Palu ve Septioğlu Şeyhleri ile Şeyh Said İsyanı

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 21 Haziran 2018 Perşembe aaa Beğen 8
 
 
Palu ve Septioğlu Şeyhleri ile Şeyh Said İsyanı
 
Elâzığ’ın ilçesi olan Palu, Urartulardan günümüze kadar uzanan Palu Kalesi, Murat Nehri, Ulu Camisi, Merkez Camisi, Alacalı Mescit, Cemşit Bey Mescidi ve Türbesi ile  dikkat çeken bir ilçedir.
 
Çaldıran Savaşından sonra Çemşit Bey’in Osmanlıya hediyesi olan Palu denilince, akıllara bir de Şeyh Ali Septi, Şeyh Hasan, Şeyh Said gibi Nakşibendi tarikatının Halidye kolu üzerinden Palovi tarikatını kuran Septioğulları gelmektedir. Palu’nun kültürel ve manevi dünyasını şekillendiren de bu şeyhleri ile Septioğlu’larıdır.
 
Bu aile sadece Palu, Hınıs, Elazıg ve Bingöl civarlarındaki ahalinin ve Nakşibendilerin manevi önderleri olarak kalmayıp; Şeyh Said İsyanı ile de TC. Tarihi için önemli bir sayfa da açmışlardır.
 
Aileyi Palu’nu maddi manevi ve kültürel dünyasına kazıyan kişi ise Seyyîd Şeyh Ali Septî Palevi’dir.   Seyyîd Şeyh Ali Septî,  Mevlânâ Halid Bağdadî adı ile meşhur “Şeyh’ul- Ekrad” (Kürtler’in Şeyhi) Mevlânâ Halid el- Kurdî’nin halifelerinden ve Şeyh Said’in dedesidir. Seyyîd Şeyh Ali Septî ‘nin torunu olan Şeyh Said ise Türkiye Cumhuriyeti ve laik düzene ilk büyük isyanı çıkaran şeyh olarak tanınmıştır.  
 
ABSTRACT
 
In this article, the effects of Sheikh Ali Septi and his sons' on religious, political, cultural and social life in Eastern Anatolia and the Sheikh Said rebellion, its reasons and attributes will be emphasized. Sheikh Ali Septi and his family are the sect leaders of the Naqshbandis around Palu, Hınıs, Bingöl, Elazığ and Diyarbakır. Sheikh Ali Septi is the caliph of Mevlana Khalid, also known as "Baghdadi" by the Naqshbandis. Sheikh Ali Septi came to Palu when he was in Diyarbakir and opened a lodge (islamic monastery) in Palu and spread his influence to the surrounding areas. Sheikh Ali Septi and his descendants have been spiritual leaders of the region spreading to Palu, Hınıs, Elazığ, Bingöl and Diyabakır; especially they have had important contributions to the cultural world and social development in Palu, Hınıs, Bingol and Elazığ. Sheikh Said who was the grandson of Sheikh Ali Septi, expanded his own and his ancestors’ influence in the area, and rebelled against the secular system which was put into action by the Republican administration. Sheikh Said, who was a fan of Shari’a system, opposed the removal of tekkes, zawiyehs, Sheikhism and the Caliphate. The rebellion started after a simple judicial case occured during a wedding ceremony. Sheikh Said was executed after the rebellion was suppressed. As he was accused of establishing a separate Kurdish state, in fact the rebellion came out because of the religious problems.
 
 
Şeyh Ali Septi ve ailesi hakkında tespit edebildiğimiz ilk belge H-29-04-1241 miladi 1826 yılına aittir. Bu belgeye göre Septi’lerin Palu ve civarına geliş tarihleri muhtemelen 1826 veya birkaç yıl sonrasına dayanır. Ayrıca bu belge sayesinde Septi ve Haydaranlı aşiretlerinin göçer ve hayvancılığa dayalı bir yaşama düzenleri olduğu, hatta bu iki aşiretin birlikte hareket ettikleri,  Septi ve Haydaranlı aşiretlerinin yazlık ve kışlak yerlerinin bulunduğu 1826 yılına kadar Erciş, Adilcevaz; Muş, Hınıs, Tekman, Malazgird ve Siird sancaklarında kışladıkları ortaya çıkmaktadır. “Haydaranlı ve Sebki aşiretlerinin Muş Mutasarrıfı Selim Paşa'nın inhası vechile Erciş'te ve Adilcevaz semtlerinde kışlatılması bu tarafların müsait vaziyette bulunmamasına binaen münasip olmayıp mumaileyh Selim Paşa'nın gerek yurtluk ve gerek mukataa vechile uhdesinde olan Muş, Hınıs, Tekman, Malazgird ve Siird sancaklarında kışlatılması[1]
 
Şeyh Ali Septî,
 
Şeyh Ali Septî, hicrî 1191 (miladî 1777) senesinde (başka bir rivayete göre 1786) o zaman Diyarbakır’a bağlı olan Çılsıtun (Kırkdirek) köyünde dünyaya gelmiştir. [2] Şeyh Ali Septî ‘nin baba adı Molla Kasım, dedesi ise Mevlânâ Haydar’dır.  [3]  Kaynaklardan çıkartılabilecek bilgilere göre Şeyh Ali Septî’  çocukluk veya ilk gençlik yıllarında Bağdat’a gitmiş, Mevlânâ Halid Bağdadî’nin dergâhında eğitim görmüştür.  Nitekim Şeyh Ali Septî’nin oldukça iyi bir eğitim aldığı, dergâhta en dikkat çeken kişilerden birisi olduğu Mevlânâ Halid Bağdadî’’nin tespit edilebilen birkaç halifesi olmasından da ortaya çıkmaktadır. Nitekim Mevlânâ Halid Bağdadi’nin halifesi olana kadar da Bağdat’ta yaşadığı malumdur.  
 
Mevlânâ Halid Bağdadi’nin Bağdat’ta oturduğu, orada bir dergâhının olduğu ve Nakşibendî Kürtler arasında “Bağdadî” diye de tanındığı apaçık bilinmektedir.[4] Bağdadî’ Mevlana Halid’in diğer bir müridi ise Nehrili Seyit Taha’dır. Bağdadî’ Mevlana Halid’in bu iki halifesinin torunları olan Palulu Şeyh Said ile Nehrili Seyyit Abdülkadir TC ye karşı yapılan ilk siyanı çıkarmak ile suçlanacak ve idam edileceklerdir.
 
Şeyh Ali Septi’nin de bu dergâhta eğitim görüp Bağdadi’nin halifeliğine kadar yükseldiği Osmanlı Arşiv belgeleri ile de sabittir. [5] Nakşibendi tarikatının en önemli kollarından biri olan Halidilerin bir kolu olan Şeyh Ali Septî’nin seceresi 1V Murat zamanında Bağdat Seferi’nin meşruluğu için Fetva vermeyen Seyyîd Haşîm’e kadar uzanır.  Seyyîd Haşîm “Müslümanların kanının dökülmesinin caiz olmadığını  ” öne sürerek 1V. Murat’ın Bağdat Seferinin meşruluğu için istediği fetvayı vermekten kaçınmış, rivayetlere göre IV. Murat Bağdat Seferi dönüşünde Seyyîd Haşîm’in köyünü yaktırmış ve bu katliamdan sadece küçük oğlu Hüseyin kurtulmuştur. Bu ailenin bilinen en eski şeceresi ise Seyyîd Haşîm’e’in dedesi Seyyîd Muhammed Bademgerî’ye kadar uzanır. [6][7]
 
Bu aileye “Sebti”  ünvanlının veriliş nedeni; sebt kelimesinin ” torun, hafid, peygamber torunu.” anlamlarına gelmiş olmasındandır.  
 
Şeyh Ali Paloyî  ( Palevi)  adı ile de bilinen Şeyh Ali Septî,  Diyarbakır’da irşat ile uğraşırken oldukça tanınmıştır.  Nitekim Osmanlı Arşiv belgelerinden anlaşıldığına göre Diyarbakır’da Şeyh Said adına bir vakıf ayrıca Şeyh Saidküçük adlı bir mahallenin de bulunduğu anlaşılmaktadır.[8] Belki de bu mahalle ve vakıf Şeyh Ali Septi’nin Şeyh Sait adındaki amcası veya amcazadelerinden birisine aittir.
 
O devrin en önemli Nakşibendi Şeyhi olan Hindistan da mürşitlik görevini sürdüren Şeyh Abdullah Dehlevî’dir.  Şeyh Ali Paloyî  adı ile de bilinen Şeyh Ali Septî, Diyarbakır’da irşat faaliyetini sürdürürken;  Şeyh Abdullah Dehlevî’nin Diyarbakır’a gönderdiği Mevlânâ Halid el- Kurdî, Şeyh Ali Septî ‘ye Palu’ya yerleşmesini işaret eder. Bunun üzerine Şeyh Ali Septî, tüm ailesini de alarak Palu’ya yerleşmiştir.   (miladî 1828 – 1830)  Septi ailesinden gelen diğer Şeyhler de bu tarihten sonra irşat faaliyetlerini Palu’da yürütecektir.[9] Bunun üzerine Şeyh Ali Paloyî ‘nin kurduğu bu Nakşibendilik koluna Palevî kolu denir. [10]
 
Nakşibendilerin Halidiye koluna mensup bu ailenin etki alanı Bingöl, Genç, Hınıs, Elazıg,  Diyarbakır ve Palu arasında olmuş, Elazığ ve Hınıs’daki Halidî tekkelerini de bizzat Şeyh Ali Septî kurmuştur.[11] Böylece Şeyh Ali Septî; Palu, Elâzığ, Genç, Bingöl ve Hınıs’ta müderrislik yapmış veya buralarda açtığı dergâhlara yetiştirdiği halifelerini de göndermiştir. Nihayetinde de bu yörede Nakşibendî tarikatının Palevî kolunun şeyhi olarak büyük bir ün ve itibar da kazanmıştır.
 
Bu aile “Şemdinli’deki Nehrî dergâhı ile beraber Palu’daki Septî dergâhı Anadolu içindeki Kürt-Nakşî örgütlenmesinin iki odağından biri[12]  dir.   Dolayısı ile Palu,  Doğu Beyazıt,  Mardin Tillo gibi belli ailelerin irşadı ile şekillenen noktalardan birisidir.
 
ŞEYH HASAN
 
Palu’daki tekkesinde faaliyet gösteren Ali es-Sebtî 1870 yılında 96 yaşında iken ölmüş ölümünden sonra yerine oğlu Şeyh Hasan geçmiştir. Şeyh Ali Septi’nin dört oğlu vardır: Hasan, Hüseyin, Muhammed ve Mahmut. 
Şeyh Ali Septi’nin yerine postnişin olan oğlu Şeyh Hasan’ın devletten maaş da talep ettiği belgelere yansımıştır. Nitekim Şeyh Hasan tarafından verilen istidaya cevap olarak sadaretten gelen cevap şu şekildedir:  “Mevlana Halid'in halifelerinden merhum Şeyh Ali Efendi'nin Palu'da bulunan tekkesi postnişini olan oğlu Şeyh Hasan Efendi'ye talep edilen maaşın tahsisinin mümkün olmadığından karşılık bulunursa Diyarbakır Valiliği'nce maaş bağlanması.” ( Miladi 1893) . [13]  
 
Şeyh Mahmut da babasının yolundan gitmiş,  babası ve ailesinin ününü bölgede yüceltmiştir. Dönemin Diyarbakır valiliği kanalı ile devletten maaş da aldığını tahmin ettiğimiz Şeyh Hasan yörede dolaşarak vaazlar da vermiş, Diyarbakır Piran’da inşaatında bizzat da çalışarak bir cami yaptırtmıştır. Bu nedenle Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurrahim de Piran’a yerleşir.  (Dicle, o dönem bir köydür)
 
Osmanlı arşiv belgelerinde Şeyh Ali Septi ve oğlu Şeyh Hasan’ın devlet aleyhine bir cürüm işlediğine dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır.  
 
Şeyh Hasan ‘ın kardeşi ve Şeyh Said’in babası Şeyh Mahmud, Bingöl, Karlıova’da Şeyh Ahmed-i Çanî’nin kızı Âmine Hanım’la evlenmiş medrese ve talebelerine gelir temin etmek için Erzurum, Hınıs ilçesi Kolhisar köyünde arazi satın almıştır.[14] Bu nedenle Şeyh Said, Hınıs’ta büyümüş ve eğitimini de burada tamamlamıştır.
Şeyh Hasan öldükten Şeyh Hasan’ın kardeşi Şeyh Mahmud’un yedi oğlundan biri olan Said (Şeyh Said) amcası Şeyh Hasan’ın yerine tarikatın postnişini seçilir. Şeyh Said’in altı tane erkek kardeşi vardır. Bunların adı ise Bahaddîn, Necmeddîn, Tahir ,Mehdi Abdurrahim, Diyaeddîn [15]
 
 
İsyana Kadar Şeyh Said’in Hayatı Hizmetleri ve İlişkileri
 
Şeyh Said, Hınıs Tekkesinde faaliyet göstermiş;  Palu’nun da şeyhi olmuş,  Şeyh Said ve ailesi 1878 Osmanlı Rus savaşında devletin yanında Ruslara karşı savaşmış ve direnmiş yenilgi sonrasındaki Rus işgali sırasında ailesi ile Diyarbakır’ın Piran ilçesine gelmiştir.
 
 Beşi kız;  beşi oğlan olmak üzere toplam on çocuğu olan Şeyh Said, müderris ve Şeyh olarak Hınıs ve Diyarbakır’da büyük bir ün kazanmış,  çevredeki aşiretlerin de dinî ve içtimaî reisi haline gelmiş,  aşiretler ve bölge halkının ilk başvurduğu ve sözünü ilk dinlediği bir halk önderi olmuştur.
 
Şeyh Said, Hınıs’tan Diyarbakır’a gelince eski eşini kaybetmiş, Cibranlı Hâlid’in kızkardeşi ile evlenmiştir. [16] [17]  . Aile efradından bazılarını da yöredeki ağaların çocukları ile evlendirir. Buna rağmen Diyarbakır’da kalmaktan hoşnut olmamış olacak ki.  Rus işgali sonrasında tekrar -Hınıs’a dönmüştür.
 
Ayrıca Şeyh Said’in pek çok malı, büyük ve küçükbaş hayvan sürüsü de vardır. Oldukça varlıklı biri olduğu anlaşılan Şeyh Said aynı zamanda yörenin en ünlü ve en büyük hayvan tüccarı da olmalıdır. Çok sayıda büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiren Şeyh Said’in hayvanlarını pazarlamak için Suriye’ye, Musul’a,  Şam’a, Bağdat ve Halep’e kadar defalarca gidip geldiği de kayıtlara geçmiştir. Belgelerden anlaşıldığına göre üç beş yüz atlı ve silahlı adamının olduğu bu sayede sürülerini Doğu Anadolu’dan Halep, Bağdat ve Şam’a kadar götürüp getirebildiği ortaya çıkmaktadır. Hınıs, Erzurum, Karlıova, Bingöl ve Palu’ya kadar geniş arazilere de sahip olan, devletten de Şeyhlik maaşı alan ailenin oldukça varlıklı ve nüfuzlu olduğu arşivler ile de sabittir.
 
Hayvan ticareti için Musul ve Bağdat’a gidip gelen Şeyh Said’in bu ticari yolcukları esnalarında Şemdinli’ye de uğradığı, dedesinin dergâh dostu Nehrili Seyit Taha’nın torunu olan akranı Şeyh Abdülkadir ile de sık sık bir araya geldiklerini tahmin etmek zor değildir.
 
Şeyh Said ve ailesi Erzurum, Diyarbekir, Musul, Şam, Halep’e kadar geniş bir sahada hayvan ticareti yapmakta tekkelerinde ve dergâhlarında yüzlerce yoksul çocuğunu yatılı olarak eğitmekte ve barındırmaktadır. Civardaki 400’e yakın medrese ile 500 civarında tekke ailenin kontrolü altındadır. [18] Ayrıca ailenin çok sayıdaki hayvan sürüsüne bakması için çok sayıda çoban ve nahırcı barındırdığını da tahmin etmek zor değildir.
 
Şeyh Said ve Septi aşiretinin 1896 yılında meydana gelen Ermeni olaylarında aktif rol aldıkları, Rusların desteği ile Türk ve Kürt köylerine saldıran Ermenileri cezalandıran aşiretler birlikte hareket ettikleri vesikalara da yansımıştır. “Vukuatlar esnasında genellikle Ermeni karyelerinin hasar gördüğü. Müslüman ahaliye yapılan nasihatler ve icab eden yerlere jandarma konulması sonucu Erzincan, Kiğı ve Bayburt'ta hadiselerin kesildiği. Tercan ve Pasinler'de karışıklıkların azaldığı. Hasnanlı, Haydaranlı, Sepki vs. bazı aşiretlerin Pasinler, Hınıs, Karakilise ve Eleşkird kazalarında yaptıkları tecavüzler.”[19]  Bu belgeye göre Şeyh Said’in Ermenilere karşı direniş gösterilmesine onay verdiği ortaya çıkmaktadır.
 
Bu yıllarda dahi Dersim’deki İzollu Aşireti ile yöredeki diğer aşiretlerin isyan benzeri bir karışıklık çıkardıkları ama Şeyh Said veya Şeyh Said’ bağlı olan Palu ve Hınıs’taki ahalinin onlarla birlikte hareket etmediği anlaşılır. “Mamuratülaziz, Arabkir, Palu ve Erzurum'da asayişin berkemal olduğu, ancak Dersim'in İzollu aşireti ve diğer aşiretler ile birçok ekradın taarruz maksadıyla Murat nehrini geçtiği haber alındığından iki müfreze asker sevki.”[20]
 
Şeyh Said’in İngilizler ve Kürt Azadi hareketi ile temas kurmuş olabileceği ihtimalini işaret eden birçok belge de mevcuttur. Fakat bu belgelerin hiç birisinde kesin bir delil de yoktur. Bu belgeler 1890 yılından itibaren Şeyh Said’in etkin olduğu bölgede İngiliz, Rus, Amerikan hatta Danimarkalı ajanların veya misyonerlerin cirit attıklarını ortaya koymaktadır.[21][22] [23] Bu belgelere göre İngilizlerin Hınıs’ta bir konsolosluğu vardır. Devlet bu konsolosluğun Kürtleri isyana teşvik etiğinden de haberdardır.   O tarihte birkaç bin kişinin yaşadığı Hınıs’ta  -günümüzde Erzurum da bile İngiliz konsolosluğu yokken -  İngiliz Konsolosluğunun olması hayli garip bir durumdur.  “Hınıs'ta İngiliz konsolosunun saldırgan tavırlarının önlendiği.”[24]H-16-12-1313- 1896. 
 
Bu tarihte Şeyh Said’de Hınıs’tadır ve İngiliz Konsolosu Mr. Hohler’in, Şeyh Said le temas kurmamış olmaması imkânsızdır. Nitekim İngilizlerin Hınıs’taki konsolosunun Şeyh Sad ile irtibat kurduğu şu belge ile de sabittir. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir F.de Robeck, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazdığı 9 Aralık 1919 tarihli yazısında özetle“ Mr. Hohler, Kürt meselesi hakkında Kürt Başkanı Şeyh Sait ve Abdulkadir Paşa ile görüştü. Kürtler bütün ümitlerini İngiliz Hükümetine bağlamış durumdalar. İngiliz Kuvvetleri; Kürtleri, Mustafa Kemal’e karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazırdır”[25][26]
Nitekim bambaşka bir vesika ecnebilerin ve İngilizlerin orada neler çevirmeye çalıştıklarını işaret etmektedir. “Hasenan Aşireti'ne mensub Binbaşı Yaşar Ağa'nın adamlarının karışıklıkta Hınıs kazası'na tabi karyelerde, ecnebi yardımlarıyla alınan hayvanları gasp ettikleri.”[27] Nitekim 1878 den beri Rusların orada cirit attıkları, Ermenilere silah ve para yardımlarında bulundukları bazı Kürt aşiretlerine hatta Osmanlı devlet memurlarına da altın yağdırdıkları ve bunları ne için yaptıkları Osmanlı belgeleri ile de sabittir. [28] Hatta o tarihlerdeki belgeler Amerikalı, hatta Danimarkalı ajanların ve misyonerlerin de çeşitli bahaneler ile oralarda cirit attıklarını da göstermektedir.[29]
 
1900 ü yıllarda bu kadar yabancı ajanın oralarda ne yaptıkları elbette mühim sorudur. Bu ajan faaliyetlerinin birinci hedefinin Ermenileri isyana teşvik etmek amaçlı olduğu belgeler ile de sabittir.  Fakat bu ajan faaliyetlerinin aynı zamanda Kürtleri de isyana teşvik ettiğine dair işaretler de kuvvetlidir. Nitekim Kürt İsyanlarının kaynağı sayılan Azadi örgütlenmesinin ilk ortaya çıktığı yer Erzurum Muş, Elazığ ve Bingöl civarı olmaktadır.
Hakkâri’deki Nehrîler ile Mutki aşireti reisi Hacı Musa’ arasındaki koordinasyonu dahi bu ajanların sağladığını düşünmek bile mümkündür.  Nitekim Osmanlı Yüzbaşısı Cibranlı Halit Bey, 24 arkadaşı ile  Kürdistan İstiklal Komitesi’ni Erzurum’da kurmuş  hatta Şeyh Said isyanının planlayıcısı olarak da idam edilmiştir.
 
Şeyh Said’in hükümet aleyhine yaptığı ilk icraatın 1910 yılında olduğu anlaşılmaktadır. Fakat bu menfi icraatın bölücü neşriyat ile sınırlı kaldığı, zaten bu faaliyetin de  Jön Türklere de yardım eden, Kürt Teâvün ve Terakkî Cemiyeti kurucuları arasında  da yer alan, hatta İttihatçılar tarafından İngilizler ile işbirliği yapmakla da suçlanan Kürt Şerif Paşa’nın emri ile yapıldığı ortaya çıkmaktadır.  “Hükümet aleyhinde Şerif Paşa'dan aldıkları emirle bölücü neşriyatta bulunan Mehmed Hulusi el-Dağistani, Şeyh İsa bin Yusuf, İsmail Semerkandî, Şeyh Abdülhay, Şeyh Saidü'l-Hamurî, Ali bin Mehmed Care ve Şekib efendiler hakkında tahkikat yapılması.” [30] H-29-10-1328- 1910
 
Belgede adı geçen Şeyh Saidü'l-Hamurî ile Şeyh Said’in aynı kişi olup olmadığını kesin olarak tespit edemedik. Buna mukabil aynı kişi olmasalar da Şeyh Said, Kürt Şerif Paşa ve Cibranlı Halit’in birbirleri ile ilişki de olduklarını gösteren birçok başka işaret de vardır. Fakat Şeyh Said’in Azadi hareketini gönülden desteklediği ve aktif katkı sağladığına dair tahmin ve şüphelerden öte kesin bir bilgi ve belge de yoktur. Nitekim Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları, Evrensel Basım Yayın, s. 72, kitabında Şeyh Said’in Azadi örgütünün üyesi ve yönetiminde olmadığını ispata çalışmıştır.
 
Kürt Şerif Paşa’nın telkinleri veya diğer sebeplerden Erzurum Muş, Elazığ ve Bingöl taraflarında bir takım ayrılıkçı faaliyetlerin oluşmaya başladığı arşivlere yansımıştır. Nihayetinde devletin bu hadiselerden haberdar olduğu şeyhler kanalı ile bu meseleyi halletmeye kalkıştığı anlaşılır. “Kürtler ve aşiretlerin dini vaazlar ile hükümetimize bağlılıklarını teyid etmek ve gayr-i Müslim unsurlarla iyi geçinmelerini sağlamak için Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Hacı Yusuf Efendi'nin Hınıs ve Pasinler havalisine gönderilmesi ve Şeyh Ziyaeddin Efendi hakkında. H-09-07-1331- 1913 [31]  Fakat asayişi temin ve ahalinin ayrılıkçılık yapmasını engellemek için vazifelendirilen bu kişilerin Septioğulları’na mensup olup olmadıklarını da henüz araştıramadık.
 
Buna mukabil 1913 yılında Bitlis ve Bayezit'deki bazı Kürt aşiretlerinin Pasinler, Hınıs, Karakilise ve Eleşkirt civarlarında huzursuzluk çıkardıkları asayişin temini için Şakir Paşa’nın Hınıs’ta görüşmeler yapacağı kaydı vardır. Bunun anlamı şudur. Şakir Paşa asayişin temini için Şeyh Said’den yardım istemiştir. Bu kayda göre de Şeyh Said, devletin nazarında dahi yardımına ve nüfuzuna ihtiyaç duyulan hatta devletin kendisine bağlılığına güvendiği bir Şeyhtir. [32]
 
I.Dünya Savaşı yıllarında Azadi hareketleri başlamış, bazı kaynaklara göre Şeyh Said’de bu hareketi destekleyenler arasında olmuştur. Hatta Şeyh Said Hakkâri’deki Nehrî ailesi Şeyhi Seyyit Abdülkadir ile bu tip örgütlerin manevi önderleri olarak gösterilir.  Seyit Abdülkadir ‘Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucusu kabul edilirken;    Mutki aşireti reisi Hacı Musa’nın kurduğu   ‘Kürt İstiklal Cemiyeti’nin destekçilerinden birisinin de Şeyh Said olduğuna dair görüşler bulunmaktadır. “Din elden gittikten sonra Türklerle bir arada olmanın anlamının kalmadığını “ savunan Eski mebus Yusuf Ziya, Cibranlı Halid ve arkadaşlarının kurduğu Kürt İstiklal Cemiyeti’ne Şeyh Said’in de davet edildiğine dair [33]  şüpheler bulunmaktadır. “”
 
Erzurum Kongresine Hınıs Kazası’ndan Muhyiddinbeğzâde (Mehmed) Celâleddin Bey, Hınıs Kazası’ndan Ulemâ’dan Abdulfeyyaz Efendi de katılmıştır.  Bu kişiler ile Şeyh Said’in arasında bir irtibatın olup olmadığını, Şeyh Said’in Erzurum Kongresine davet edilip edilmediğini şu anda bilemiyoruz. Fakat İttihatçılar Şeyh Sadi’in akrabalık bağı da kurduğu Cibranlı Halit Bey’e Erzurum Kongresine katılması için davetiye göndermiştir.  Halit Bey  “Kürd aşiretlerinin Erzurum’a merbut olduğunu ve kararlarımızı şimdiden kabul ettiklerini ama bazı mazeretleri dolayısıyla gelmeyecekleri[34][35]  mealinde bir cevap göndermiştir. Bu cevap esasında bir zamanlar padişahın canını ve emniyetini emanet edecek kadar güvendiği Hamidiye Alayı kumandanı Cibranlı Halit Bey ‘in  nazik bir şekilde yollarını ittihatçılardan ayırdığını, belli etmesinden öteye bir şey değildir.  Bu nedenle Şeyh Said’in Milli Mücadeleye karşı veya taraftar olduğuna dair mevcut bir bilgimiz yoktur. Fakat Erzurum Kongresini İttihatçıların düzenlediği, ittihatçıların hepsinin de Ziya Gökalp’in fikri ile hareket eden Türkçüler olduklarını unutmamak da gerekir.
 
 
ŞEYH SAİD İSYANI HAKKINDA SPEKÜLASYONLAR
 
Kaynakların pek çoğu Şeyh Sait’in Türkiye’nin Musul sorununa el atmasını engellemek, Türkiye’yi İngiliz dayatmalarına mahkûm etmek isteyen İngilizlerin komplosuna kurban gittiği, gerçekte ayaklanmak gibi bir niyetinin olmadığı konusunda hem fikirdir.
 
 Nitekim kendi savunmasında da bunu belirtmiş, “ İsyan niyetinin olmadığını âdeta hadiselerin akışına kapılıp gittiğini [36] söylemiştir. .
 
1.Dünya Savaşı'ndan önce Osmanlı hâkimiyetindeki Musul ve çevresi petrol yatakları sebebi ile İngiltere, Fransa ve Almanya arasında büyük bir rekabete yol açmış, 1. Dünya savaşında Osmanlı ve Almanlar yenilince 1916 daki Sykes-Picot Antlaşması ile bölge Fransa’ya bırakılmıştı. Osmanlı Devleti 15 Kasım 1918 de yöreyi İngilizlere teslim etmek zorunda kalmış;   1920 San Remo Konferansında bölge İngilizlere devredilmişti.  Fakat anlaşmalara göre Musul, Türkiye’nin kontrolünde olması gerekiyordu. Yunanlılar yurttan atıldıktan sonra Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Musul’un Türkiye’ye yeniden ilhakı konusu gündeme geldi. Türkiye, Musul’un milli sınırları içinde olduğunu ilan etti. 15 Mayıs 1924 yılında imzalanan Lozan Antlaşmasında Musul konusu  Türk-Irak sınırının çizimi Musul, Kerkük ve Süleymaniye konusu Türkiye ile İngiltere’nin görüşerek halledileceği bir mesele olarak kaldı. Bu nedenle Atatürk 150 veya 200 bin asker ile Musul’u İngilizlerden kurtarma planları yapıyordu. Türkiye ve İngiltere arasında ortaya çıkan Musul gerginliği İstanbul konferansında da halledilemedi.  Konu Birleşmiş Milletlere oradan da   Yüksek Adalet Divanı'na taşınmıştı. Şeyh Sait İsyanı bu süreç içinde çıkmış, aynı yıl içinde Irak Süleymaniye ve Erbil’deki Kürtler de bir devlet kurma çabasına girmişlerdi.
 
Fakat Şeyh Said isyanının Musul Meselesinin İngilizlerin lehine sonuçlanmasına yol açtığına dair iddialar bir hayli abartılıdır. Nitekim Musul Meselesinin halli 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara'da yapılan antlaşma ile sağlanmış. 7 Haziran 1926 tarihinde TBMM'de onaylanarak kabul edilmiştir. Şu halde İngilizler ile yapılan müzakereler 1924 yılında Şeyh Said isyanından bir yıl evvel yapılmış;  kesinleşmesi ve onaylanması da isyan bittikten bir yıl sonra olmuştur. Şu halde Şeyh Said İsyanının Musul anlaşmazlığı üzerindeki olumsuz etkisi hayli abartılmaktadır.
 
 
Şeyh Said İsyanı
 
Şeyh Said’in,  İngiliz ajanı olduğu iddiaların da hiçbir temeli yoktur. Üstelik Şeyh Said isyanının başlangıcı kabul edilen Piran’daki olayın isyan başlatmaya benzer hiçbir tarafı da yoktur. İsyanın başlangıcı 13 Şubat 1925 Cuma günü kabul edilmiştir. O gün Ergani ilçesi Piran köyündeki Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdürrahim’in düğünü vardır ve Şeyh Said de yanındaki adamları ile düğüne katılmak için gelmiştir.  Bu çatışmanın özeti Metin Toker, Necip Fazıl, diğer kaynaklar, mahkeme kayıtları ve Şeyh Said’in anlattıklarının örtüştüğü şekli ile şöyledir.
 
Şeyh Said maiyetinde üç yüzden fazla atlı ve silahlı adamı ile bu düğüne katılır.  (O günün şartlarında geleneklere dayalı alışılmış bir konudur).  Şeyh Sait, kardeşi Abdürrahim’in konağında köylüler ile sohbette iken, Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi ve Teğmen Mustafa Asım Efendi komutasındaki toplam 17 kişiden oluşan askeri birlik aradıkları kanun kaçaklarının Piran köyünde ( Bahri’nin evinde, Vartolu Nebi ve arkadaşları on iki kişi) [37] olduklarını öğrenmişler ve evi de kuşatmışlardır.  
 
Bazı jandarmalar evin damına çıkmışlar, Teğmenler «Teslim olun!» diye sesleniyorlar. Fakat içerden küfürle mukabele ediliyordu. “Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi, , suçluların teslim olması için aracılık yapmasını rica etmek üzere Şeyh Said’in davetlilere konuşma yaptığı konağa gider. Şeyh Said düğündekiler ile Cuma namazı öncesi bir sohbet yapmaktadır. “Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Nazırlığı kaldırıldı. Din tedrisatı Maarife bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz muharrirler Peygamber Efendimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün, elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim[38]
 
Bu konuşmadan sonra Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi, etraflarını sardıkları Vartolu Nebi ve arkadaşlarının teslim olmalarına aracılık yapmasını Şeyh Said’den rica eder. Ahalinin nüfuz sahibi, dini ve halk önderi konumundaki Şeyh Sait,  kendisi ve zabitler için en uygun teklifi yapar.. “Ben buradayken bir şey yapmayın. Hele ben gideyim, sonra ne isterseniz yaparsınız.” Van mebusu merhum İbrahim Arvas’ın izahına göre:  “Siz mahkûmları kollamaya devam edin; düğün bitip biz de buradan ayrılınca kalabalık dağılınca onları alıp götürün! Hatta ben de size yardım edeyim”  İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker’in de anlattıkları ile örtüşen şekilde   Üsteğmen bu öneriye karşı çıkmış, sekiz hafif suçlunun çıkabileceğini ama en azılı dördünü almadan gitmeyeceğini bildirmiştir.  Anlaşmaya göre dışarı çıkmasına izin verilen sekiz hafif suçlu evden çıkar çıkmaz,  jandarmanın etrafına mevzilenmiş, içeride kalanların da katıldığı çatışmada ateş altında kalan Üsteğmen bir ölü bırakarak çekilme emrini vermek zorunda kalmıştır.
 
Şeyh Said’in bu isyanı önceden planlamadığına dair kuvvetli şüphemize rağmen;  Piran’daki olaydan hemen iki gün sonra Genç ilçesine saldırıya geçmiştir. Piran’daki hadiseden sonraki iki gün içinde Şeyh Said’in aniden tutum değiştirmiş ve kararlı bir isyancı haline dönüşmüş olması oldukça düşündürücüdür. Şeyh Said bu iki gün içinde bir hayli doldurulmuş, birileri tarafından isyana ikna edilmiş,  hatta sevk edilmiş olmalıdır
 
Genç ilçesine yönelen isyancıları durdurmak isteyen Yarbay Hüsnü Bey komutasındaki 21 inci Süvari Alayı ve ona destek olmaya gelen birlikler de yoğun ateş sonucu geriye çekilmiştir.  Şeyh Said 16 Şubat 1925 gecesinde Genç ilçesini ertesi gün de Çapakçur ( Bingöl) ü zapt etmiştir.
 
Akabinde olaylar hız kazanmış, Şeyh Said ve adamları Lice ve Hani üzerinden Diyarbakır’a yönelmiştir. 21 Şubat 1925 günü sıkıyönetim ilan edilir. Şeyh Said Çapakçur (Bingöl) ve Palu’yu aldıktan sonra Elazığ’a yönelir. 25 Şubat 1925 te Elazıg’ı da zapt eder.
 
Devrin başbakanı Fethi Okyar, bu olayı isyan teşebbüsü veya isyan başlangıcı olarak değerlendirmemişti. Şeyh Said hakkında sunulan raporda da isyan teşebbüsünden söz edilmiyor, bu rapor Şeyh Said’in, Şeriat yanlısı, hiddetli, biraz da cahil olarak gösteriyor,  potansiyel bir tehlike olabileceği kuşkusunu da taşıyordu. “Şeyh Said isimli, bâtınî irşad ve tasarruf ehliyeti son derece şüpheli, Nakşî Şeyhi olduğu iddiasında, daha ziyade muhitini sevk ve idare siyaseti ve satıh üstü güdüm dehâsı bakımından hünerli, koyun sürülerini yüzlerce çobanın otlattığı, çok zengin ve büyük nüfuzlu bir ağadır. Şeriata bağlı müstesna bir şiddet ve hiddet sahibidir. Fakat bu şiddet ve hiddetin kullanılacağı yeri ve dereceyi tâyin edebilme irfanından mahrumdur.”[39]
 
 Düğünde meydana gelen bu olaydan sonra İstiklal Harbinin galibi olan paşalar bu hadiseyi “ önceden hazırlıklı ve bütün Doğu Anadolu çapında örgütlenmiş  “ büyük bir isyanın işareti olarak görmüşlerdi. Bu nedenle  hadisenin üzerinde en sert şekilde gidilmesi kararına varmışlardı. Fethi Okyar ise “ Hadise mahallî ve küçük bir saha içinde meydana gelen, mahalli kuvvetler ve idarî siyaset incelikleriyle çözümlenebilecek küçük bir hadiseydi.  İmha düşüncesinin millette derin bir teessür oluşturacağını ve dış düşmanlara fırsat doğuracağı ” şeklinde düşünmekteydi.
Fakat Fethi Okyar’ın yerinde gözü olduğu tahmin edilebilecek olan İsmet İnönü olayı farklı yorumlamış, belki de bu olayı başbakanlığı ele geçirecek siyasi bir koz ve fırsat olarak kabul etmiş olmalıydı.  Bir diğer faktör ise İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker’in de ifade ettiği gibi “Olay,  - şeriat ve hilafet yanlıları aleyhine -Cumhuriyetin bir dönemeci almasının fırsatı yapılmıştı
 
Fethi Okyar’a muhalif olan Paşalar cephesi basını da arkasına alarak çok büyük bir gürültü kopartmış kısmî seferberlik ilân edilip “ o havalide omuz üstünde baş taş üstünde taş bırakılmaması “ gerektiğini dillenmeye başlamıştı. Bu hücumlar sonunda “Müslümanı Müslümana kırdırmam!” diyen Ali Fethi Bey düşürüldü ve İsmet Paşa, başvekil oldu.  Hemen akabinde de “Hiyanet-i Vataniye Kanunu” çıkarılıp,  “dini alet ederek zihinleri karıştırma hareketine girişenlerin de vatan haini sayılacaklarına” dair bir madde de eklendi. [40] Ardında gık diyeni idam ettirmeye yarayacak “Takrir-i Sükûn Kanunu” da hazırlandı. 4 Mart 1925.  Cumhuriyetin tehdit altında olduğu ileri sürülerek İstiklâl Mahkemeleri göreve de çağrıldı.
 
“Şeyh Sait, İran'a geçmeye çalışırken kendi akrabası olan Binbaşı Kasım'ın pusu kurduğu Çarpuh köprüsünde 15 Nisan 1925 tarihinde yakalandı ve Türk ordusuna teslim edildi.”
 
Şeyh Said’in mahkemede verdiği şu ifadeler olaylara biraz daha açıklık getirmektedir. “ Bana Kürtlük gayreti ve İngilizlerle irtibat zilleti isnat etmek vicdansızlıktır… Eğer Pîran’daki patlama meydana gelmeseydi isteklerimi Ankara’ya yazılı olarak bildirecektim. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti isteklerimi kabul etmeyebilirdi. O zaman da ben hicret eder veya köyüme çekilip sessiz sedasız otururdum. Müslüman kanının akmasına sebep olduğumu kabul ederim. Ne yapalım ki, bu yola girmeye cebredildik ve bu cebre mukavemet edemedik. İsyana önceden tertibatım yoktu. Sadece İslâm vecdi ve iman kuvvetiyle ileriye atıldım. Diyarbakır’ı düşürseydik orada tutunmaya bakacak, Ankara’ya yazacak, şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık. “[41]
 
Diyarbakır’ı alsaydınız ne yapacaktınız?  Sorusuna karşılık Şeyh Sait “…Diyarbakır’ı aldıktan sonra kısas tatbik edecektik. Yalancının dilini, hırsızın elini kesecektik. Din böyle emrediyor. Dünyayı peygamberin zamanındaki kadar olmasa da iyileştirecektik. Üstümüze bu kadar asker gönderileceğini tahmin etmiyorduk [42]
Zamanın Gnkur. Bşk. lığı 28 Şubat 1925 tarihli yazısında ayaklanmanın hedefinin; din ve şeriat talebi, hilafet ve saltanatın iadesi perdesi altında bağımsız bir Kürt devletinin kurulması olduğunu düşünüyordu [43] 
 
Hâlbuki Şeyh Said’e yamanmaya çalışılan Azadi örgütü hakkında kayda değer bir belge de bulunamadı. Cibranli Halil,  Şeyh Abdülkadir ve diğer birkaç kişi Kürt devleti kurma düşünceleri olduğunu kabul etmiş gibi görünseler de Şeyh Said kabul etmedi. Şeyh Said’in bağımsız bir Kürr devleti taraftarı olduğuna dair hiçbir kanıt, şahit veya bir belge de ortaya konulamadı. Azadi örgütü de bölücü olmaktan ziyade dini bir karakter taşıyordu. Şeyh Said’in isyanı Türk – Kürt çelişkisinden değil, laik devlet ile İslamî devlet çatışmasından çıkmıştı.
 
 
[1] Osmanlı, C..DH..125,6216, H-29-04-1241
[2] Sami Yılmaz, Palu’nun Manevî Önderlerini Tanıyalım, http://www.sediyani.com/?p=21031
[3] Sami Yılmaz, Palu’nun Manevî Önderlerini Tanıyalım, http://www.sediyani.com/?p=21031
[4]  Abdurrahman Memiş, Hâlid-i Bağdâdî ve Anadolu’da Hâlidîlik, İstanbul 2000, s. 198-199;
[5] Osmanlı Arşivleri, kutu DH.MKT. gömlek /1/ sıra / 11, yıl H-24-08-1310, 1893
[6] Hüsamettin Septioğlu, Şeyh Ali Septî ve Palu
[7] -Süleyman Uludağ, HÂLİDİYYE, DİA cilt: 15; sayfa: 298
[8] Osmanlı, 8 H-23-10-1336             
[9] Hüsamettin Septioğlu, Şeyh Ali Septî ve Palu
[10] ZEKERİYA KURŞUN, ŞEYH SAİD - TDV İslâm Ansiklopedisi, 2016, EK-2. cildinde, s.566-568 
[11] Kaya Ataberk, BDP’den belediye başkanı seçilen Şeyh Sait’in iki torunu, http://www.turksolu.com.tr/naksi-kurtlerin-ikinci-kolu-seyh-sait-ailesi/ 13/Nisan/  2014
[12] Kaya Ataberk, BDP’den belediye başkanı seçilen Şeyh Sait’in iki torunu, http://www.turksolu.com.tr/naksi-kurtlerin-ikinci-kolu-seyh-sait-ailesi/ 13/Nisan/  2014
[13] Osmanlı Arşivleri, kutu DH.MKT. gömlek /1/ sıra / 11, yıl H-24-08-1310, 1893
[14] Sidar Egrül, Bir Âlim, Bir Mücahîd, Bir Şehîd: Şeyh Said, http://www.sediyani.com/?p=16512
[15] Sidar Egrül, Bir Âlim, Bir Mücahîd, Bir Şehîd: Şeyh Said, http://www.sediyani.com/?p=16512
[16] ZEKERİYA KURŞUN, ŞEYH SAİD - TDV İslâm Ansiklopedisi, 2016  ,EK-2. cildinde, s.566-568 
[17] Sidar Egrül, Bir Âlim, Bir Mücahîd, Bir Şehîd: Şeyh Said, http://www.sediyani.com/?p=16512
[18] Sait Özbey, Kürtler ve İslamî Kurtuluş, s. 116, Dua Yayınları
[19] Osmanlı, Kutu, Y..PRK.UM.., gömlek,33  sayı,  54, tarih, H-19-05-1313- M. 1896
[20] Osmanlı Arşivleri , Kutu  DH.TMIK.M..gömlek 1, sıra 30/ yıl                H-12-06-1313- 1896
[21] Osmanlı-BEO-141-10529- “Hınıs'ın köylerindeki bazı Ermeni eşhasa Rusya'dan esliha getirilerek tevzi edildiğinin ve daha da getirileceğinin ihbar olunduğu. (Erzurum; 54)            H-29-06-1310)
[22] Osmanlı-DH.ŞFR.157-33” Muş dahilinde Uzut karyesindeki müsademede yakalanan Ermeni eşkıyalarının ifadelerinden Erzurum'un Hınıs kazası karyelerine Rusya'dan gizlice silah sokularak Ermeni köylerine dağıtıldıkları anlaşıldığından bu bölgede hafiyelerin arttırılarak takayyüdat ve taharride bulunulması. “ (Bitlis)R-04-11-1308
[23] Osmanlı-DH.ŞFR.-214-65, “Erzurum Rusya General Konsolatosu'nda görevli bir şahsın Hınıs ve Tutak'taki Rusya tebeasının pasaportlarını kontrol etmek bahanesiyle istihbarat yaptığı.” (Erzurum)          R-01-07-1313
[24] Osmanlı, Kutu, Y..PRK.UM.. gömlek, 34, sıra 109 “H-16-12-1313- 1896
[25] İzzettin Çopur; Şeyh Sait İsyanının İrtica ile İç ve Dış Etkenler Açısından Değerlendirilmesi, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Stratejik Araştırma ve Etüt Bülteni, Eylül: 2001, Yıl:1, s.1.
[26] (E) Tnk. Alb. İzzettin Çopur, ŞEYH SAİT İSYANI (13 ŞUBAT–31 MAYIS 1925), http://www.izzettincopur.com/index.php?option=com_content&view=article&id=
[27] Osmanlı, Kutu DH.TMIK.M.. gömlek 36, sayı ,75.     H-26-02-1315, 1898
[28] Osmanlı-DH.TMIK.M..-265-16Hınıs'ın Haramik karyesinde ikamet eden Protestan Vaizi Arşak Tütüncüyan'ın Erzurum'un Amerika Misyoneri Mister Androd'a gönderdiği ve bedelat-ı askeriyenin tahsili için köylerine giden müfrezenin ahaliden zorla yem ve yiyecek tedarik ettiği vs.den bahseden mektuptaki iddiaların asılsız olduğu.H-14-02-1326
[29] Osmanlı-DH.ŞFR.-271-67,Hınıs'a gelen Danimarkalı şahsın, Ermenilerle görüşmelerde bulunduğu ve Erzurum'a geldiğinde taht-ı tarassutta bulundurulması. (Erzurum) R-24-09-1317
[30] Osmanlı Arşivleri,  Kutu, DH.EUM.KADL, gömlek1, sıra 26   
[31] Osmanlı Arşivleri , Kutu, DH.SYS. 23, gömlek, Sıra no,12, tarih, H-09-07-1331, 1913
[32] Osmanlı, Kutu, DH.ŞFR.  gömlek, 183, sayı 101, “Bitlis ve Bayezit'te kain bazı Kürt aşiretlerinin Pasinler, Hınıs, Karakilise ve Eleşkirt kazalarına tecavüzlerini engellemek maksadıyla askerin kesif surette gayret sarfettiği, aşair rüesası ile Şakir Paşa'nın asayişin temini için Hınıs'ta görüşmeler yapacağı. (Erzurum)              R-26-08-1311- 1913
[33] Mustafa İslamoğlu; Şeyh Sait Ayaklanması, Denge Yayınları, 97, İstanbul, Şubat 1998, s.81.
[34] Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadelede Erzurum, Ankara 1946; 
[35] Ayşe Hür, 1919 Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürtler, 07/02/2016, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/1919-
[36] ZEKERİYA KURŞUN, ŞEYH SAİD - TDV İslâm Ansiklopedisi, 2016  ,EK-2. cildinde, s.566-568 
[37] Metin Toker, Şeyh Said isyanı , Ka Kitap , 2015, s. 5-6-7
[38] Behçet Cemal; Şeyh Sait İsyanı, Sel Yayınları, İstanbul, 1955, s.24.
[39] Necip Fazıl Kısakürek anlatıyor; Şeyh Said ve genç isyanı, https://www.yeniakit.com.tr/haber/necip-fazil-kisakurek-anlatiyor-seyh-said-ve-genc-isyani-117392.html, 30 Aralık 2015 Çarşamba
[40] Metin Toker, Şeyh Said isyanı , Ka Kitap , 2015, s.22-23
[41] Necip Fazıl Kısakürek anlatıyor; Şeyh Said ve genç isyanı, https://www.yeniakit.com.tr/haber/necip-fazil-kisakurek-anlatiyor-seyh-said-ve-genc-isyani-117392.html, 30 Aralık 2015 Çarşamba
[42] Metin Toker; Şeyh Sait İsyanı, Ankara, Rüzgârlı Matbaa, 1968, s.97.
[43] Gnkur. ATASE Bşk.lığı Arşivi; Klasör No: 35, Dosya No: 2, Fihrist: 2–1.
 
 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Deniz Rabatlı
21 Haziran 2018 Perşembe 14:40:02
Bir hayli emek verdiğiniz belli. Teşekkürler

Seferi (Nurcan Bedir Ören)
21 Haziran 2018 Perşembe 15:01:17
Tam olarak bilmediğimiz halde bölük pörçük bilgilerle yorum yaptığımız bir konuda derli toplu bir çalışma yapmışsınız. Elinize sağlık...

Serhat Sağlam
23 Haziran 2018 Cumartesi 10:05:07
Yazıyı okumuş olayım diye sakın okumayın. Yazılan her paragrafta verilen bilgilerin araştırmasını yapabilmek için kendinize 1 gün ayırın. Mesela 29 Nisan 1920'de çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun neden, ne zaman, kimler tarafndan kaldırıldığını öğrenin. Eski gazete arşivlerini inceleyin. (Örn: http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/Arsiv/1991/04/13) Hocam kesinlikle üzerine düşüp tarih kitabı yazılacak bilgiler paylaşılmış. Bu kadar kaynağın incelenmesi de bir insanın aylarını alır. Konu hakkında bende uzunca bir zamanımı ayırıp bu makaleye kendi görüşlerimle eklemeler yapacağım. Çok teşekkürler değerli bilgilendirmeler için.

Şahamettin Kuzucular
23 Haziran 2018 Cumartesi 14:22:13
Sayısal eğitimden geçip, sayısal işlerle uğraşıp sanata, edebiyata ve tarihe de ilgi duymanız çok renkli kişiliğinizin bir göstergesidir Serhat. Bu yazıyı Azerbaycanlı bir Doç. dostumuzun yönlendirmesi ile Palu da düzenlenecek olan bir kongre için dört beş gün gibi bir zamanda yazdım. Aile ve isyan hakkında 50 ye yakın Osmanlı ve Tc arşiv belgesi de tespit ettim. Ailenin ve bilim camisasının da haberinin olmadığı bu belgelerin bir kısmından bu yazı peyda oldu. Yazının büyük kısmı keşif mahiyetinde tespitlerden oluştuğu halde Tarihcilerden oluşan hakem heyeti bildiriyi Palu da sunmaktan beni men etti. Ben Amerika gibi bilinmez bir kıta keşfettiğimi sanmıştım. Demek ki başkaları bir bilinmez Galakside başka dünyalar bulmuşlar:)

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...