Aydını Kaybetmek 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 11 Aralık 2012 Salı aaa Beğen
Bu Eser 11.10.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir

Hani sanatçı dediğimiz zaman çoğumuz sanatçıyı, sadece ekranlardan bilir ve tanırız! Ekranlarda tanımamız da kamera objektiflerinin sürekli kalçalarına zum yaptığındandır. Bu hastalık 1990’lı yılların özel TV’leriyle başladı.  Her kim, kime ne dedileriyle, söz konusu olmalarında; ne sözleri, ne sanatları, ne sanat ürünleri, ne fikir ve düşünceleri, ne güncel sanatçı duruşun mütalaaları, ne de savları söz konusu edilirdi. Tüm ekranı dolduran kalça hareketleri eşliğinde spikerin söz akışı verilir giderdi!*

Bu kabilden sığ, hep o aynı zevat kişileri sözüm ona sanatçı biliriz(!) Ve bu tip zevatı muhteremler kalça hareketli oluşun, doyumsuz bir kalça sanat şovuyla; güya izleyenlerini ekran başına kilitleyen ve kalça olmaktan öte, sanatla özdeşleşir tarafları olmayan, popo şov kimi kişiler oluşla hep aklımıza gelirler!

İşte maganda olmaktan ötürü, sokak kabadayısı sanat üretmeleriyle, genel bilim kültürü felsefesiyle hiçbir şey olmayanlar vardır. Bu sanatçı muhteremlerin pek çoğu okumadığından, bilim ve teknoloji felsefesinden habersiz olduğu için; görsel şovmenliklerinden ötürü her gün, günde en az üç ekranda boy boy görünürler.

Bu tiplerin bir başka alanda, başka bir versiyonu olan lafazanları vardır. Alan bilgisi dışında oluşla bilim felsefesi olmayan, kimi kez kimi şarlatanlar da hep aydın olacakla aklımıza gelirler. Aydın mı, aydınlar! Konuşmacı mı, konuşmacılar! Egemen gücün nabzına göreler mi? Evet öyleler!

İşte kimi anlı şanlı aydınlar da böyledirler. Bunlar tıpkı tüfeğin icat oluşuyla, mertliğin bozulması gibidirler. Televizyon icat olundu, sanatçılık ta, aydınlık ta, bozuldu. Bu aydınların anı da; şanı da bilmezlikleriyle değil, gerçekler karşısında utanıp sıkılır olmamalarıdır! Menfaatleri karşılığı, toplum düşünmesini iğdiş etmeleridirler! Bunlar kanal kanal gezerek; adeta bulunmaz bir cevher niyetine kanalları dolaşırlar. Bu nabza göre olma sadakatlerini yerine getirirler. TV’ler  sanatıyla duruşuyla kültürüyle vs. tanınma aracı olmayıp, bunlar için nabza göre olmanın formasyon yeridirler  de!

Söz gelimi; bu tipler, uzman hukuk profesörü yanında bile, bir biyokimya profesörü yanında bile, bir atom mühendisi vs. karşısına dahi çıkışla, ne allame olduklarını hep gösterirler! Hani vardırlar ya, kimi gazeteci ve kimi akademik ünvanlı ukaladırlar bunlar, çoğunlukla. Hani canım her gün TV’de yüzlerini görüşle alışık olup, gına geldiklerimiz oluşla, bunlar öyle dikkat edilmeyişle, yolda rast geldiğimiz trafik işareti veya  bir çöp varili gibi oluşla, yüzlerini kayıp eden, yüzsüzler işte.

1980'den beri; ‘bu diyar baştanbaşa' diyecekle gezip görür denli sorunları görüp, sorunlara aykırı bakışçı söz anlatım olmayıp, masa başı gazeteci aydın yazar olmaları artacaktı. Artık plaza dönemi, masa başı; astronomik rakamlarla al maaşı, patron yalakalığı yapan; devlet kapısında patron işlerini takip eden; kahverengi diliyle halkı sürekli yanıltan aydın gazete yazarlıkları başlayacaktı.

Bunlardan kimisi olan yazarlar bu dönekliğini; bilgisini, kimlik ve kişiliğini; erdemlerine aykırı oluşun kendisini ezen onur sancıları pahasına yapacaktılar. Onur dirençleri gittikçe yalakalaşmanın, yalama alışmasına dönecekti. Tabii köşeler dönülecekti! Şimdiden gayrı yepyeni bir aydın tipi yazarlarımız vardı. Sözüm ona elit gazete yazarlarıydı bunlar! Artık aydın gazete yazarlığı da seçkinleşecekle, eli tize olmuştu!

Yani şarlatanlıklarıyla yüzlerini, ilginçliklerini dahi tükettiğimiz aydındılar. Kuşkusuz bunların dışında ve bunlar gibi olmayan daha çok ve pek çok aydın ve sanatçımız da vardır ki bunlara da hep, her zaman şükranlarımızı sunarız.

İşte bu tip aydın çuvallamalarına dek oluşla, güncelde oluşla izlerini, okurunu yanıltan güya fikir oluşla söz ve yazı ile kitlelerine hitap eden en az iki savunu argümanını ele alacağım. Birincisi şu; “efendim” derler. Ve devamla: “seçilmiş iktidarlar, programları için vardır” derler. Meşru ve herkesin aşağı yukarı ittifakı olacağı temel düzlemde konuları ele alıp, iknacı olurlar.

Bu noktadan itibaren konunun haklı tanılı zeminine kilitlenen okur ve izler müşteriler; hitap etçisine ya da yazarına en az direnç pozisyonunda olurlar. Direncin azlığı, haklı söyleme olan güvenden ötürü bu eksene yeni eklemler almak içindir. Bu meşru söylem üzerinde oluşan ve azalan dirençle yazar, hatip saçma sapana doğru giderler. Yine bu kabil yüzsüzler yine doğru klişeyle: ‘Siyasetler iktidara seçimle getirilirler ki, bu da iktidarlar kendi programlarını uygulasınlar diyedir’ derler. Buna da amenna.

İkinci olacakla da şu söylemi dile getirirler: ‘İktidarın, kendi yasa teklifini verme ve mecliste kendi tekliflerini geçirme hakları vardır’derler! İşte çuvallama burada başlar. Çünkü bu söylenen söz hem doğru, hem yanlıştır. Bu görülmeli. Buraya kadar olan söylem, yasal ve hukuki olan söylemlerdi. Bu söz de yasaldır.

Ne var ki; “İktidarın, kendi yasa tekliflerini verme ve mecliste geçirme hakkı vardır!” denmesi ile film kopmağa başlar. “Kendi yasa teklifi” diye masumlaştırdığınız, sonuçta toplumun ve halkın sindireceği benimseyeceği; uyup uygulayacağı ve toplumunuzu geleceğe taşıyacak olan uzun soluklu uzun süreçli bir yasa teklifi ve düzenlemedir. Ayakkabı giyip çıkarma gibi bir istek olamaz.  Toplum bilnçli toplum belleğine; toplum envanterlerine ve toplum cariliğine konu olmayan hiçbir şey erk “istediği” olamaz.

Sürecek

*1992 yılında Yugoslovya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan savaşların tartışması ve gündem oluşu; ortamı kasıp kavuruyordu. Galiba bir realiti şowdu. O dönemde kalça şowuyla çok ünlü olan ve kalçaya zumla ve kalçası ile ekranı dolduran bir sanatçıya (!) spiker sordu;  “efendim, şu günlerde dünya gündemini meşgul eden Bosna Hersek nerede acaba?” dedi.

Hiç unutmam bu medarı iftaharımız bilmezliğin kaçamağı ile yarı ciddi yarı şakaya vuruk kahkaha karışık olurla; “Iıı şey Antalya civarında, güneyde bir yerdeydi galiba” dedi!

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...