Yaşar Kemal'in Ağrıdağı Efsanesi Hakkında Özet İnceleme

Ekleyen : ESA , 28 Şubat 2019 Perşembe aaa Beğen 1
 
 
Yazıda “Yaşar Kemal'in  Ağrıdağı Efsanesi ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Yaşar Kemal'in  Ağrıdağı Efsanesi ” hakkında bilgiler “Yaşar Kemal'in  Ağrıdağı Efsanesi “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,    “Yaşar Kemal'in  Ağrıdağı Efsanesi “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 AĞRI DAĞI EFSANESİ VE ROMANI HAKKINDA
 
Yaşar Kemal'in Ağrıdağı Efsanesi adlı romanı İlk kez tefrika edilmiş, daha sonra 1970 yılında Cem Yayınevi tarafından yapılmıştır.
 
Bu roman daha ziyade yazdığı köy romanları ile tanınan Yaşar Kemal’in tıpkı bir yıl sonra yazacağı Binboğalar Efsanesi  adlı eseri gibi efsane ve halk hikâyelerinden esinlenerek yazdığı bir romanıdır. Yaşar Kemal zaten roman ve öykülerinde efsanelerden çok faydalanan eserlerinde onları kullanmaktan hoşlanan bir yazardır. Nitekim, Yılanı Öldürseler, Yusufçuk Yusuf , İnce Memed , Ölmez Otu , Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır   gibi eserlerinde de efsaneleri kullanmış ve onlardan faydalanmıştır.
 
Roman,  Ağrı Dağı eteklerinde yaşayan Ahmet’in kapısına gelen bir kıratı sahiplenmesi, atın sahibi Mahmut Han’ın kızında âşık olması ve akabinde yaşanan olaylara dayanır.  Mahmut Han'ın kızı Gülbahar ile Ahmet arasında yaşanan aşk ve âşıkların kavuşma mücadelesi ve bu halk hikâyesi içindeki pek çok motif bizleri çok eskiden mesnevi tarzında yazılmış yazılı manzum metinler olarak karşımıza çıkan Mem u Zin Hikayesi ne kadar götürür.
Yaşar Kemal’in Ağrıdağı Efsanesi adlı romanı doğu ve güneydoğu Anadolu’da pek çok varyantı olan Mem u Zin Hikayesi nin bilinen ilk metninden bir hayli değişmiş bir varyantıdır.  Bu romanda anlatılan hikâyenin diğer varyantlarına da bakıldığında bu öykünün en eski hali Mem-i Alan(Alanlı Mem) adlı hikâyeden bozula bozula değişe değişe gelen bir öykü olduğu anlaşılır [1] 
Pek çok varyantı bilinen Mem û Zîn’in en eski ve ilk halinin Ehmedê Kani tarafından 17. Yy da yazıya geçirildiğine dair işaretler bulunur.  Fakat bu hikâye günümüze gelene kadar halk anlatılarında değişe değişe birçok hale dönüşmüştür.   Hatta bu hikâyenin birçok motifi bizleri ilk çağlara kadar götürmekte, hikâyenin kökenin üç dört bin yıl öncesine kadar uzanabileceğini ortaya koymaktadır. Örneğin hikâyenin kadın kahramanın ismi olan Sin Mezopotamya uygarlıklarında Ay tanrısının ismidir.  Nitekim Harran şehri Sin adına adanmış, Tanrı Sin adına Harran'da bir tapınak yapılmıştır.   
Romanın dayanağı olan anlatıdan geldiği anlaşılan birkaç motif ile Memo gibi asli unsurunu koruyan isimler bile bu görüşü destekler.  Romanda geçen kaval, kaval sesi,  Sin’in yerine geçmiş olan Gülbahar’ın  Ay  ( Sin) gibi beyaz tenli olması, olayları başlatan başlamasına Mahmut Han'ın Güneş simgeli eğeri olan kır atı, Ahmet’e Ağrı Dağının başında büyük bir ateş yakma görevinin verilmesi bu hikâyenin ne kadar eskilere kadar gidebileceğini göstermeye yetecektir.
 
 
ROMANIN FİLMİ 
 
Roman birçok dile çevrilmiş ülkemizde filme de uyarlanmıştır.  1975 yapımı bu filmde; Hakan Balamir – Ahmet, Fatma Girik – Gülbahar -, Hayati Hamzaoğlu - Mahmut Han, Yavuz Selekman – Memo, Reha Yurdakul – Demirci rollerini üstlenmişler,  1976 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivalinde Gani Turanlı  En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü almıştır. [2]
Roman bir opera eserine de ilham kaynağı olmuştur.
 
HAKKINDA NE YAZDILAR
 
“Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken.”– Irish Times, (İrlanda)
‘Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.’-Sunday Telegraph
 
ROMANIN KAHRAMANLARI
 
AHMET: Geleneklerine bağlı, onurlu bir yiğittir.  
MAHMUT HAN:  Gülbahar’ın babası. Zalim inatçı ve biraz da korkak bir paşadır.
GÜLBAHAR: Mahmut Han’ın açık tenli güzel bir kızıdır.  Babasını çok seven yine de aşkı uğruna her şeyi göze alan, zeki ve cesur bir kı
SOFİ: Uzun, aksakallı, akıllı, yaşlı, Ahmet’in ustası, çok iyi kaval çalan ve Ahmet’in akıl hocası ve dostu  
MEMO : Beyi Mahmut Han’a çok sadık ama Gülbahar’ı hayatı bahasına seven ve onun uğruna ölmeyi göze alan, sadıkane bir aşık ve yiğit birisi
Yusuf :  Gülbahar’ın kardeşi korkak kardeşi
Diğerleri: Demirci Hüso, Kervan Şeyhi, Hoşap Kalesi Beyi
 
ROMANIN ÖZETİ
 
Ağrıdağı’nın eteklerinde yaşayan Ahmet’in evinin önüne, çok güzel ve çok zengin bir adama ait olduğu anlaşılan kır bir at gelip durur. Bunu gören Sofi, Ahmet'e haber verir.
 
Yöredeki geleneklere göre bir at gelip kimin evinin önüne durmuş ise o at artık onun olmaktadır. Ağrıdağı geleneklerine göre Ahmet’in kapısına gelip duran bu at artık Ahmet’in hakkıdır.  Fakat Sofi, arkadaşı Ahmet ve köylüler bu atın Ahmet’in evinin önüne şans eseri gelip gelmediğine emin olmak için bu atı üç kez uzağa bırakırlar. Fakat kırat üç seferinde tekrar gelip Ahmet’in evinin önünde durmuştur.  Şahitler huzurunda bu değerli kırat artık Ahmet’in hakkı olmuştur.
 
Fakat atın gerçek sahibinin Osmanlı Paşası Mahmut Han’ın olduğu anlaşılır. Atını arattıran Mahmut Han olayı öğrendikten sonra bu geleneği kabul etmez.  Ve değerli atını Ahmet'ten alıp getirmeleri için Ahmet’in evine adamlarını gönderir. Fakat Ahmet, geleneklere göre atın artık kendisinin olduğunu söyleyerek Mahmut Han’ın adamlarına bu güzel kıratı vermez.  
Herkes Mahmut Han’ın yanına giderek olanları anlatıp o kıratın artık Ahmet’in hakkı olduğunu söyler. Bunun üzerine Mahmut Han, adamlarını alarak Ağrı eteklerindeki Ahmet’in köyünü basar. Fakat Sofi hariç başka kimseyi bulamaz. Mahmut Han, Ahmet’in köyünü yaktırarak Sofi’yi de zindana attırmıştır. Mahmut Han çok öfkelenmiş atını getirip teslim etseler dahi, Ahmet’i ve ona yardım edenleri öldürmeye karar vermiştir.
Sofi çok güzel kaval çalan biridir.  Atıldığı zindan da hep kaval çalmaktadır.  Paşa'nın kızı Gülbahar, bir gün bir kaval sesi duyar. Kimin çaldığını merak edince de bu kaval sesinin zindana atılmış olan Sofi ve kavalından geldiğini öğrenir. Gülbahar bunun üzerine bu kavalı dinlemek i için Sofi’nin yanına gelmeye başlamıştır.  
Zindancı Memo ise Gülbahar’a platonik ama çok büyük bir aşk ile bağlıdır.
Mahmut Han, atını ve Ahmet’i bulması için Musa Bey'i görevlendirmiştir.  Musa Bey, Ahmet’i bularak Sofi’yi de kurtarması için Mahmut Han’ın huzuruna çıkmaya ikna eder.   Musa Bey, Ahmet’i de alarak Paşa'nın yanına gelir. Paşa, Ahmet'in bulunmasına sevinir fakat Ahmet,  kıratın kendi hakkı olduğunu tekrar eder.  Bunun üzerine çok sinirlenen Mahmut Han, hem Ahmet'i hem de Musa Bey'i zindana attırmıştır.
Sofi’nin kavalını dinlemeye gelip giden Gülbahar, Ahmet’e âşık olur. Gülbahar kaval dinlemek bahanesi ile ve Zindancı Memo’nun yardımıyla daha sık gelip gelmeye başlar.  Zindancı Memo üzüntüden kahrolsa da Gülbahar’ın her dediğini yapmaktadır.
Atını alamayan Paşa, Ahmet'i öldürmeye karar verir. Bunu duyan Gülbahar, Ahmet’i kurtarmak için kardeşinden yardım ister.  Fakat hiç kimseden umduğu yardımı göremeyince çaresiz kalan Gülbahar Demirci Hüso'ya giderek Ahmet’in sahiplendiği kıratı bulup getirmesi ve Ahmet’in canını kurtarması Demirci Hüso’ya çok yalvarır.
Demirci Hüso,  Kervan Şeyhi'nin de yardımıyla kıratı getirip Mahmut Han’ın sarayının kapısına bağlattırır.  Gülbahar, çok sevinip ve Ahmet'in yanına koşar. Fakat Mahmut Paşa, yemin etmiş olduğu için Ahmet’i öldürmekten vazgeçmez. Bunu öğrenen Gülbahar’ın Ahmet’in zindandan kaçırmaktan başka şansı kalmamıştır.
 
Ahmet’i zindandan çıkarabilecek tek kişi ise Zindancı Memo’dur. Fakat Ahmet hapisten kaçarsa Memo’nun idam edilmesi kaçınılmaz bir sondur.   Gülbahar bunu bile bile ve her şeyini vermeye razı halde Memo’nun yanına gider. Her şeyi anlatarak Ahmet’in kaçması için Memo’dan yardım ster. Memo ne dilerse verecektir.
Gülbahar’a delicesine âşık olan Memo,  Gülbahar’ın istediklerini yapmayı kabul eder.  Buna karşılık Memo’nun, Gülbahar'dan istediği çok küçük bir şartı vardır.  İstediği sadece Gülbahar ‘ın saçından bir tutam saç almaktır.  Gülbahar saçından bir tutam kesip Memo’ya takdim eder.  Bunun üzerine Memo Ahmet ve arkadaşlarını zindandan çıkartmıştır.
 
Mahkûmların kaçtığını öğrenen Paşa, Memo’yu öldürür.  Gülbahar’ın kardeşi Yusuf, kendi canından korkarak olan biten her şeyi babasına anlatır. Bunun üzerine Mahmut Han, kızı Gülbahar'ı zindana attırmıştır. Bunun üzerine Ahmet,  ahaliyi örgütleyerek sarayı basıp Gülbahar’ı kurtarırlar.
 
Gülbahar ve Ahmet, demircinin de yardımıyla Hoşap Kalesine ve   Hoşap Beyi’nin yanına sığınır.  Fakat Mahmut Han onları rahat bırakmaz. Hoşap Beyi, Mahmut Han’a âşıkları teslim etmeyeceğini üstelik evlenmelerine izin verildiği takdirde her türlü masrafı üstelenerek Ahmet ve Gülbahar’ı evlendireceğini söyler.  
 Hoşap Kalesi'ne saldırmayı düşünen Mahmut Paşa, kaleyi düşüremeyeceğini bildiğinden Ahmet ile Gülbahar’ın evlenmesini bir şartla kabul eder.
 
Eğer Ahmet, Ağrı Dağının tepesine çıkıp ovadan gözükecek bir ateş yakarsa kızı Gülbahar’ı, Ahmet’e vermeyi kabul etmiştir.  
Ahmet kabul edip yola çıkmış, fakat olayı duyan ahali Mahmut Han’ın sarayının etrafında yığılmıştır.  Bundan korkan Paşa, Ahmet'i affetmek zorunda kalır. Bunu üzerine birçok kişi Ahmet'i bulmak için peşinden yollara düşer.
O gece Ağrı'nın tepesinden bir ışık yükselir.  Ahmet Gülbahar'ı alıp yola çıkar. Fakat Ahmet çok durgundur. Gülbahar Ahmet’e bunun nedenini sorar. Ahmet ise, Gülbahar'a Memo'ya ne verdin de bizi kurtardın diye sorar. Gülbahar olanları anlatır ama buna inanmayan Ahmet, Gülbaharı orada bırakıp kaybolmuştur.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...