Faiz 11


15.04.2021

El geçmiş imgelerin gölgesinde; kişisi tamahı, kişisi hırsı, kişisi kibri gözeten mantığın içinde, doğdu. El 'in sahibi olduğu mal mülk El ‘e bir ego vermişti. Bu ego nedeniyle El kendisini mülkü olmayanlardan çok farklı görüyordu.

El bu ego ve bu kibir ile az çok kişilerden kopacak, eski bildik tanıdık kolektif ilişkiye bir mesafe gelecekti. Bu mesafe El ‘in kendisini yoksullardan korutan bir yalıtım içine götürecekti. Böylece El İn güvenliği kendisine olan bir monarşi içinde El ‘in güvenliği El ‘i saray ilişkisi içine sokacaktı. 

El ‘in açtığı kişi sahipli söylemler tartışması kişisi hırs ve tamahı körükleyen bencillik nedenle kişisi tamah kafalara yatsa da kolektif meşruiyetin imgesi hala ortak yol göstericiydi. Henüz anılarda taze olan kolektif meşruiyet karşısında bir türlü meşru olamıyordu. 

Kolektif meşruiyet karşısında El ‘in meşru olabilmesi nedenle El ‘in söylemlerine kolektif meşruiyete karşı bir anlam içerikle vahiy dendi. Böylece kolektif meşruiyete karşı vahiy meşruiyeti ortaya kondu. 

Kendisine (üreten ilişki ve üreten ilişkinin takdirine) ortaklar tanıyan kolektif meşruiyete karşı, üreten ilişkinin kişisi sahipliğine karşı ve kişisi sahipli iradeye karşı ortaklar tanımayan vahyin, meşruiyetiydi. 

Bu gibi nedenlerle El İn her söylemi vahiy olmuştu. El 'in takdirine dönüşmüştü. İsa’ya gelen köleci miras işte bu çeşitten girişmeler içindeki köleci mantıkla, ilah imgeli gölge mirastı. 

İsa gibi herkesle siz de vahiye göre biçimlenip, böyle düşünmek, bu düşünceye göre çıkarım yapmak zorundaydınız. Elinizdeki tek meşru ipucu buydu. Geçmiş karartılmıştı. Geçmişin gölgeleri El ‘in düşmanı olmuştu.

Köleci sistemle birlikte geçmişin şimdi ile bağı kesilmişti. Geçmişin yerine, El oturmuştu. El ‘in iradesi, El ‘in vahyi, Elin söyleşisi oturmuştu. El bin türlü nedenle geçmişi intikaya uğratmıştı. Oysa geçmiş, şimdiki olup biten zaman içinde El mantığı olukla söylense de geçmişe dek depo bir hafıza vardı. 

Yukarıdan beri kır zambaklarını yedirme, giydirip donatma düşüncesini oluşan egoist, köleci sistemin gerisinde olması gereken geçmişe dek kolektif ve özgecil öznenin, nesnel birikimlerin, neler olması gerektiği, nedenle bu tarih selleri söylüyordum. 

Kişi sahipli sürecin kolektif süreci ve üreten ilişkiyi başlatması olanaklı değildi. Kişisi ego, kişiler arası girişmeleriyle dıştan inşaca özgeciliğe dönmek zorundaydı. Bu özgeciliğin karşılıklı bağıntıları “birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için anlamasını oluşmakla; kolektif ilişkileri doğuracaktı. 

Doğada bileşimler vardı. Ama sağlatan kolektif bir özne ve üreten kolektif bir akıl yoktu. Bu nedenle doğadaki işleyişe kolektif akıl ile bakılmaz. Kır zambaklarına kolektif akıl ile bakılmaz. Kır zambakları verili düzlem ilişkileri içinde milyonlarca yıl içinde yaptığı gel git hareketleri nedenle ekolojin dengeleri oluşmuş bir bağıntı ve yaşamdı. 

Toplum ise bu dengeler üzerine dengeleri bozmadan, dengelere uygun akış ve rötuşlarla sayısal bir kolektif modülasyonlar veya üssel devinmeli bindirişler yapan akıl ve yetenekti.  Kır zambaklarından çıkarılacak dersler ancak gerçeğe aykırı biçimde eşleştirilen köleci vahiyle, vahye göre olurdu. 

Başlangıçta yukarıdan beri belirttiğim özne nesnel yalıtıma davranışlar (genetik kodlu) davranışlar dışında ve dışta nasıl davranacağımızın, ne yazık ki bilgisi ve vahiyi yoktu. Köleci sistem “ortaklaşma paydaşlı” dıştaki üreten hafızayı silmiş; yerine El tasımıyla kendi bencil söylemlerini koymuştu. 

Yaşamla, deneyimle sınama yanılma ya da yanlış doğru yapa yapa bilme, bulma olan davranışların tekil eylemli kesişen bileşimleri içinde seçme ayıklama yapılmıştı. Kesişen davranışlar vasıl olasıydı? 

Kesişen davranışlar “ortak mekân bağlacıyla” o kişisi amaç eylemli harekete hız ve katkı vermişti.  Böylece kesişimle ve amaç tutuma katkı vermekle hızlanmış yeni durum “kişi dışında ve kişiler arasında” sosyal ve kolektif davranışları oluşmuştu. Biz içimizdeki yalıtımla ve dışımızdaki bizden bağımsız alakalı alakasız sosyo kolektif davranışlarla vardık.

Sosyo kolektif davranışlarla, biliyor; buluyor davranıyorduk. Sosyo toplumsa davranış kişide yoktu. Ve kişide zaten olamazdı da. Kişilerin kendisinde olmayan dıştan bileşim sel düşünce; dıştan kolektif yansımalı bileşim sel akıl, kolektif bilme, bulma davranışları sosyo toplumsa akılla ortaya konuyordu. 

Sosyo toplumsa akıl kişide bağımsız, kişide olmayan; ama kişinin bir sosyo toplum içinde bulunmasıyla ancak kolektif akıl kişiye de yansıyan yepyeni bir olguydu. 

Köleci sistem yepyeni olan, üreten kolektif aklı; belli bir düzeyin kolektif gelişmişliği içinde kolektif ivmelenmelerden aldığı akis hızla süreci kişisi sahipli engel ve arızalarla intikaya uğratmıştı. Kendisini de bu üreten ortak aklın yerine koymuştu.

Üreten kolektif akıl, onca üssel davranış içinde seçme ayıklamalar yapıp, ortaklaşa davranışları bilme bulma öğrenme ediyordu. Köleci mantık, ortaklaşa bilme bulma öğrenme olan davranışlarının yerine geçti. Köleci us, üreten kolektif akla yakıştırdığı vahiy söylemli illüzyon ile geçmişin kolektif sürecini intikaya uğrattı. 

Köleci mantığın kesinti yapılan yerleri kendisinin doldurmasıyla süreci kendisiyle başlatmıştı. Kendisini de sürece başlangıç yapmıştı. Bu nedenle bu köleci öğretiye göre nasıl davranılacağının bilgisi, vahiy olarak geliyordu? Bizler de vahye inanmanın hidayetle; uysal birer mümin oluyorduk.

Unuttuğumuz bir şey vardı. Unutulan gerçek ve yasa da en az dış dünya ilişkileri ile en az yorulmayla en az enerji harcama yapmanın yalıtım süreciyle kayıtlıydık. Her ortamın bir alan etkisi ve alan yönü vardı. Alan etkisi ve alan yönü; alan içindeki eyleme en az direnç ve en az enerji kaybı yaptıran akış yönüydü. 

Alan yönü, zorlanmanın direncin en az olduğu tıpkı ırmak akışı gibi bir yön eğimiydi. Ortak eylemlerin de, ortak mekânın da, üreten ilişkilerin de kolektif akışın da paydaşlığında, alan yönünde en az enerji gerektiren durumla davranışlar ürettiği bir akıl oluşlar tutumu ve ahlakı vardı. Bu nedenle vahye gerek yoktu.

Kolektif süreç “kolektif güç nedenle” alan akışı içinde enerjiyi en az kayıpla ama depo enerjiyi yokuş yukarı tutumla biriktirip; yokuş aşağı olan kişisel tüketime doru kullanıyordu.

Her inşa her hayat yokuş yukarı bir potansiyeli yalıtıp korumakla var oluşunu sürdürür. Yokuş yukarı tutumlar genelde bileşen ortak tutumlar organizesidir. Karşılıklı gerektirme, yokuşlaşan yalıtımla, yeniden alan yönünde olan çevrimdi.

Belli bir üreten kolektif gelişmişlik seviyesi, El söylemli tartışmalarla kişisi sahipliğe meşruiyet yapıldı. Bu nedenle köleci sistemde hak hukuk ve adaletin kaynağı vahiydi. Buna karşı da demokrasi, insan hakkı gibi meşruiyet kaynakları ortaya konmuştu. 

İlk sel tekil ve fevrice olan bencil yönelimler, kişi dışında ve kişiler arasında girişilen tutum olmuştu. Böylece tekil davranışlar ortak mekân içindeki somut ama ayrı ayrı eylemleri birbirine ilikleyen anlam ilgilerine dönüştüren alan etkisinin verdiği katkılarla; sosyal ve kolektif olan süreçler başladı. 

Sosyal ve kolektif süreçler kişinin egosu (bedeni) dışında, kişisi egolarla (başka bedenlerin) tek tek ama tümle ten bileşimlerle birbirinin eksiğini yetiren (boşluğunu dolduran) bağ ilişkileriyle girişti. 

Tümle ten (birbirine eksiği tamlaşan) girişme süreçleri giderek üreten ilişkilere dek kolektif davranışlı kolektif bilme, bulma ve davranışlarının kesikli sürekliliğini oluşmuştu. 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış