İnsan 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 29 Ağustos 2013 Perşembe aaa Beğen
Bu Eser 06.09.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmişti
 
 
Sunu:
İnsan olmak bir ayrıcalık mıydı, bir üstünlük müydü? İnsan eşrefi mahluk mudur? İnsan nerden geliyordu?
İnsan biyolojik miydi, yoksa insan tarih içinde tarihselliği olan bir sosyo toplumsa kültür müydü?
xxx
Dünyamız ittifakı döneme değin, İNSAN anlamında ne bir varlığı bildi, ne de böyle bir varlığı tanıdı. Hemcinsimiz uzun bir tarih sürecinden sonra, İNSAN OLMA vakti geldiğinde ancak, İNSAN OLDULAR. Yoksa türümüz yüz binlerce yıl benzer türleri içindeki vücut bulmanın yüksek bir primatı, olmaktan pek öte gidemediler.
 
İttifakı dönemle birlikte insan, insan olmakla kalmayacaktı. İnsaniliği ortaya koyacaktı. Diğer canlılar da insan gözünde; insanın çevresinde olmaları, insanın üreten ilişkilerine ve totem adı olmalarına nüfuz etmeleriyle ya eşek, ya karga, ya it, ya aslan, ya öküz, ya tilki, ya maymun, ya goril vs. oluşla anlamı insanlarda mündemiç varlık, ve isimlendirme olmuştular.
 
Değilse durduk yerde her şeye ad verip, onun adını öğrenmiyorlardı. Aslında bu söylemin gerisinde bu söylemin içinde olmayan kocaman bir tarihi gerçeklik vardır.
 
Vücut yapıları; iç organı ve metabolizma işlevi oluşla insanın; pek bir mahiyet ayrılığı olmamakla diğer canlılara göre pek bir farkı yoktu. İnsanlar da genel adı hayvanat olan canlılar gibi organik yoldan besleniyor; kendi enerji dönüşümlerini yapıyorlardı. Böylece insanlar da hayat denen düzence ilkeyi, kendi üzerlerinde kuruyorlardı. İnsan da diğer canlılar gibi bir tür hayat inşa kalıbıydılar.
 
İnsan, ne zaman insan oldu? Tarih olarak tam bilemesek te yaklaşık yine de 2000 yıl artı eksi oluşla 12 bin yıldan bu yana insan oldular. Gruplar halindeki hemcinsimiz komünal yaşamlı totemi süreçleri, üreten hünerli emek süreçleri haline getirdiler. İşte bu süreç şişede durduğu gibi durmayacaktı.
 
İçine su katılmış rakı gibi totem berraklığını yitirecekti. Acı renk ayran gibi bulanıp sisler içinde kalan bir görünüme dönüşecekti. Hemcinsimiz, bu üreten haliyle çevredeki gruplarla temasa geçecekti. Çevresindeki kendi gibi totemi grupları üreten ilişk üzerinde bilmenin; süreçlerini başlatacaktılar.
 
Temas eden süreçlerle giderek ittifak olacak süreçler başladı. ittifak eden gruplar, kendi aralarında önce kutsal yer buluşmalarının temasını başlattılar. Sonra da kutsal yer çevresinde yerleşme başladı. Kutsal yer kült merkezi oldu. Merkez çevresi bir arada yaşayan; giderek kaynaşan ittifakın birleşen gruplarını ortaya çıkardılar.
Bu girişmeler çok sancılı ve çok çatışmalı oluyordu. Bunun nedenleri içinde grupların kendilerini başka başka atasoy oluşun kültürü olan totem orijininde geldiklerini söyleyen zıtlaşmalarıydı.
 
Farklı farklı söylemli ata soydan gelmenin inancını ilah bilinciyle aşmaya çalıştılar. İnsan denen ittifakı kültür kavramıyla kırıp, aşmanın inşasına başladılar. Böylece ittifakı dönemle birlikte totemi zıtlığın çatıştırmasına karşı esenlik oluşla İNSAN OLMA'nın da vakti gelmişti.
 
Kabaca 12 bin yıldan bu yana İNSAN OLMAYA uğraşıyoruz. İnsan olmak ne bir mahiyet ayrılığı ne bir eşrefti. İnsan olmak bir kültürdür. Hala insan olamamakla ve insan olamamaktan kaynaklı utandığımız birçok yönlerimiz vardı.
 
Kısacası insan doğmamıştık. Milyonlarca yıl kimse bize, biz de başkalarına, insan dememiştik. Bu gün insan olma denmesinden ne anlıyorsak, neyi kendimize uygun görüşle meşrulaşıyorsak; dünde buna benzer anlamaları her bir totem grup yalnız kendisi için; her bir ön ittifak aitliği de yalnız kendisi için anlıyordu. Her yapı insanı kendi kültürü içinde; kendi ittifak uygarlığı içinde anlıyordu. Kendisi için anladığını, kendi totemde si ve kendi ittifakı dışındakine dahi yakıştıramıyordu.
 
Sosyolojik yapılar kendi dışındaki totem grupları da, kendisi gibi anlamıyordu. Hoş o günlerde bir totem grubun diğer totem grupları, kendisi gibi anlaması için de hiç bir sebepte yoktu. Diğer totemilerle, ne bir ilişkileri; ne bir bağıntıları; ne de insani olmak gibi böyle bir zorunlulukları vardı. Ta ki İTTİFAKI DÖNEM ortaya çıkana değin bu böyleydi.
 
Artık İTTİFAKIN İNSANI OLMANIN ve İTTİFAKIN İNSANINDA KULYARATMANIN tek tanrılı dinler versiyonlu mitolojisi, pek çok kez okunan duyulan bilinen şeydi. Ama hiç doğru dürüst anlaşılmayan bir şeydirler de.
 
İnsan ve insanlık kavramının yaratılma çabaları aslında her biri ayrı ayrı olan, birbirini dışlayan erken dönemli totem aitlikleri; ittifakın aitliği olmaktan çıkarmalarıylaydı. Süreç yavaş yavaş bu sıyrılmalarını çeşitli aşamalarını totem alan yerine, ittifakın içinde izole ettiler. Sembolize ettiler. Yeni sürecin seremonizesini ve zihinsel hazımlı düşüncesini edindiler. İnsan, insanlaşmasını ittifakın entegreci uygarlık süreçleri içinde; olgunlaştıra, olgunlaştıra becerecekti.
 
İnsan ve insanlık kavramının yaratılması, totemi anlayışın değişip dönüşmesi üzerinde olacaktı. Bu süreç te giderek totemi kültürü yıkmada açılan bir cephe olacaktı. Her bir totemi aidiyet işareti olan totem damgası, totem dövmesi, totemi saç tipi vs. türü temsilcilikler insanların insan olma bağlacının, önündeki engellerdi. Totemi temsilcilikler; o günler için hazmedilir bir sosyal bağ doku değildi. Etkin bir totem kültür, bir arada bulunmanın insan bağlacına harç olamıyordu.
 
Her bir sosyal birlikçi grupların her bir aitti kişisi, o totem ata soydan olmanın amuletini, işaretini, her tür takı ve süslenmenin giyiniş gibi sembollerini, kendi anlayışları doğrultusunda iftiharla taşıyordular. Ancak bunu ilah anlayışlı bağlacın altında tutmak gerktiğini de biliyordular.
 
Sosyal kültür sizin kendi aitliğinizi taşımanızı ön görür. Grup aitliğiniz gruba katılım olmakla grup içinde rağbet görmenizi destekliyordu. Oysa toplumsa yapı, sosyal kültürlerle organize olamazdı.
 
Hele de ittifak öncesi anlayışların kotarması olan bir çeşit ötekileştirme ile toplumlar işleyemezdi. Toplum, sosyal yapı gibi; birbirini başka totemin ya da başka ittifak tanrısına ait olmanın çocukları olarak görmezler.
 
Totemi için karşısındaki totem aitti kişileri kendi gibi kabul etmesi hayli zor bir sosyal kültür basıncıydı. Başka başka totemlere ait olmak, o gün için genel geçer kural olmanın kutsallığı, tapınak adamları eliyle sembolize edilecekti.
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...