Maupassant Tarzı Olay Hikâyeciliği ve Ömer Seyfettin


Maupassant Tarzı Olay Hikâyeciliği ve Ömer Seyfettin 
 
Çağdaş öykücülüğün ilk örnekleri İtalyan yazar Boccacio,  ( 1313, 1375 )  ve “Decameron” adlı eseridir.   Hümanizmin ile realizmin temelini atan Boccacio,  ( 1313, 1375 )   çağdaş hikâyeciliğin babası sayılmaktadır.  Daha sonra Fransız Alphonse Daudet , Flaubertve Guy de Maupassant; İngiliz Stevenson, Dickens, Rudyard Kipling, Rus yazar Antuan Cehov, Gogol ve Tolstoy;  Cervantes’ ( İspanyol) , Amerikan  Edebiyatında Mark Twain  ve  John Stainbeck, hikaye cinliğinin  Dünya edebiyatındaki zirveleri olmuşlardır.
 
Dünya edebiyatındaki belli başlı iki hikâye tarzından birisini Guy de ı Maupassant, diğerini ise Rus yazar Antuan Çehov oluşturmuş ilkine Maupassant – Olay hikâyeciliği-;  diğerine ise Cehov  “Durum veya  Kesit “ hikâyeciliği tarzı denmiştir.  Çağdaş edebiyatta ise Alman E. T. A. Hoffmann ilk örneklerini verdiği Rus, Gogol ve Puşkin ile Amerikalı Edgar Allan Poe’nun geliştirdiği Fantastik öykücülük ile Ben Merkezli Öykücülük veya Post Modern Öykücülük diğer hikâye tarzları olarak karşımıza çıkar.
 
Türk edebiyatında çağdaş hikâyeciliği meslek haline getiren belli başlı ilk öykücü Ömer Seyfettin’dir. Ömer Seyfettin ise öyküde Maupassant tarzını benimsemiş ve hikâyelerini bu tarzda yazmıştır.  Olay hikâyeciliği olayı esas alan;  olayın başlangıç, gelişim ve bitiş planına dayanan bir hikâyeciliktir. Bu tarz hikâyede başlayan bir olay nasıl sonuçlanacağı merak edilecek bir hale geldikten sonra sonuçlanan çarpıcı bir olayın anlatımını esas alır. [1] Bu tarz öykülerde betimlemeler, mekânların belirgin fiziki özelliklerini ortaya koymakla sınırlı kalırken;  ele alınan olayın gerçekte yaşanmış hissi uyandıran,  bir olay olmasına dikkat edilir. Bu tarz öykülerdeki anlatıcı bir olayı en başından sonuna kadar izleyip aktaran birinci tekil, ilahi veya gözlemci bir anlatıcıdır.
 
Maupassant tarzında esas unsur olaydır. Bu olay ise realist veya natüralist bir yaklaşımla ele alınmış, yaşanmış veya yaşanması muhtemel olan bir olay olmalıdır. Anlatılan olay mantığa, sosyal hayata ve dünyadaki doğal yaşama aykırı gelmemelidirFakat buna rağmen ““Müstesna hayatlar ve müstesna maceralar yaşayan[2]kahramanların yaşadığı olayların seçildiği de dikkatten kaçmamaktadır.  Öyküdeki olay;  kurmaca veya hayal mahsulü;  tarihi ve yaşanmış bir olay olsa dahi dikkat çekici, ilginç bir olaydır. Bu ilgi çekici ve güçlü vaka, şiddet ve merak dozajı yüksek çarpıcı bir sonla biter.
 
Esasında olay öykücülüğü antik çağlardan beri süregelen klasik öykülerin sistemli hale getirilmiş şeklidir. Başka bir deyişle, Maupssant,  eski öykülerdeki destansı, efsanevi, masalsı veya mitolojik unsurları atarak;  öyküleri realist bir yaklaşımla ele almış; klasik motiflerden arınmış sistematik bir öykü tekniği ve vaka planı oluşturmuştur.
Olay hikâyelerinde müstesna bir karakter karşımıza çıkmakta;  bu karakterin yol açtığı veya etkilendiği bir vaka keskin bir çizgi ile başlayıp, gelişip;  bu olay nasıl bitecek, bu karakter ne yapacak sorusunu uyandırıp;  çarpıcı bir şekilde sonlanmaktadır.  Keskin hatlara sahip olan bu vaka planı okuyucunun yorumlamasına imkân vermeyen net bir olay seyrinde devam edip, bitmektedir. Serim, düğüm ve çözüm bölümleri ile keskin çizgili bu olaydan çıkarılacak olan ders de yazarın belirlediği net bir ana fikirdir. 
 
Gerçek hayata aykırı gelmeyen olaylara yön veren karakterlerin portreleri; öykülerdeki çatışmalara karşı aldıkları tavırlar,  koydukları tepkiler,  düğüme yol açan karmaşa karşısında okura da hissettirilen duyguları ile ortaya çıkar.  Gerçekçi olsalar da nadiren yaşanabilecek bu olaylarla karşılaşan bu müstesna karakterler çarpıcı olaylara karşı çarpıcı tepkiler veren, çarpıcı duygu düşünce ve eylemleri olan karakterlerdir.
Hikâyedeki kişiler öyküde işlenen olay sayesinde ortaya çıkan,  fedakârlık, çalışkanlık, titizlik, korkaklık, kahramanlık gibi yönleri ile vakaya sonuç verirler. Öyküdeki olaylar hikâye kahramanlarının özel bir yönünü ortaya çıkaracak şekilde dizilirler.
 
Çevre ve kahramanların betimlenmeleri vaka ile uyumlu biz düzen içinde aktarılır. Olay mekânları sosyal ve fiziki çevre detaylara girilmeden vakanın meydana gelmesini sağlayacak kadarıyla tasvir edilir. Olay hikâyelerinde mekân, sosyal çevre, fiziki görünüme vb ye ait detaylar çok öne çıkmaz.
 
Olay hikâyeciliğinde merak ve entrika oldukça önemlidir. Bu nedenle hikâye merak ve heyecan uyandıracak bir vaka dizini ve planına sahiptir.  Olay,   serim düğüm çözüm planı izleğinde ve git gide merak ettirecek ve merakı artıracak bir düzen içinde anlatılır.  Düğüm bölümüne kadar tetiklenen merak, iyice düğümlendikten sonra çözüm bölümünde çarpıcı bir sonla biter. [3]
 
Olay hikâyelerinde anlatının ana fikri; ders veya ibret alınması için anlatılan olaylar ile kahramanların tepki, tavır ve eylemlerinden ortaya çıkar.  Bu tip öykülerde olay, mantıklı bir seyir içinde ve olaydan çıkartılacak ders de bu olay ve sonucuna göre okura dayatılır.
 
Maupassant tarzı öykücülükte zaman, mekân ve kişi unsurları vakaya bağlı olarak ve vakanın anlatılmasının gerektirdiği şekliyle önem kazanır. Öykünün tez düşüncesi, olayın oluş ve bitişinden çıkartılan belirgin bir öz düşünce olarak karşımıza çıkartılır.
 
Bu tarz öykülerde vakanın anlatımı esas kabul edildiği için anlatıcının samimi, açık, anlaşılır, içten inandırıcı ve sade bir dille yazması icap eder.  Öykücü vakanın okur tarafından çok iyi anlaşılmasını amaçlar. Vakanın açık, anlaşılır ve bariz bir şekilde anlatılabilmesi; dilin sade ve anlaşılır olmasını gerektirmiştir.
 
Maupassant tarzının bu dil anlayışı, Türk Edebiyatında  “ Yeni Lisan “ adlı makaleleri ile dilde sadeleşmeyi, “ sokakta konuşulan dili edebiyatın dili haline getirmeyi” gaye edinen Ömer Seyfettin’in dil anlayışı ile bire bir örtüşmüştür.  Her şeyin “Türk’e has ve Türk’e göre” olması gerektiğini savunanlardan biri olan Ömer Seyfettin,  yazdığı öyküleri de bu düşünme biçimi ile yazmıştır.  Türk Tarihinin parlak günlerini, kahramanlık mücadelelerini anlatarak “ Türklük gurur ve şuurunu halka aşılmak “ isteyen Ömer Seyfettin’in olay hikâyeciliği tarzında ilk temsilcimiz olmasının nedenleri de bunlardır.
 
 
 
 
 
[2] Özcan BAYRAK, Tahsin YAPRAK, TÜRK HİKÂYECİLİĞİNDE HALDUN TANER’İN YERİ VE KİTAPLARINDA YER ALMAYAN “TÖHMET” ADLI İLK HİKÂYESİ, Tarih Okulu Dergisi (TOD) r 2013 Yıl 6, Sayı XV, ss. 481-498.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


4 Yorum
11.11.2017 - 16:41
Hocam, Yüreğinize , emeğinize sağlık...Çok gereksinim duyduğum bir yazı okudum. Selamlar saygılar.

11.11.2017 - 17:00
çok faydalı bir paylaşım. şahsen bunların pek çoğunu önceden hiç bilmiyordum. Çok memnun oldum gerçekten çok sağolun

11.11.2017 - 20:49
Paylaşım için tebrik etmek ihtiyacını hissettim. Başarınızın devamını dilerim

11.11.2017 - 21:09
Ciddi ciddi üzerinde durduğum bir yazı oldu. Aslında bu paylaşımı analiz etmek de lazım.