AZERBAYCAN’A ARMAĞAN EŞREF BEY İLE ZÜHRE HAN

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Mayıs 2019 Perşembe aaa Beğen
 
 
HALK HİKÂYELERİ HAKKINDA ÇALIŞMALAR VE EŞREF BEY
 
          Halk hikâyeleri hakkında ilk çalışmaları Ignacz KUNOŞ, “Türkische Volksromane in Klein-Asien” adı eserinde yapmış bu eserde Köroğlu, Şah İsmail, Mahmut ile Elif, Melikşah, Âşık Garip, Derdi yok ile Zülfi siyah adlı hikâyeler yer almıştır. ( 1,32) Otto SPIES, “Türkische Volksbücher” adlı eserinde Melikşah ile Güllühan, Asuman ile; (18, Leıbzıg, 1929)   Dr. Hans August FISCHER, “Şah İsmail ile Gülizar” G. RAQUETTE, 1930 “Tahir ile Zühre”adlı hikâyeleri incelemişlerdir. (10, FISCHER Dr. Hans Augus, 1929)
 
Fuat KÖPRÜLÜ halk hikâyelerimizin üzerinde çalışama yapan ilk Türk araştırmacısıdır. Köprülü “Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman” incelemiştir. Pertev Naili BORATAV, “Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği ”adlı eserinde Gül ile Alişir, Köroğlu, Celali Bey’le Mahmut Bey hikâyelerinin metinlerini yazmış; 1931 yılında Köroğlu Destanı’nı incelemiştir. Şükrü M. ELÇİN, 1949’da Kerem ile Aslı’yı, Wolfram EBERHARD “Mistrel Tales, From Southeastren Turkey” adlı eserinde, Ali Paşa, Köroğlu, Hurşit ile Mahmiri, Kozanoğlu, Elbeylioğlu'nu tahlil etmiştir. ( 9.EBERHARD, Wolfram 1955 ) .Bu çalışmaları Muhal BALİ’nin, Köroğlu Destanı,”Ercişli Emrah ile Selvi Han” 1973; Dr. Fikret TÜRKMEN’in, 1972 “Âşık Garip Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Çalışma” ve”Tahir ile Zühre” adlı eserleri izler.Ali Berat ALPTEKİN, “Kirman Şah Hikâyesi Üzerinde Bir Çalışma” Zeynelabidin MAKAS, “Yaralı Mahmut ile Mahbub Hanım” Doç. Dr. Ensar ASLAN, “Yaralı Mahmut Hikâyesi Üzerinde Bir Çalışma “Doğan KAYA, “Mahmut ile Nigar Hikâyesi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma ile Doç. Dr. Ali Berat ALPTEKİN’ in halk hikâyeleri derlemeleri diğer çalışmalardan bazılarıdır. Eşref Bey Hikâyesi de bu çalışmalardan biridir.
 
            Halk hikâyelerimizi tasnif eden araştırmacılar hikâyelerimizi genellikle Aşk ve Kahramanlık hikâyeleri şeklinde sınıflandırmışlardır. Lakin Eşref Bey Hikâyesi içerdiği hem kahramanlık hem de aşk unsurları ile bu tasniflere tam olarak uymamakta; BORATAV’ın hem kahramanlık, hem de aşk unsurlarını da bünyesinde taşıyan hikâyeler; M.H. TAHMASB’ın tasnifindeki, “Mehebbetle gehramenlıg hudutlarına dayanan hikâyeler “ kısmına dâhil ettiği alt kategorilere daha yakın durmaktadır.  
 
Bu bakımlardan Eşref Bey Hikâyesi,  Dede Korkut ve Köroğlu gibi kahramanlık hikâyeleri ile Kerem İle Aslı gibi asıl aşk hikâyelerimize geçiş aşaması taşıyan Yaralı Mahmut, Elif ile Mahmut ve Şah İsmail hikâyesi gibi yarı kahramanlık yarı aşk konulu halk hikâyelerimizden biridir. Fakat bu aşk ve Kahramanlık hikâyelerinden Eşref Bey biraz farklıdır. Çünkü diğer hikâyelerde, hikâyenin kahramanı savaşçıyken Eşref Bey’de savaşçı olan Eşref Bey değil, Eşref’in babası Eşkıya Murat ve yardımcılarıdır. Elif ile Mahmut’ta Mahmut, sihirli palasıyla düşmanlarıyla savaşır. Şah İsmail yine kavgacı bir kahramandır. Hâlbuki Eşref iyi niyetli, kavga etmeyen, munis bir yaratılışa sahiptir.
 
 
EŞREF BEY VE VARYANTLARI
 
Eşref Bey Hikâyesi bu kitapta incelediğimiz varyantı ile beş varyanttan oluşur. Eşref Bey’den ilk kez Pertev Naili BORATAV, söz etmiş,  hangisi olduğunu bilemediğimiz bir varyatına dayanarak bu hikâyeyi “Köroğlu kolları dışında, Kahramanlık hikâyeleri” kısmında değerlendirmiştir.  (6, 29 ) .Ahmet ÖZDEMİR 1975 yılında bu hikâyenin bir varyantı üzerinde lisans tezi olarak hazırlamış ( 15.ÖZDEMİR Ahmet, 1975) Mahmut ÖZEREN  “Şenkaya Halk Hikâyecilerinden Derlemeler” adlı lisans tezine bu hikâyenin Şenkaya varyantını almış (16, 80-111) Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA bu hikâyenin Sivas, Savcun varyantını Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisinde yayımlar.(13,Sivas,1993)
Bu çalışmada incelediğimiz Kars Varyantı pek çok niteliğinden dolayı diğer varyantların da esası kabul edilebilecek anaç hikâye olma özelliği taşır. Bu hikâyeyi Bayram Köroğlu’nun sesinden kaydeden Âşık Şeref TAŞLIOVA, Eşref Bey Hikâyesini tasnif edenin Dede Kasım olduğunu Göldalı köyünden Allahverdi Hoca’dan da duyduğunu söylemiştir. ( 13,Sivas,1993)
 
HİKÂYENİN İŞARET ETTİĞİ TARİHİ KİŞİLER VE OLAYLAR
 
Eşref Bey dışında diğer birçok halk hikâyemizde da adı geçen Şah Abbas, 1600–1630 yıllarında İran tahtında oturmuş Gence’yi, Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı, Bağdat’ı Osmanlılardan, Kandahar’ı Türk Hint Devletinden almış olan ve Şah İsmail’den sonraki en meşhur Türk Safevi Devleti hükümdarıdır. Şah Abbas ve Murat Han’ın hatta kısmen Gandaharlı Habib Bey’in gerçekte yaşamış tarihi şahsiyetler olduğu anlaşılmaktadır. Şah Abbas, (1557–1629) Safevi hanedanının en önemli hükümdarıdır. Yeniçerilere özenerek Ermeni, Gürcü ve diğer azınlıklardan oluşan Tüfekçi ordusunu kurmuş, ayrıca Türk asıllı askerlerden oluşan “Şahseven” adlı bir hassa birliği oluşturmuştur. Şah Abbas I,  Isfahan'ı başkent yapıp imar etmiş, Mazenderan’da yollar, hanlar, saraylar, köprüler, camiler yaptırmış, tıpkı bu hikâyede de anlatıldığı gibi eşkıyalar ile çok mücadele etmiş,  İran’ın Kanuni’si olarak yâd edilmiştir. 1603 yılında Gence’yi Osmanlılardan; Kandahar’ı Türk-Hint İmparatorluğundan, Buhara’yı ise Özbek, Hive Hanlığının elinden alıp; topraklarına katmış, soygunculara ve eşkıyalara aman vermemiş; yolları güven altına almış bir hükümdardır. (12, C. 1, İst. 1950, s. 9) Şah Abbas, Eşref Bey, Yaralı Mahmut, Ercişli Emrah ile Selvi Han, gibi hikâyelerimizde karşımıza çıktığı gibi. Şah Abbas Nagılı (8, s. I 5-22.) Şah Abbas Hikâyesi,  Şahoğlu Şah Abbas ( 7.ÇETİNKAYA Nihat, 1975) Hikâyesi gibi halk hikâyelerinin de başkahramanı olan Safevi Sultanı’dır.
 
Şah Abbas, Eşref Bey Hikâyesinde de eşkıyaların bertaraf edilmesi için uğraşır. Arap eşkıyası Abdürrezak’ı Murat’a yok ettirir. Memleketin selametini sağlayamadığı için mecliste ağlar. Hikâye bu yönüyle, Şah Abbas zamanının olaylarına da işaret etmektedir.
 
Bu asırda Gence ve Karabağ bir kaç kez el değiştirmiş, Şah Abbas, Özdemiroğlu Osman Paşa’ya yenilmiş vergi ödemek zorunda da kalmıştı. Caferi mezhebinden olan Türklerinin bir nevi Dede Korkut’u haline getirdikleri Şah Abbas bu halk hikâyemizde Genceli Murat karşısında aciz kalan “ Adil ve adaletli” bir şahtır. Gence, Murat ve Eşref’in şehridir. Hikâyede Şah ve diğer Hanların en çekindiği kişi de Gence Han’ı Murat’tır.  Öyle ki Şah Abbas, Gence Han’ı Murat’ın korkusundan, hem Şiraz Hanı’nın kızı Zühre’yi Murat Han’ın oğlu Eşref’e, hem kız kardeşi Şah-ı Duhter’i Murat Han’ın dostu Habip Bey’e vermek zorunda kaldığı gibi, tüm diğer hanlarını da idam etmeye mecbur kalır.
 
Eşref’in babası Gence ve Karaağ’ın baş edilemez yiğidi Murat Han’ın ise 15.yüzyılda Timur’un Gence’ye getirdiği Kaçar Türklerinin nesebinden gelen Ziyad Han Oğullarının İlk han Şahverdi’nin torunlarından olduğu söylenebilir. Osmanlılar Ferhat Paşa komutasında Gence’yi zapt ederken Karabag Sancakbeyi ve Gence müdafilerinin başpehlivanı Murat adlı bir Han’ın olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Gence’nin Osmanlılarca fethi Yaralı Mahmut Hikâyesi ile de destanlaşmış, (2.ASLAN Ensar, s.36.)  Eşref Bey hikâyesi de aşağı yukarı bu hadise veya sonrasında yeniden Gence’nin zaptı üzerine kurulmuştur. Murat Han, Yaralı Mahmut Hikâye ’sinde Mahmut’un sevgilisi olan Mahbup’un dedesi  ( 4.BALA Mirza, C. IV, 1946, s. 763) olarak da karşımıza çıkmaktadır.
 
1583 yılında Gence Han’ı İmam Kulu ile Osmanlılar bu savaşta gece meşale yakarak savaşmışlardır. ( 11.Gence, C. XII, 1969,  s. 17.) Şehrin meşalelerle kuşatılması motifi Eşref Bey Hikâyesinde bir kaç kez tekrar edilir. Habib, Eşref’i, Şiraz’a götürdüğünde Şiraz’ın etrafını sarıp, askerlerine meşalelerini yaktırır. Murat’la Habib, Isfahan’ı gelip kuşatırlar ve şehrin etrafını meşaleler yakarak sararlar.
Murat Han’la Şah Abbas’ın aynı tarihlerde yaşamış olduklarını gösteren işaret çoktur.  Gence’nin Safevilerin eline geçtiği 1603 yılından sonraki dönemler Eşref Bey Hikâyesinin konusunu teşkil etmiş olmalıdır. Çünkü Hikâyede Gence, Şah Abbas’a bağlı bir Hanlık olarak anlatılır. O halde Murat Han, Gence’nin Osmanlılarca fethedildiği tarih olan 1588 tarihiyle ve Şah Abbas’ın Gence’yi aldığı 1603 yılları arasında han olduğu söylenebilir. Murat Han, Yaralı Mahmut Hikâyesinin DTCF deki yazma nüshasında Gence müdafilerinin başpehlivanı olarak yansıtılır. ( 20.TOGAN, Zeki Velidi, C. IV, s. 763) Nitekim Murat, Eşref Bey Hikâyesinde de “Cihan Pevlivanı” olarak lanse edilmiştir. Kısaca Şah Abbas’ın ve Murat’ın tarihteki rolleri ne ise, hikâyedeki rolleri de odur ve hikâyenin ilk bölümü tarihteki birçok olay ve kişilerle ilintili olmaktadır.
 
Şah Abbas (I) zamanında Gence ve Karabağ’da başlayan bu hikâye, ilki kahramanlık; ikincisi hem kahramanlık hem de aşk konulu olmak üzere iki bölümden oluşur. İlk bölüm Genceli yetim bir delikanlı olan Cihan Pehlivanı Murat’ın Gence ve Karabağ’da eşkıyalık yapmaya başlaması, Gence Han’ına karşı gelmesi, Gence Han’ının kızına da âşık olması, Şah Abbas’ı da diğer eşkıyalardan kurtararak; hem Gence Hanlığını hem de Gence Han’ının kızını zorla elde etmesi ile biter. İkinci bölüm ise çoğunlukla tam bir aşk hikâyesi yapısına bürünür. Bu bölümde eşkıyalıktan Gence Hanlığına yükselen Deli Murat’ın oğlu Eşref’in rüyada âşık olup Şiraz Han’ının kızı Zühre’yi elde etme mücadeleleri ve sonunda babası Deli Murat’ın Isfahan’ı kuşatarak Zühre’yi oğlu Eşref’e zorla alması konusu üzerine kurulmuştur. Lakin ilki Eşkıyalık, ikinci aşk konusunu içeren bu öykülerin arkasında Şah Abbas dönemi Gence, Şiraz, Isfahan, Gandahar ve Güney Azerbaycan sahaları üzerinde ince ince ve apaçık siyasi mesajlar da okunmaktadır.
 
Gence ve Karabağ’da başlayan olaylar Irak çöllerine, Arap çöllerine, Isfahan’a, Şiraz’a,  Kandahar’a kadar da uzanır. Olayların zamanı Şah Abbas I’ın saltanatta bulunduğu 17 yüzyılın başlarıdır. Bu asırlarda Gence ve Karabağ’ın yerel hâkimleri, Timur’un Gence ’ye getirdiği Kaçar uruğundan (  BALA Mirza, C. IV, 1948, s. 762-766) .Ziyad Han Oğulları olmuşlar, Gence ve Karabağ’ın üst idaresi bu yıllarda Osmanlı ve İran arasında sık sık el değiştirmiştir.
 
Eşref Bey de olaylara, mekânlara, siyasi yapılanmalara Gence ve Isfahan cephesinden bakılmıştır. Hikâyenin merkezi Osmanlı sınırlarıdır ve olaylarla, mekânlar “Çamçırak taşları’nın” bulunduğu Gence’ye doğru akar. Zend Hanedanı'nın yıkılışı ile Kaçar Hanedanı'nın kuruluşu sırasında İran coğrafyasında “ Bakü, Kuba, Şeki, Gence, Karabağ, Revan, Nahcivan, Derbent, Serab, Lenkeran, Şeki, Şamahı, Tebriz, Urmiye, Erdebil, Hoy, Maku, Marağa ve Karadağ da müstakil hanlıklar kurulmuştur.   Hikâyedeki mekânlar ve Hikâyede sözü edilen bu mekânlarda 14 hanlık da bunlardır.
 
Eşref Bey Hikâyesi kendi zamanın siyasi, coğrafik ve tarihi yapısı ile oldukça uyumludur ve hikâyenin arka planında pek çok tarihi, siyasi ve coğrafik bilgi yatar. Örneğin,  Gence Hanı olan eşkıya Murat’ın Ziyat Han Oğullarının en son hanı Cevat Han’ın iki yüzyıl evvelki dedesi Murat Han’ın olma ihtimali çok yüksektir. Şah Abbas I’in,  Gence’yi ele geçirmeye çalıştığı sırada Ziyad Han Oğullarından Murat isimli bir Karabağ Sancak Bey’inin Gence Müdafilerinin başı olduğunu da öğreniriz. (2,.36)
Önce Eşkıya, Sonra Deli Sonra da Gence Hanı olan Murat,  Şah Abbas’ı tahtından, tacından bile edecek güçte biridir. Hikâyenin finalinde Gandaharlı Habip Beyle birleşip, Isfahan’ı kuşatır ve Şah’ın kız kardeşini Habib Bey’e alırken, Zühre’yi de oğluna zorla alır. Hikâyedeki vaka düzenine ve arka planındaki özgüvene bakılırsa hikâyede işlenen tema şudur. Murat Han ve Genceliler Şah Abbas’a boyun eğdirecek güçtedir. Genceliler Şah Abbas’a ne isterse yaptırtabilir.  Hikâyedeki bu özgüven o tarihlerde Gence’in sık sık Osmanlı ve İran arasında el değiştirmesi Gence müdafilerinin Şah Abbas ve İran’a karşı askeri başarılar elde edebilmesi ile açıklanabilir.  Hikâyeden o tarihte İran’ın on dört hanlığın üst idaresi olduğu, lakin Gandahar ve Gence Hanlıklarının başlarına buyruk hareket edebildiği anlaşılmaktadır. 
 
Eşref Bey Hikâyesinin ne şekilde teşekkül ettiği müphem bir konudur. Hikâyedeki olaylar Şah Abbas I zamanı hakkında çok detaylı ayrıntılar sunmakta olduğundan bu hikâyenin Şah Abbas zamanında veya ondan çok kısa süre sonra oluştuğu intibalarını verir. Bu nedenle Hikâyenin Dede Kasım veya Tüccari Baba tarafından tasnif edildiğine dair iddiaları şüpheli kılmaktadır. Kanımıza göre bu hikâye Tüccari Baba’dan en az bir hatta iki asır önce oluşmuş olmalıdır. Bu hikâyeyi tasnif eden kişi 1620- 1640 yıllarındaki İran’ı ve Şah Abbas zamanını çok çok iyi bilen, 1639'daki Kasr-ı Şirin anlaşması ile çizilen Osmanlı İran sınırlarını çok iyi bilen; o günlerde yaşamış birisi olmalıdır. Kars’ın Selim ilçesinde yaşayan ve okuma yazma bilmeyen Tüccari Baba ve Dede Kasım’ın 17 asırdaki İran’ın sosyal, siyasi, tarihi ve idari yapısını bu kadar derin detaylarla bilmesi imkânsızdır. Bu nedenle hikâyenin Tufarganlı Abbas veya 17. Yy sonlarına kadar yaşayan bir başka musannif tarafından teşkil edildiğini, hikâyecilik geleneği sayesinde Dede Kasım, Tüccari Baba ve Bayram Köroğlu 20. Yy a kadar ulaştığını ve bu hikâyenin Terekeme Türkleri tarafından biliniyor olduğu kuvvetle muhtemeldir. 
 
Hikâyede geçen ok, yay, gürz, zer güllaplı eyvanlar, bafa, sultanın huzuruna giriş çıkış ritüelleri,  sarığa mumlar yakıp huzura çıkma, ,meşale savaşı, mitolojilerdeki Zühre, Behram, Hermes, Gahraman-ı Gatil, Rüstem-i Zal gibi motiflere ya işaret edilmesi veya bizzat zikredilmesi;   Rüstem ve İsfendiyar’ın mitolojik yoluculuklarına atıflarda bulunan çok eski ve edebi bilgilere rastlanılması, on iki Hanlı, on iki eyaletli Safevi devletine ait yönetim tarzı gibi pek çok verinin bilinmesi;  hikâyenin bizzat Şah Abbas ve zamanını işaret etmesi;  üstelik Şah Abbas zamanındaki İran’da meydana gelen olaylarla hikâyedeki olayların benzerliği ve güçlü ilintiler oluşturması;  bize hikâyenin ortaya çıkış zamanının en iyi ihtimalle 18. yüzyıl ve öncesi olduğunu gösteren emarelerdir. Belki de bu hikâye yazılı olup da kaybolan metne dayanmaktadır.
 
Hikâyenin özellikle Kars varyantı çok sayıda manzum parça içerir. Fakat buna rağmen hikâyede nesir anlatım esastır. Hikâye yapısı yönü ile Azerbaycan’da derlenen halk hikâyelerinden ziyade Anadolu’daki halk hikâyeleri ile aynı özellikleri taşır.  Deli ve Eşkıya Murat’ın Gence Han’ın kızını da zorla alıp Gence’ye Han olmasını içeren ilk bölüm tam bir kahramanlık hikâyesi niteliğini taşır. Hikâyenin ilk bölümü geleneksel halk hikâyelerine göre özgün özellikler taşır, Eşref ile Zühre’nin mutlu sonla biten aşkını anlatan ikinci kısım ise asıl aşk hikâyelerimizin tüm özelliklerini bünyesinde barındırmıştır. Asıl aşk hikâyelerimizin hemen hepsinde olan rüyada âşık olma, bade içme, badeden sonra saz çalma, sevgiliyi bulmak için gurbete çıkma, imtihana tabi tutulma, zindana düşme, idama gitme, Pir’in, Derviş’in yardımı,  gibi motifler ve epizotlar Eşref Bey Hikâyesinin ikinci bölümünde de bulunur.
 
Esas aldığımız Kars Varyantı,  halk hikayelerindeki pek çok geçiş formellerine, formel sayılara,  anonim türlerdeki sözlere, deyişlere, atasözleri deyim ve kalıp sözlere de sahiptir. Bunun yanı sıra hikâyede yazılı edebiyatta olan çok sayıda edebi bilgiye, Farsça ve Arapça kökenli terkip ve tamlamalara da rastlanılır. Örneğin: “Sulbü peder, rahm- ı mader, dü- şemene, kün deyip var eden, kün fe ye kün deyip yoh eden,  lebbeyke dedirten, “ şems- i kamer, serv- i gamed, zer güllap, sim-i zer guşa, müjgan,
 
 Anlatıcı Bayram Köroğlu Arapça ve Farsçadan edebî dilimize girmiş kelimelere vakıf, hem yabancı hem de halk dilinden kelime hazinesi oldukça yüklü, oldukça güçlü şiirsel ve edebi bir anlatıma sahiptir. Anlatımında nezakete, saygı öne çıkmış, argo kelime kullanılmamış adeta halk kültürünün seçkin kibarlık ve inceliğinden misaller verilmiştir. “Gel hele gel, guzum, sen kimin yavrusu san? Herkesin diline şöhret olmuş, sevgili Murat, yiğit Murat, üstün dereceyle ohuyup, ohulu bitiren, lütfen in de, zahmet olmasın da Nazim Han’ın hanımlara kaldırımdan insin. “Bu nezakete hiç gerek olmadığı halde Hanlar, Şahlar da çok sıradan insanlar veya çocuklar için bile bu nezaket içerisinde ifade edilmektedirler “Yavrum neden gorhir gel mirsen? Sen hangi bağın, hangi bahçenin sümbülüsen?”
 
Zannımıza göre Eşref Bey Hikâyesi, Türk Edebiyatında Dede Korkut’tan sonraki en naif ve en güzel anlatıma sahip bir halk hikâyemizdir. Kars Varyantından aldığımız şu örnekler bu görüşümüze kanıt olabilecek düzeyde örneklerdir. “Zöhre, otuz iki yasemen zülüfler, buse gibi, yastığın üstüne hazer gızı gibi, yayın girmiş, sim- i zer guşa, alma yanağa, haş haş gibi; ortaya alan gibi... Gül nefesi goharken, nazih dodahlarının arasında kirpikler, o, müjgân kirpihler... Al yanağa yaslanmış “… “ Şah-ı Duhter, boydan uzun, belden ince, naziyh dodahlı, koku sürmeli, alma yanahlı, otuz iki inci dişli, yasemen zülüflü, halay vari sekişli, güllü buyları bahar burması gibi.” …….“ Engürü Şerbetleri gelmiş, misk- i anber saçılmış, dokkuz bahlavasıynan, Horasan halılarıynan, simli altın münakkaşlı, zer-güllablı, eyvanların gapıları açıldı; ferman içeri girdi...”
 
 “ İnci Hanım’ın sevgisi, Ağustos cereyanının kiremit kavuran sıcağı… Suya yâr eden gibi gül- i serde bunu tahrib etmeye başladı. Gece gündüz giderken, hem hanlık seviyesi, hem de İnci Hanımlan bir yuvada yaşama arzularının sevgisiyle giderdi” ………..“Bülbül gülün aşkına on bir ay lohusa yatar. Gül ayı gül açılır; sinesini vurur har... Bir gülün yaprağı yüz bülbül ganına boyanmış gibi; beyle Zöhre’nin derdinde... “Gence’de babası, anası rahmete gavuşmuş, sahapsız, umutsuz, bir umudu Allah olan, Murat isminde, Yusuf-ı Kenan’ı temsil eden, güzel, yaradılışı güzel, ehlağı güzel, hüsniyeti güzel, ohula aldılar.”
Bayram KÖROĞLU’NUN üslubunu oluşturan özellikleri şöyle sıralayabiliriz. Cümleler genellikle kısa çekimli fiillerle kurulmuş, bileşik cümleler şeklindedir. “Gün geldi; vade çepek etti; yudular; yıhadılar; kabristanını hazırladılar; getti.” Tasvirlerde teşbih sanatına oldukça fazla yer vermiştir. “Alma yanahlı, Nuh tufanı” gibi, benzetmeler pek çoktur.
 
            “Yalçın gayalar, guş uçmaz kervan geçmez yollarda, dar boğazlarda, vurup, gırmah köylere, gazalara, vilayetlere zulmetmek, her tarafı viran edip, askerimizin ganını sel gibi ahıdan, bir zalim türemiş”. Anlatımda yabancı dillerden kelime, terkip ve tamlamalara sık sık başvurur. “Ayni peder, rahm- ı maderden gelip, dü- şemeneden yani aynı memenden süt içmiş...” Seçtiği kelimeler ahenk bakımından uyumludur.
 
Birçok yabancı dilden gelen kelimeleri Türkçenin ses ve kelime yapısına halkın söylediği gibi şuursuz bir şekilde Türkçe sesli ve sessiz uyumlarına uyuşturarak telaffuz etmektedir. “Memleket, sahapsız, tövbeker” vs. Artık günümüzde kullanılmayan bazı arkaik kelimelerle, mahalli kelimelere de yer verir. “Paç almak, tahar, sınah, seyirtmek, çep çepe, çepek etmek, eyni, gıya bahmah, gutrundan, hıy, nahırcı, sayrı, ırgat, arzuman, ayıldmah, ırgap” vs.
 
Halk Hikâyelerinde olayların anlatıcısı her şeyi duyan, gören, bilen herkesin zihnine girebilen, düşüncelerini okuyabilen, her olaydan haberdar olan anlatıcı tarzında bir anlatım diliyle anlatılmıştır. Bu anlatım tekniğine ise “Tanrısal bakış açısı denir” ( 3, 20) Eşref Bey Hikâyesi de bu bakış açısıyla anlatılmıştır. KÖROĞLU’nun anlatımı dili geçmiş zaman kipiyle, her şeyi bilen, duyan, haberdar olan, olayları herkesin zihninden de takip edebilen bir tarzdadır.
 
Halk Hikâyesi anlatan âşık, önce sazla bir fasıl yapar. Daha sonra divanî, türkü, tecnis, tekerleme, koşma veya semai okur. Dinleyenlere bir muamma sorar. Fakat Bayram KÖROĞLU böyle bir fasıl yapmadığı gibi diğer ananevi girişleri de yapmamış, manzumeleri sazsız ve ezgisiz olarak söylemiştir.
 
İlk bölümü kahramanlık, ikinci bölümü aşk konulu olan Eşref Bey’in ilk bölümü diğer hikâyelerimizin hiç birine benzemeyen kendisine özgü bir yapıdadır. İkinci bölüm ise diğer aşk hikâyelerimizde olan yapısal niteliklerin yani motifler, formeller ve epizotların hemen tümüne sahiptir.
 
Hikâyenin tüm varyantlarında da Gence, Isfahan, Şiraz, Kandahar ana mekânlar olurlar. Varyantların hepsinde Eşref, Murat, Zühre, Şah Abbas aynı ad ve işlevdedir. Fakat yardımcı tiplerin adları ve işlevleri diğer varyantlarda değişimlere uğrarlar. Bazı varyantlarda Zühre’nin mekânı da değişebilir. Örneğin Zöhre V2 ‘te Kandaharlı, diğerlerinde Şirazlıdır. Eşref, her varyantta Pir elinden bade içip saz çalmaya başlamıştır. Eşref’in parasını dalkavuklara kaptırması birçok varyantında vardır. Eşref Bey, tüm varyantlarda gurbete çıkmış, bezirgân veya tüccarla yollara koyulmuştur. Haberci motifi de, Eşref Bey’in tüm varyantlarında vardır. Ağzından ateş çıkarma motifi de bulunur. Badeli olup olmadığı için Eşref’in imtihan edilmesi diğer varyantlar da bulunur.
Özellikle Murat’ın kahramanlığı konulu ilk bölüm her varyantta çok değişik biçimlere ve vaka düzenlerine uğrar, aşk konulu ikinci bölüm ise az çok değişiklik göstermektedir.
 
DİNÎ VE MİTOLOJİK UNSURLAR
 
Eşref Bey’deki isimler ve olayların pek çoğu, efsanevi mitolojik kahramanlara ve olaylara işaret etmektedir. Tarihte yaşamış olduğu anlaşılan Murat Han ve Şah Abbas dışındaki hemen hemen her ana veya yardımcı karakter, işlevsel olarak yahut da bizzat ismen, dini, efsanevi, mitolojik kahramanları işaret etmektedir. Örneğin Eşref, bin yılda bir denk gelen aynı saatte üç müjdenin gelmiş olduğu eşref saatinde doğduğu için adı Eşref olmuştur. Eşref’in doğduğu günde üç müjde birden gelir. Murat’ın Hanlık beratı gelmiş, sarayı da bitmiş ve aynı saatte Eşref dünyaya gelmiştir. Zühre, batı kültüründeki Afrodite’nin doğu kültüründeki karşılığı olan Venüs ve Çobanyıldızı’nın doğu mitlerindeki karşılığıdır ve Venüs gibi güzel ve saz çalan bir kadındır. Murat,  Hamza Pehlivan, Kahraman’ı Gatil ve Rüstem-i Zal’e benzetilir ve Murat’ın Isfahan’a yolculuğu Rüstem’in heft han gezisine benzetilir. Her varyantta farklı adlarla karşımıza çıkan kurnaz haberci,  tüccar zihniyetli ulak motifi, Hermes’in tüm özelliklerini üstünde barındırır. Eşref, Yusuf-ı Kenan’ın güzelliğinde tasvir edilirken, Isfahan’a giden Murat, Rüstem’i Zal gibi kaplan postu giyinmiştir. Eşref’in hamisi ve Murat’ın dostu ve Hz Muhammed’in bazı güzel huylarına sahip olan Gandaharlı Habib’in adı ise Hz. Muhammed’in sıfatlarından biridir. (Habibullah,) Hz Muhammed,  Zühre yıldızının burcunda olduğu zamanda Burak ve Raf Raf’la Miraç’a- arşa- kadar çıkmıştır. Hikâyenin kahramanları genellikle Zühal, Zühre, Eşref, Behram, Rüstem gibi astral İnançların simgesi olan isimlerden oluşur.
 
Eşref, “Bin yılda, on dört bin yılda” bir rast gelinen eşref saatinin Zühre yıldızına denk geldiği sırada doğar. Zühre, İslam astrolojisinin uğurlu yıldızıdır. Güzelliği, aşkı, musikiyi, saz çalan güzel bir kadını temsil eder. Tesirinde doğanlar iyi huylu, yumuşak başlı ve güzeldir. Greklerde Aprodite, Roma mitolojisinde ise Venüs’ün karşılığıdır. Ares’le sevişirken sabah aydınlığında kocasına yakalanan bir sabahyıldızıdır. Zühre veya diğer adı Nahit, anlatıcı B. Köroğlu’na da ilham vermiş; hikâyede saz da çalan çok güzel bir kadın olarak da tasvir edilmiştir.
 
Zühre’nin babası Zühal, Skendiz veya Satürn uğursuzluk timsalidir. Etkisinde doğanlar karamsar, kötü niyetli, sıkıntılı, felaketlere sebep olan kişilerdir. Zühal hikâyede âşıklara ve diğerlerine felaketler getiren kendi evlatlarını yiyen Kronos gibi bir tiptir. Eşref’e büyük zulümler eden soyguncu Behram’ın adı, haşin, kavgacı, gaddar Ares’i temsil eden Mirrih veya Mars’ın İslam mitolojisindeki karşılığı olmaktadır.  Yunan mitlerinde her durumda kazancı düşünen, çıkarlarına hizmet eden, hilelere de başvuran savaşan iki şehir arasında ticaret yapan yolları kısa zamanda aşıp haberler taşıyan Hermes’in tüm bu özellikleri Eşref ile Zühre’nin ulağı Gence ve Şiraz savaşından kazanç elde eden kurnaz tüccar ve ulak rolündeki Mehmet ile bütünleşir.
Hikâye eski devrilere ait pek çok materyal de sunar. Bayılanlar gülsuyu, misk-i amber dökülerek ayıltılır. Misafirler çok iyi karşılanır, düşman bile içeri girse kibar davranılarak, tatlı sözlerle, şeker, şerbet, kahve tütün verilerek ağırlanır.. Ok, yay, gürz, mızrak, zer güllap, engürü şerbeti, bafa arabası, giriban, gırhın divanı, kapıcı, kadeh, papak, kemer, komposto hoşafı, sarıkta mum dizip yakmak, dokuz baklavalı halı,  kılıç, kalkan, zırh gibi Savaş aletlerinin isimleriyle, saray, konak, otağ, ev, hane, perde kapısı, eyvan, babeyn (babının önünden) gibi mimari yapı, isim ve terimlerine rastlanır.
 
KARS VARYANTINDAKİ VAKA DÜZENİ ÜÇ AŞK KURGUSU
 
Eşref Bey Hikâyesinde üç ayrı kişinin aşk macerası ve sonunda evlenmesi olayına da dayanan bir hikâyedir. İlk bölümde; Murat, cihan pehlivanı olur. Gence Han’ına karşı gelip dağa çıkar; eşkıyalığa başlar. Hanla savaşır. Han’ın kızını görüp âşık olur. Savaşlar, mücadeleler sonunda Şah’ın gözüne girip, hem hanlığa kavuşur, hem de Han'ın kızını almayı başarır. Bu evlilikten Eşref doğar.Habib Bey de Şah’ın kız kardeşine âşıktır. Murat’ı destekleyerek onun sayesinde aşkına kavuşma amacındadır. Eşref âşık olup kavuşmaya giderken Habib ona yardımcı olur. Bu aşk siyasi bir mücadele halini alıp, devletler ve hanlıklar arası bir meseleye de dönüşür. Olaylar ve entrikalar önce Eşref’in aleyhine olursa da sonradan Murat askeri ve Habib’in siyasi ağırlığı sayesinde âşıkların kavuşabilir. Orduyla Isfahan’a yürüyen Murat, Şah’ın kız kardeşini de Habib’e alır ve hikâye mutlu son, Habib Bey ile Şah’-ı  Duhter; Eşref ile Zühre’nin yaptıkları kırk gün kırk gece süren çifte düğün ile  biter.
Neticede bu hikâye, Şah Abbas ve Murat Han, belki de Gandaharlı Habib Bey’in tarihi kişiliklerinin ve ünlerinin etrafında oluşmuş, üç aşk öyküsü ile de süslenmiştir. Musannif hikâyeye bazı mitolojik ve astrolojik unsurları da ilave etmiş, ilk bölümü tarihle bağlantılı ve özgün; ikinci bölümü asıl aşk hikâyelerimizi de içine alan güzel bir halk hikâyesi vücuda getirmiştir. Eşref Bey Hikâyesindeki Deli, Eşkıya ve Han Murat, özgürlüğüne düşkün,  “Şah Abbas’ı tacından tahtından edebilecek olan” Azerbaycan Türklerinin bir destan kahramanı olarak anlatılmıştır.
 
Hikâyedeki Murat’ın eylemlerinin İranlılara verdiği mesajlar ise şudur. “Bize iyi davranın, her istediğimizi yapın, yoksa tacınızı, tahtınızı, hatta bacınızı bile gelip zorla alırım.”
 
KAYNAKLAR
 
1.Arslan Ensar, Doç. Dr., Yaralı Mahmut Hikâyesi, Dicle Üniversitesi,, 1990, s. 32.
2.ASLAN Ensar, Doç.Dr. , Yaralı Mahmut Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma, 1990, s.36.
3.AYTÜR, Ünal Henry James ve Roman Sanatı, Ankara, 1977, s. 20.
4.BALA Mirza, Gence İslam Ansiklopedisi,  C. IV, Ankara, 1946, s. 763.
5.BALA Mirza, Islam Ansiklopedisi, C. IV, İstanbul, 1948, s. 762-766.
6.BORATAV Pertev Naili, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Ankara 1946, s.29
7.ÇETİNKAYA Nihat, Tuzluca Azeri Ağzı, Şahoğlu Şah Abbas, İstanbul Üniversitesi, (Lisans Tezi) 1975.
8.ÇAĞLAR Asker, Iğdır Çevresi Halk Hikâyeleri,  Şah Abbas Hikâyesi. Erzurum, Atatürk Üniversitesi, (Lisans Tezi) 1968, s. I 5-22.
9.EBERHARD, Wolfram Mistrel Tales From Southeastren Turkey, Berkeley, California, 1955.
10.FISCHER Dr. Hans Augus, Sah İsmajil und Gülüzar, Ein Türkscher Volksromane, Leibzig, 1929.
11.Gence, Türk Ansiklopedisi, C. XII, Ankara, 1969,  s. 17.
12.HUART, Clement Abbas I, İslam Ansiklopedisi, C. 1, İst. 1950, s. 9.
13.KAYA Doğan, Mahmut ile Nigâr Hikâyesi Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma, Ankara, 1993, s.19.
14.KUNOŞ, Ignaz Türkische Volksromane in Klein-Asien, Budapeşte, 1892-1893. s. 453-468.
15.ÖZDEMİR Ahmet ,Karşılaştırmalı R, Halk Hikâyeciliği Geleneği, Eşref Bey Hikâyesi., İstanbul 1975
16.ÖZEREN Mahmut, Şenkaya Halk Hikâyecilerinden Derlemeler, (Lisans Tezi), Erzurum, 1976, s.80-111
17.Şah Abbas Nagıılı, Azerbaycan, Bakü, 1926.
18.SPIES Dr. Otto, Türkische Volksbücher, Leibzig, 1929. (Türk Halk Kitapları, Çeviren, 19..Behcet GÖNÜL), İstanbul
20.TOGAN, Zeki Velidi Azerbaycan Tarihi, İslam Ansiklopedisi, C. IV, Ankara, 1949, s. 763.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...