Yer Demir Gök Bakır Hakkında İçerik Özet Analiz Yaşar Kemal

Ekleyen : ESA , 23 Şubat 2019 Cumartesi aaa Beğen 3
 
 
Yazıda “Yaşar Kemal’in  Yer Demir Gök Bakır ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Yaşar Kemal’in  Yer Demir Gök Bakır” hakkında bilgiler “Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,    “-Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
DAĞIN ÖTE YÜZÜ ÜÇLEMESİ YAZIMI BASIMI İÇERİĞİ TÜRÜ YAZARI HAKKINDA VE ANALİZLER
 
Yer Demir Gök Bakır adlı romanı Yaşar Kemal’in “ Dağın Öte Yüzü “ adını verdiği roman üçlemesinin ikinci kitabıdır. Roman, ilk kez 1962 yılında Cumhuriyet Gazetesinde tefrika edilmiş, bir yıl sonra, 1963 yılında da kitap halinde basılmıştır.[1] Kitap kırk yedi bölümden meydana gelir.
 
Yazar bu roman üçlemesinde 1865 yılından sonra zorunlu iskana tabi olan göçer Türkmenlerden kalan ve ekonomik olarak Çukurova’ya bağımlı olan Toros dağlarında yaşayan kadim göçer Türkmenlerden mukim oldukları için bu geleneklerini çağın şartlarına uydurarak sürdüren – pamuk toplama maksadına dönüşerek devam eden göçerlik kültürü-   köylülerin yaşantısı, kültürü, pamuk toplamanın zorlukları,  hayatla ve birbirleri ile mücadeleleri dile getirilmektedir.
Yaşar Kemal bu roman üçlemesini yazarken romanlarının dayanağı olan –  kış ayları yayladan Çukurova ‘ya inmek;  yazın geri yaylaya dönmek süreçli – sosyo kültürel yapının kökeni, tarihi ve kültürel sürecini göz ardı ederek- veya bilmeyerek – yazmış,  tarihi ve geleneksel yapıdan gelen bu olguyu büyük çoğunlukla ekonomik bir nedene bağlayarak anlatmıştır. Yazar, bu olguyu göçerlikten yerleşik hayata yeni geçmiş olduklarını not düşmekten ibaret kalan yüzeysel bir şekilde vurgulamakla yetinmiştir
 
Halbuki romandaki sosyal çevre aşağıda belirteceğimiz tarihi ve kültürel yaşamın devamıdır.  Anadolu’nun Türk yurdu haline gelişinden 1865 hatta  -küçük obalar halinde ve halen Yörüklerin de sürdürdüğü şekilde- 1960 yıllara kadar Torosların güneyi Çukurova ve kuzeyi Uzun Yayla göçer Türkmenlerin kışlak ve yazlık yerleridir.  1865’te Fırka-ı İslâhiye ile göçerler iskan edilmiş, buna rağmen o göçerlerin bu torunları bu kültürel yapıyı ve yaşama biçimini bu roman üçlemesinden de anlaşılacağı bir şekilde devam ettirmeye çalışmıştır.[2]
Ailesi Van’dan gelip yerleştiği için Kadirli Hemite köyünde doğan Yaşar Kemal, Torosların yükseklerinden bu şekilde gelen veya mukim olarak Çukurova’da yaşayan göçebe hayata alışık Türkmenlerin kış aylarında ovaya inerek ve pamuk toplayarak, yazın yükseklere dönerek devam eden yaşamlarının içinde büyümüştü.  Türk edebiyatında Köy romancılığının moda olduğu yıllarda yazılmış olan bu roman üçlemesi köy sorunlarını irdeleyen, köylülerin verdikleri hayatta ve ayakta kalma savaşlarını anlatan gözlemci,  gerçekçi, realist romanlar olmuşlardır. 
Roman üçlemesi mekanlar, Meryemce, Taşbaşlı, Muhtar Sefer gibi karakterlerin ortak oluşu gibi gerekçeler ile birbirinin devamı niteliğini taşır. Buna rağmen serinin ilki ile ikincisi, ikincisi ile üçüncüsü arasında vaka gelişimi,  olay gelişimi, kurgu, vaka planı gibi teknik açılardan sağlam bir bütünlük, devamlılık ve irtibat sağlanmamıştır. 
Yaşar Kemal'in romanları, yazmaya başladıktan sonra kendi planını kendi bulan,  yörüğün göçü yolda dizilir misali vaka planı ile yazılmış romanlar olma özelliği taşır. Belki de her romanının devamını yazmayı düşünmekten kaynaklanan bu tutumu nedeni ile yazarın pek çok  romanı bitmemiş, sonuçlanmamış, hatta önceden planlanmamış eser hissi uyandırır. 
 
Yazar, üçlemenin ilk romanı olan Ölmez Otu adlı romanında  köylülerin Çukurova’ya iniş öyküsünü, göç yolunda yaşanan dramları ve verimsiz bir tarlada pamuk toplamaya başlamasını anlatmıştır. “Dağın Öte Yüzü “  adlı üçlemesinin ikinci kitabı olan “Yer Demir Gök Bakır” adı romanında Çukurova’ya pamuk toplamaya inen köylülerin verimsiz bir tarlayla karşılaşmaları ve para kazanamadan geri köye dönüşleri anlatılmıştır. Üçlemenin son kitabı olan   Ölmez Otu  adındaki romanda ise Çukurova köylüsünün hayat mücadelesi, kültürü, pamuk toplamanın zorlukları, köylülerin dünyası ve  Muhtar Sefer'den dayak yiyen Memidik’in   Zeliha’ya olan aşkı ve Sefer'i öldürerek intikam alma isteği anlatılmıştır.[3]
 
YER DEMİR GÖK BAKIR  ROMANI OYUNU FİLMİ
 
Yaşar Kemal’in Dağın Öteki Yüzü adlı üçlemesinin ikinci kitabı olan Yer Demir Gök Bakır romanı üçlemenin ilki olan Orta Direk’in devamı şeklindedir.   Roman Muhtar Sefer’in çıkarı gereği köylüleri aldatıp verimsiz bir tarlada pamuk toplatmaya başlaması,  buna isyan etmeye kalkışan Uzunca Ali’yi susturmaya başladıktan sonraki olayları anlatır. 
 
Edebiyatımızda 1950 yıllarda iyice belirgin hale gelen Toplumcu gerçekçilerin anlayışı ile yazılan bu roman  Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli tarafından senaryo haline getirilmiş romanın film uyarlaması 1987 yılında yapılmıştır.
 
Roman,  Yaşar Kemal tarafından tiyatro oyunu haline de getirilmiş bu oyun, Yaşar Kemal’in Teneke adlı oyunundan sonra ikinci oyunu da olmuştur.[4]  Eserin roman versiyonu  başka dillere de çevrilmiş, roman 1977 yılında Fransa Eleştirmenler Sendikası tarafından En İyi Yabancı Roman Ödülü almıştır. [5]
 
Romanın diğer bir özelliği ise Fransa’da Fransız Eleştirmenler Derneği tarafından yazıldığı yılda en güzel roman olarak seçilmiş olmasıdır. Yaşar Kemal sosyal gerçeklik bakış açısıyla zamane yöneticilerine ve feodal yapıya bir eleştiri getirmiştir. Paranın yönetiminde, kapitalizmin acımasızlığını Çukurova’nın Yalak köyü insanı ile anlatmaya çalışmıştır.
 
ROMANIN KONUSU
 
Pamuk toplamaya gelebilmek için Tüccar Adil Efendi’ ye borçlanmış olan köylüler verimsiz bir tarlada çalışmaya mecbur kaldıkları için düştükleri çaresizlik, Muhtar Sefer’in kendilerine ihaneti yüzünden düştükleri ümitsizlik nedeni ile Topbaşlıyı ermiş olarak ortaya çıkarıp onun işaretleri ve yardımları sayesinde bu durumdan kurtulmaya çalışmaları romanın konusudur.
 
ROMAN ÜÇLEMESİNİN FİZİKİ SOSYAL VE KÜLTÜREL MEKANLARI
 
Dağın Öte Yüzü üçlemesinin üç romanındaki mekanlar da ortaktır.  Bu mekanlar köylülerin geldiği ve kış aylarında yaşadıkları Torosların yükseklerindeki Yalak köyü ile pamuk toplamaya geldikleri ve kışı geçirdikleri Çukurova ve Pamuk tarlalarıdır.  Romancı zerinde durmasa da bu köyün göçer hayata alışkın olan 1865 yılında Fırka-ı Islahiye ile zorla iskan ettirilen [6]göçer Türkmen köylerinden birisidir.  Bu üçlemenin seçtiği sembolik köyün adı ise Yalak Köyü’dür. Nitekim romandaki köylüler yazın serin yerlerde kışın topluca Çukurova’ya inerek dedelerinden bildikleri hayata tazını devam ettirmektedirler
.
Göçer Türkmenlerin gözünde Çukurova kışlak yeri olarak Çukurağa olarak da adlandırılır. Çukurova göçer Türkmenlerin kışlak yeri olarak da bildikleri diğer bir ana mekandır.  Bu roman üçlemesi kış aylarında ekonomik olarak bağımlı oldukları Çukurova’ya inen yaz aylarında ise yazlık obalarına dönen Türkmen köylerinin dramlarını anlatmaktadır.
 
Nitekim bu yöredeki Türkmenler 1865 yılına kadar göçer hayat yaşamış olan yaz aylarında Göksun – Kırşehir, Sivas Kayseri ve Uzun yaylaya çıkan kışları hayvanları ile Çukurova’ya inen göçer Türkmenlerin kültür coğrafyasının 20. Yy başına kadar bu şekilde devam edebilmiş sürecidir. Buna rağmen yazar konun bu yönüne bakmayı hiç akıl etmemiştir. [7]
 
ROMANDA ANLATICI
 
Romandaki anlatıcı her şeyi gözlemleyen zihinleri okuyan düşüncelerden duygulardan, gelecek ve geçmişten haberdar ilahi anlatıcıdır. Romandaki anlatıcı zaman zaman gözlemci anlatıcıya da dönüşmektedir.  
 
ROMANDA ZAMAN
 
Sonbahara doğru Yalak köyünden göçerek Çukurova’ya inen köylülerin pamuk ekme ve toplama süreçlerinde geçirdikleri bir kış boyu süren zamandır.
 
ROMANIN KAHRAMANLARI
 
Koca Halil: Koca Halil köyün göç zamanlarını tespit eden ama artık yaşlanmış karakterli ve insancıl biridir. Yaptığı hatalardan utanan insanların yüzüne bakamayan bir adamdır. Köylüye zarar verdiğini düşünerek kendisinin öldüğü haberini duyurmuş, bir süre ahırda karanlıkta kalmış, daha sonra başını alıp köyden uzaklaşmış ve başka bir köye sığınmıştır.
Muhtar Sefer:  Kendi çıkarı için bütün köylüleri satan,  ağalardan rüşvet alarak köylüleri verimsiz tarlalarda çalıştıran söylentiler ve tehditler ile köylüleri korkutan kötü bir karakterdir. Zengin Tüccar Adil Efendi ile anlaşıp, herkesin ermiş ilan ettiği Taşbaşoğlu’nu da öldürmeye yeltenmiştir.  
Taşbaşoğlu: muhtara karşı köylüleri uyaran söylediklerinin doğru çıkması sebebiyle ermiş olarak görülmeye başlayan ama bu yaftadan da kendini kurtarmaya çalışan akıllı ve öngörülü bir insandır. Üfürükçülük yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştır.
Adil Efendi: ekim dikim zamanında köylülere borç veren, hasat zamanında ise fazlasıyla geri alan; köylüleri sömüren bir tüccardır.  Koca Halil’in ona söylediği bir şeylerden dolayı köye gelememiş, köylünün borçlarını da silmiştir. Muhtarın  kışkırtmalarına rağmen köylüleri sıkıştırmaktan çekinen iyi yürekli biridir  
Romanın diğer kahramanları: Meryem’ce Ana, Koca Halil’in oğlu, jandarma yüzbaşısıdır.
 
 
ÖZETİ
 
Yalak köyünden Çukurova’ya pamuk toplamaya gelen köylüler Tüccar Adil Efendi’ye borçludur. Koca Halil’i de kandıran Muhtar Sefer yüzünden verimsiz bir tarlaya düşmüşler, istedikleri kadar para kazanamamışlardır. Köylülerin çoğu gelirken borç aldıkları Adil Efendi’ye borçlarını ödeyemeyecekleri için çok üzgündür.
Adil Efendi'ye borçlarını ödeyemeyecek olan köylülerin hepsi Adil Efendi’ye ne diyeceklerini düşünmektedir.   Bu durum yüzünden kendini suçlu hisseden Koca Halil gidip Adil Efendi ile konuşmuş olanları anlatmıştır ama köylünün karşısına çıkamayacağından öldüğü haberini yaydırmış, kendi de saklanmıştır. Suçluluk duygusunu çok abartan Koca Halil kendi adına mevlit bile okutturur.
 
Fakat Meryemce Ana onun öldüğüne inanmaz. Koca Halil gibi bir dinsize mevlit okutan tüm köylüye kızar. Bunun üzerine Meryemce kendi evlatları dahil kimse ile konuşmamaya başlar. Koca Halil kendini bir ambara kapatmış kimseye görünmektedir. Oğlu, Koca Halil’i bu oyundan vazgeçirmeye çabalar, bütün kusurun muhtarda olduğunu söylese de Koca Halil ise her şeyi n kendi suçu olduğunu düşünerek kabul etmez. 
 
Koca Halil’in gelini Fatma köylüleri evin önünde toplayarak her şeyi anlatır.  Köylüler ona hiçbir suç yüklemezler ancak Koca Halil köylülerin onunla şu an alay ettiklerini daha sonra ise onu öldüreceklerini düşünmektedir. Koca Halil bu korkusu yüzünden bir gün köyünden kaçmış hiç kimse bir daha da ondan bir haber almamıştır.
 
Yalak köylüleri her gün Tüccar Adil’in Adil'in gelerek ellerindeki her şeyi alacağı korkusunu duymaktadır.  Muhtar Sefer köylüleri toplayıp herkesin arpasını buğdayını, atını, eşeğini saklamasını ve Adil Efendi geldiğinde kimsenin bir şeyini göstermemesini ister.  Bunun üzerine köylü neyi varsa neyi yoksa her şeyini saklamıştır. Çukurlar, kuyular kazıp her şey içine saklanır.
Köylüler üstü başı yırtık, yalın ayak Adil Efendi'yi beklerken yakın köyler ve kasabadaki herkes bu planı öğrenmiş, Tüm Yalak köyü her yere rezil olmuştur.  Artık beklemeye dayanamayan köylüler muhtara öfke duymaya başlar. Bunun üzerine Muhtar, köylülerden her şeyi ortaya çıkarıp Adil Efendi'nin kapısına yığmayı ve köyün şerefini kurtarmayı teklif eder.
Fakat tüm bun tedbirlere karşın Adil Efendi, Yalak köyüne gelmez.  Adil Efendi gelmedikçe köylü öfkelenmekte,  Muhtar Sefer de çaresizlik içinde kıvranmaktadır.
 
Taşbaşoğlu ise köylünün muhtarın oyuncağı haline gelmesinden rahatsızlık duymaktadır.   Taşbaşoğlu, Muhtarın tüm hilelerini köylüye izah etse bile köylü muhtardan vazgeçmez.
Taşbaş’ın karısı bir kavgada yaralanmış ve Taşbaşlı köylüye büyük beddua etmiştir.  Her dediği çıkan Taşbaş’ın beddualarının da yerine geleceğinden korkan köylüler, ilk önce muhtarın yönlendirmesiyle Taşbaşı öldürmeyi de düşünmüş fakat yapamamışlardır. Köylüler Taşbaş'a hak vermeye onun her dediğinin çıkmaya başlamasına şahit olmaktadırlar.  Bu defa da Taşbaş’tan kendilerine bir zarar geleceğini düşünmeye başlayan köylüler hem korkmaya hem de Taşbaş’ın dediklerini yapmaya başlamıştır.
Artık Adil'den çok Taşbaş'ın dediği olmaya başlar.  Gün geçtikçe Taşbaş hakkında hikâyeler uydurulmaya başlanmış muhtar bile bunların önüne geçememiştir.  Hatta muhtar Taşbaş'ın kendi yerine geçeceğini kendisini öldürteceğinden korkmaya da başlamıştır.
Köy kurulu toplanıp Adil Efendi’nin yanına gitmiştir. Adil Efendi köylünün borcunu bağışladığını ama köylüye borç vermeye devam edeceğini söyler.  Muhtarın yalanı ortaya çıktıkça köylü muhtardan uzaklaşır. Bir yandan da Taşbaş’ın ermiş olduğu rivayetleri hızla çoğalmaya başlar.
 
Bunun üzerine Muhtar Sefer, Taşbaş'ı öldürtmeye karar verir ama tetikçisi başaramaz. Taşbaş ise köylünün çıkardığı ermişlik hikâyesinden bıkmış kurtulmaya çabalamaktadır. Ama hakkında çıkan rivayetlerden dolayı kendi kendinden de şüphe duymaya başlar. "Ben ermiş değilim" dedikçe köylü onu yüceltmeyi sürdürmekte hatta bu şöhreti civara da yayılmaktadır.
Herkes onun kerametlerinden bahsetmekte ama k böyle birisi olmadığını bildiği için Taşbaş ise bu gidişten korkmaktadır. 
Taşbaş’ın evine hastalar gelmeye başlar, işin kötüsü gelenlerin bazıları şifa da bulmaktadır. Artık böylece Taşbaş kesin bir ermiş olmuştur. Hatta Taşbaş’ı kendisi bile bir ermiş olduğuna kanaat getirmiştir.
 
 Bunun üzerine Sefer, Taşbaş'ı şikâyet eder.  Soruşturma yapmaya gelen Yüzbaşı, Taşbaş’ı konuşturup onun halini anlar. Taşbaş ermişlik yapmayacağına dair söz verip ilk seferden kurtulur.
 
Lakin Muhtar yeniden şikayet eder. Bunun üzerine üç jandarma hasta kılığında Taşbaş'ın evine gelir ve onun üfürükçülük yaptığı ispat olunur. Jandarma bu defa Tabaş’ı alıp götürür. Taşbaş veda ederken köylülerden şunu ister “ köyün karıncası, köpeği dahi muhtarla konuşmamasın. Onu muhtar olarak asla kabul etmeyin. Yoksa başınıza lanet gelir “ diyerek yola düşer. Jandarmalar Taşbaşı götürürken boran çıkmış mağaraya saklanmıştır. Jandarmalar uyurken Taşbaş’ta çıkıp kaçmıştır.  
Yine bahar gelmiş, köylüleri tekrardan Adil Efendi korkusu salmış, Taşbaş'tan da bir daha bir  haber çıkmamıştır.
 
[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Yer_Demir_G%C3%B6k_Bak%C4%B1r
[4] Cezzar, Engin. "Tiyatro Yaşar Kemal'i bırakmadı" (PDF). 7 Mayıs 2017. Erişim tarihi: 29 Nisan 2017.
[5] https://tr.gowikipedia.org/wiki/Yer_Demir_G%C3%B6k_Bak%C4%B1r
[6]  Şahamettin Kuzucular , Çukurova Gavurdağları Ve Amik Ovasındaki Türkmen Aşiretleri https://edebiyatvesanatakademisi.com/makale/4094.





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Mehmet Aluç
28 Şubat 2019 Perşembe 17:00:58
Yazarımız Yaşar kemal bir toplumun sahip olduğu değerlerle hayatını devam ettirirken, bazıları için hayatın böylesine tozpembe olmadığını, onların hayatını ıstırabını onu sömürenleri, tarih boyunca meydana getirdiği fikirlerinin değerlerin tümünün elinde alınışını ustaca anlatan naif yazarlarımızdan birisidir. Bu Seferde “Yer Demir Gök Bakır-Dağın Öteki Yüzü-2”Romanı hakkında düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Toplumların yaşadığı obalarda çadırlarda paylaştığı ortak kazançlarla ortak değerlerini ustaca paylaşarak yaşamaya çalışırken, yazın çalışmak için Çukurova da pamuk toplamaya giden insanların, toplumda varlığını sürdüren ve gelenek haline gelen acılarını vicdansız insanlarca sömürülmesini anlatarak devam ederek değişmez yazgısını, ustaca anlatandır yazarımız. Sosyal hayatın dil, düşünce, gelenek, görenekle devam ettirmeyen, kendi düşüncelerini empoze ederek sömüren ağaların, hakkında gelecek bir kurumun olmaması olsa bile orada da adamları olan bu sömürgeci güçlerin acımasızlığını ustaca anlatmaktadır. .................... Toplumlar, bilindiği gibi geçmişten gelen değerlerini benimseyip onu koruyarak geride gelenlere aktarırken, yaşadıkları o zamanın şartlarına göre mücadele ederken, hayatın çıkmaz sokağına çıkan sokaklarına yeni sokakların çıkması için mücadele ederken, yıkıcı olan bu sömürgeci güçlerin mevcudunun üzerinde değişiklikler yapılması için çaresiz kaldıklarında, yanlarına yaklaşan bir yardımcıyı her daim bulmuştur. Böylece yazarımız bu sancılarıyla insanların acımasızlığını anlatırken maddî ve manevî katkıda bulunan yazarımız bunu bizden sonraki nesle de bu romanıyla aktarıyor. Bütün bu işlem sürecinde tek tek bireylerin adım atmasıyla değil, toplumun genelinin kabulünün geçerli olduğu bir yürümeyle kalkışmayla bu sömürgeci güçlerin yok olacağı da unutulmamalıdır................. “Yaşar Kemal bu roman üçlemesini yazarken romanlarının dayanağı olan – kış ayları yayladan Çukurova ‘ya inmek; yazın geri yaylaya dönmek süreçli -sosyo kültürel yapının kökeni, tarihi ve kültürel sürecini göz ardı ederek- veya bilmeyerek – yazmış, tarihi ve geleneksel yapıdan gelen bu olguyu büyük çoğunlukla ekonomik bir nedene bağlayarak anlatmıştır. Yazar, bu olguyu göçerlikten yerleşik hayata yeni geçmiş olduklarını not düşmekten ibaret kalan yüzeysel bir şekilde vurgulamakla yetinmiştir” ROMANIN KONUSU “Pamuk toplamaya gelebilmek için Tüccar Adil Efendi’ ye borçlanmış olan köylüler verimsiz bir tarlada çalışmaya mecbur kaldıkları için düştükleri çaresizlik, Muhtar Sefer’in kendilerine ihaneti yüzünden düştükleri ümitsizlik nedeni ile Topbaşlıyı ermiş olarak ortaya çıkarıp onun işaretleri ve yardımları sayesinde bu durumdan kurtulmaya çalışmaları romanın konusudur.”...................................... İnsanları sömürenlerin tezahürleri bu romanda tam bir çıplaklığıyla anlatılmıştır. Farkındaysanız o dönemlerde kültür medeniyetten kopmadan yaşamaya çalışan saf gönüllü insanı sömürenler, ne kültürden ne de medeniyetten bir parça kapmamış insanlar olduğu da bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu da yazarımızın usta oluşunda içinde yaşayarak gelmesinden kaynaklanıyor. Kültür insanın gelişimine katkıda bulunurken, sömürenler için hiçbir katkıda bulunmayan kültürün ve bu kültürden uzak kalan insanın vahşiliğini acımasızlığını da gözler önüne seriyor yazarımız. İnsanların birbiri arasında ilişkisini bu ilişki ile ortaya çıkan gücünden korkan sömürgeci güçlerin insanları bir birinden ayırmasını malına kazancına göz dikerek yaşama hakkı vermemsi de çarpıcı bir dil ile satırlar arasında anlatılmıştır. Sürçü lisan ettim ise af ola,selamlarımla. Mehmet Aluç

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...