlara koca bulmak lâzım... Eve kapatılmış kızı bu zamanda kimse arayıp sormuyor... Bu yaptıklarımız sırf onlara hayırlı bir kısmet bulmak için...” (s.67-68)
Fikret:
 Ali Rıza Bey’in en büyük kızıdır. Babası gibi terbiyeye önem veren sağlıklı ve olgun düşünen birisidir.  Evde annesi için yardımcı, kardeşleri için bir ikinci anne idi. Fikret güzel değildi üstelik İç Anadolu’dayken bir göz hastalığına yakalanmış gözünde bir leke kalmıştı. Fikret, kardeşlerinden daha akıllı, daha zeki ve daha olgundur. Leyla ile Necla eğlenceye, süse, giyim kuşama, modaya önem verirken Fikret böyle şeylerle ilgilenmemiş Şevket’in Ferhunde ile evlenmesine evdeki eğlence ve partilere karşı çıkmıştır. Fakat Annesi ve kız kardeşleri ile çatışmalarında başarılı olamamış çözümü evden ayrılmakta bulmuştur.  Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı için çok çocuklu dul bir adamla evlenerek evden kurtulma yolunu seçerken evden dargın ayrılır. Annesinin çeyiz olarak aldığı birkaç eşyayı bile kabul etmez. Adapazarı’na giderken yanında kimseyi istemez

Şevket : Ali Rıza Bey’in oğludur. Yirmi yaşında, saygılı, kibar bir gençtir. Babası şirketten istifa ettiği gün, bir bankada memuriyete başlar.

“Ali Rıza Bey, bu ilk çocuğu ile çiçek meraklısı bahçesi ile oynar gibi oynamış, onu ancak kendi hayalinde yaşayan mükemmel insan modeline göre işlemişti. Büyük bir kısmı bugüne, hatta dünyanın hiçbir gününe yarar şeyler olmamakla beraber Şevket, pek çok şeyler öğrenmişti. (…) İhtiyar memur, dünyada her şeyden şüphe eder, oğlunun ahlâkından şüphe etmezdi. Ona göre Şevket, dünyanın hiçbir kuvvetinin kırıp kirletemeyeceği bir elmas idi.” (s.28)
Şevket çalıştığı bankadan yüklüce bir parayı gizlice alır, güzelce harcar, fakat geri yerine koyamaz. Durum fark edilince tutuklanır. Mahkeme kararıyla bir buçuk yıl hapse mahkûm edilir. Aslında iyi bir adam olmasına rağmen Ferhunde gibi bir kadınla evlenmek hatasına düşmüş,  hem kendini hem de ailesini bataklığa sürüklemiştir.
Tahsin : Fikret’in evlendiği adam olan Tahsin elli yaşlarında, üç çocuk sahibidir. Sakarya’da oturmaktadır. Karısını kaybedince çocuklarına analık yapacak temiz bir kadın aradığını söyler. Fikret evdeki yaşamından mutlu olmadığı için bu adamla evlenmeyi kabul eder. Bu evliliği bir kurtuluş olarak görür.
Leyla : Ali Rıza Bey’in üçüncü çocuğu, on sekiz yaşındaki güzel bir kızıdır. Leyla, Kardeşi Necla ile çok iyi anlaşırken, Fikret’le geçinemez. Leyla ile Necla’nın önem verdiği şeyler: süslenmek, modaya uygun giyinmek, müzikli, danslı toplantılarda gönüllerince eğlenmektir.

Leyla’yı kırk yaşlarında bir komisyoncu ister. Komisyoncu dolandırıcıdır ve Leyla onunla evlenmez, Leyla’yı mağazasında alışveriş ederken görüp beğenen bir manifaturacı da ister söz kesildiği akşam, Leyla, kırk beş yaşındaki bu manifaturacıyla evlenmekten vazgeçer. Abdülvehhap Bey, Leyla’yı Üsküdar vapurunda görüp beğenir ve Leyla ile evlenmeye karar verir ve nişanlanırlar. Nişanlı olduğu halde onunla bununla gezip tozan Leyla’yı nişanlısı Abdülvahap başkaları ile görmüştür. , zengin bir Arapla evleneceği için çok sevinir. Fakat Abdülvahap Bey Leyla’yı başkaları ile görünce nişanı atar ve Leyla’nın kızkardeşi Necla ile evlenir.  Leyla bu olaya çok üzülür ve hastalanır. Ayağa kalktıktan sonra da bir avukatın metresi olur. Kızının bir avukata metreslik yaptığını öğrenen Ali Rıza Bey, Leyla’yı evden kovar. Avukat, Leyla’ya küçük bir apartman dairesi kiralar. Her ay düzenli olarak para verir. Gerçekte Leyla’yı çok sevmektedir, hatta ona nikâh kıymak ister, fakat karısından bir türlü ayrılamaz. Ali Rıza Bey  Leyla’yı  hiç affetmez ama en sonunda da ona sığınmak ve bu onursuz hayata alışmak zorunda kalacaktır.
Avukat :  Evli, çocuklu  ve Leyla’yla ilişki yaşayan onu metresi tutan adamdır. Karısıyla iyi geçinemediğinden mutluluğu başka kollarda aramış ve Leyla’yı tanımıştır. Avukat, Leyla’yı çok sevmekte fakat  karısını boşanmaya ikna edememektedir. Leyla’ya küçük bir apartman dairesi tutar, her ay düzenli olarak para verir. Karısından kaçabildiği gecelerde Leyla’nın yanında kalmaktadır.
Necla : Ali Rıza Bey’in dördüncü çocuğu, On altı yaşındaki güzel bir kızıdır. Leyla ile çok iyi anlaşırken Fikret ile geçinemez.  Leyla ile Necla, ablalarının tam tersi bir yaradılışa sahip, moda, giyim kuşam, süslenmek, partilere katılmak, gezmek, eğlenmek vazgeçilmez bir tutkuları olan iki kız kardeştir.
Ablası Leyla, Abdülvahap Bey ile nişanı bozunca Zengin bir adam zannettiği Abdülvahap Bey’i ayartmış ve onunla evlenmiştir. Fakat hiçbir şey umduğu gibi çıkmayacaktır. Necla, lüks ve rahat bir yaşam hayaliyle, ablasına hakaret edip terk eden bu adamla evlenmiş, fakat çok pişman olmuştur.

Abdülvehhap Bey:
Leyla ile nişanlıyken Leyla’yı bırakıp daha çok beğendiği Necla ile evlenmek isteyecek kadar küstah, ahlâksız, yüzsüz bir adamdır. Kırk beş yaşlarında, üçüncü karısını dokuz ay önce kaybetmiş biri adamdır. Yarım düzineden fazla çocuğu olan Abdülvehhap Bey, kendisini zengin biri olarak tanıtan gerçekte ise birtakım karışık işlerle kıt kanaat geçinen birisidir.
 
 

KİTABIN ÖZETİ

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır.
 
Ali Rıza Bey’in emekli maaşı evin masraflarını karşılayamamaktadır. . Aile evde yiyecek yemek, giyecek elbise, yakacak odun bulamaz hale gelmiştir.  Çok soğuk kış günlerinde Ali Rıza Bey, evde yakacak odun kalmayınca bahçedeki ağaçları keser.  “Bereket versin, Hayriye Hanım’ın o tutumlu ev kadınlığına… Kadıncağız sandık diplerinde, dolap köşelerinde kalmış ne kadar palto ve hırka eskisi, minder ve karyola altları beslemek için kullanılmış ne kadar çul çaput varsa hepsini ortaya döktü. Çocukları, onları âdeta ganimet eşyası gibi kapıştılar. “
 
Necla, güve yediğinden kalbura dönmüş bir çuha masa örtüsünden kendine pelerin yaptı. Kenarına renkli yünden çiçekler ördü.  Bu acayip kıyafetlerde ev ‘Pembe Kız’ piyesini oynamaya hazırlanmış tuluat kumpanyasına döndü. Yağmur yağdığı yahut karlar erimeye başladığı zaman damlar akıyor, rüzgâr esince sıvalar dökülüyor, evin dört tarafındaki deliklerde, pencere kenarlarında, kapı aralıklarında türlü ıslıklar, düdükler çalınıyordu.

Böyle olmakla beraber çocuklar, sefalete iyice alışmışlardı. Bu feci yoksulluktan fazla müteessir görünmüyorlar, hatta bazen evin hâli ve kendi kıyafetleriyle pişkin pişkin eğleniyorlardı. Ali Rıza Bey’in her zaman tekrar ettiği gibi zavallılar hissiz, haysiyetsiz, çingene gibi mahlûklar olmuşlardı…”
 (…)  Bu yoksul hallerine rağmen ailede huzursuz kimse yoktur. Herkes hayatından memnun ve mutlu gibidir. 
Ali Rıza Bey, çocuklarına iyi bir gelecek ve iyi bir eğitim vermek amacındadır. “Bir babanın çocuklarına bırakacağı en kıymetli miras temiz bir isimdir… Temiz bir isim, bir miktar dünyalıkla beraber olursa âlâ; fakat züğürt evlatlarda ancak bir, nihayet iki göbek dayanabilir.” (s.8) “Babasınız, çocuklarınız var, paranız yok değil mi? Evlatlarınız âhir ömrünüzde size bir feci yaprak dökümü manzarası seyrettirmekten gayri saadet vermezler.” (s.11)
Ali Rıza Bey, beş yıldır “Altın Yaprak Anonim Şirketi”nde çalışmaktadır. Eski bir tanıdığının kızı Leman’ı çalıştığı şirkete aldırmış, Leman, ise şirket müdüründen hamile kalmıştır. Ali Rıza Bey şirket müdüründen Leman’la evlenmesini istemiş müdür kabul etmeyince, kendi eliyle yerleştirdiği bir kızın bu şekilde namusunun kirletilmesini hazmedemeyip istifa etmiştir.
 
Ali Rıza Bey, işten çıktıktan bir müddet sonra oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner.  Yoksul durumdan kurtulan ailede yüzler de gülmeye başlar.  Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulmaktadır.  Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun olmamaktadır.

Her şey yolunda giderken Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep evli bir kadınla yasak bir ilişki yaşamaya başlar. Bu ilişki anlaşılıp kadın, kocası tarafından terk edilince Şevket bu kadınla evlenmek zorunda kalır.
Bir gün, Şevket işyerinde evli bir kadınla ilişkiye girdiğini ve o kadınla evlenmek istediğini söyler. İlk başta Ali Rıza Bey bu olaya itiraz etse de daha sonra Şevket’in Ferhunde ismindeki kadını ne kadar çok sevdiğini görmüştür. Fakat gelin Ferhunde eğlenceye ve modern hayata alışkın biridir.
Şirketten istifa edip de emekli maaşıyla yetinmeye başlayan ve Altmışını geçmiş bir adam olan Ali Rıza Bey’in evdeki otoritesi Şevket’in işe başlaması ve evin maddi yükünü Şevket’in omuzlaması ile günden güne düşmeye başlamıştır.
Dönerken eskiliği görünmeyen araba tekerlekleri gibi onun da işlerden görünmeyen ihtiyarlığı, birdenbire durunca bütün haraplığı ile meydana çıktı. İki yanında boş yere sallanan kollarının ağırlığı omuzlarını çökertmeye, sırtını kamburlaştırmaya başladı.

Kılığı kıyafeti bozuldu. Pantolonunun diz kapakları, kollarının dirsekleri sarktı. Hâlbuki eskiden ne kadar güzel ve temiz giyinen bir adamdı. Üstündeki tozlar artık süpürülmekle gitmiyor, elbiselerine işlemeye başlıyordu
.” (s.40)
 
Ferhunde Eğlenceye düşkün olan bu kadındır. Şevket’in kız kardeşleri olan Necla ve Leyla birbirlerinden genç ve güzel iki kız kardeşlerdir. Büyük abla olan Fikret Necla ve Leyla ile anlaşamamaktadır.  İşssiz kalan Ali Rıza Bey kahveye gitmeye başlar.  “Ali Rıza Bey emekli olmadan önce, kahvehaneleri miskin insanların yuvası olarak görürken, emekli olduktan sonra bu düşüncesi değişir. Kahvehaneler, “işsizlikten ve aile dirliksizliğinden doğan ıstıraplara karşı sığınılacak tek köşedir.” (s.42)   Ferhunde’nin gelmesiyle evlerinin yaşamında her şey değişmeye başlamıştır.  Ali Rıza Bey, biraz da bu sebepten kahveye gitmektedir.
Ferhunde zaten hareketli ve asrî olmaya meraklı olan Necla ve Leyla’nın da karakterini bozmaya başlar. Evdekiler arasında eğlence ve moda düşkünlüğü hızla yayılmaya başlamıştır.   Evde sık sık partiler düzenlenmeye başlar.  Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, kızlarına iyi ve zengin bir koca bulmak ümidiyle evdeki yaşantı değişikliğine razı olmaktadır.  Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen karısının tesiriyle kendisini bu hayata kaptırmıştır...
Şevket, iyi bir mimar olup para ve şöhret kazanmak istemektedir. Fakat Karısı Ferhunde ile birlikte onun da hayatı karamaya başlayacaktır.   “ Gramofon bütün gece çalar, çılgın kahkahalar, çığlık çığlığa boğuşmalar içinde durmadan dans edilir, temelinden sarsılıyor gibi olan evin harap tavanlarından tozlar yağardı… Çok kere oturduğu yerde, sönen mumun önünde uyuyup kalan Ali Rıza Bey, ilk sabah ışıkları içinde gözlerini açtığı vakit, evi hâlâ bu gürültüler içinde sarsılıyor bulurdu. Ailenin misafirliğe gittiği gecelere gelince, o vakit de yine bitip tükenmez hazırlıklar sebebiyle akşam yemeklerine vakit kalmazdı. Kızlar, yengeleriyle beraber saatlerce sökük dikerler, bozulmuş elbise parçalarından uydurma süsler hazırlar, ayna karşısında kantocu kızlar gibi boyanırlardı.” (s.67)
 
Ali Rıza Bey evdeki bu eğlencelere sinirlenmekte fakat evin masraflarını oğlu Şevket karşıladığı için oğluna söz geçirememektedir. Ali Rıza Bey, oğlu Şevket ile tartışır. Fakat Şevket:  “Baba, hayat değişmiş…Emin ol ki bu eğlencelerde zannettiğin kadar korkulacak bir şey yok… Şimdi bütün dünya böyle. Ne yapalım? Asrın icabatına uymaya mecburuz. Sen başka bir zamanın adamı olduğun için bunların ne kadar tabiî ve zarurî olduğunu görmüyorsun.” (s.68) diyerek babasını sakinleştirmeye çalışır. Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz . Zamanla Ali Rıza Bey de bu tip eğlencelere alışır, eskisi gibi sinirlenmez hale gelmiştir.
Üstelik asla kabul edemeyeceği bazı olaylara da şahit olduğu halde bunlara da katlanmak zorunda kalmaya başlamıştır. “Eskiden kızlarının yabancı erkeklerin kucağında dans ettiğini, onlarla ağız ağza konuşup gülüştüğünü, tenha yerlerde kol kola gezdiğini gördükçe hırsından kendi kendini yerdi.
Şimdi bu acıyı ve utancı eskisi kadar duymuyor, kızlarının şu sayede belki iyi birer koca avlayacağını ümit ederek, bütün yolsuzluklara göz yumuyordu.

Necla ile Leyla’nın etrafında zaman zaman yeni çehreler peyda oluyordu. Bunların bazıları terbiyeli, kibar insanlardı.”
 (s.79)
 
Fakat,  Eğlenceler ve toplantılar ailenin bütçesine oldukça ağır gelmeye başlamıştır.  Lüzumsuz yere para harcanan evde maddî sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır.  En acı gelen şey ise karısına da söz geçiremez olmuştur. Eşi sürekli olarak kızlarını ve oğlunu savunmakta, Ali Rıza Bey’i desteklemek bir tarafa onun yatıştırmak veya yanıltmakla meşgul olmaktadır. Evdeki olanlardan memnun olmayan bir kişi daha vardır.  Bu kişi ise evin en büyük kızı Fikret’tir.  Fikret bu gidişatı durdurmak için babasına destek olmaya çalışmakta Necla ve Leyla ile sürekli çatışmaktadır.  Dizginleri ele alan Ferhunde,  Necla ve Leyla, evin maddi yükünü karşılayan oğlu Şevket ile birlikte olduklarından Ali Rıza Bey ile Fikret onlara söz geçirememektedir.  
Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret, Adapazarı’nda yaşayan bir adamla adamın çocuklarına bakma koşuluyla evlenmeye karar vermiştir. Fikret’in evden gidişiyle daldaki yapraklardan biri kopar ve ağacının yapraklarından ilki düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz
Evin masraflarını karşılamakta zorlanan Şevket, çalıştığı bankadan yüklüce bir miktar para alır, fakat yerine koyamaz. Durum fark edilince bir buçuk yıl hapse mahkûm edilir. Böylece yapraklar dökülmeye başlamıştır. Şevket Hapisteyken karısı Ferhunde kendisini terk eder ve  evden kaçar.  Şevketin hapse girmesi ile evdeki lüks yaşantı birdenbire kesilmiştir.
 
Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur. Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hâkimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir.
 
Fakat Leyla ile Necla eski yaşantılarına dönemek için çırpınmaktadır.  Leyla’yı kırk yaşlarında bir komisyoncu ister. Fakat Komisyoncunun dolandırıcı olduğu anlaşılır ve Leyla onunla evlenmez. Bu defa  Leyla’yı mağazasında alışveriş ederken görüp beğenen bir manifaturacı istemiştir. Leyla ile Manifaturacı nın sözlerinin kesileceği akşam, Leyla, kırk beş yaşındaki bu manifaturacıyla evlenmekten vazgeçer.
 
Abdülvehhap Bey, Leyla’yı Üsküdar vapurunda görüp beğenir ve Leyla ile evlenmeye karar verir ve nişanlanırlar. Nişanlı olduğu halde onunla bununla gezip tozan Leyla’yı nişanlısı Abdülvahap başkaları ile görmüştür.
 
Abdülvahap Bey, Ali Rıza Bey’e Leyla’nın sokakta uygunsuz kişilerle konuştuğunu, namuslu hiçbir erkeğin buna tahammül edemeyeceğini, eğer küçük kızı Necla’yı verirse seve seve kabul edeceğini bildiren bir haber gönderir. Bu haber tüm ev halkı üzerinde şok tesiri yapar. Lüks yaşama kavuşmak amacına olan Necla, yaşından beklenmeyecek bir pişkinlikle, babasının karşısına dikilir, hiç utanıp sıkılmadan gayet yüzsüz bir şekilde “Ne yapıyorsun baba... Çıldırdın mı? Kısmetime ne hakla mani olacaksın? Mademki Abdülvehhap Bey beni istiyormuş... Kardeşimin yerine beni verirsin, olur biter...” (s.110) der. Leyla, kardeşinden hiç beklemediği bu sözleri duyunca sinirinden bayılır. Uzun süren tartışmalardan sonra Necla’nın bu adamla evlenmesine izin verilir. 
On beş gün sonra Necla, Abdülvehhap Bey’le Suriye’ye gider. Fakat Neclayı Suriye de büyük bir sürpriz beklemektedir.  “Necla, Beyrut’ta hayalindeki sarayın yanında bir tavuk kümesi gibi kalan küçük bir eve indi. Mermer merdivenlere dizilmiş sinema uşakları yerine bir entarili kayınbaba ile iki ortak ve bir alay çocuk tarafından karşılandı.

Üçüncü ortak dokuz ay evvel ölmüştü. Necla bu kadının yerine geldiği için ondan kalan iki çocuğa analık etmek vazifesi de tabiî ona düşüyordu. Genç kadın Nasrettin Hoca’nın ağacı gibi, görüp göreceği nimetin İstanbul’dan alınmış bir iki parça eşyadan ibaret kalacağını anlayınca biraz hırçınlık etmek istemişti. Fakat daha ilk kavgada entarili kayınbabanın boru gibi bir sesle üstüne hücum ettiğini görünce fena hâlde korkmuş, bir daha ağzını açmaya cesaret edememişti.”
 (s.116-117)
 
Üstelik Necla, Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür.
 
 Bu arada Leyla kötü yola sapar. Leyla bir avukatın metresi olmuştur. Ali Rıza Bey, kızı Leyla’yı evden kovar ve Leyla beşinci yaprağın düşüşüdür.
 
 Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leyla da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım da bütün güç ve kuvvetini kaybetmiş durumdadır.  Leyla yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunmaktadır.  Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir.
Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hasta haneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hasta haneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
 
 
Reşat Nuri'nin Diğer Kitapları ve  Özetleri 
 
[1] https://www.kanald.com.tr/yaprakdokumu
[2] https://www.diziler.com/dizi/yaprak-dokumu/oyunculari
[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Yaprak_D%C3%B6k%C3%BCm%C3%BC
[4] http://www.yenimakale.com/resat-nuri-guntekinin-yaprak-dokumu-romani.html
[5] http://www.frmtr.com/kitap-ozetleri/704652-yaprak-dokumu-roman-ozeti.html


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...