Hikâyesi Olmak 2 / 14


23.02.2021

Sosyo öznel oluşun tarih sel akışı, kendi kendisine kanayan doğal bir ana damar içinde kesikli sürekli durumların özel bağıntısı içinde akar giderdi. Çünkü sosyo öznel kolektif oluşlardaki yanlışın da doğru olan, yasal olan ana damardan beslenmek gibi bir zorunluluk huyu vardı.

Bu zorunluluk içinde kolektif özneli üreten huy; kolektif akla tümleşik olan ön ittifaklarla; bu kolektif bütünleşmenin biyo kültürel üretim becerili bir ittifak ürününü olan insan ile insanlığın bilinciydi.

Çevresi; groteski anlama oluştan başka anlamlı ve etkin bir biçimde, üreten ön ittifakı bileşimin ürünü olan insan ile kavranacaktı. İnsan çevresine, entegre insanlık bilinci ile tepki verilecekti. Bizler insan doğmamıştık. Ama üreten ittifakların entegreli tarihsel süreçleri içinde insan olmuştuk.

İnsanlığımız tıpkı organizmalar gibi. Tıpkı yalıtımlı beden gibi yalıtımlı bedenlerimiz dışındaki bedenler arasında üreten kolektif ittifaklı biyo kültürel durumla kolektif üreten bilinçler bileşiminin ürünüydü

Bu ürünün yalıtım nesnesi üreten toplumdu. Öznesi, kolektif kapasiteli kolektif akıllaydı. Bu bileşim içindeki insan yeni bir organik ilişkiydi. Yeni bir devinim ilişkisi olmakla, toplumsal devinmeli toplum içine doğmakla toplumsal olabilen bir organizmaydı.

Kolektif üretmekle kolektif devinmeli (enerji girdi çıktılı işlevi) olan biyo kültürel kolektif inşa; insanlık süzgeçli yeni bir seçme ayıklama tipinin ürünüydü. Kişi bu yapı içinde, insanı kendisine yansıtmıştı.

İnsan kavramı kişinin davranış bilinci olmuştu. İnsan tarihseldi. Üreten ittifakı tarih içinde oluşmakla sürece başlamıştı.

İnsan totemler karakterli, biyo kültürel bileşimli fizik veya görünüşle; üreten kolektif yetenekli kolektif ırası ile kişi ve kişiler organizmasına davranışçı imajdı. Üreten toplum ile insan, doğada izole olmanın yeni bir avatar kalıbıydı. Bu kalıp çevresini üreten, çevresi ile çevresinden sorumlu olmanın bilinciydi.

Kolektif birim zamanlı üreten entegrasyon kalıbını veren, ittifakı izolasyonun kalıbı yoksa insan da yoktu. İnsan sadece organizma gibi biyolojik bedenli bir kalıp içinde değildi. Aksine insan; üreten ittifakı kolektif kalıp ile kolektif yetenekli eylem bilinciyle olan bir inşa unsuruydu.

El bu tarihsel akışlı kolektif inşa olan gerçeğin paylaşım süreçlerini özel mülk sahipliği ve mülkten yoksunluk üzerinde pay pay etti. Tarihsel akış içinde ilerinin geriye, gerinin de ileriye bir etkisi vardı Buna geri bağlanım yasası diyorduk.

Kolektif oluşu özelleştiren paylaştırmalı sahiplik, geriye doğru kolektif üretim üzerine illüzyon yaparak kolektif üretimi de, özel üretim gibi algılattı. El ana damar akışını hileli açıklama ve söylemleriyle bin bir kılığa büründürdü.

Kolektifi oluş tekil süreç içindeki kişilerin yol birliği olan yol eylemlisi süreçleri içindeki yoldaşlıklardan çıkan ağ gözü bağıntılı girişmelerdi. Kişiler tekil olarak bu yol birliği yalıtımı içinde yoldaşlardı. Kolektif bir kapasite ve kolektif bilinçli kolektif yetenek kullanımı olmakla da insandılar.

 Yanlış olan ve ana damardan beslenen habis oluşum; insana kulum ya da kölem demekle, insana insanlığını unutturan köleci ruhlu olan inancı damarlardı. El ‘in kolektif sistemden beslendiği hileci damarlardı. Oysa El üreten kolektif bir ana akış üzerine oturmuştu. Üreten bir kolektif emeği ile insan olmadan ne El, ne de El mülkü; olası bile değildi.

Tek tek iken birbirinize yoldaşlarsınız. Kolektif üretirken kolektif yetenek ve kolektif zekâ ile insansınız. İnsanın, yoldaşların, yoldaşlar birliğinin, kul olan El mantıklı nedeni ile kulların birbirine karşı verdiği mücadelenin hikâyesi yeni başlıyordu.

Bir illüzyonla, bu yanlış ve anti üretim olan köleci damarın hileci algılatmasıyla kolektif kapasite ve kolektif zenginliğin takdir eden, ilahi olmayan anti gücü El olmuştu. El takdiri kolektif olanı El mülkü yapmıştı böylece takdiri El ya da El ilah olmuştu. El ‘in El oluşu ilah oluşunun önüne alınmakla El oluş ilahtan önce geliyordu!

Yani El: üreten, üretim yapan değil; pay eden, paylaştıran, kimini nasipsiz kılan El ’in takdir gücü üretimden önce geliyordu! Oysa kolektif bir üretim gücü ortaya konamadan totem yapılar totem düzene karşı karar alıp takdirde bulunamamışlardı.

Üreten güç takdir etmeyi beraberinde getirmişti. Üretim at başı takdirin öndeydi ve üretim gücü sayesinde karar alma, takdir etme gücü fark edilmişti. Oysa El takdir etmeyi başa alıp, üretimden hiç bahsetmeyip; üretimi paylaştırılacak olan kendi malı mülkü rızk gören anlayış; anti anlayış olmakla illüzyondu.

Böyle anti mantık ve anti takdir olunca El de kendi mülkünden tasarruf ile takdirde bulunuyordu. Bu takdir kimi kullara isabet eden (denk düşen) bir şanstı. Talihti. Kader kısmetti. Kimine de kısmetten pay düşmemişti.

Kısmeti olmayan talihsizler, kısmeti olanların yeryüzü payı içinde kendi paylarını arayacaklar velinimetlerdi. İşte kolektif sistemlerde, yoldaşlar birliği içinde olmayan nankörlükler burada başlayacaktı. Neye dayanakla nankördünüz? velinimetinize karşı!

Yani yeryüzünden velinimet olanlar; bir nasibi, bol bol rızk payı olanlardı. Elinde üretim gücü, üretim aracı ve köle olmuş insanın emek gücü sahipliği olanlardı. Yeryüzünde kendisine pay düşmeyenler de pay sahibi olanların "elinin altında olanlardı. Elinin altında bulundurulanlardı". Kısacası “elinin altında bulundurulanlar” kullardı. Kölelerdi.

Kutsal yazıtlar; "Hiç elinin altında bulunduranla (efendisiyle) elinin altında bulunanlar (kulları-köleleri) bir olur mu?" diye boşu boşuna mı diyordu. İşte yeni hikâye buydu. Elinin altında bulunduranla elinin altında bulunanların geri bağlanım yasasından doğan kavgasıydı. Efendiyle kölenin kavgasıydı.

Yeni insan köle olucu, kul olucu bu hikâyenin görünmezi olan, imleyen ve imleci olan insandı. Ön ittifaklar sonrası bir El aiti inanır olmakla uykuya dalan, üreten yoldaşlar olan mantıktan kopan “yeni insan, kul insandı”. Köle insandı. Boyun eğen, El 'e "teslim olanların ilki" olan ama yine de itirazlı "canı çıkasıca bir nankör insandı!" 

Orta çağ, Ortadoğu ve Avrupa da yavaş yavaş üreten kolektif emekli insan olmanın kendi hikâyelerini tümden unutmasıyla, insan bilincinin kendisi olmayan bilinçle; insanın kendisine, toplumuna, toplumsal bilincine ve kolektif gücüne yabancılaştırıldığı bir yabancılaşmanın hikâyesiydi. Yabancı kılınma El ile başlamıştı, orta çağda bir güzel şekillendi. Günümüze kadar süreçte de zirveye çıkmıştı.

İnsan; ittifakı kolektif gücün içinde insan olmuştu. İnsan; köleci insan olmakla (kul olmakla) kolektif bilinç ve kolektif güç ile üretmeye hala devam ediyordu. Bundan vaz geçemezdi. Bu varlık nedeniydi.

Yani kul olan insan üreten kolektif gücün içinde çıkmamıştı. İnsan üreten kolektif gücün paylaşanı olmaktan çıkartılmakla, yani insan ürettikten sonra payı olmayıp nasibi El ‘in iki dudağı arasında olandı. Yani insan nasibini arayana, kendisine rızk verilene dönüşmüş kuldu. 

İnsanın üreten kolektif gücü, iman ahdi içinde El takdiri ile rızk dağıtmanın, rızktan ümit kesmemenin hayaline dönüşmüştü. İşte bu tarihsel bilinçten yoksun kılınan anti hikâye anlatımıyla insan kendisine ve toplumuna; kolektif aklına, kolektif bilincine yabancılaşmanın içine düşmüştü.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış
Benzer İçerikler