ÖN SÖZÜ YOKTU AŞKIN HAFIZ


Ismarladığım mutluluktu ferimi saklayan içre dönük bir yolda bağımsız dıştan dışa yürürken içimin mevsimi köhne bir köprünün ayaklarına kapanmış sağanağın yaşını silen bir kuş gibi ölümcül bir taarruz olsa olsa beylik bir yalnızlıktı taş köprünün duvarlarına iliştiğim bir düş sepetinde asla da ulaşmayacakken adresime.

 

 

 

 

Asası mevsimin iri çok iri gözleri

Şahikanın.

Bir kunduzun hasreti ölümlü mevsime

Düş gücüne ihanet eden şairin de efkârı…

Kuzu kuzu teslim olmaksa ömre

Demli bir çay içmenin de mealidir hani

Her yazılası şiirde:

Bu son olmalı, dediğim dibi delik heybemden

Firar eden nefesim

Al yanaklı bir çocuk

İçimin ikramı yetmedi gitti de hani bunca hüzne.

 

Fıtratı mıydı Fırat’ın…

Akıp giden suda saklıydı ölümün feri.

Ve perde, hafız

Aşka mahsus bir kelam

Sözcüklerin yüreği d/ağladığı

Her ölümlünün arka yüzü denk düşerken

Cehenneme.

Makûs cennetin de firarı şiirlerden

Şiir olmaya ne hacet

Şiir doğdum ben.

 

Reva olsa ne olmasa ne?

Rivayetlerin olsaydı keşke tekerrürü

Zambaklarda kaçkın imgeler

Aklımın koridorlarında gezer de gezer

Dolanırım

Hele ki iki yakası şehrin

Vardiyalı severken yeri göğü günbegün

Eksilen bir şeyler var en içimde

En olmaya ne gerek, hafız?

En/damlı bir düşün ta kendisiyim…

 

Sükûn dilendiğim

Ayrı gayrı da düşmedim madem

Öncemden

Kaykılan güneş ve mağdur mehtap

Sahi, yitip giden son ferman mıydı?

Yazmaya durduğum inci inci serdiğim

İnceldiği yerden de kopamadı gitti hani

Bir öğreti tasdiklenen

Bir öykü yüreği mimleyen

Bir rüzgâr ki içimi alt üst eden.

 

Mevsimin dolduruşuna geldim, hafız

Hafifçe solduğum gün ertesi

Geceye doğmakmış aşk meğer

Girift bir yürekte saklı azığa aldıklarım.

Sancılı kelam sevdalı yalan

Ön sözü yoktu zaten bu aşkın

Nihayetinde yenik düştüğüm yeniden

Neyse alıp veremedim kendimle

Bir kereliğe mahsus olsa da razıydım hani

Sevmekse kendimi.

 

Ne malum yaşadığım?

Ne malum bir nebze de olsa aykırı olmadığım?

Günü öğüttük be hafız:

Sil baştan hazan.

Takvimlerde sarsılan tarihler

İndinde ömrün göğü kundakladığım her yeni özlem

Şerh düşmekse tarihe

Tarih olduk da yittik kaç kere.

 

Atlas yüreğin yorgunluğu

Cümle pazarında tezgâha düşen kelimeler

Salkım saçak kapışan kindar gölgeler

Tahayyülü hepten imkânsız mutluluğun

Toz filan da kaçmadı gözlerime

Özlediğime talibim Rabbim

Bir satırsa kelime kelime doğradığım

Ya da miskin bir satıra serilip

Kuytularda saklandığım.

Hem öznem de kayıp, hafız

Özgün bir ritimmiş meğer imkânsızlık

Güdülü bir ömür kürediğim

Gülümsenin tahayyülü dahi akla zarar,

Gönül yorgun malum

Göğe konduğum her ezan vakti, hafız

Issızlığın rotası peşim sıra eşlik eden…

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış