Dil Devrimi


30.5.2020

12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti ( şimdiki Türk Dil Kurumu) ’nin kuruluşu ile başladı. Dilimizi tarihi dönemlerin getirdiği pürüzlerden arındırma, sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlama amacı ile yapılan çalışmalara Dil Devrimi adı verilir. Dil Devrimi; yüzyıllardır yabancı dillerin egemenliği altında öz benliğini yitirmiş olan Türkçeyi bağımsızlığına kavuşturarak, gizilgücünü ortaya çıkarmayı ve geliştirip yükseltmeyi amaçlar. Ulusal kültürün de ana öğelerinden olan dilin, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılarak, ulusal bir nitelik kazanması bağımsızlık  ilkesinin , laikliğin yerleştirilmesinin ve uluslaşma sürecinin de bir uzantısıdır.   

Türkçemiz günümüze büyük bir geçmişle ulaştı. Yeniden öze dönüş milletleşme süreci ile başladı. Cumhuriyet Devrimleri ile zirveye ulaştı. Cumhuriyet döneminde dilde büyük bir devrim gerçekleşti. Karamanoğlu Beyliği’nin kurucusu ve ilk hükümdarı olan Mehmet Bey’in “Dergahta bergahta Türkçe konuşula” demesinden yüzyıllar sonra Jön Türkler’in başlattığı vatan ve hürriyet mücadelesi dilimizde de etkisini gösterdi. İlk cesur adımları atanlar: Vatan Yahut Silistre ile Namık Kemal, Şair Evlenmesi ile Şinasi oldu. Vatan Yahut Silistre yazılan , Şair Evlenmesi ise sergilenen ilk tiyatro eserimizdir. Namık Kemal, Türk şiirini Divan şiiri etkisinden kurtarmaya çalışmıştır. Kanun, vatan, hürriyet, adalet, hak, hukuk gibi konuları işlemiş ”Vatan Şairi” olarak adlandırılmıştır. Şinasi ise Batı edebiyatı yolunda eser veren ilk Türk sanatçısı ve Tanzimat Edebiyatı’nda yeniliklerin öncüsüdür. Türk şiirini söz oyunlarından kurtararak şiire konuşma dilini getirmiştir. Konuşma dilini yazı dili haline getirmeye çalışmıştır. Noktalama işaretlerini kullanan ilk yazardır.

Dildeki bu yolculuğun anlaşılmasında Ömer Seyfettin’in Türkçenin Yolculuğu adlı makalesi yararlı olacaktır. “Şimdi yeni bir hayata, bir intibah devresine giren Türklere yeni, tabiî bir lisan, kendi lisanları lazımdır. Milli bir edebiyat vücuda getirmek için evvela milli bir lisan ister. Eski lisan hastadır. Hastalıkları, içindeki lüzumsuz ve ecnebi kaidelerdir. Evet, şimdiki lisanımızda Arabî ve Farisî kaideleriyle yapılan cem’ler, terkib-i izafi, terkib-i tavsifi, vasf-ı terkibiler yaşadıkça saf ve milli addolunamaz. Bu lisanı kimse anlamaz.” Osmanlı’nın savaşta olduğu yıllar edebiyata bu şekilde yansıdı. Vatanseverlik, Milliyetçilik ortaya çıkmaya başladı. Aydınlar ilk kez halkla buluşmaya başladı. Dil ve beden olarak aydınlarımız, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda milletle buluştu. Dönemin eserleri de doğal olarak bu savaşları konu alıyordu.

Cumhuriyet Devrimleri ile beraber ses bayrağımız arşa ulaştı. Dil Devrimi okuma_yazma oranını artırdı. Arap alfabesinde sesli harflerin gösterilmeyişi, aynı harfin birden çok telaffuzunun olması, cümle diziminin ve tamlamaların bile farklı olması milletin okur_yazar olmasının önünde engeldi. Türkçenin okur_yazarlığa ihtiyacı vardı. Bunun içinde sadeliğe ve en başta da kolay bir alfabe sistemine ihtiyaç duyuldu. Çünkü dil bir iletişim aracıydı ve bunu sağlaması gerekiyordu.                 

Dil devriminin başında bulunan  Atatürk, Dil Devriminin gerekliliği konusunda şöyle diyor: “Her şeyden evvel, her gelişmenin ilk yapı taşı olan soruna değinmek isterim. Her araçtan evvel, büyük Türk milletine kolay bir okuma_yazma anahtarı vermek gerekir. Büyük Türk milleti bilgisizlikten, az emekle kısa yoldan, ancak kendi güzel ve soylu diline kolay uyan böyle bir araç ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı, ancak Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir deneyim, Lâtin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.”

Mustafa Kemal Atatürk, dilin bir ulus varlığı için ne denli kutsal bir değer taşıdığını dikkate alarak dil ile kültür arasındaki sıkı bağlantıyı da şu sözleriyle ifade etmiştir : “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, an’anelerinin, hâtıralarının, menfaatlerinin; kısacası, bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.

Falih Rıfkı ise harf devrimine ilişkin tartışmalara değinerek aslında Türkçenin bir alfabe değişikliğine duyduğu ihtiyacı ispatlıyordu: ”Yeni yazı komisyonunda biz Türkçüler kazandık. Diğerleri Arap ve Farsça sözlerini bütün değerleri ile belirtecek harfler aramışlardır. Arapçada üç noktalı se başka, dişli sin başkadır: Süreyya ve selim aynı söylenmez. Biz buna karşı koyduk. Çünkü Türk ağzında bu söyleniş farkı kalmamıştır. Asıl kavga q harfinden koptu: K harfli Türkçe kelimeleri ince seslilerle ke, kalınlarla ka okuruz. Biz Türkçe alfabe için q harfine lüzum olmadığını ileri sürdük. Yabancı kelimeler ya ayıklanıp gidecek yahut Türk ağzına uyacaktı’ der, sonra da devrimin gelişimini yakından izlemiş bir yazar olarak kesin gözlemini ekler: 

" Yeni yazı Türkçeleşme hareketine hız vermiştir. Osmanlıcanın devam etmesine imkân yoktu.”

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


6 Yorum
31.05.2020 - 11:39
Bütün bu anlattığınız türkçeleştirme çalışmaları ne yazık ki dilimize, onur duyduğumuz inancımız dolayısıyla özellikle yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'den ve şanlı tarihimizden ve birde türkçemizde henüz tam karşılığı olmayan kelime ve kavramları temizlemeye çalışmak, yerlerine ise PARDON, Mersi, Kuaför, restoran gibi bizimle hiç bir ilişiği olmayıp sırf aşağılık duygusu ile dilimize hiç gereği yokken yerleştirme çabasından pek de ileri gitmediği aşıkardır. Kolay gelsin.

31.05.2020 - 11:57
Yazımı okuduğunuz ve fikirlerinizi yazdığınız için teşekkür ederim. Mersi, kuaför gibi sözcükler dilimize zarar veriyor. Haklısınız. Bu sözcükler yabancı kökenlidir. Biz bunları Türkçeleştirememişiz. Arapça ve Farsça birçok sözcüğü Türkçeleştirerek benimsemişiz. Önemli olan da budur. Bence her kelimenin çabalayarak Türkçe karşılığını türetebiliriz. Saygılar.

01.06.2020 - 12:05
Dün gerici İsmet Özelin Murat Bardakcı ile yaptığı TV programında , Türkçe diye bir dil yoktur dediğini bile duydum. Ülkede bu kadar zır cahil, beyni kof, yüreğini beynini arap emperyalizmine satmış Entelektüel geçinen zavallılar varken işimiz zor. Kolay gelsin

01.06.2020 - 12:58
Sizin gibi gerçekleri gören, kabul eden kültürlü ve bilgili insanların da burada olması ne güzel. O kadar haklısınız ki. Size de kolay gelsin.

03.06.2020 - 11:10
Dilin sadeleşmesi konusu ayrı, yabancı sözcüğün yerine Türkçesini bulayım derken abuk sabuk sözcükler konulması da ayrı bir konu. Türk Dil Kurumunun , dil devrimi adına yaptığı saçmalıkları da gözden kaçırmamak lazım.

03.06.2020 - 15:32
Kübra Hanım bir ülkeyi geliştirmek veya ilerletmek istiyorsanız o ülkede değiştireceğiniz en son şey dil olur. Dilin veya alfabenin değiştirilmesinin hiçbir ülkeye, hiçbir millete yararı olmamıştır, olmayacaktır. Nasıl ki şu an biri gelip Türkiye ileri bir ülke değil, dilini Sagoca yapıp ülkenin gelişmesine katkı sağlayacağız dediğinde toplumumuz bunu asla kabul etmez; öyle de bir milletin dilini ve alfabesini değiştirmek suretiyle o milletin ertesi sabaha zır cahil uyanmasına sebep olmak da ülkenin muasır medeniyet seviyesine yüksektilmesine hiçbir katkı sağlamayacaktır. Bundan mütevellit biz ecdadımızın henüz yüz yıl önce yazdığı yazıları anlayamazken Japonya bin yıl önce yazılmış eseri bile okuyabilecek durumda. Dil devrimi, bir milletin tarihini bir gecede yok eder.