Felsefe 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 06 Ocak 2015 Salı aaa Beğen

Felsefe, konuşma dilinde çeşitli cümlelerle ifade edilir. Bunlardan birisi de felsefenin bilgi anlamına gelir olma tanımlamasıdır. Yani felsefe; "bilgi sevgisidir". Bilgi ve bilginin tutkunu olma anlamlarını da içerir. Bu bağlamda eytişimsel felsefe, "bütüne dek olanın bilgisi" anlamıyla kodlanır.

 

Her ne olursa olsun felsefenin donup kalmayan bir tanımı vardır. Zaman içinde durağan olmayan felsefeye karşın donuklaşıp kalışıyla töreci olan; tanrı yargılı uzun erimde değişmezlikle yanılsamacı olabilen düşüncelere de felsefe denmiştir! Bu metafizik olan idealist felsefedir. Bu iki zıtlaşma alanı birbirinin üreteni olmuşlardır.

 

Ne var ki diyalektik felsefenin dışındaki tüm felsefeler, idealist tek yanlılıklarıyla; spekülatif felsefe (boş söz oyunu) olmaktan kurtulamazlar. Buna rağmen iki zıtlıktan fizik ötesi olan, yer yer bilimsel felsefe olandan ilhamla ve bilimsel olanın yol açarıyla, doğrulmak ister.

 

Doğru olan şey üzerine konumlanmak isteyen idealist felsefenin yeni söylemi de kendi inşa zemininin eğriliği nedenle eğri ve çarpık olmak zorundadır. Siz bunu doğrultacak tartışmaları yaparken, üretken olursunuz ve karşı tarafı da ürettirirsiniz. Hem doğurur, hem doğurtursunuz.

 

Meta fizik denilen felsefe türü, tek yanlılığıyla bağıntısından koparıldığı olayları saltıkladırlar. Böylece bunlar, asıl işin düşünme kısmına bozucu etki yaparlar. Oysa tarihselliği içinde sistematik felsefe, özellikle antik çağda fizikçi düşünürlerin elinde biçimlenmişe benzerler.

 

Bu şu demekti. İlk düşünürler (filozoflar- düşünce yaparlar) doğadaki nesnelliği tekli durum ilişkileri içinde yansıtmakla işe başlamışlardır. Yani felsefenin devinme dayanak noktası gerçeklikten kalkıştır. Böylece felsefenin zaman zemin devinme çekirdeği bu gerçeklik üzerine oluşla bir inşalaşıştır. Bu inşa, gerçeklikler üzerinde değişme dönüşme üzerinde bilgiyi sevme ve bilgiyi aramaktır.

 

İkinci hal düşünürleri gerçeklikteki değişme ve dönüşmeyi asıl bağıntı yapar yansımalar anlamlı girişmelerle kavrayamamakla, değişmeyi gelip geçici bir kuruntu saydılar. Asıl olanın değişmezlik olduğunu savlamalarıyla bu zemin eğriliği üzerine düşüncelerini oturtmuşlardır.

 

Zaman zemin eğriliğiyle yola çıkan düşünürlerden yer yer ve kısmen çok doğru sonuçlara gidenler olduğu gibi; doğru zemin hareketinden kalkışla, zaman zaman ve yer yer kısmı yanlışlara düşenler de olmuşlardır. Bunun nedeni olayları yer yer tek yanlı bağıntılarla ele almış olmalarının yanılgısıyla bu yanlışlar olmuştur.

 

Kimileri çok göz önü süreçlerle girişen bağıntıyı eğrilmiş düşünmeli devinim alanı üzerine oturttular.  Bu oturtuştaki zemin düşünce ilişkilenişleri, zemin eğriliğinin izin verdiği oranda kimi kez doğru sonuçlara da varmıştırlar. Uygulamadan uzaklaşan öznel düşüncelerde, firen ilişkileri kullanılmaz oldukça düşüncenin kontrolsüzlüğü iyice azmıştır.

 

Bu iki düşüncenin temelinde usa uygun olanla, usa uygun hale getirilen iki ayrı felsefedirler. Örneğin, suyun şırıldaması usa (gerçekliğin belirişine) uygun iken, şırıldayan suyun tanrı adını zikrettiği şekliyle belirtiş vardır.

Bu belirtişe göre gerçeklik; imanı anlam oluşun ifadesiyle anlatılır. Durum, idealize edilir. İdealize olup gerçeklikten kopan düşünce, öznelce ifade edişlerin içinde iman usuna uygun hale getirilir. Bu durumda felsefe durallık içende akışlı düşünce yapamamakla eş anlamdadır.

 

Bu nedenle eytişimsel felsefede şırıldayışın nesnel oluştan hareketle bağıntılarını belirtmenin fikri akışlı kılınması vardır. Belirtilen şeyin uygulamasını da yapan bu tür öğrenişler, usun uygunluk skalasını oluşurlar. Buradaki usa uygunluk, çıkarım yapılan düşüncenin, pratiğe konuşla, tekrardan usa düşünce yapılmasıdır. Diyalektik felsefede usa uygunluğun ölçütü; düşünülen şeyin, kontrollü oluşla, deneysel oluşla, sorgulanmasıdır.

 

"Su şırıldar" söylemi gerçekliğin yansımasıdır. Su moleküllerinin kendi öz tirili olan şırıldayışla, akan su moleküllerinin viskotesi ortam engelinden doğan kolaylıklarla zorlukların toplamı ya da viskoteler bu kolaylık veya zorluğun eksiltilmesidirler. Bu şırıldama aynı zamanda da, ortam efekti oluşla da yansır.

 

Böylece araştırıcı, uygulayıcı oluşla, özel ve genel yasalarına götürülen bilgideki; şırıldama algısı su şırıldamasındaki tirillerin çevresindeki hava ortamında havayı titreştirmesine götürülebilmiştir. Şırıltı türü bilgi edinici süreçler gidişatı; gerçekliğin bilgisini ayrıntılarıyla yansıtan araştırmalar bağıntısına dönüşmüştürler.

 

Görüldüğü gibi şırıldamak gibi bir gerçeklikte yansıyışların özneye imgesel bir eşleşen anlam olması için; anlamın anlaşılır durum olması için, o bilginin üzerine yürüme; o bilginin üzerine yükselinme durumu vardır.

 

Kılgılarla ussal edilen bilgi bağıntılı düşünmeler tekrar denenir gözlem edilirler. Oysa idealize edilen şeyin deney ve gözlemselliği yoktur. Bu nedenle sıkışılan yerde nesnelin o zaman ve zemin içindeki düzlem bilgisini, idealize edişlerle; kendi düşünceci felsefelerine temel yaparlar. Aslında idealist düşünceyi büyüleyici yapan da bu azcık olan doğru bilginin cazibesidir. Bu cazibeye  kapılışla sonrakileri de onun devamı gibi kabul etmektir. Ayakları yere basmayan bir anlayışı böylesi düşünme yapışla gerçekten koparlar.

 

Oysa gerçekliğin yansıması olan şırıldamayı, kuşun kanat çırpmasını, ağacın salınması gibi durumları; yüce Tanrı'yı öven, Yüce Tanrı'yı zikreden bir anlama oluşla gerçekliğe gidecek yolu daha başta sabote eden virital bir öznellik oluşu bulaştırırlar. Bu bulaşanla (kanat çırpmaya, şırıldamaya neden olmayan şeylerle) artık o şeylerin ayakları yerden kesilmiş oluşun; öyle olumasıyla, sanki olmuş bitmiş bir durumun izahı yaparlar. Böylece bu izahla  oluştuğu yerde kalırlar.

 

İdealize olanda kişiler araştırıcılıkla konu üzerine yürüme ve yürünen üzerinde yükselmenin kendisini ve sorgulanma uygulamasına dek pratikleri yapılamazlar. Çünkü kuşku imanı siler. Yani o şey üzerinde gerçeğe uygun seyredişin bilgilenmesi yapılamaz olur. Ya da kuşku sizi mutmain edecekse izin verilir.

 

İnsanın bilmeye karşı isteki olan tutkusu vardır. Bu tutku, gerçekliğin insan dünyasına yansımasıyla insanın dünya öznelliği içinde beliren bu çeşitten bilme isteği, merak eğilimli boşluk alan devinmesini oluştururlar.

 

Söz gelimi ben neyim? Nerden geliyorum? Nasıl var oldum? gibi düşünceler; varlığın ne olduğu, nasıl olduğu, varlığın ve varoluşun nerden geldiğinden ayrı oluşla düşünülemezdi. Böylesi düşünce tek yanlı düşüncedir.

 

Bu kabilden sorular sorulduğunda insan zihninde bu sorularla birlikte, bu sorulara cevabın oluşacağı  bir boşluk alan devinmesi de zihne yansır. Bu tür kuşkudan uzak oluşla idealize edilmiş öğrenmelerini usa uygun hale getirmiş, töreci Tanrı anlayışlı olan izahların her biri bu cevabı oluşacak içi boş olan  boşluk alan devinmesinin içine sanki bir cevapmış gibi yerleşirler. Böylece durağan olan töreci tanrı anlayışlı bakışlar, boşluk alanın etkisiyle usa uygun hale getirilen bilgi gibi işlem görürler.

 

Bu türden usa uygun hale getirilen uslamlama sanki, gerçek bilginin yerini tutan bilgi açlık doyumu ve bilgi açlığının giderilmesi olan sağlayışların devinmesine dönüşür. İnsanlık bu akla uygunlaştırmalarla bu tür fantastik yansıtmalarını bir bilgi haline getirişle bu fantezilerini çok çok önemserler.

 

Aslında usa uygun olan diye bir şey yoktur. Gerçekliğin bilgisi uygulama oluşla öğrenildikçe, bu tür öğrenilenlerle olup bitenler, hem usun anlaması oluyordu. Hem de usun bu tür anlama usa uygun oluyordular. Usa uygun olanlar da bilinç devinmemiz içinde bilincimize alt yapı kalıplarını oluşuşla bizlerde o şekilde kategorize edici düşünmeye başlıyoruz. Ve böyle düşünmeyle başladığımız şey, akla uygun oluyordu.

 

Oysa her şey gibi öznel oluş ve öznel bilgi ediniş te bir seçme ayıklama ürünüdürler. Seçme ayıklama (seleksiyon) çoğu bağıntı olacak bilgiyi dışta bırakmakla, pek çok bağıntıları filitre eder. Bu süzme işi sonunda usa uygun hale gelen bilgi ne kadar genel bağıntılı geçek bilgidir? Bu bilgi özel bağıntılı oluşla usumuza daha çok uygundur. İdealist düşünce çok kez özel bağıntıyı da filitre eder.

 

Yani töreci tanrı anlayışı da, bu tür filitre anlayışlarını akla uygun etmişliktirler. Ama sizin içinden filitre ettiğiniz dış dünya, filitre dışında kalmış başka durumlarlan da bağıntı yapıp durmaktadır.

Özel bağıntılı olay durumların filitresine karşı, genel olan dış gerçeklikte filitre dışı olmuş bir olay dahi bir başka durumla girişmekte bağıntılı olmaktadır. Dışta adeta boca olan durumların deneyi ve uygulanması vardır.

 

Metafizik felsefe dediğimiz şey düşünceci usa uygunluktan başka bir şey değildir. Yani düşünceci olan felsefe, fizik ötesi oluşuyla metafiziktirler. Bir yerde usa uygun olan varsa usa uygun davranma olan pratik te vardır. Usa uygun kılgın davranma felsefenin eylemsellik yönüdür.

Sürecek



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...