Yılanı Öldürseler Hakkında Konu Özet Analiz Yaşar Kemal

Ekleyen : ESA , 25 Şubat 2019 Pazartesi aaa Beğen 2
 
 
Yazıda “Yaşar Kemal'in  Yılanı Öldürseler ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Yaşar Kemal'in  Yılanı Öldürseler ” hakkında bilgiler “Yaşar Kemal'in  Yılanı Öldürseler “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,    “Yaşar Kemal'in  Yılanı Öldürseler  “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZIMI BASIMI HAKKINDA 
 
Yaşar Kemal, Yılanı Öldürseler romanı ilk kez  1976'da Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmiş daha sonra Cem Yayınevi tarafından kitap olarak basılmıştır. 1980 yılından sonra ses getirmeye başlayan roman, 1982’de Türkan Şoray'ın yönetmenliğinde aynı adla sinemaya uyarlanmış,  1983 yılında Marianik Revillon tarafından Paris'te tiyatro oyunu olarak da sahnelenmiştir.[1]  Roman  Franszıca sahnelendiği gibi 1991 yılında Yaşar Kemal'in eşi Thilda Kemal tarafından To Crush the Serpent adıyla İngilizceye de çevrilmiştir.[2]
 
Yaşar Kemal bu romanını 1976 da tefrika ettirmiş olsa da bu roman 1950 yılında Kozan Hapishanesinde yatarken tanıdığı, annesini vurduğu için hapse düşen bir çocuğun hayat hikâyesinden esinlenerek yazmıştır. [3][4]
Romanın kahramanı olan Hasan, beş altı yaşında iken babası öldürülüp yetim kalan bir çocuktur. Daha sonra anası ile yaşayan bu çocuk köylülerin baskısı yüzünden anasını öldürmeye karar verir.
 
YAŞAR KEMAL’İN BİYOGRAFİSİ İLE ROMANIN İLİŞKİSİ
 
Roman işte yönü ile de yazarın hayatı ile kesişir. Yaşar Kemal’in babası da tıpkı bu romandaki Hasan gibi beş altı yaşlarında iken cinayete kurban gitmiş, Yaşar Kemal ‘de annesi ile yaşamaya başlamıştır. Bu nedenle romandaki Hasan ile Yaşar Kemal’in hayat hikâyeleri çocukluk günleri açısından hayli benzeşmektedir.
 
Romandaki seçilen mekân Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü ü Osmaniye'nin Hemite köyüdür. Romanda üzerinde en çok durulan Anavarza kalesi ve kayalıkları da Hemite köyünün çok yakınındadır. Yaşar Kemal’in de çocukluk yıllarında sık sık gitmiş olması gerektiği bu kayalıklar romanın en ilginç bölümlerinin ve betimlemelerinin yapıldığı yerlerdir. Romanının kahramanı Hasan ile Hasan’nın anası Esme’nin düğümleri buralarda atılmıştır.
 
Romanın anlatımı kahramanların bilinçlerini okuyan üçüncü tekil gözlemci anlatıcısı ile İlahi anlatıcının karışımı bir bakış açısıyla anlatılmıştır.  102 sayfadan oluşan roman – yazar tarafından belirtilmemiş olsa da - on altı bölümden oluşmaktadır.
 
HAKKINDA NE DEDİLER

"Zengin yaratısı, Yaşar Kemal'i herkese seslenen zaman ötesi büyük klasiklere yaklaştırmaktadır."
- Michel I. Makarius, Jeune Afrique, (Fransa)
"Yılanı Öldürseler'deki derinlik hem ekonomik ve toplumsal yanları gösterilerek işlenen temanın anlamsal yoğunluk taşıması, hem de roman kişilerinin karakteristik özelliklerinin başarıyla işlenmesinden kaynaklanır." - Feridun Andaç, Yazınsal Gerçekçiliğin Boyutları-
 
 
ROMANIN FİLMİ
 
Yılanı Öldürseler, 1981 yılında Türkan Şoray tarafından sinema uyarlanmış, filmin senaryosu Türkan Şoray , Işıl Özgentürk , Yaşar Kemal , tarafından hazırlanmış, Arif ve Abdurrahman Keskiner’in yapımcılığını üstelendiği filme baş rolleri Türkan Şoray (Esme)  Talat Bulut (Ali) Mahmut Cevher             (Abbas ) Ahmet Mekin (Halim ) Aliye Rona (Büyükanne) paylaşmışlardı. Zülfü Livaneli’nin [5]müzikleri ile sahnelenen film 1982 de “En İyi 5 Yerli Film” arasına seçilmiş, “En İyi Özgün Müzik”  dalında ise Zülfü Livaneli “birinci” olmuştu.  Yaşar Kemal de sinemaya uyarlanan filmleri arasında en çok Yılanı Öldürseler filmini beğendiğini yazmıştı. [6]
 
KONUSU
 
Babası öldürülen ve yetim kalan Hasan’ın annesine zorla tecavüz edilir.  Bu nedenle Hasan’ın akrabaları ve köylüleri küçük Hasan’ı annesini öldürmek için zorlar. Bu baskılar yüzünden suçsuz, günahsız annesini öldürmek zorunda kalan Küçük Hasan kendi vicdan azabı, suçluluk duygusu, hayalleri, yetim ve kimsesizliği ile baş başa kalır.
Romanın ana konusu köylülerin düşünme biçimi, ahlak yapısı, töreler ve kan davalarıdır.
 
ŞAHIS KADROSU:
Hasan: Esme ve Halil’in oğludur. Anası Esme’yi vurup hapse girince yazar ile tanışıp öyküsünü ona anlatır. Yedi yaşlarındayken babası öldürülmüş, Hasan’da suçlu gösterilen anasını vurmuştur.
Esme: Abbas ile aşk yaşayan Esme, Abbas, hapse düşünce Halil tarafından zorla kaçırılır. Ona tecavüz eden Halil, zorla kaçırdığı Esme’yi yine zor ile karısı yapar. Oğlu Hasan doğana kadar kimse ile konuşmayan Esme, oğlu Hasan doğunca konuşmaya başlar.  Hapisten çıkan Abbas gelip Halil’i öldürür. Esme öldürüleceğini bildiği halde oğlu Hasan’ı bırakıp ailesinin yanına gitmez.  Ama herkes Hasan’ı anasını vurması için zorlamaktadır.  En sonunda da oğlu tarafından öldürülür.
Abbas: Emine’nin sevgilisidir. Onun uğruna hapse düşer. Jandarmalar tarafından öldürülür.
 
 
 
ROMANDAN ALINTILAR LA ÖZET
 
Anavarza Kayalıkları civarında bir köyde ( Hemite) yaşayan dünyalar güzeli Esme, Abbas’ı sevmektedir.  Esme ile Abbas evlenme planı yaparken devreye Halil girer, Halil âşık olduğu Esme’yi bir türlü ikna edip Abbas’tan vazgeçiremez.  Esme ile Abbas,  Anavarza kalesinin kayalıkları arasında gizli gizli buluşup sık sık görüşmektedirler. Abbas,  Esme yüzünden birkaç kişiyi yaraladığı için kanun kaçağı durumundadır. Esme ile Abbas’ı izleyen Halil, onların Anavarza kayalıklarında buluştuklarını bilmektedir.  Halil bir gün onları izleyerek Anavarza kayalıklarında Esme ile buluşan Abbas’ı yakalatır.  
 
Bunun üzerine Halil yanına arkadaşlarını da yanına alarak Esme’yi kaçırır ve zorla ırzına geçer. Esme’yi kaçıran Halil Esme ile de nikâh kıyar.  
Olanları kabullenmek dışında hiçbir şey yapmayan Esme, tam bir sene boyunca kimse ile konuşmaz. İçine kapanan, diline kilit vuran Esme halinden hoşnut değildir. Halil’in ne yaparsa yapsın ona hiç yüz vermemekte Halil’in anası ise Halil’e “ Oğlum bırak bu kızı zorla güzellik olmaz “ diye söylense de Halil aldırmamaktadır.
Bir yıl sonra Halil ile Esme’nin bir oğlu olunca Esme ilk kez konuşup,  oğlunu sevinçle bağrına basar. Hatta her şeyi unutmuş gibi gülmeye bile başlamış oğlunu bağrına basıp normal hayat dönmüştür. Ancak Esme istemeden birlikte olduğu Halil’i değil, Abbas’ı sevmeye devam etmiştir.
 
Abbas,  hapisten çıkmış, sık sık köye gelip Esme ile gizli gizli görüşmektedir.  Abbas ile Esme bir gece gizli gizli Anavarza kayalıklarında görüşürken Halil bunları takip ettirir. Jandarmalara çatışmaya giren Abbas yine hapse atılmış. Hasan da büyüyormuş ama Abbas hapisten çıktıktan sonra dosdoğru Esme’nin evinin bahçesine dikilmiştir..  Sevinçten donup kalan Esme :  “sen git Abbas ben geleceğim” diye Abbas’ı oradan yollar.
Artık Hasan büyümüş, altı yaşına basmıştır.  Esme’yi bekleyen Abbas,  en sonunda dayanamayıp Halil, Esme ve Hasan yer sofrasında yemek yerken Halil vurup,  Esme’yi alıp götürür.  Hasan babasının ölüsüyle odada beklerken Esme’yi alıp kaçırmaya çalışan Abbas köylülere yakalanır. Halil’in kardeşleri ve akrabaları Abbas’ı öldürmüş, Esme’yi de dövmeye başlamıştır.  Esme’nin yüzü kan içinde kalmış iken  Hasan da korkup sindiği köşede olanları izlemiştir. Herkes’in ağzından aynı lafı duymaktadır. ”Halil’in katili Esme’dir. Onu yüzünden ölmüştür Halil. Vurdurdu Abbas’a Halil’i.” “Ben öpmeye kıyamazdım oğlumu, belediler kızıl kana.”
 
Esme, beş altı yaşındaki oğlu Hasan ile yapayalnız kalmıştır.  Halil’in anası, kardeşleri ve tüm köylü Halil’in ölümünden Esme’yi sorumlu tutmaktadır.  Esme ölmediği müddetçe Halil’in “kanı hep yerde kalacaktır.  Hatta eğer kan yerde kalırsa zebanilerden işkence gören Halil’ de hortlayacaktır. Hatta köylülerden birkaç kişi Halil’in hortlağını gördüklerini kanı yerde kaldığı için hortladığını söylediğini bile iddia etmektedir.  Söylentilere göre Halil artık hortlak olmuş, “kertenkele, çekirge ve türlü mahlukat kılığında” köyde dolaşmaktadır.
 
Esme’nin köyden gidebilmesi mümkün olduğu halde Esme oğlunu almadan gitmek istememekte, Hasan’ın amcaları ise Esme’nin Hasan ile gitmesine izin vermemektedir. Bir gün Esme, Hasan’ı da alıp kaçmayı denemiş ancak yakalanmıştır.  Esme köyde kalırsa öldürüleceğini de bilmekte ama oğlunu almadan gitmektense ölmeye de razı gelmektedir.
Halil’in yakınları Esme’yi kendileri öldürmek yerine biricik oğlu Hasan’a öldürtmek yolunu seçmişlerdir.  Esme’yi öldürmek ödevi Hasan’ın üstüne bindirilmiştir.  Bu nedenle herkes Hasan’ı doldurmakta anasını vurması için sürekli olarak Hasan’ı bilemeye başlamışlardır. Esme, durumdan haberdar olmasına rağmen çaresiz bir şekilde sonunu beklemektedir. Esme Hasan’ı almadan köyden ayrılmayı reddetmekte amcaları ise bunu kabul etmemektedir.  Hasan ise sık sık Anvarza kayalıklarına kaçıp gitmekte oralara sığınmaktadır. “Anavarza kayalıkları onun için bu yankılardır, bu kurşun sesleridir, bu kokudur. Anavarza göğünde kanlı kartallar döner. İyi anımsıyor. Onun her zaman en korkunç anısıdır bu kurşunlu gece, bu yankılar, bu sabah sabah kartalların süzülmeleri.”
 
Mavi kengerler dikenlerini kayalıkların arasından som mavi çıkarmışlardı. Hasan kayalıkta bir keklik gibi kayıyordu. Aşağısı, gündoğusu uçurumdu. Başı dönüyordu Hasanın. Uçurumda kartal yuvalarına inmiş, ne bir yumurta, ne de kartal yavrularını bulabilmişti. Onu gören kartallar duvar gibi düz kayalığın yüzünden koskoca kanatlarını çırparak, havayı sallayarak uçuşuyorlardı. Bahar güneşi kayalıkları kızdırmıştı. Kaya aralarında mavi sütleğenler, sarı safranlar, mor üçgül çiçekleri… Kekikler açtı açacaklar, güneşte ağır kokuları ılgıt ılgıt esiyor.”
 
Küçük Hasan ise köyden uzaklara kaçmak istemekte her gün bu gerçeklerle yüzleşmekten kurtulmayı ummaktadır. Annesini öldürmesi yönündeki beklentiler Hasan’ı bunaltmıştır. Hasan annesini alıp kaçmaya çalışmış, fakat sonuç alamamıştır. Geri döndüğü vakit ise köydeki samanlıkları, evleri yakıp ve hayvanlara zarar verir.
 
Hasan, her gün hortlak olarak geri gelen babasını gördüğünü de düşünmeye başlamıştır. Artık rüyalarında onu böcekler, yılanlar kovalamakta yılanı öldürmeden kurtulmayacağını zannetmektedir.  “Yılan yağacak Çukurun üstüne...Ateş yağacak...Çekirge yağacak, solucan, kaplumbağa, böğürtleç, kertiş yağacak...Adana selden, Ceyhan yelden, Misis yılandan, Tarsus bataktan gidecek...Anavarza yanmış harap olmuş...”
 
 Annesini vurması için ona tabanca da verilmiştir. Bir türlü annesini öldüremeyen Hasan,  en sonunda artık bir karara varır…
 
[1] Çiftlikçi, Ramazan (1997). Yaşar Kemal: Yazar, Eser, Üslûp. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
[2] https://tr.gowikipedia.org/wiki/Y%C4%B1lan%C4%B1_%C3%96ld%C3%BCrseler
[3] Çiftlikçi, Ramazan (1997). Yaşar Kemal: Yazar, Eser, Üslûp. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
[4] https://tr.gowikipedia.org/wiki/Y%C4%B1lan%C4%B1_%C3%96ld%C3%BCrseler
[5] http://www.sinematurk.com/film/6838-yilani-oldurseler/
[6] Demir, Mehmet Taner. "Yılanı Öldürseler" (PDF). 26 Kasım 2013





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Mehmet Aluç
27 Şubat 2019 Çarşamba 19:59:22
Gençliğimin o delikanlılığımın kanımın coşkun aktığı yıllarda okumuştum. İnsanın birilerine köle olmuş, benliğini istemezse de satıldığı elinden alındığı ”Ağa” lık yıllarına uzanan bir zaman diliminde, mezkûr anda alınmış bir kararla değil, daha önceden, insanın yalnızlığını acısını paylaşmadan kendi çıkarı için köyde düzen kuran o zenginlerin, kendi çıkarı için insanları nasıl acizlik içinde bıraktığının bir dramını anlatıyordu. İnsana hoş görü ile bakmayan o günkü bu günkü sömürgecilerin zihninin o zamanlarda, açıktan insanın cahilliğinden yararlanarak, bugün ise hurafelerle ekonomik yıkımlarla tehdit ederek bir uçuruma düşürmelerinin hala devam ettiğini şimdi şu anda bu özetini okurken şahit oldum, o ana bir gittim geldim, değişen bir şey yok hala aynı zihniyet aynı acılarla kasalarını dolduranların, kendi tanımlarıyla tanımladıkları içinde insana merhametin olmadığı bir düzenin çarkının içinde un ufak edişinin hala devam ettiğine tarihsel bir gözlemle şahit oldum. İslam'ın insanın gülmeyen yüzünü güldürmek için geldiği gerçeğini ta o günden unutturanlar güler yüzü, hoşgörüsü ve adaletiyle insanı kucaklayan İslam yerine, Batı düşüncesinin tezahürü olan, vicdandan eseri olmayan zihniyetin, o zamanlarda geniş bir şekilde yer almasının insanı istemeden cinayet işlemesini caiz görmüş, bunun vicdanı ıstırabın sancısın çeken halkın, caiz olmadığının karşılığının hakkıyla yere getirilmesine, hayır bu olmaz diyememenin olanak ve imkân verilmediğinin de bu romanla, o günlerde verildiğini de söylemek pek mümkün değildir. Batı dünyasının ve içimizdeki batı hayranlarının- İslam'ın insanın gülmeyen yüzünü güldürmek için geldiği gerçeğini – görmezden gelmekten ziyade, kendi çıkarlarına izin vermeyen İslam’ı ve buna yönelik reddetme, sahtecilik yüzleriyle, o gün köylerimizde cahil kalan insanların dünyasını karartarak günümüze kadar gelişinin de bir hikâyesidir “Yaşar Kemal’in”-Yılanı Öldürseler-romanı. Aslında yazarımız o düzeni kuran ağaların batı uşaklarının bir yılan olduğu gerçeğini ve öldürülmesi gerektiği haykırmasıdır bana göre…

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...