Kurtuluşun Felsefesi 155

Ekleyen : Bayram Kaya , 22 Haziran 2019 Cumartesi aaa Beğen
“Egemenlik milletindi”. Kime karşı milletindi? demez iseniz sorunun cevabını alamazsınız. Siz egemenliği veren süreçleri yitirmedikçe egemenliğin farkında olamazsınız. İttifaklar mütekabiliyeti süreçlerle başlamakla ikinci tür egemenlik belirmişti. Görünüşte belli belirsizdi.

Egemenliğin temeli üretim ve üreten ilişkidir. Üretiyorsanız ve üreten bir ilişkiniz varsa, önce doğa karşısında, güdülmekten kurtulup egemen olurdunuz. Sonra da üreten başka bir üretim ilişkisi olan grup karşısında; muktedirlikle egemen olurdunuz.
 
İnsanlık üretmekle doğa karşısında egemen olmuştu. Ön ittifaklar içinde de diğer totem meslekli üreten grup sektörler karşısında, ilahi temsilci ilikle egemendiler. Üreten ilişki de üretim de kolektifti. Sahiplik te kolektifti. Dolaysıyla egemenlik de kolektifti.
 
Kolektif egemenlik kolektif mülkün özelleştirilmesiyle, mülk sahibi kılınan efendi saltanatı karşısında yitirilmişti. Artık egemenlik saltanat olan güce karşı verilecek olan bir kitle ve sınıf mücadelesiydi. Saltanatın gerisinde de El vardı.

Şu halde egemenlik saltanata ve onun inşacı mana anlayışı olan El ‘e karşıydı. Böylece egemenlik demokrasi tarihi ve özgürlük uğraşı olacaktı. Bu tutum üçlü bir sarmal egemenlikti.
 
Üçlü sarmal içindeki, güç te; mütekabiliyeti tutum olan demokrasi de; özgürlük te; kolektif olandı. Şu halde egemenlik şimdiden sonra yitirilen kolektif oluşun güncel şartlar içinde, güncel duruma göre, güncel konusu içinde; kolektif orjinli kökenin, adım adım geri alınmasıydı.

El, kendilerine mal-mülk vermediği kişiler karşısında kimilerine zenginlik vermişti. Böylece El 'in bu eylemi sınıfları veya kast sistemini doğurmuştu. El 'in keyfi paylaştırma yapan bu takdiri bütün kendi kötülüklerini ve çatışmacı çelişkilerini ortaya koymuştu.

Takdirde bulunduğu sürecin çatışma ve çelişkilerinden sonra El mülksüz olanların sefaleti karşısında mülksüz olanlara vaat etmeye, acımaya, lütfetmeye başladı.

Böylece El 'in ikinci bir karakteri belirecekti. Sonraki süreçte tevhidi olmak isteyen El' in bu tür ikili karakteri El' in kendi düalizmini ortaya koymuştu.

El mana anlayışına göre El istemedikçe siz ne emek harcamanızla ne de çalışmanızla malın mülkün sahibi olamazdınız. El 'in bu tür söylemleriyle tüm tarihi süreç, karartılmıştı.

El söylemi tek heceli ilk tür konuşma dilinin "L" sesinin al, el, ıl, il gibi sabit olmayan heceli okunuştu. El kolektif olana karşı kolektif olmayan ilk sahiplik ve özelleştirme ifadesini belirten mana anlayışıydı.

Mülk benim. Ben mülkümü dilediğime dilediğim kadar veririm. Dilediğime de vermem. Ve ben dilemedikçe kuluma hak ettiğinden başkası yoktur diyen bu söylemleri ile EL, tarih sel gerçeğin üzerine şal örtüyordu.  Dahası bu tarz El mantıklı bu strateji bir gerçeği aramak yerine inanmayı tarihin başına bela edecekti. Bu inanma tarihsel olan groteskti anlamadan da çok farklıydı.

Üzeri örtülen gerçekliğin gizemi (okültizmi) adeta açığa çıkarılması gereken bir kara delik etkisi veren, kara enerji çekimini oluşturmuştu.

İnşacı ve tarihsel süreç kolektif birim zamanlıydı. Ola gelen nesnel ve somut süreçti. El 'in geçmişi yok sayıcı en belirgin söylemi, kuluma hak ettiğinden (kaderinden) başkası yoktur söylemiydi.

Kişi için hak edilen gerçeklik ve somutluk kolektif birim zamanlı çalışması ve bu çalışmaya katılan emek gücü filan değildi. El 'e göre hak, "Mülk benim" diyenin keyfi bir rızk takdiriydi.

El söylemine göre emek ve çalışma mülk sahibi olmaya meşruiyet veren bir dayanak değildi. Mülkün iyeliğine dayanak ve meşruiyet olan şey El 'in size mülk vermesi gibi afaki ve gerçek olmayan bir anlayıştı.

Mal mülk sahibi beyler, efendiler bu tür anlayış içinde; kolektif ve somut belirmenin üreten iradesi olan ilahın yerine geçen; özelleştirmeci ve soyut belirmenin mülkünden veren irade olan El gibi sanal bir meşruiyet üzerine oturmuştu.

Şimdi ezilen kesimlerin mülksüz olmaları, geçmişteki kolektif yaşayış içinde oldukları zamanı gizemli bir varlığın çekimini, düşünce dünyası içinde çağrışıyordular.

Kendisini belli edip, kendisini çağrışan çekim; kolektif birim zamanlı, kolektif bir irade olan EGEMENLİKTİ. Kayıp üreten bileşenli kolektif paydaşlıktı. Kaybedilen kolektif oluştu. Kayıp yeni fark edilmişti.

Bu kayıpla EGEMENLİĞİN farkına varmışlardı. Kayıp olan EGEMENLİK, ÖZGÜRLÜK ancak ve ancak kolektif birim zamanlı, kolektif güçle ortaya konurdu. Tekil süreçlerin egemenliği ve özgürlüğü yoktu.

Aksi olan durum belirmedikçe; bir durum zıddıyla kıyas olmadıkça neyi yitirdiğinizi bilemezdiniz. Keyfi mülk dağıtımı karşısında maldan mülkten yoksun kalan mülksüz lük; kolektif iliğini bilmişti. Neyi yitirmiş iseniz, neyi bulacağınızı da bilirsiniz. Eş deyişle ne bulacağınızı bilmezseniz, neyi bulduğunuzu da bilemezsiniz.

EGEMENLİK tarihi diyalektiğin ya da tarihi bilincin; kendi yitiği ve kendi aradığıydı. Bu süre durum halkın "hakimiyeti millet" te dediği, şimdiki koşullarda halk egemenliğiydi.

Yaşam içinde olup biteni beyazı siyahla; küçüğü, büyükle; uzunu, kısa ile özelleştirmeyi, kolektif karşıtı ile öğrenmiş olan insanın, bu tür imaj düşünceleri kişinin düşünmesine, aklı işletmesine bol bol yetiyordu.

Çözümleme ve birleştirme düşünmesini yapan yetenekli kişi, tarihsel süreci analiz ediyordu. Kolektif düşünce ve kolektif deneyler içinde inşacı olmuştu. Bu inşa içinde yaptığı kolektif üretimlerle ortaya konan süreç; olup biten nesnel süreçti. Bu nedenle insan kolektif oluşu, kolektif egemenliği, kolektif özgürlüğü; gördü.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...