Toplum 24


10.8.2020

Normal sıralamaya göre 4. Bölüm olması gereken bu bölümle beraber yayınlanmayan diğer beş altı bölüm; 24. Bölümden sonra geliştirilerek yayına sunulmaktadır.

Tarihsel süreç aşama-aşama, kesikli sürekli durumları içinde gelişti. Bu süreç te kişiye dek sağlatması yapılacak olan karşılanmaların elde edilmesine doğa zorluklar çıkarıyordu.

Kritik değerde olan zorunlu tüketmelere karşısı doğanın gösterdiği zorluklar nedenle; sağlamaların ortaya konabilmesi için türlü yollarla kişiler bir araya geliyordu. Veya kişisi eylemler bileşim veriyordular. Kolektif gayretle ortaya konan bu sağlamalar kişiye ve gruba göre olmanın paylaşımıyla, herkese; ihtiyacına göre dağılıyordu.

Kolektif birleşme, grup alanı içinde sağlatmaya dek eylemleri, adı konmasa da kişilere bir hak ve görev olarak ortaya koymuştu. Bileşimi yapanlar sağlıklı kişilerdi. Bileşimin içinde önceden veya sonradan sağlıksız, hasta, çocuk, yaşlı ve güçsüzler de vardı.

Kolektif yapı içinde sağlatma esastı. Grup içindeki her kes beslenme, savunma, bakım gibi zorunlu sağlaması olan karşılanmaları içinde herkes yeteneğine, ihtiyacına göre pay almasıyla hak sahibiydi.

Yetenek ve kabiliyetine göre sağlıklı ve durumu uygun olan herkes sağlatması yapılacak işlere katılıyordu. Sağlatması yapılacak işler kesikli sürekli ve organizeydi. Sağlıklı her kişi fazla veya eksik gelmemek kaydıyla bileşime katılım vermek; çalışmak; iş yapmak zorundaydı.

Kişinin çalışmak, iş yapmak zorunda olduğu bu mecmua alan içindeki; kendi iş payı kadar olan kısım, kişinin bilincinde olduğu zorunlulukla, kişinin GÖREVİYDİ. İşte zorunlu çalışmaya katılma ve sağlama olandan pay alması olan bu iki durum kişinin sosyo toplumsa nedenle hak ve göreviydi.

Kolektif sağlatmanın ortaya koyduğu soyut ruhlu mana anlaması nedenle; yaşlı, güçsüz ve çocuklar da totem aidiyetli mana anlaması nedeniyle bu hak ve görev içinde yararlanıcı asli unsurlardı.  Hak ve görev sahibi olan çalışamayanlara yapılan sağlatma anlayışı içinde, soyun devamı gibi hem zorunluluk vardı. Hem de sosyo toplumsa muktedirlikten doğan bir anlayış ruhu vardı.

Bu nedenle yaşlı ve güçsüzlere bakım, hem bir zorunluluktu. Hem de totemi mana anlayışından gelen bir töre veya gelenek olmakla ödev kabul edilen kolektif ödevli, kolektif ruhtu. Bu olgunluk topluma toplumsal bir sorumluluktu. Toplumsal sorumlulukta kişiye hak ve görevdi.

Tekil ruhlu birimlerle bileşime olan sosyal yapılar içinde kolektif ruh oluşmuştu. Sosyal yapı, kritik değer sayısı kadar eş görevle organize oluştu. Bu organize oluş içinde savunma yapmak gün boyu duraksamadan ama nöbetleşe olan kesikli durumla sürüyordu.

Sonuçta organizeni oluş başlayan, biten, yenden başlayan çevrimli süreçlerdi. Başlayıp bitmekle ile yeniden başlama arasında bir boşluk alan vardı. Yani yeniden acıkana kadar veya nöbet sırası gelene kadar ara zamanla bir boşluk alan vardı. Günümüzde buna mesai ve mesai sonrası deniyor.

İşte bu boşluk alanlar kişinin boş zaman etkinliği dediğimiz özel ve öznel eylemleriyle amaçlı amaçsız olduğu, özel yaşam alanıydı. Kolektif yaşam zorunlu olanla, ortaya koyduğu boş zaman içinde kişiye özel olanı, dinlenme olanı, hizmet olacak olanı tüketmeyi ortaya koymuştu.

Kolektif alan, bu nedenle iki fazlıydı. Bunlar zorunlu alanla özel olanın fazıydı. Sağlasan ve özel olan sosyal alan, sağlatmaya göre bir iç alan örgütlenmesiydi. Çalışma, uğraş sonrasında da bir özel yaşam alanıydı. İç alan örgütlenmeli sosyal yapı, uzun erimler içinde oluşan boş zaman etkinlikleri boyunca oluşan müktesebata dek birikimler nedeniyle giderekten üreten yapıya dönüşmüştü.

Artık kolektifi sosyal alan, iki fazlı bir süreçti. Fazlardan biri grubun kendi iç sağlamalarını üretme yolu ile ortaya koyan, üreten yapıydı. Ki üreten yapıya az ileride ön ittifaklarla birlikte toplum denecekti.

Toplum; kendileri için (grup için) üretmenin dışında, karşı grup içinde üretmeyi, karşı gruplarla yüküm eden yapıydı.  Toplum içinde yüküm edilen olgu ise farklı kullanım değeri ve farklı tüketim değeri olan ürünleri, grupların birbiri ile takas etmesini entegre eden ve sözleşen yapılardı. 

Kolektif sosyal alanda oluşan ikinci faz da üreten ilişki sağlaması yapıldıktan sonra kişi günün geri kalan kısmında artık boş zaman içinde oluyordu. Artık boş zaman içinde oyun, eğlence, merak, kişisi deneylerle her biri, her bir kişiyle; aynı veya farklı; çok basit kişisi özel yaşamla zorunlu olmayan pek çok etkinlikler ortaya konuyordu.  İşte bunlar kolektif aklı kolektif hafızayı kolektif deneyi oluşuyordu.

Sosyal alanlı yaşam giderek, üreten yaşamla; hem zaman olarak, hem hüner çeşitliliği olarak, hem de kalite olarak, tamamen üreten ilişkilere bağlı genişliyordu. Karnı doymayanın, güven içinde olmayanın vs. sosyal yaşamı daralıyordu.

Kolektifi sosyal faz ilkin totemi manalı soyut sosyal fazdı. Doğada sağlama yaptıran soyut sosyal faz kendi içinde giderek üreten ilişkileri ortaya çıkarmakla sosyal alan soyut totemi anlayış yanında üreten alanla iki derişimle (iki fazla) olmuştu.

Ön ittifaklarla birlikte, totemi ve soyut sosyal alanlı üreten ilişki, İlahi fazlı mana anlayışı içinde üreten yapısıyla bu kez toplumsal fazlı yapıya dönüştü. Toplum üreten fazdı. Sosyal alan; mana anlayışlı, özel tüketimiyle, özel yaşam alanlı fazdı.

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
11.08.2020 - 09:25
Merhaba Bayram Bey. Her bir yazınınız belli bir konuya bağımlı zincirleme serinin parçaları halinde. Her parçanın anafikri olması da ayrı bir vasıf. Yazılarınız özellikle Felsefe, sosyoloji, psikoloji bileşeni ve diğer toplum bilimlerinin usaresi şeklinde. Bu nedenle de bu konulara vakıf üst bir kesite hitap edecek düzeyde yazıyorsunuz. Hayatını mesleğine adayan hatta hayatı mesleği haline gelen üretken bir düşünürsünüz. En büyük handikapınız olan ifade etme biçiminiz deki anlaşılması zor cümle kurgularınızdı. Şimdi ise mesleğinize has terimler ile kendi ürettiğiniz ifadeleri okurun daha rahat anlayabileceği şekilde yazmaya çalıştığınızı seziyorum. Daha kısa ve yüklemleri bariz cümleler kurmaya gayret etmeniz çok iyi. Tavsiyem anlatım bozuklukları nedenleri konusuna eğilmeniz olacaktır. Velud ve üretken kaleminizi takdir ediyor, kendi alanınıza kadrinizin bilinmesini diliyorum.

13.08.2020 - 08:52
Saygıdeğer Öğretmenim, Değerli Üstadım, Benim için pek değerli olan eleştiriniz için çok teşekür ederim. Hayli yerinde olan uyarılarınız, dediğiniz gibi benim de farkında olduğum, gerçekten de üzüldüğüm bir açmazımdır. Malesef redaksiyon konusunda başarılı olamıyorum. Her yazıyı düzenleme çalışması, yazmam konusunda yazılmamış olan bir eksği tamamlamaya dönüşüyor. Önünü alamıyorum. Başarılı olamıyorum. Yazma sorumluluğum gereği iki word sayfası olarak ele aldığım 80 sayfalık metin, sekiz saatlik yazma ve düzenlemeye dönüşüp, yeni bir anlatım ve yazım bozukluğu olan yazıları ele veriyor. Düzenlemek amacıyla ele aldığım metin, en az sekiz sayfa ve üzeri metne dönüşüyor. Bu nedenle yazı alel acele 4-5 sayfa olarak askıya girmekle, süreç; önünü alamadığım bir kısır döngüye dönüşüyor. Zaten tematik bağlamla yazmaya çalıştığım konuların hiç birinin bölüm yayını tamamen bitmeden bir diğerinin yayınına ve yazımına geçiyorum. Bu açmazım ilk yazmaya başladığımdan beri kendimle yaptığım mücadelemdir. Her biri bir yerde yarım, eksik kalan çalışmalar içinde, süreçle baş gelemiyorum. Bu rastgeleciliğe rağmen her kişi gibi düzenli bir çevre ilişkisine bile vaktimm olmuyor. Hayattaki tek işim sanki bu gibi kendimi bu mesaiden alamıyorum. O vakit te askı yapma çalışması bitmeyen diğeri konu küllenip kalıyor. Adeta elimde değil. Ben akışı düzenleyemiyorum. Akış beni sürüklüyor. Ne okumaya doğru dürüst vaktim oluyor, ne yazı düzenlemesine. Hatalarla dolu yazma çalışması çok vaktimi alıyor. Bu konuda çok çok mahçubum. Buna karşın neyi ne yapsam muaffak olamıyorum. Geçekten de hasbel kader olan okurlarımdan özür dilemem gerekiyor. En içten saygı, sevgi, iyi dilek ve selamlarımla...