Ahmet Yesevi ve Yunus Emre


 
 
Ahmet Yesevi ve Yunus Emre
 
Bildirideki tezimiz Yesevi ile Yunus’un fikir, zikir ve şiirde bir olduğu konusudur. Bilindiği gibi Yesevi, Mevlana, Yunus;  Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Ahi Evran, Ahmet Fakih;  şeyhler ile Kaygusuzlar,  dervişler, kullar, abdallar;  bir’den gelip bir’e giden tasavvuf ehlileridir.Vahdet-i vücut ve mutlak erenlerin düşüncesi, bir’den gelip bir’e giden dervişlerin dilleridir.
Anadolu’daki tüm şeyhler ile dervişler, abdallar ile kullarla, kurulan tüm tarikatlar Yesevi kök gövdesinin kolları ve dallarıdır. Yesi’de Yesevi ney’se, Anadolu’daki Yunus öylesi bir önemdedir. Yesevi ve düşüncesi; Anadolu’ya uzanan “göklüce kaba ağaç” tır.
Yesevi’yi anlamak, Tüm Türk Tasavvuf edebiyatını anlamak;  Yunus’u anlamak ise, Batı Türklerinin Tasavvuf dünyasını anlamakla eş değerdedir. Yunus’u anlamak demek,  Ahmet Yesevi’yi ve etkisini anlayabilmek demektir.
Yunus Emre ve ardılları Ahmet Yesevi DNA sının Anadolu’da açmış tohumlarından ibarettir. Nitekim bu tohum o kadar verimlidir ki, ölümü üzerinden dört beş asır sonra bile Anadolu’da onun neslinden geldiğini iddia eden Semerkantlı Şeyh Zekeriyyâ, Üsküplü Şâir Atâi, Evliya Çelebi gibi nice ünlüler çıkmıştır. [1]
Ahmet Yesevi ((1093?-1166?)’nin asıl adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi,  (İbrahim Ata “İbrahim Şeyh” ),Piri ise Kul Hace Ahmet diye de tanınan Sultan, Hoca Ahmet’tir. Babası Ali el-Mûrtezâ'nın soyundan olduğuna inanılan  "Şeyh İbrâhim", mürşidi ise Hanefî âlimlerinden Nakşîbendî Şeyhî Hâce Ebû Yakûb Yûsuf el-Hemedânî'dir.[2] Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur.[3]  “Şeyh İbrahim’in Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Yesevî,[4]  ye Hoca yani Hace denmesinin sebebi ise Sayram’da İmam Muhammed b. Ali neslinden gelenlere hâce denilmesi yüzündendir.[5] Türk asıllı olduğunu bir şiirinde de belirtir
Ayet hadis ma'nası Türki bolsa muvafık
Ma'nasıga yetgenler yerge koyar börkini
“Farsi tilini biliben hub aytadur Türki’ni”  ( Farsçayı bilir güzel söylerim Türkçe’yi)
Kaynaklar Çimkent’e bağlı Sayram kasabasında[6] bir kısmı da Türkistan’ın Yesi’ şehrinde doğmuş olduğunu iddia eder.  Muhtemelen Yesi’de doğmuş veya yaşamış olmasından dolayı Ahmet Yesevi olarak adlandırılmıştır. Yesevi yedi yaşında iken de annesini kaybetmiş, ablası Gevher Şehnâz ile birlikte Sayram’dan Yesi şehrine göçmüş[7] ablası tarafından yetiştirilmiştir.[8]
Yedi yaşında bir yetim iken manevi babası olarak kabul ettiği Arslan Baba'dan ders alır. Bir şiirinde bunu şöyle dile getirir: “Yedi yaşında Arslan Baba’m arayıp buldu. / Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü.” [9]
Yesevi’yi Ahmet Yesevi yapan kudret,  Yesi şehrindeki güçlü manevi ve ilmi ortamdır. Arslan Baba'nın ölmesinden sonra Buhara’ya giderek,  Hanefi-Maturidilere ait medreselere katılır.[10]   Bu medreselerde iken İslâmî ilimleri, Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiştir.  Maturdilik felsefesi Emevilerin İslam Rönesans’ını kurmalarında öncü olan bir düşünce biçimidir. Maturidiler “ Akla yatkın olan her şeyin İslam’a da uygundur” diye düşünen, dünyevi işlere de ahrete hazırlık kadar önem veren,  pozitif ilimlere ve akli tahlillere de yönelen bir düşünceye sahiptir.
On bir yaşından itibaren tasavvufi eğitime başlayan Yesevi, Buhara ve Semerkant'ta Melâmet’îyye-Nakşîbend’îyye-Kalender’îyye şeyhi Hâce Yûsuf el-Hemedânî'nin ( Yusuf’u Hamedani)  (440/1048-49-535/1140)’nin müridi olmuş,[11] bu nedenle de Maturidi düşünceden ziyade Eşari, Melami ve Bâtıni tarikatların, düşünce, eğitim, dini ve tasavvufî öğretilerine yönelmiştir. Hocası Yusuf Hemedânî’den yirmi bir yaşına kadar eğitim  alan Yesevi,hocası ile birlikte, Merv, Buhara, Semerkand, Herat gibi Türkistan’ın şehirlerinde Yusuf-ı Hamedan’nin tasavvuf öğretilerini yaymaya başlamıştır. [12] On yıl süren seyrü suluk eğitiminden sonra Yusuf’u Hamedani’nin halifelerinden birisi olur.
11. ve 12. Yy larda  Sünni itikada daha yakın duran Tuğrul Bey, Alp Arslan ve Melikşah gibi Türkmen hükümdarları dahi Baba Tahir Uryan, Ebû Said Ebu’l-Hayr gibi Batıni Melami Şii , sufilere müsamaha göstermisler hatta itibar etmişlerdir. F. Köprülü’ye göre, “Ahmed Yesevî’nin etkili olmaya başladığı zamanlarda, Türk âlemi tasavvufi fikirlere alışmış, mutasavvıfların menkıbe ve kerametleri yalnız şehirlerde değil, göçebe Türkler arasında bile az çok yayılmış, eski ozanların yerini, “ata” veya “baba” unvanlı birtakım dervişler almaya başlamıştır[13]  .
Köprülü’nün de işaret ettiği böylesi bir kültür ortamında ve bu asırlar, kültür başkentleri olan bu şehirlerde ve Buhara’da Selçuklular,  Karahanlılar hâkimdir. Buhara, Dünya’nın çeşitli yerlerinden gelen âlimler ve talebelerin toplandığı bir kültür merkezidir. Buhara’da Yusuf Hemedani’nin yanında eğitimini tamamlamış, onun halifesi olmuş;   Yusuf Hemedani’nin ölümünden ve yerine geçen Şeyh Hasan-ı Endâkı’nın da ölmesi üzerine 1160’da Yusuf Hemedânî dergâhının şeyhi olmuştur.[14] Ama şeyhi Yûsuf el-Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine postnişinliği Şeyh Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’ye bırakarak Yesi’ye tekrar döner.[15]
Bu yıllarda Karahıtaylar yörede etkin olmaya başlamış,  Hamedani ve Yesevi’nin etkisi altında Müslümanlaşmış olan Horasandaki göçer Türkmen oymakları ile de sürtüşmeye giren Sultan Sencer de vefat etmiştir. (1157) Büyük Selçuklular dağılmaya başlamış,  Harizmşahlar kuvvetli bir İslâm devleti haline gelmeye başlamışlardır. Şeyhi Yusuf’u Hamedani gibi Hanefî itikatlı bir fakih olan Yesevi, Yesi şehrinde talebe yetiştirmeye başlar. Divan-ı Hikmet adlı eserini de öğrencilerini yetiştirmek maksatlı oluşturmaya başlamıştır.  Bu sırada şöhreti Maveraünnehir, Horasan ve Harzem’e kadar yayılmıştır.   “ Pîr-i Türkistan” unvanıyla tanınmış; dergâhına Türkistan’ın her yerinden on binlerce mürit ve halife de toplanmıştır. Bu yıllarda, tahta kaşık ve kepçe yapıp satarak da hayatını idame ettirmekte[16] bir yandan da Divan-ı Hikmet adlı eserini vücuda getirmektedir.
Yesevi’nin düşünceleri bir yandan Batı’ya ve Anadolu’ya yayılır. Diğer yandan ise Sultan Sancar’ı kederli bir ölüme sürükleyen asi ve göçer Horasan Türkmenleri önce Harzemşahlar sonra da Moğolların baskısı ile Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’a doğru yönelmiş, Memlukların Kuzey sınırlarına yerleşerek Yesevi’nin düşüncelerini Musul, Rakka, Halep ve Antakya’ya kadar taşımışlardır.  Ahmed Yesevî’nin düşünceleri diğer bir koldan Doğuya ve Kuzey Doğu Türkistan’a doğru yayılarak Taşkent ve Sır-ı Derya’ya Maveraün Nehir ve Seyhun’un ötesindeki yaşayan göçebe Türklere doğru yayılmaya da başlar.
 Altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna çilehanesini yaptırır.  Toprağın altındaki bu çilehaneye girmiş,  ömrünün sonuna kadar da burada yaşamış, muhtemelen de o cileğâh içinde ruhunu teslim etmiştir.
“Sabah erken pazartesi günü yere girdim /…..Altmışüçte sünnet dedi işitip bildim /Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte
Ahmet Yesevi’nin ölüm tarihi hakkında bazı kaynaklar Hicri 590 (1194) bazı kaynaklar (  562-563/1166-67 yılını göstermektedir.[17] Yesevi’nin belli başlı halifeleri Arslan Baba’nın oğlu Mansûr Atâ ö. 1197,  Hârizmli Saîd Atâ ile Süleyman Hakîm Atâ’dır. Yesevi’nin düşünceleri bu üç koldaki halifeleri ile bütün Türk Dünyasına yayılır. Özellikle üçüncü halifesi olan Hâkim Süleyman Ata’nın ünü Türk Dünyasında daha çok duyulmuştur. Anadolu`da ve Türkler arasında ilk mutasavvıflar olan Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hâkim Ata ( Bakırgan kitabının yazarı) , Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. onun öğrencileridir.  Bakırgan Kitabı ile Anadolu Türkleri üzerinde de çok derin tesirler bırakan Hâkim Süleyman Atâ, Harizm’i irşad bölgesi seçmiş 1186 da vefat edince Akkurgan’a defnedilmiştir.
1218’lerde başlayan Moğol istilası sonrasında Moğolların önünden kaçan Harezm’deki Yeseviler; İran, Azerbaycan ve Anadolu’ya geçer. Böylece Yesevilik Anadolu’da filizlenen tüm tarikatların membaı haline gelir.  Zaten Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Ahmet Fakih, Yunus Emre vb. Anadolu’daki diğer tüm mutasavvıflar, Yesevi’nin halifelerinin yetiştirdiği öğrenciler veya sufilerdir.[18]  Bu sufilerin Anadolu’da kurdukları  Ahilik, Mevlevilik,Bektaşilik, Kâdiriyye, Bayramilik, Halvetilik, Celvetiye, Ruşeniye Nakşilik vb Yesevilik kaynaklı Yesevi kökenli tarikatlarıdır.
Yesevilik Anadolu’dan batıya da taşınmış Evliya Çelebi’nin de yazdığı gibi Deliorman'da Demirci Baba, Niyazabad'da Avşar Baba, Merzifon’da Pir Dede, Bulgaristan Varna-Batova'da Akyazılı, Bursa'da Geyikli Baba, Abdal Musa, İstanbul Unkapanı'nda Horos Dede, Yozgat'ta Emir Çin Osman, Tokat’ta Gaj-Gaj Dede, Zile’de Şeyh Nusret,  Amasya’da Baba İlyas,[19] Yesevi dergâhlarından yetişen sufiler ve tarikatları olmuşlardır.
Yesevi kaynaklı bu sufiler, tarikat şeyhleri ve dervişleri ile Anadolu’da,  Türk dili, edebiyatı, kültürü ile İslamiyet’i;  Suriye, Irak, Mısır, Balkanlar ve Azerbaycan’a kadar taşımışlar, iki asır içine Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında en büyük katkıyı sunmuşlardır.[20]
Yesevi’nin bazı düşüncelerinde Bâtıni ve Melamilerde de görülen düşünme izleği vardır.  Hatta İslamiyet öncesi devre ait sosyal hayatla ilgili bazı adetleri de devam ettirmiştir. Yesevî’ Türklerin dil, kültür ve gelenekleriyle tasavvuf yolunu bir potada eritebilmiş, illiyetli hale getirmeyi de başarmıştır.  “Yesevî törenlerinde, eski göçebe ananesinde de olduğu gibi, zikir meclislerinde kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmaları bunlara da bir örnektir.”[21]
Türk tarihinin ilk tarikatı olan Yesevilik, Bâtıni veya Melami kökenden gelen bir tarikat değildir. Yesevilik tarikatı zaten mensubu olarak yetiştiği daha sonra halifesi hatta postnişini olduğu Nakşibendilikten kaynaklanan bir tarikattır. Yeseviliğin Bâtıni Melami çizgiden kaynaklandığını ifade edenler zaten bu nedenle de  aşrı iddialarda bulunmaktadır. Bazıları Yeseviliğin, Batini ve Melami kökenden geldiğini savunmuştur. Oysaki Yesevilikte Bâtıni veya Melami kökenli olduğu ileri sürülen görüşler,  Bâtıni veya Melamiliğe mahsus anlayışlar değil;  Nakşibendilerde de bulunan tasavvufi anlayışın genel çerçevesi içinde kalan,  Vahdet-i vücut ve Vahdet-i Mutlak ile ilgili genel düşüncelerdir.
Ahmet Yesevi’ Allah inancı, Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu kabul ederek,  iman ve ahiret inancını Kur’an’ı rehber kabul ederek savunmuştur. “Hikmetlerindeki Tevhid anlayışını, hem bilgi ve bilinç, hem de duygu boyutunda fark etmemek mümkün değildir. Kur’anın, Hz. Muhammed’in en güzel örneği olduğunu söyler. Hz. Muhammed hakkında derin bilgisi ve samimi bir sevgisi vardır. Yani bu anlayışının inanç ve ibadet boyutundaki belirleyici eğilimi Hanefiliktir.
Yesevi, Hz. Ebu Bekir’, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’den de övgüyle söz ettiği gibi, hilafet sırasının Hz Ali’de olduğunu savunmamış, Şiiliğin “imametin nass ve tayinle olduğu, Ali’nin soyuna tahsis edildiği, imamların masum oldukları” şeklindeki anlayışını”[22] ileri sürmemiştir. “Hikmetlerinde İslâm itikadına  ters düşecek unsurlara rastlanmadığı gibi bir vakit namaz kılmayanın domuzdan farkı olmayacağını söyleyecek kadar da şer’î hükümlere bağlıdır.[23] Yesevî,  “şiirlerinde âyet ve hadislerden, İslâm’ın esaslarından, günah ve sevaplardan, Allah’ın kahrından ve rahmetinden, cennet ve cehennemden daima sade söyleyişlerle bahsetmiştir[24] Tüm bu görüşleri Şiilik ile değil Hanefi inançları ile örtüşmektedir. Buna rağmen Anadolu’da ortaya çıkan Bektaşi Şii tarikatlarının da Yesevi kaynaklı olduğuna asla hiç kuşku yoktur. Örneğin  “Hacı Bektâş Velî’nin Yesevî halîfesi olmasa bile, Lokman Perende vasıtasıyla ona bağlı bulunduğu Bektâşî velâyetnâmelerinde dahi belirtilir[25]  Ayrıca Yesevilik, Horasan’da ortaya çıkan Haydarîlik Anadolu’da oluşan Babâîlik ile Bektaşîliğin de menbaı olmaktadır.
Bu bilgiler bağlamında Ahmet Yesevi’nin hikmetleri ile Yunus’un ilahileriyle şiirlerine baktığımızda sözü edilen etkilerin konu ve düşünce bağlamında kalmadığını,Yesevi’nin hikmetlerinin redif, kafiye, üslup hatta ahenk ölçü, durak gibi şiirsel özellikleriyle, diğer iç ve dış amiller açısından da Yunus’a, Yunus üzerinden Niyazi Mısrı’ye ve diğerlerine kadar uzandığı görülür. Yesevi’nin Yunus Emre üzerindeki etkisi, konu, şekil özellikleri, üslup, redifler, kafiyeler, ölçü durak benzerlikleri ile de kolayca kanıtlanabilecek şekildedir. Fakat pek çok şiiri Yesevi’ye nazire olarak yazılmış gibi görülen Yunus’un şiirleri özellikle sehl-i mümteni, söz sanatları söyleyiş ustalığı diğer iç ve dış şiirsellik özellikleri ile Yesevi’nin şiirlerinden daha da vasıflı şiirler olmaktadır. Bu açıdan bakılınca ustalık ve şairanelik yönünden Yesevi’nin şiirleri bir çadır ise Yunus’un şiirleri görkemli bir kervansaray gibidir. Muhakkak ki Yesevi, Yunusu hazırlayan şiirsel özelliklerin tümünün de kaynağıdır.
Yunus da şiirlerinde Yesevi gibi kendine “Miskin “ demektedir. “Miskin zaif Hace Ahmed yetti puştinge rahmed “ Yesevi’nin şiirleri, Yunus’un şiirleri kadar sehli mümteni özellikli, güçlü melodik yapılı, ahenkli, şairanelik yönü mükemmel ve lirik değildir. Fakat Yunus’un pek çok şiiri Yesevi’nin şiirlerinin lirik, ahenkli ve ustaca söylenmiş nazirleri şeklindedir. Yunus’un şiirleri hemen her yönden Yesevi’nin hikmetlerinin içerik, kafiye hatta düşünme şekillerini örnek almış şiirlerdir. Fakat Yesevi’nin hikmetlerinde panteist düşünceler ılımlı bir tarif bulmuş, insancıl düşünceleri şairanelik ve lirizm yönünden Yunus’a göre zayıf sunulmuşlardır. Yesevi’nin hikmetleri şekle, kafiyeye, sanata, lirizme veya şairanelikten ziyade anlama ve amaca önem vermeye bakmıştır.  Yesevi’nin şiirlerinde Yunus’taki gibi lirik, ahenkli, sanatlı ve hümanist bir çoşku yoktur. Yesevi'nin hikmetleri genellikle didaktik amacı önde tutmakta, şiirselliği, ahengi ve özlü olmayı geri planda görmektedir. Yunus ise ifadesi en zor olan düşünceleri ; hem kolay hali ile hem de ahenk, melodik, şiirsellik ve şairaneliğin hiçbirinden ödün vermeden söylemeye çalışmış bir şairdir.
Buna rağmen Yesevi ile Yunus’un ustalıkta, anlamda ve söyleyişte birebir örtüşen şiirleri de vardır:
 
Âlimlerge kitab kirek, sûfilerge mescid kirek
Mecnunlarga Leylâ kirek, minge sin ok kirek sin, (sin)!    Yesevi
 
Sûfilere suhbet gerek, ahîlere ahret gerek
Mecnunlara Leylâ gerek, banga seni gerek seni.  Yunus
 
Işkırig kıldı şeydâ mini,cümle âlem bildi mini
Kaygum sinsin tüni küni, mingesin ok kirek sin   Yesevi
 
Işkung aldı benden beni,Cümle alem bildi beni , 
Kaygum sensün dün-ü günü  banga seni gerek seni  Yunus
 
Fedâ olsun senge cânım
Töker bolsan menim kânım
Men kulunmen sen sultânım
Menge sen ok kerek sen          Yesevi
 
Eger beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni      Yunus
 
Hoca Ahmet menim atım
Tün ü küni yanar otum
İki cihanda maksûdum
Menge sen ok kerek sen       Yesevi
 
Yunus’dur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksûdum
Bana seni gerek seni               Yunus
 
Ne hoş tatlı Hakk yâdı...
Seher vakti bolganda (olanda)
Baldan tatlı Hû adı...  
Seher vakti bolganda         Hoca Ahmet Yesevi
 
İşit sözümü ey gâfil...
Tanla seher vaktinde dur (kalk)
Eyle buyurmuş ol kâmil...
Tanla seher vaktinde dur       Yunus Emre
 
Âbid olma zâhid olma âşık ol sen…
Aşksızların ne dini var ne îmânı        Hoca Ahmet Yesevi
 
Âşıklar ortasında sofilik satmayalar...
İhlâs ile bu aşka riyâyı katmayalar       Yunus Emre:
 
Yunus, konu, içerik düşünce yönlerinden tamamıyla Yesevi’nin izindedir.  “Mihail Bahtin' in söyleşimcilik (dialogism) kuramına göre bir edebi metin önceki metinlerle, sosyal çevre ve tarih ilişki içerisindedir ve her söylem başka bir söylemle çakışmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Bahtin'e göre saf metin bulunmamaktadır.” [26] Bahtin’in bu görüşlerini ileriye taşıyan Julia Kristeva'"Her metin birçok metnin kesişme noktasında yer alır. Yazar bunu belirtir veya belirtmez ama alıntı yapmayan metin yoktur. Metinlerde insanlar gibi sosyalleşirler. Kendi aralarında bir haberleşme bağı bulunmaktadır. Her metin bir alıntılar mozaği olarak yapılan; her metin bir başkasının emilimi ve değişimidir. Tek başına bir metin yoktur" görüşündedir.[27] Bu noktadan bakıldığında Yesevi’nin düşüncelerini dile getiren şiirlerini, Aslan Baba ve Yusuf’u Hamedani’ye kadar eriştirmek de mümkündür. Aynı bakış açısından hareketle Yunus Emre’yi Yesevi’nin şiirlerinden daha üste taşıyan unsurlara, Yunus ile Yesevi arasındaki katkılar ve Yunus’un kişisel yeteneklerindeki artılar olarak bakmak gerekecektir.
Yine bu bağlamda Yunus’un her şiirinin Yesevi orijinli olduğunu da söylemek mümkün değildir. Şüphesiz ki Yunus Emre’nin şiirsel açıdan hepsi de kendine özgü olan çok sayıda şiiri de bulunmaktadır.  Fakat birçok şiiri ile kendine özgü şiirlerindeki düşüncelerinin kaynağının da Yesevi olduğunu da kabul etmemiz gerekmektedir.
Mine Mengi’de bu hususa dikkat etmiş “ özellikle ilahi tarzında yazdığı şiirlerde gerek şekil özellikleri gerekse konu bakımından Hoca Ahmed Yesevi'nin şiirlerini andırdığını bir nevi Yesevi'nin hikmet geleneğinin Anadolu'daki takipçisi görünümünde olduğunu[28] belirtmiştir.
 
Aşk bâzârı ulug bâzâr savda harâm...
Âşıklara senden özge gavga harâm     Hoca Ahmet Yesevi
:
Aşk makamı uludur aşk kadîm ezelidir…
Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir    Yunus Emre
 
Yok menim dek şum bula âlem ara...
Hiç olmadı menden râzı Hakk u Hudâ     Hoca Ahmet Yesevi
 
 Ey bana iyi diyen benim kamudan kemter...
Şöyle mücrimen yolda mücrimler benden server   Yunus Emre
 
Bir şey umma nâdânlardan kadîr bilmez...
Karanlıkta yolu sorsan yol göstermez
Boynun büküp yalvarsan da elin almaz...
Nâdânlardan yakınarak geldim işte        Hoca Ahmet Yesevi
 
Eksük olman ehillerden kaça görün câhillerden...
Tanrı bîzâr bahîllerden bahîl dîdâr görür değil      Yunus Emre
 
Sünnet imiş kâfiri de incitme...
Gönlü katı, kalp kıranı Hudâ sevmez   Hoca Ahmet Yesevi
Bir kez gönül yıkdın ise...
Bu kıldığın namaz değil       Yunus Emre
 
Mansûr gibi başım verip aşk dârında...
Zatı Uluğ Rabbim sığınıp geldim sana    Hoca Ahmet Yesevi
 
Mansûr gibi dâra beni ayân göster anda beni...
Kurbân kılayım bu cânı aşka münkir olmayayım   Yunus Emre
 
Gavvas bahrına girdim vücudun şehri gezdim
Dürrü sedefte gördüm cevheri kan içinde
Arş ve kürsü yürüdüm levh-ü kalemi gördüm
Vücudun şehrini gezdim dedim bu can içinde
Miskin Hacı Ahmet cam hem cevherdir hem kane
Hepsi O’nun mekanı O la mekan içinde            Hoca Ahmet Yesevi
 
İstediğimi buldum âşıkâr cân içinde...
Dışta isteyen kendi kendi nihan içinde
Baştan ayağa Hak’dır ki seni tutmuş...
Hak’dan ayrı ne vardır kalma gümân içinde
Girdim gönül şehrine daldım onda denize...
Aşk ile gider iken iz buldum cân içinde
Yunus senin sözlerin  mânâdır bilenlere...
Söylenecek sözlerin devr-i zamân içinde    Yunus Emre
 
lşkıng kıldı şeyda meni Cümle alem bildi meni Kaygum sensen tüni küni Menge sen ok kerek sen Yesevi
 
Aşkın kıldı şeyda beni Cümle alem bildi beni Kaygım sensin gece gündüz Bana sen gereksin sen Yunus
Özini bildi irse Hak’nı bildi
Hudâ’dın korktı vü insafğa kildi
Hayfa Adem öz kadrını özi bilmes
Menlik kılıp yahşılarnı közge ilmes  YESEVİ
 
lim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır. Yunus
 
Yunus Emre’nin şiirlerini Yesevi’nin şiirleri ile ölçü, kafiye gibi dış unsurlar; söylem ifade, konu, ahenk anlam, söz sanatları ve diğer içerik yönleri ile karşılaştırılmasının özel bir önemi de vardır. Bu konuda birkaç tez çalışmasının olması da elzemdir. Yunus'un divanındaki şiirlerin vezin, uyak, ikilemeler, söz sanatları, kalıp sözler ahenk gibi açılardan incelenmiş olmasından dolayı Yesevi ile Yunus’un şiirlerini bu açılardan irdelemek daha kolay olacaktır.   
Yesevi ve Yunus’un birbirleri ile illiyetli şiirlerine baktığımızda çıkarılacak özet düşünce; Yunus Emre konu, fikir, zikir ve şiir olarak Yesevi’nin takipçisi; şiir sanatı, şairanelik ve ifade ediş açısından da Yesevi birikiminin daha üstün bir şekilde dile gelmiş ve tezahür etmiş halidir. Sözlerimizi Yunus ve Yesevi’nin seçilen, sözleri ayrı ama anlamca aynı dizeleri ile bitirelim
 
Hâce Ahmed masiyet birle hayatıng kılmağıl zâyî
Bolursan lâyık-ı Hazret eger taat seher kılsang               Yesevi
 
Ben gelmedüm davîyiçün benüm işüm seviyiçün
Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldüm  Yunus
 
[1] Kemal Eraslan, Ahmet Yesevi ,TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989.
[2] Kemal Eraslan, Ahmet Yesevi ,TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989.
[3] DOÇ. DR. EYUP BAŞ, Ahmed Yesevî’nin Bektaşîlik, Alevîlik Üzerindeki Etkileri ve Osmanlı Dini Hayatındaki İzleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 52:2(2011), ss. 21-53
[4] DOÇ. DR. EYUP BAŞ, Ahmed Yesevî’nin Bektaşîlik, Alevîlik Üzerindeki Etkileri ve Osmanlı Dini Hayatındaki İzleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 52:2(2011), ss. 21-53
[5] Kemal Eraslan, Ahmet Yesevi ,TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989.
[6] Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 61-62; Kemal Eraslan, “Ahmed Yesevî”, DİA, İstanbul 1989, II, 159; Enver Korukçu, “Sayram ve Yeri”, Milletlerarası Hoca Ahmed Yesevî Sempozyumu Bildirisi, Kayseri 1993, 250.
[7] Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 62-63; Kemal Eraslan, “Ahmed Yesevî”, DİA, II, 160.
[8] Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[9] Kemal Eraslan, Divan-ı Hikmetten Seçmeler, Ankara 1991, 63
[10] Not : Prof. Dr. Sönmez Kutlu’nun  Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, , sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013  yazısındaki çok dikkat çeken bu bilgiye diğer kaynaklarda rastlanılmamıştır.
[11] Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[12] Ahmet Yaşar Ocak, Anadolu Sufiliğinde Ahmed-i Yesevi ve Yesevilik, Yesevilik Bilgisi, Ankara 1998, Ahmet Yesevi Vakfı Yayınları, s.328-330
[13] Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 18-19; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1996, 362-363.
[14] Fuat Köprülü, “Ahmed Yesevi”, İslam Ansiklopedisi c. I, s. 210 vd
[15] Kemal Eraslan, Ahmet Yesevi ,TDV, İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3, sahife 161, İstanbul, 1989.
[16] Ahmet Yaşar Ocak, Anadolu Sufiliğinde Ahmed-i Yesevi ve Yesevilik, Yesevilik Bilgisi, Ankara 1998, Ahmet Yesevi Vakfı Yayınları, s.328-330
[17] Prof. Dr. Sönmez Kutlu; Ahmet Yesevi ve Din Anlayışı, sonmezkutlu.com/?pnum=spn erişim, 14-09-2013
[18] Ahmet Yesevi  Hayatı ve Tasavvuf Edebiyatının Başlangıcı, https://www.edebiyatvesanatakademisi.com.
[19] Ahmet Yesevi  Hayatı ve Tasavvuf Edebiyatının Başlangıcı, https://www.edebiyatvesanatakademisi.com.
[20] Ahmet Yesevi  Hayatı ve Tasavvuf Edebiyatının Başlangıcı, https://www.edebiyatvesanatakademisi.com.
[21] Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1971, I, 279.
[22] Prof. Dr. Hasan Onat, Ahmet Yesevi'nin Din Anlayışı ve Bektaşilikteki Bazı Yansımaları, hasanonat.net/index.php
[23] Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, 76; Osman Türer, “Türk Dünyasında İslâm’ın Yerleşmesi ve Muhafazasında Sûfî Tarikatları ve Yesevî’nin Rolü”, Milletlerarası Hoca Ahmed Yesevî Sempozyumu Bildirisi, Kayseri 1993, 363
[24] Necdet Tosun, “Yesevîliğin İlk Dönemine Aid Bir Risâle: Mir’âtü’l-Kulûb”, İLAM Araştırma Dergisi, C. II, S. 2 (Temmuz- Aralık 1997), 41-85
[25] ProfDr. Hasan Kani Yılmaz, AHMED YESEVÎ ve YÛNUS EMRE Karşılaştırma ve Değerlendirme, https://hasankamilyilmaz.com/a
[26] Mehmet Güneş Şahbaz, Metinlerarasılık ve Yunus Emre'nin Ahmed Yesevi'den Alıntıladığı Şiiri, Çukurova Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü,Adana 2014, s.286
[27] Mehmet Güneş Şahbaz, Metinlerarasılık ve Yunus Emre'nin Ahmed Yesevi'den Alıntıladığı Şiiri, Çukurova Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü,Adana 2014,s.287
[28] Mengi, Mine (2004). Eski Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Akçağ.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


3 Yorum
25.04.2018 - 10:29
Makale yazan konuya hakim olunsa işin içinden böyle kolay çıkıyor. tebrik ederim.

25.04.2018 - 11:05
Hocam ellerinize saglIk... Okuduk, bilgilendik...

25.04.2018 - 12:49
Bir şey öğretmeyen fikir yazısı boşuna yazılmış olur. Bu yazı faydalıydı.