Dört Durumla Ancak Teoloji 4


2.05.2021

İlk sel kişi, dış dünyaya yönelen eylemlerini başlatırken; kendisine göre ve kendisinden dış dünyaya doğru başlatıyordu. Kendisi ölçüydü. Bu yaklaşım kişinin kendisini dış dünyayla ölçüşmesiydi. Bu ölçüşme içinde kişinin kendisi ile dış dünya oranlanması arasındaki fark; eksiklik ya da fazlalıktı.

Kişinin dış dünyaya ile ölçüşmesinde ortaya konan eksik oluş; dıştan içe alınan organik ve inorganik enerjilerle tamamlanıyordu. Girdiler seçme ayıklamaya tabii tutuluyordu. Kişinin dış dünya ile yaptığı ölçüşme arasındaki fazlalık ta kişideki yaşama sevinciydi. Bu yaşama sevinci nedenle kişi dış dünyayı kendisine ilginç ve eğlenceli kılacaktı.

Çevre etkisiyleydi, kişi tepkiyleydi. Buna karşın kişinin de çevreye karşı etkisi vardı. Kişilerden gelen bu etkiye karşı çevrenin cevap tepkisi de tükenen bir çevreyleydi. Yok, olan bir çevreydi. Kirlenen bir çevreydi.

Dış dünya süreçleri iç tepkimeli ve dış etkilenmeliydi. Kişi dış dünya süreçlerini, kendisine doğru başlatamıyordu. İlk seller bu engeli oyunla, kendilerini maskelemekle dış dünyayı yanıltan seremonilerle aşmaya çalışacaktı. Oyun ve maskeleme dış dünya süreçleriyle kendi arasında sütre olan bir aracı bağlamdı.

Bunun nedeni kolektif bir etki yokluğuydu. Kolektif bir zaman yokluğuydu. Kolektif bir amaç yokluğuydu. Kolektif güç çevrenin iç tepkimelerini toplum kapasitesi üzerine yumuşatarak kişinin kendisine doğru başlatıyordu. 

Kolektif güç yokluğu nedenle kişi dış dünya ilişkilerinin pek çoğunu başlatamıyordu. Kişinin çevresinden kişinin kendine doğru gelen alan etkilerine karşı kişi, alan etkilerine uygun eylem koyamıyordu. 

Uçma isteğine karşı planör yapamaması, bastıran karanlığa karşı ışıkla tepki verememesi bu bağlamda ilk sellerin alan etkilerine uygun amaçlı eylem koyamamasıydı. İşte buna kişinin çevre etkilerini kendisine doğru başlatamaması diyorduk. 

İlk seller, çevrenin iç tepkimeli dış etkilere bağlı eylem koyamamaları; dış dünya ile ilk sellerin arasında boşluk alan oluşturuyordu. Bu nedenle ilk seller boşluk alanı kişinin kendisine göre olan groteski tepki anlamasına dönüşüyordular.

Süreci dış dünya eylemli başlatmak demek dış dünya yasalarını anlamakla dış dünya yasalarına göre özne amaçlı eylem ve düzenlemelerin ortaya konması önemliydi. 

Böylece bir hareketin, bir düşüncenin, bir mana anlayışının "bir iç ve bir de dış işleyişinin" nesnel bir geri bağlanımı olacaktı. İç ve dış nedenler bir oto kontrolle, otomatik (tekrarlı) süreçleri başlatılabilecekti. Oysa kişinin kendi içinde başlayan süreç, kişinin kendi iç tepkimesiyleydi. Özne katılımı kısıtlıydı.

Kişinin kendisinde başlattığı süreçler bilgi yokluğu nedenle bir anlamda, "çevrenin iç tepkimelerini yok sayan " anlama olmakla kişinin kendisinde başlattığı süreci kendisine geri bağlanım olarak alması da önemliydi.

Burada kişinin, besin sağlamak için çevreye yönelmesinin kişide bir anlamı vardı da besin kıtlığı nedeninin bir anlamı yoktu. İlk sel ataların doğanın kıt kaynaklarından ötür besin bulamamaları kişinin zorunlu bir açlığa tahammül etme ve açlığa sabır gösterme dirençleri vardı. Gösterilen bu sabır bam başka bir şeydi.

İlk sel ataların zorunlu olan bu sabırlarına karşı, köleci sistemin de yoksulluğa karşı sabretme ERDEMİ! Vardı. Oysaki köleci sistem içindeki atalar üreten sistem içinde doğanın kıtlığına karşı kolektif birim zaman nedenle yiyecekleri bol bol üretip depoluyorlardı. 

Yiyeceklerin bol bol ve birkaç yıllık sürelerle depolanıyor olması; bırakın kişilerin yoksulluğa sabretmelerini, ortada aç insan bile bırakmıyordu. Kolektif güç ile üretilip depolanan buğday bolluğu; doğaya karşı özgürlüğü ortaya koymuştu. İyi de yoksulluğa karşı sabretme köleliği nereden geliyordu? İşte bu söylem köleci sistemle birlikte, teolojiden ileri geliyordu.

ÜRETİLENİ ORTAKLAŞMA VE ÜRETİLENLERİ HERKESLE TÜKETECEK OLAN BİR PAYLAŞIM, KOLEKTİF OLUŞUMUN GERİ BAĞLANIM YASASIYDI. GERİ BAĞLANIM YASASI DA KOLEKTİF BİRİM ZAMANLAYDI. KOLEKTİF ÜRETİM GÜCÜYLEYDİ. Kolektif birim zaman ve kolektif üretim gücü de içinde yokluklara sabretmeye yer vermeyen, bolluk ve özgürlüktü. 

El mana süreci kolektif geri bağlanım yasası içinde oluşan bu bolluğu; "bana var sana yok" sürecine çevirmişti. Köleci teolojiye göre kişi bana var dediği sürece de sabredecekti. "Sana yok" denen sürece de tahammül edip sabır gösterecekti! 

Sabretme söylemi köleci bir mana dilidir. Yani köleci sabretmenin geri bağlanımla olan köleci bilinci içinde; yokluğa, yoksulluğa sefalete sabır gösterme vardı. Ölüsüne ağlayan birine sabret arkadaşım bu da geçer demenizle; kolektif birim zaman ve kolektif üretim gücünün size yok sayılmasıyla, "sabret kardeşim" denmesi arasında dağlar kadar fark vardı.

Yasını tutan birine "sabret kardeşim" demenize kimsenin bir diyeceği yoktu. El bile yası için sabır gösterene ecir vaat etmiyordu. Öyleyse El hangi sabretmeye vaat te bulunuyordu? İşte zurna burada zırtlamıyordu...

El, yası tutan sabretmeye DEĞİL, başınıza gelen hayra (size verilen zenginliğe) sabretmenize ve başa gelen yoksulluğa (şerre) sabretmenize karşı size altında ırmaklar akan cennet vaat ediyordu! 

İnsan düşüncesi kadere rıza gösteren sabretme öğrenmesi içinde "Eyüp’ün yaralar içinde kalmasına sabretmeyi" gösterecek metanetlere varacaktı. 

İşte teoloji bizlere "sabredin" derken ilk sel dönem içinde değil, kolektif mülkü özelleştiren El takdiri içinde "bana var sana yok" lafzıyla diyecekti. Yokluğa katlanıcı tutumla El bize köleci bir ahidin geri bağlanım yasasını vaz ediyordu.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış