Nasıl Yaşar Ve Neden ölürüz 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 24 Temmuz 2019 Çarşamba aaa Beğen 1
"Her can ölümü tadacaktı". Kişinin kendisi ölümü yaşamadığı halde ölümü yaşamışçasına belirten (!) bu söz deneye değil, halk folkloru içinde ki gözlemsel (gözleme dayalı) bir sözdür.
 
Unutmayınız ki, inşamız içine giren özdek ve diğer özdek, özelliği olan doğa kuvvetleri; 13,8 milyar yıl önce başka bir evrenin uzantısı olarak dönüştü.
 
Yani başka şartların ürünü olmakla yola çıkan özdeki inşa şimdiki halimize kadar evirilmişti. Yani ne Dünya ne evren ne de hayat; bizim için değildi. Bizim için evirilmemişti. Aksine biz bu evrimim ürünüydük.
 
Yasa belli şartlar altında belli durumla davranan olgu olay süreçleri olmakla pekin bilgidir (duru-açık seçik bilgidir). Yasa size bilgi vermez. Siz bir yasayı bilgi olarak açıklıyorsanız bu teoridir.
 
Teori de çok doğru, çok kesin bilgi olmakla beraber, her zaman ve daima eksikliği ikame edilecek bilgi olarak bakılan bilimsel çalışma yöntemidir.
 
Her an bir yönü ile yanlışının eksiğini giderme, umulur, beklenir. Yani bunlara doğa yasaları gibi mutlak gözü ile bakılmaz. Pratiğe uygulanır. Her an yeni açıklamalarla desteklenir. Geliştirilir. Elektrik teorisi gibi. Bu teori ile çamaşır makinası, televizyon bilgisayar çalıştırırız.
 
Kendisi değil, içeriği eksiltilir. Yanlışladır doğrulanır. Ancak teorinin kendi referansı bir yasa olmakla, teori yasaya göre olmak zorundadır. Bu nedenle teori mutlak değilse de doğruluk payı hep çok yüksektir.
 
Teori her zaman yüzde yüze yakın doğrulukla ama hep yüzde yüz olmayan değerle örneğin %99,99 değeri aşamayan bir doğruluk olarak görülür. Ki mutlaka öyle olmalı. Teori bir yasanın, neden ve nasıl öyle oluşunu açıklar.
 
Sözgelimi adına yerçekimi, kütle çekimi, gravitasyon denen yasayı açıklayan Newton teorisi, Einstein'ın Genel ve özel görecelik teorisi ve bileşik alanlı kuantum teorisi hep bu bir türlü eksiği dolmayan ve dolmayacak olan teorem olmakla %99'luk kısma ikame olacak tamamlana bilir durumuyla yasanın açıklayıcısıdırlar.
 
Bu teorilerin hiçbiri birbirini yanlış kılmazlar. Birbirinin eksikleri üzerine birbirini geliştirir. Biri diğerini daha bir etraflı boşluk alanlarla açıklayan teoriler olmakla, hepsi de sonuçta kütle çekim yasasını nedeni ve nasılı olan durumlarıyla birbirini açıklayan tamamlayan teorilerdir. 
 
Newton teorisini bilmezseniz Einstein teorisini ve Heisenberg teorisini anlayamazsınız. İşte bunun gibi Evrim de bir yasadır. "Cisimler yere düşer" söylemi nasıl yerçekimi yasası içinde kavranırsa "bütün canlılar da cansızlar da farklılaşır" söylemi evrim yasası içinde değerlenir. 
 
Darwin'in doğal seçilim teorisi evrime ilişkin bir açıklama ce cevap olmakla evrim yasasının işleyişini açıklamaya çalışır.
 
Yine, Van Valen'in red gueen effect teorisi evrimi bir başka biçimde açıklayan teoridir. Red queen effect ile der ki evrimde bir tür gelişirken -çevre gelişirken- çevre içinde buna bağlı olarak başka bir tür de gelişir, değişir. İşte bu isim bu türün gelişmesine verilen bir addır.
 
Lamarck teorisi. Ve yine Dawkins'in Gen bencil diri. Gould'un sıçramalı evrim teorisi, Feynman ve sicim teorisi vs. hep evrim yasasının nedenini, nasılını açıklamaya çalışan yaklaşık ve kimi kez pratik bilgidirler.
 
Şunu da belirterek bu konuyu kısaca burada kapayayım. Teori bir olgu ve olayın sürekli olarak doğrulanmış gözlem ve deneylerini ele alır. Teorinin bir yasayı açıklaması teori kapsamında olduğu gibi yine teori henüz deney içinde doğrulanmaya sokulmamış bir kuram durumunda da olması hep mümkündür.
 
Aksiyomu ile ortaya konan hipotez ispatlanmakla teori olmadığı gibi teori de ispatlanınca asla yasa olmaz.
 
Büyük patlamadan önce zaman, kütle, enerji, foton kütle olmadığı için ağırlık çekim görünür nesne yoktu. Yani enerji olsa da görünmezdir.
 
Kütle oluşunca zaman başladı. Birim hacme düşen kütle miktarı olağan üstü yoğunken 1 cm³ hacim de kütle, akıl almaz denli bir kütle ile trilyon tonlardaki değerleriyle ağır gelecektir.
 
Birim hacim kütle bu basınçtaki patlamalarla o birim hacimdeki madde seyreldi genişleme başladı m³ te 8, 10 atom seviyelerine kadar seyreldi genişledi. Böylece zaman ve özdek geleceğe doğru akışına başladı
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Mehmet Aluç
21 Ağustos 2019 Çarşamba 19:27:32
"Her can ölümü tadacaktı". Kişinin kendisi ölümü yaşamadığı halde ölümü yaşamışçasına belirten (!) bu söz deneye değil, halk folkloru içinde ki gözlemsel (gözleme dayalı) bir sözdür.” Ölümden kaçış yoktur ayeti ile Allah kuluna, ölüm mutlaktır ona göre yaşayın, benim doğru içi dolu olan yasalarım varken, kendi çıkardığınız yasalarla ömrünüzü heba etmeyin… Çünkü onlar teori de kesin bilgi olmamakla beraber, ölümlü olan insanın yok olacak aklıyla, her zaman ve daima eksikliğini hissedeceğiniz bilimsel olsa da bu çalışma yöntem, sizin dünyayı inşa etmek için harcayacağınız zamanı sizden çalacaktır diyerek, nasıl yaşamamız ve nasıl bir çaba içinde ölmemiz gerektiğini hatırlatan ayetlerdir. Emeğinize sağlık kardeşim,selamlarımla.


22 Ağustos 2019 Perşembe 13:23:43
Merhaba üstadım. Yazılarımda çok kusurlar olmalı ki anlatmaları doğru yapamamaktayım. Benim yaratılışı savunmak ya da yaratılışı eleştirmek gibi bir heyecanım, sorunum ve takıntım yok. Ve yaratılış yazı içeriğimin konusu bile değildirler. "Her canlı ölümü tadacaktır" sözü yazıda da belirttiğim gibi halk foklörü içinde konfiçyuzimden, şintoizmdeni budizimden, kızl derili manitusuna kadar söylenen veciz bir sözdür. Ben Ayet mayet demedim. Dersem suresi ile yazarım. Böyle bir cümleyi bizler ayet olarak okumuş, aklımızda da ayet olarak kalmış olabilir. Ben dünya kültürü içinde okudum. Dünya kültürü içinde motif olarak söyledim. konu bu kadar basit. "Çünkü onlar teori de kesin bilgi olmamakla beraber, ölümlü olan insanın yok olacak aklıyla..." diyorsunuz. Bir konuda iyi anlaşalım . Bunlar eleştiri cümleleri değl ve olamazlar da. Zaten teori yanlışlanarak doğrulanıp pratiği, egzersizi, uyulaması, ameliyesi, fiilatı yapılan demektir. Eğer bu bir eleştiri ise aynı şey, sizin savunduğunuz ilkeler için de söylenir. Oysa teori tartışılma yanlışlanma üzerine doğrulanıp yeniden geçersiz kılınanadek uygulamalı inşa olan bir dinamiktir. Halbuki sizin yaratılışçı savınız doğru veya yanlış beni hiç ilgilendirmez. Eleştirmem de. Eleştirilemezlik üzerine,inanç dahiliyesine kurulmuştur. Ne tartışılı. Ne yanlışlanmasına izin verilir. Ne uygulanır . Zaten doğrulamak ta olası değildir. Bu yüzden yazılarıma yaratılışçı manalar sokuşturmak konuyu bu eksen de tartışmak haksızlıktır. Yazımla birlikte eşletilen yaratılışçı anlamı bilinç altına göndermedir. Yani illüzyondur. "İnsanların yok olacak aklıyla diyorsunuz". Ben yazılarım dahilinde birbirimizi anladığımız kanısında değilim. Savlamayı yapan ben olduğuma göre "sizdeki algılarla değil benim yazılarımda şu iki gerçeği iyi görmelisiniz". 1- Hayata tek başımıza geliriz. Ama hayata toplum olarak kolektif devam ederiz. Toplum dışında kolektif oluş dışında insan hayatı var mı? Sizin hayat dediğiniz biyolojinizi sürdürmektir. Biyoloji hayat değil, aksine biyoloji hayatın kullandığı bir enstrümandır. Araçtır. Kalıptır. Hayata tek başına som biyolojisiyle doğan kişi Hem de kolektif bilinçle, kolektif hafızyala, kolektif depo bilgi ve mirasla hayatına devam ederiz. Şu anda hayat bu. Kolektif ya da topmlumsal AKIL oluşun dışında, kişi olarak bizim tekil hayatımızın kendi aklımızla olan bir android telefonu, bir reno arabası, bir tekerlek ya da dişli serüveni, tirgonemetri, integral ve türev, genetik bilimi, veya uzay macerası, ya da kuantum dünyası vs. icadımız var mı? 2-Akıl kişi ile ve kişi hayatıyla ölür. Bunu savunan kim? Bunu savlamak çocuğa hitap eder gibi akıl ve fikir bile değildir. Yazılarımda bireysel akıldan bahsetmem. Bizim dışımızda bize de yansıyan im, imge imaj olan kolektidf akıldan bahsederim. Örneğin; Hamurabi yasalarını bilen 2. Ramsesin, Hattuşilin , Muvattallişin savaşlarını, Koprenikusun gök mekaniğini bilen kişi aklı değildir. Aksine eğitimle şunla bunla kişi aklı içine yansıtılan kolektif hafızalı kolektif aklın depo bilgisidir. Bu da sizinle ölen kişi aklı hiç değil. İfadesini bulan bu konular tartışılsa anlarım. Yani hayat ta, akıl da, kişinin dışında, kişiden; kişinin istek ve bilincinden bağımsız olmakla; ölen kişi ile ölmezler. Ne hayat ölür ne akıl ölür. Kişi hayatı ve kişi aklı sınırlı sonlu kesikli parçadır. Oysa sizin dışınızdaki siz olmayan hayat sınırsız sonsuz ve süreklidir. Toplum hayatının müthiş bir animasyoncu akıl ve similasyon olduğu, kişi aklının ve kişi yaşamının değil; kolektif hayatın, ve kolektif bilincin (aklın) kişilerde hiç olmayan bir eseridir. Sizin dışınızdaki hayat ve sizin dışınızdaki akıl ölmez. Kişi olarak Einstain ve Einstainin kişi hayatı, kişi aklı özel ve genel bağıntılılık teorisi Einstainle ölse bile şu anda Einstainin dışında Einstainden bağımsız bir var bulunuşla tartışılmakta uyulamaya sokulmakta, Einstainin kişi aklının ve kişi hayatının haberi olmadan üzerine halkalar eklenmektedir. İşte bu relative kuramına halkaları Einstainden sonra bile ekleyen, relativiteyi unutmayan ,sürekli kılan görecelik kuramını ölümsüzleştiren kolektif akıl ve kolektif hayattır. Yazımın tüm tezi ve özeti budur. Kanımca katılım ya da eleştiri bu minval üzerinde olmalıdır. Yazılarım hiç bir şekilde yaratılışçı anlama irca edilemez reddeyiyorum. Eger öyle bir kurama ihtiyaç duyarsam ben kendim yazarım. Şu ana kadar böyle bir kuram aklımın kıyısında köşesinde bile geçmez. Yine ha keza sürekli olan hayat ve akıl ölse bile, ölüsü; dirisi; arkeoloji ile konuşur, genetik bilimle konuşur belli çevrenin koşullarıyla (ekoloji ile) oradaki hayatın nasıl olması gerektiğini aimasyonve similasyonlarla konuşur. Yoksa "çevre bizim çin yaratılmıştır" cümlesinde bir fiske akıl çıkar mı? öyley diyorsanız öyledir. Bu kuramı ele alacaksınız bir bir pratiğe uygulayacaksınız. Olanı olmayanı ortaya döküp ortaya dökülene göre yeniden kuram olarak söyleyeceksiniz. O zaman makul mantıklı ve akıllıca olur. Sizin dışınızda sizin olmayan bir kolektif akıl ve kolektif hayat var. Hiç bir kolelktif akıl, hiç bir kolektif hayat çevre bizim için yaratılmış demez. Üretmedikçe de bu kadar nüfusla hastalığa direnç gösteren türle kolay kolay hayata tutunamazdı. Hayatın hayata tutunabilmek için boşluklu niş alanını doldurduğunun bile farkında değiliz. Çevrenin böylesine bir zenginlikle illa hayatı otu yiyen koyun üzerinde koyunu yiyen kurt üzerinde insanı yiyen mikrop ve aslan üzerinde, ölüleri çürükçül kılan niş alanındaki çürükçüllerle doldurduğunu dahi bilmiyoruz. Çevre bizim için filan değil. Uydurulmasın böyle şeyler. 150 derece sıcaklığın eksi 270 derce soğukluğun neresi bizim için? Ama 150 derecelik niş alanını ile eksi 270 derce sıcaklığı dolduran bakteri virus gibi bir hayat türü için adaptasyondur. Siz hayat deyince kendinizi jendinize göre yaratılmış çevreyi düşünürseniz elbette bakteri ve virüs sizin için hayat olamaz. Oysa bizi ortaya çıkaran kendi biyolojinizi oluşan hücre hayatın; daha fazlasıyla yaralı zararlı on kere yüz milyar tane katı bakteri ve bakteri hücreli bir hayatımız simbiyoz yaşamımız var Siz, siz bile değilsiniz. Hayat her ortamda, her çevreye göre değişim geçirerek üzerine aldığı enerji düzenli hayatı sürdürmek garanti etmekle bakteriden file kadar devamlı simüasyonlar yapar. Kükürtlü ortam solumasının neresi bizim için? Başlangıçta oksijenli ortam hayat için değildi. Hatta oksijen bileşikleri okside ederek polimer molekülleri ve inşamızı yok ediyordu. Şmdi var olan çevre ile havasız ortamlarla havası (oksijeni) olan ortamın neresi bizim içindi? Hatta uzay olan çevremizin nersi hayat için ve bizim içindi? Söz gelimim havasızlık ne bizim içindi, ne de bizim için değildi. O kendi var oluşlu zıtlıkla boşluk doluluk belirmesi içinde havalı ve havasızlık belirmeli üst üste kuantum zamanlardı. Bizde yani hayatta ya da var oluş ta bu havalı havasız niş alanları doldurmakla var oluşlu. Hava olan ortamda kıtlık nedenle beliremiyorsa hava olmayan mümbit ortamda bakteri düzlemli hayat olarak beliriyordu. Kişi aklı ya da kişi hayatuı değil. Kolektif akıl ve kolektif hayat; insan kültürüne ve insan toplum hayatına ilikin otuz milyon sayfaya karşılık dijital bilgiyi uzayın derinlikleine gönderdi. Bunu kişi hayatı ile kişi aklı ile yapıp takip etmek olası mı? Hahsettiğim hayat ve akıl bu? Kolektif olan akıl ve kolektif olan hayat. Tüm dinler ve inançlar bunu bilmez. Bilse bile tezine aykırı olacağı için bilmezden gelirler. çünkü dinlerin ve inanşların konusu bu değildir. Genel dinlerin ve genel inançların konusu nedir? "mülk benim. Ben mülkü dilediğime veririm, dilediğime vermem " olan bam teli bir savıdır? Hiç düşünmeyiz "kolektif hafıza" bunu niye böyle söyler. Üç milyar iki yüz milyon yıldır bunu böyle "mülk benim diye" hiç söylememişte bundan 8 bin yıl önce insanlar üretim ilişkisini iyice parlatmış iken birden biri ortaya çıkıp "mülk benim, bem mülkü dilediğime veririm dilediğime vermem" der? Acıcık bir düşünün. Hem de neye karşılık bunu böyle söyler? Durup dururken söylemez her halde. Bu sorunun cevabı insanlar azıttı da, sapıttı da böyle söylendi gibi etkileyci büyücü laflarla bu soru yanıt bulmaz. Çünkü mülk özelleştirilmeden çok önce kolektifti. Ve bu sözü El, kolektif (ortak paydaş) yapıya göre söylüyordu. yani özelleştirme olanın karşısında özelleştir me olmayan vardı. Realitenin (paydaş oluşun) karşısında irrealite (özel mülk olmayan) vardı. Her şey zıttıyla beliri. Burada şaşacak bir şey yok. ama pozitif belirir ama negatif belirir. Kolektifin malı yağma hasanın böreğine çevrilirken özel mülk yapılan süreç kolektif süreç karşısında doğru, haklı ve meşru olamıyordu. Özelleştirme realite olarak meşru olamıyorsa realite olmayan üzerin de de neşru olamaz mıydı? Olurdu hemde bal gibi olurdu. İşte bu nedenle özelleştirme tartışılması gayri kabil bir inanç ahdi üzerinde süreçle irrealite üzerinde yürütülüp meşru kılınmak istendi. Ve nitekm de günümüze kadar böyle oldu. Ve bütün taat itaat ibadetler bu ana savı gerçekleyen örten tarihsel gerçeği gizleyen söylem ve anlatımlarla, içinde çıkılmaz etmiştir. Bu bilgiler genel dinlerin kendi inaç temelleri içinde saklanıp, söyleyip, olup bitenin zıttını oluşmakal kendi kendisini ele verip ifşa ediyordu. Tardigrad denen bir hayvan ya da 1,2 mili metre boyunda bir hayat -200 derece ile artı 149 derece sıcaklıkta rahatlıkla hayatta kalıyor. hani çevr bizim içindi? Şimdi yine soruyorum Hayat deyince Tardigardın hayatını mı anlayacağız yoksa bizimkini mi anlayacağız? Öyle ya hangisi hayat? Bize göre yaratılmış diye uydurduğumuz çevre hangi hayata göreydi? Yani tardıgardı Ay'a Marsa bırakın 149 derecelik sıcaklığı olan ortamda havasız buzdan da fazla olan soğuklukta rahatlıkla yaşayacaktır. Bunun için sözler daima deneye, blgiye, gözleme, sol duyuya, gerçekliğe dayanmalıdır. Değişen çevre ile sağ duyu her zaman bizi yanılttığı için, zıttı durumla sol duyuya da ihtiyacımız var. Hayat ve akıl bizim dışımızda derken somuttur. Raailtedir. Siz pişpirik oynarken fırıncı ekmeğinizi çıkarır, kunduracı kunduranızı yapar. Devlet güvenliğinizi sağlar vs. Bunların tümü kolektif güç Biz kendi dışımızada kolektif güçle akıl ve kolektif hayat sahibiyiz. Bizim dışımızdaki hayat ve akıl kişi hayatı ve kişi aklı değildir. Yazarın savı bu. Bizim için yaratılana bunca bağımlılığımızın bunca mecburiyetin bunca muhtaçlığın, bunca mahkumluğun, bunca esaretin var iken çevre nasıl senin için yaratılmış olabilir? Ya da tersten soralım biz çevre olmak için mi varız? Tabii ki bu soru da ilki gibi doğru değil kısır döngüdür. Var oluş içinlik tanımaz, var oluş içinliği bilmez. Kolektif akıl ve kolektif hayat üretim hareketiyle birlikte içinliğin inşacısıdır. İşte dinler tam bu üreten ilişki ve üretim hayatı ile birlikte tam bu noktadan itibaren doğar ve içinciliği kullanır. var oluş içinciliği tanımaz çünkü neden sonucundan habersizdir. Çevrenin insan için olduğunu anlamak olası değildir. Seni yiyen bir aslanın senin, için yaratılmış bir çevre olduğunu söylemek için aklı paynir ekmekle yemek gerekir diye düşünmek gerekeceği kanısındayım. Hangi çevre bizim içindi? Üç milyar iki yüz milyon yıl önceki çevre mi? 200 milyon yıl önceki çevre mi? insanımsıların belirdiği 6 milyon yıl önceki çevre mi? Yoksa en son neandertallerin bile ortada kalkıp birçok türü olan hemcinslerimiz de olan homo sapienslerin ayakta kaldığı 30 000 bin yıl önceki çevre mi bzim içindi? Yoksa 15 000 yıl önce mini bir buzul çağdan çıkan çevre mi bizim için yaratılmıştı? Uydurma bedav. Bilimden bilgiden tarihsel bilinçten yoksun savlamalarla, uyduralım uydurabildiğimiz kadarla. Zaten çevrenin bizim için olmadığını anlamadığımızdan hep kısır döngü içinde aynı cümleleri yuvarlarız. Biz bizim dışımızdaki süreçler nedenle sürekli olur, ölürüz, doğarız ve böyle sürekli oluruz. Gerek dış bakteriler bağlamında, gerek hücre iç işlev yapılar ve bakteriler olan organelleri bağlamında yukarıda biz bile biz değiliz dedim. Yine dıştan da kolektif etki ile yine biz tam olarak biz değiliz dedim. Biz iç dünya ve dış dünya le birlikte bağıntı ve varız. Böyle olunca iç dünyamızda bile bir sinir hücresinin çoğalmaması, bir kas dokusunun bölünememesi ve bir telomerin kısalıp kendisini eşleyememesi nedenle ölümümüze sebep olması bile bizim dışımızdadır. Okuduğumuz bir yazıda illa kendi söyleminiz gibi konuyu anlayacaksak, buna tartışma bağlamında bir sözüm yok. Ama benim sizin anladığınız gibi hiç bir savım yok. hatta olası oldukça bilim dışı kalmamaya çalıştım. "İnsanların yok olan aklıyla diyorsunuz" Bakın insan yok olmadıkça insanın aklı yok olmaz. Yok olan insan aklıysa; söyleyin bana; o günden bu güne yok olan kişlerle Adem ile Hava hikayesi nasıl yok olmadı? Biz Sargon'un, Sargon'la yok olan aklıyla mı yaşıyoruz? Öyleyse kolektif akıl, kolektif depo hafıza ve kolektif hayat dışında bu durumda siz bana Adem'le Hava bilgisinin kolektif hafıza aktarımı değil de, kişinin aklıyla bildiğimizi ıspat edin, bem size bir güzel teşekür edeyim. Saygılarımla...

Mehmet Aluç
22 Ağustos 2019 Perşembe 19:59:57
Ankebût Suresi 57. Ayet Her can ölümü tadacaktır, sonra bize döndürüleceksiniz. Bu ayettir, siz başka bir sözden başka bir yoldan söz ediyorsunuz ben başka bir sözden yoldan gidiyorum, anlıyorum ki ortak bir noktada buluşamayacağız, selamlarımla.

Bayram Kaya
23 Ağustos 2019 Cuma 15:28:10
Sevgili üstadım. Bilimsel bir fikri çalışma ayet ve hadislerden yola çıkmaz. Ben de ayet ve hadisle yola çıkmadım. Bana öyle bir söz söyleyin ki insan tecrübesi içinde olmakla, dinde olmasın. Dinlerin söylediği kendisinden önce o bölge insanlarının söylediği kolektif deneyimlerdir. Ayet ve hadisleri baz alarak yola çıkılmaz mı? çıkılır. Ama onun adı bilimsel düşünce yazısı olmaz. Ayet dediğiniz mutlaka ayettir. ona bir sözüm olamaz. Ama aklı başında olup ta her gün onlarcasını gördüğümüz ölüm ve yaşama dek olgu ve olayın, ayeti bilmeyen bir kızıl derili folklörü içinde "manituya gitmek" olarak aynen vardır. Buna ne buyurulur. Konuyu böyle tartışmanın hiç bir anlamı ve yararı yok. Zaten yazımın konusu da ne ayettir ne hadistir. Neden yaşar? neden ölürüz? diye bir görüngüyü halk folklorü içinde en bilinip söylenen sözle konuya motivasyon girizgahı yaptım. Mesele bu Konuyu ayet hadis bağlamında ele almak zorunda mıyım? Böyle bir yazı çalışmasını herkes yapabilir. ortak noktada buluşmayacağız. ortak noktadan referansla hareket edip referansa (başlangıç şartlarına bağlı koşullarla sorunu dile getireceğiz. ortak referansımız bilim, gözlem, deney, bilimsel sonuçlar , bilimsel yasalar teoriler, pozitif bilimler ve bilim felsefesidir. birazda kimya fizik elektronik bileceğiz bunlar olmadan bilimsel felsefe üretilemez.. genel hatalarıyla Fizik, kimya elektronik mekanik vs. bilmeden hayatı, yaşamı anlamakta olası değildir. İşte o zaman da konuyu getirir getirir ayete hadise dayandırırız. Ne diyeyim sağlık olsun. Bu durumda ayet ve hadisle yetineceğiz demektir. zaten 1400 yıldır da yetiniyoruz ne yetindiysek. Ayet ve hadisler kendi saygın ve muteber yerinde durmak koşuluyla yararlı olmaya devam etsin. Selamlarımla

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...