Faiz 15


20.04.2021

Sevgili İsa ve herkesin farkında olmadığı, herkesin bilmediği "ortaklaşa başlayış ile olan bir geçmiş", El mana anlayışıyla görünmez kılınmıştı. El sütre görevi yapıyordu. Geçmiş El ‘in gerisindeydi. El ‘den önce El ‘siz olunan, El ‘e ihtiyaç duyulmayan binlerce yıllık bir kolektif geçmiş vardı.

Geçmiş El ile sütre gerisi olmuştu. Sütre berisi ile sütre berisindeki olaylar ancak El ile anlaşılıyordu! El ile görünüyordu. El, kolektif emeğe dair mülk sahibini anlatan söylemle kendi kendisini öne çıkarmıştı.

Herkes çoban ve tarımcı kültün köleci sistemine göre düşünce üretiyordu. Oysa köleci sistem öncesi zemin, ortaklaşa olan eylemle inşa oluştu, Ortaklaşa olandaki tahrikle üreten kolektif yapılar vardı.

Kolektif güç; bir türlü olan enerjiyi, birçok türlü enerjiye çevirdi. Bunu kolektif iş kolu üzerinde kolektif bölüşmeli iş dağılımı ile yaptı. Kolektif güç, bir türlü olan enerjiyi, işleyimlerle çeşit enerji biçimlerine dönüşüyordu. İşleyim o günkü atölyelerle, işlik te denen manifaktürler de, latifundialarda vs. başladı.

Bugün bunlar sanayi, endüstri denen fabrika merkezlerine dönüştüler. İşte kolektif yapılar bu işleyim ile oluşan kolektif işlerge gücüyle (kolektif tahrik gücü ile) başladı. Mucize kolektif işlerge olan kolektif işleyim ile kolektif motor tahrik (işleyim) gücündeydi.

Yani mucize ve ileride kurulacak olan köleci tuzak, enerjiyi bir biçimden diğer biçimlerine dönüşen kolektif işleyimle, kolektif işlerge kuvvetini veren bir tür benzerlikle kolektif moto  tahrik gücündeydi.

Kolektif yapılar tekil doğal yönelim içinde olan işlerge kuvveti, paydaş kişiler eylemi üzerinde birbirine dönüştü. Kolektif yapı kolektif alanda işlerge (tahrik) kuvvetini izole etti.  Bu nedenle kolektif güç üreten kolektif işleyimler gerçekliği ile vardı.

Köleci sistem işte bu kolektif tahrik-işlerge güce, vahiy dedi. El, gizlediği kolektif tahrik gücü üzerinde kendisine bir eylem alanı açtı. Kolektif işleyim gücü vahiy söylemli örtü altındaki, bu giz ile korundu.

Kolektif yapılardaki işlerge güç, kolektif irade, üreten kolektif gücündü. Köleci yapıdaki kolektif işlerge mülk sahibinin huzur hakkı olmakla kolektif irade mülk sahibinin iradesi olmuştu. Mülk sahibi hiçbir şeye ihtiyaç duymuyordu. ve bu nedenle mülk sahibi kendisine ortaklar tanımıyordu!

Ama gel gör ki mülk sahibi ortakları olan, ortaklaşan paydaşların kolektif işlerge gücüyle dönüyordu.  Köleci kolektif işlerge gücü de efendi mülkü olmuştu. Köleci öznel irade paylaştırma işini mülk sahibi köleci mantığa göre yapıyordu.

Köleci sistem, kolektif işlemli (tahrikli) üreten kolektif zeminleydi. Köleci sistemdeki ürettiren ÖZNE, kolektif işlergeye ve mülke sahip, öznel ahide dayalı iradeydi. Köleci sistem kendi arızasını, nesnel geri bağlanım yasalarına göre çözmüyordu. Mal sahipli ürettiren özne (irade); ne üretimin bulucusuydu. Ne ürettirmenin bilicisi bulucusuydu! Yalıtan totem alan mucizesi olan bileşimlerle bunlar olasıydı.

Köleci sistemin sorun çözüm mantığı köleci mantıkla köleci iradeye göreydi. Köleci irade, sisteme kolektif doğrulama yaptırmamakla, kolektif işlerge köleci sistemi Mazdeki koldan Zerdüşt’ün yolunu şaşırmış çocukları yapmakla, bu söylemin içinde dile getirilen anlatımın payı, işte böylesi bir anlamdı.

Çünkü köleci ortam, kolektif işleyimle, kolektif işlergeli zeminle ürete geliyordu. Ve geleceğe doğru El 'in paylaştırma yapan öznel mantığıyla sömürülerek akıyordu. Köleci sistem; kolektif zeminle Mazdeki kolektif güvenceyi yok etti. Yok, olan kolektif güvencenin verdiği tedirginlikler nedenle kişiler kolektif yansımalı; kolektif bilinçle ve kolektif donanımlı kapasitesiyle; köleci sistem içinde kendi başlarının çaresine bakar oldular!

İşte İsa'nın “yün eğirip, ip dokuyup, miras edip te ne yapacaksınız! Babaya güvenin. Baba size bakar. Baba sizi giydirip, doyurur” demekle bilinmez kıldığı noktalar kolektif güvencenin yok olmasıyla ortaya çıkan tedirginlikti noktalardı. Ve İsa'yı olduran düşünce de bu tedirginliğe bağlı, ezen ezilen süreçli mezalimlelerdi. Bu mezalimiler İsa ile iyi niyetli karşı duru içindeki köleci açılımlı özgecilikti.

Bizimde İsa ‘nın "kır zambaklarına bakın. Ne yün eğirir ne iplik dokurlar. Ama baba onları giydirip doyurur" dediği söylem ile bire bir örtüşen bir atasözümüz vardır.

Bu atasözümüze göre "ağılda oğlak doğsa ırmakta otu biter." İşte bu tür kaderci teslimiyetin bir örneği de bizdeki bu atasözünde mahfuzdu. Bu atasözü yüzyıllardır insanların zulme razı olmalarını, isteyerek veya istemeyerek kişileri güdümleyen bir düşünceydi.

Yine buna benzer “kısmeti olanın kaşığında çıkar” sözü de aynı tür afyon bir sözdü.  Türümüz totemi bir alan içinde, kolektif üretim ilişkisi içine geçmeden; ne kaşık vardı, ne kaşıkla verilen kısmet vardı. Eğer bu gün herkesin bir kaşık kısmet payı varsa, bu pay ancak kolektif işlerge üzerinde olanaklıydı.

Ne ırmaktaki ot ağıldaki oğlak için bitiyordu. Ne de oğlak ırmaktaki ot nedenle, öznel ve duygusal bağıntı ile doğuyordu. Ne de verili üssel rekabetle olunan düzen dışında, kaşıkla verilen kısmet vardı.

Enerji akışı bizim duygusallıkla beslenme dediğimiz olgusal yol üzerinde çeşitlenen işlergeli bir akış ve hareketle, üssü durumlar silsilesi ot olarak, oğlak olarak zıttı ve türlü belirimleriyle ortaya konuyordu.

Aslında bu sözdeki afili etki, köleci sistemle yaşanan köleci ezilmeler karşısındaki ortaklaş razı olmanın bezginliği olan anılardı. Köleci sistem mülk sahibine özgü öznel iradeyle düzenlenmiş keyfi ortamlardı.

Bu söylem keyfi ortamlar içindeki gözlemden, deneyden çıkarılan akıllıca ama yine de köleci sisteme uygun teslimiyeti belirten söylemdiler. İzin verilen akıl buydu. Usluluk buydu. Mümin oluş buydu. Ama bu akıl, mülk sahibine göre düzenlenmiş ortamdaki tuzağa düşmenin aklıydı.

Köleci sistemle kolektif başlayan kolektif üretim, kolektif zemine gizlenmişti. Ortakları olan kolektif zemine de ortakları yoktur, denmişti. Köleci dil, kolektif üreten temel zemin bağına da şirk demişti.

Köleci dil, kolektif zeminli söyleyişleri unutturmuştu. El ahdi içinde olan müminler, on emir içindeki “başka ilahlara tapmayacaksın” dendiği şirk söylemli yaptırımın korkusuyla, tehdit edilir olmuştular.

Unutturulan, karanlıkta bırakılan tarihi gerçeklik içinde gizlenip bilinmesi istenmeyen tutum, kolektif işlergeli güvenceydi. Kişilere dönük kolektif güvence, şimdi efendilerin sömürü kaynağı yapılmıştı.

Günümüzdeki çaktırılmadan söylenen kolektif güvencenin adı da sosyal yardımlaşmaydı! Kolektif güvence sosyal yardımlaşma adı altında söylenen yeni bir köleci dilin illüzyondu.

Sosyal yardımlaşma temelde grup davranışıdır. Grup davranışı doğada sağlama yapa sürecinin parça unsurudur. Oysa kolektif güvence, grup davranışı değildir. Kolektif güvence üreten ilişkiye katılmakla, üreten ilişkilerin temel davranışıdır. Sosyal yardımlaşma köleci yapı içinde sömürüyü gizlemekle, sömürü ortamını sürdürmekle dinlerin ortaya koyduğu sadaka kültürüdür.

Tekil kişinin davranışında hiç bir güvence yoktur. Bu nedenle tekil kişi davranışı hep ürkek, tedirgin ve kaygıları yüksek olan bir fiildir. Grup davranışı bire bir ilişkiyle sadaka veren değil; bir enerji biçimini diğerine dönüşen sosyal davranışla çok sınırlı ve cılız bir sosyal güvence sağlaması ortaya koyuyordu.  

Köleci sistem içinde kolektif güvence, üretim gücü ve üretim nesnesi; efendilere sömürü kaynağı yapılmakla, kolektif olan paylaşma süreci yok edilmiştiler.

Köleci sistem içinde yok olan kolektif güvence, kişinin yarın endişesiyle mal ve para biriktirip bunu kendi evladına miras bırakıp; kendi kişisi güvencesini kolektif güvence yerine koymasıyla, vardı.

İşte günümüzdeki zamaneler, köleci sistemle yok edilen kolektif güvencenin, geçmişle olan anlam ilişkisini köleci sütre nedenle kuramıyorlardı.

Duyarlılar, etraflarında kol gezen adaletsizliklere bakıyordular. Adaletsizliği düşünüp yorumluyorlardı. Adaletsizlikler köleci mantık içindeki vaat edildiği halde, ahit edildiği halde, yerine getirilmeyen bu vaat ve ahitlere de adaletsizlik deniyordu. 

Fikirler El sütresine çarpıp dönüyordu. Bu kısır döngü içinde oluşan adaletsizliklere karşı oluşan yorum düşüncesi ile İsa, insanların acısını kendisine acı yapıyordu. İsa söylemli öğretiler zorunlu olarak köleci bir kolektif bilince dönüşüyorlardı.

Bu kabil söylemler de İsa inanıcı köleci bir ortak bilince dönüşürler. Saygı değer kişiler; köleci sistemin akıl sır ermeyen gizlenmesi içinde bu iyi niyetle filizlenirler. Filiz vermenin beslenme kaynakları sınırlıydı. Ve bu sınırlar sadece köleci mantıkla oluşan, köleci sistemin para kaynaklı açmazlarıydılar. 

Zenginin mal biriktirip fakirler üzerine baskı ve basınç kurmasından tiksinen İsa "kır zambaklarına bakın, ne yün eğirir ne ip dokurlar. Baba onları giydirip doyurmaktadır" diyen söylemi içindeki İsa ezilen kişilere karşı bir göz tokluğunu, öğüt olarak söylüyordu.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış