Uygarlık ve İnsan 8

Ekleyen : Bayram Kaya , 03 Kasım 2019 Pazar aaa Beğen 1
Tarihin ikinci aşamasını ve ikinci büyük dönüşüm noktasını ele veren süreç ön ittifaklardı. Ön ittifaklar gruplar arası üretim birliği olmanın senteziydi. Gruplar arası kültürlerin senteziydi. Biyo fiziki ve biyo kimyasal karakterin senteziydi. Uygarlıktı. Artık süreç günümüze kadar bu uygarlıklar silsilesi içinde gelecekti.
 
Sentezi veren süreçler sosyal sorunu da kotaran süreçlerdi. Sosyal sorun insan olma anlamını verecek bağlaç ve ahit denen (iman-inanç-ant- ikrar-yemin-deklarasyon-manifesto- beyanname vs. de denen) sözleşmelerle aşıldı.
 
İttifakı manifestolar ilanen kardeş olan gruplar arasındaydı. İttifakların ikinci bir önemi de kendi totem meslekli tüketim ve kullanım ürünlerini, karşı gruplar sağlaması için de üretecek olmalarının kararını, vermiş olmalarıydı. Kendi totem meslekli ürünlerini karşılıklı ve sürekli üretir olmanın taahhüdünü yüküm eden ahitler, bu tür bağıntı ve zorunlu ilişkiye esas kılınmıştı.
 
Grup içindeki kolektif üretime, üretim ilişkisi deniyordu. Bir üretim ilişkisi, gruplar arası taahhüt ya da gruplar arası yükümle değiş tokuşa veya takasa konu oluyorsa; buna da üretim hareketi deniyordu.
 
İttifaklar üretim hareketinin ortaya konması nedenle vardı. İttifaklar üreten ilişkiyi üretim hareketi içinde gruplar arası yüküme konu etmenin ekseni çevrimiydi. Üretim hareketinin ortaya koyduğu ittifakların birçok yansımaları vardı.
 
Bu yansımalar gruplardan ve gruplar iradesi dışındaydı. Gruplar bu yansımalara, öznel iradeli grup süreçleriyle yaklaşmak zorundaydı. Gruplar bu yansımalara uygun kararlar aldı. Bu kararlara ahit dendi. Kararlar karşılıklı yükümlerle birbirini bağlayıcı, uyulması gereken kurallar düzenlemesi olan gelenek ve tutumları, oluşacaktı.
 
Grupların kendi dışında, zorunlu nedenle olan bu tutumların asıl nedenini bilmiyorlardı. İlahi grup temsilcisi olan ilahlar, bu işlerle haşir neşir olmakla bu tür neden sel duruma görevleri gereği hayli vakıftılar. İlahlar ve ilahi kurul bu vukuf yet ile kararlar alıyordular.
 
Grup kişileri de tam vakıf olmadıkları bu iradelere uymaları gerektiğini, sosyal etkileşimle biliyorlardı. Hemcinsler İlah kararlarının, totem dönemden beri aşinası oldukları sosyal ahitle sosyal iman inancı olduğu totem etkiden beri biliniyordu. Kolektif mirastan, kolektif çevreden, kolektif grup etkisi olan nedenlerle bu tür sosyal ahdi ve sosyal imanla sosyal inancı, biliyordular.
 
Sonuçta ittifaklar, temsilci grup ilahlarının iradesiydiler. Bu nedenle bu gerekçeden ötürüdür ki ilahların aldıkları kararlar grup kişilerine göre bir inan ve iman ilkesiydi. Ahitler grup temsilcisi olan temsilcilere iman ve inanç olmakla başlıyor. Böylece ilahi bir iman ve inanç ilkesi oluyordu.
 
Grubuna kaygılı nedenlerle ilahına iman ve ilahına inançla başlayan süreç ön ittifaka iman ve inançla bitiyordu.  İlahtı gruplar kendi temsilcisi olan kendi ilahlarına, ilahlar da ilahlar kurulundaki kurul iradesine (ittifakına) inanıp iman ediyordular.
 
İttifaklar tam bir sosyo toplumsa sözleşmeli ikrar olmakla ittifakların bir üreten yapı sözleşmesi vardı. Bir de sosyal sözleşmesi vardı. Asıl olan, üreten yapılı taahhüttü. Sosyal sözleşme asıl olan değil vesile olan nedendi. Ama vesile neden olmadan da ittifaklar başlamıyordu.
 
Buğday üreten bir gruba karşı, karşı grubun buğday üretenlere kundura üretmesi; et, süt, yağ, bal, demir üretme süreci, üreten koşullu, nesnel, somut nedensellikti. Objektifti. Nesneldi. Olumlu ve pozitif olan zorunlu süreçti.  
 
10
 
Taat, itaat ve biat gibi sosyal nedenle ortaya konan ahit sözleşmeleri de vesile nedenlerdi. Sübjektifti. Olumsuzdu, negatif ve zorunlu olmadan, tümden öznel oluştu. Sosyal ya da öznel neden, İttifakın başlatıcısı değildi. Ama sosyal ahit de olmayınca ittifakı girişmeler sorunlu oluyor. Sağlıklı, sürdürülür olmuyordu. Hatta hiç başlatılamıyordu.
 
İttifakı başlatan neden üretim ilişkisidir. Sosyal nedenler hiçbir zaman ön ittifakı başlatamaz. Nitekim de sosyal nedenler yüz binlerce sene hiçbir ittifakı başlatamamışlardı.
 
Ama sosyal ahitler, kolektif süreçleri destekleyip ortaya koymakta vesile nedendiler. Kedinin rengi kedinin nedeni değildi. Ama istisnaları saklı tutmak kaydıyla hiçbir kedi de renksiz olmuyordu. Ön ittifaklar da tıpkı kedinin varlığı gibi. Ön ittifaklar üreten ilişki ile vücuda geliyordu. Ama hiçbir ön ittifak ta sosyal ahit yapmadan olmuyordu.
 
Yani bu kolektif süreçli aşamadaki ittifak içinde ilahlara olan güven ve öznellikle bu tür biatin, itaatin, taat etmenin insanlara ya da gruplara zararı yoktu. Bu sosyal imanlı, sosyal ahidin insanları, grupları köle kılma şansı bu aşamayla olanaksızdı. İşte El mana anlayışı da ilaha olan taat, itaat ve imanı kendisine temel bir koz yapan modülasyonla kolektif yapıyı özelleştiren yapı iradesine dönüşecekti.
 
Çünkü tüm bilgi ve sorunlar ilahlar kurulunda toplanıyordu. İlahlar bu nedenle yapılan işin özünü biliyordular. Yani ilahlar grup kişilerine göre hayli bilgi sahibi olan ilgili kişilerdi. Kişiler ilahlarına ve yapılanlara inanmak zorundaydılar.
 
Üreten ilişki içerenle olan sözleşmeler, deklarasyonlar gruplar arası yüküm ile karşılıklı olarak taahhüt kılındı. Bununla beraber ittifaklar; bu temel nedenin yanında aynı anda ilanen kardeş olmak gibi insan olmak gibi, uygar olmak gibi öznel ve vesile nedenlerle birlikte; beraber yansıma olarak hep vardılar.
 
Ön ittifaklar umulmadık bir çevrimsel hızlanmaydı. Umulmadık bir dönüşmeydi. Umulmadık hızda bir uygarlığın gelişme ve çalkantısıydı.
 
Tarihsel olan değişme ve dönüşmelerin üçüncüsü EL mana anlayışı denen köleci ittifaklı köleci ahit ve köleci imandı. Ön ittifaklar ilahi grupların kendi arasında ilahi ittifaklar olmakla, paydaşlı özgecil ve kolektif süreçtiler.
 
Köleci El ittifakı ise bir ilahi grubun kolektif ligini bozan, özelleştiren, kolektif paydaşları yani ortağını tanımayan yapıydı. Ama kolektif ortaklığın ismi anılmasa da kolektif ortaklığın varlığı bilinmese de. Yapı içindeki kolektif ortaklı ana neden, gizlense de. Köleci iman paydaş ilkeler içinde; paydaş birimli, paydaş süreçler üzerinde üretimle; kolektif zenginlik üzerinde yeniden "bencil olucu süreçlerdi".
 
Gemisini kurtaranın kaptan olacağı süreçti. Bal tutanın parmağını yalayacağı süreçti. El süreci birinin yiyip birinin bakacağı açlık tokluk süreci olmakla bu çelişkiden kaynaklı kin, haset, nefret ve fitne duyguları koşutunda tüm kötülüklerin ve ruh sağlığı problemlerinin kaynağı olarak gelişecekti.
 
Bu tür El süreçleri monarşi, oligarşi, feodal süreçlerle birlikte adım adım bir öncesi bir sonrasıyla girişip karmaşıklaşan aşamalarla inkişaf etti (gelişti). Monarşin, oligarşin devlet yapılarını imparatorluk olucu yeryüzü egemeni yapmanın sosyal kültürel ve köleci imanlı uygarlık sentezini ortaya koyacaktı.
 
Nasıl totem dönemin değiştirici, dönüştürücü, geliştirici etkisi, üreten ilişkili süreçler ile başlamış ve totem dönem üretim hareketi ile sonlanmışsa. Ön ittifaklı uygarlık ta, köleci uygarlık olan feodalite de sanayi devrimi de ve bilişim çağı olan dönem de benzer üretim ilişkili, üretim hareketleri ile başlayıp yıkılacaklardı.
 
İşte ön ittifaklı süreçler kolektif ve ittifakı yetenekli donanım ve kolektif ittifaklı bilişsel gücü taşıyan kişilerini kolektif ittifaklı bilişsel imgeli yetenek ve donanım haline getirerek büyüdü. Her büyümeler, parçalanan zıddına dönüşecek olan gelişme ve dönüşmelerdi. Kolektif paydaşlı süreç, kolektif ittifaklı büyümeden kaynaklı tümden yeni algılar içindeki, kişileri tarafında kişi benci, özne yanında, özneli süreçleriyle okundu.
 
Büyüyen, akıl almaz yetenekli kapasiteye sahip ön ittifaklı süreç, yeni özneli ve kişisi egemenli girişmelere yeni yansımalar vermenin cesareti oldu. Bu durumda ön ittifaklı süreç öznel bencilliğe göre kimine var kimine yok olan mal mülk ilişkileri içinde paylaşan süreç değişmelerine dönüştü.
 
Kolektif birimli, kolektif zamana bağdaşılın olan teldeki enerji bağının taşıyıcı dalgası üzerine kimine var kimine yok olan bir mal mülk sahipli alçak ve yüksek basınçlı egemenlik anlayışı mantığı inşa edildi. Hem de ilahi ahdi, El mana ahdi olan iman ve inanç vaadine dönüştürerek bu işi yaptı.
 
İşte ön ittifaklı sürecin değiştirici ve dönüştürücüsü de kolektif inşa üzerine kişi sahipli, kişi egemenli bencil ve özneli oluşların, egemen kılınması olmakla başladı. Bu bire bir şuna benziyordu. Yüzme kanunları da ön ittifaklar da somut nesnel yasalara göreydi.
 
Bir trans Atlantik yüzme kanunlarına göre yapılıyordu. Bir inşacısı trans Atlantik'in neden ve nasıl yüzdüğünü adı gibi biliyordu Yüzme kanunlarından bihaber yığınlara göre "Trans Atlantik Allah istediği için yüzüyordu". "Trans Atlantik Allah isterse yüzüyordu. Allah neye kadir değildi" türü anlayışlarla bombardıman ediliyordu.
 
11
 
İşte ön ittifaklı muazzam güç te üreten ilişkiler yasasına bağlı kolektif süreçli kolektif birim zamanlı kolektif paydaşlı nesnel somut yasalarla çevrim oluyordu. İlahlar trans Atlantik'in mühendisleri gibi bu işi iyi biliyorlardı.
 
Ama ön ittifaklı işleyiş içinde olan geniş grup yığınları kolektif işleyişin kolektif gücü olan, kolektif yasalardan bihaberdiler. İşte bu bihaber olunan işleyiş noktasında devreye El mana anlayışı girdi. El mana anlayışı sonucu ortada olmayan yansımaları bilinmeyen bencilliğe hitaben seslenme olunca El 'in yayılan anlamı katlandı. 
 
Üreten, güçlenen, doğaya bağlı olmaktan sıyrılan, doğaya başkaldıran, doğanın baskılarına karşı akılla teknikle direnen ön ittifaklı güç ilahi anlamlı öznel yansımalardan değişip dönüşen bozmalarla, El 'in takdir ve irade gücü içindeki istemesine, dilemesine bağlı süreçlerle olup biten süreçler anlaması olup çıkmıştı. Bu tür El anlayışı hızla yayılmaya başlamakla bu anlayışın ahitleri yapılmaya başlandı.
 
Köleci ahit, kişi bencilikle düşünülüp, tuzaklanıp, öne çıkarılan kurgularıyla yapılan vaat ve ahitlerle dolu tuzak dönüşmelerdi. Köleci ahit ilk kez kolektif üretilip kolektif tüketilen yapıyı bu fikri yayıcıların gizli gündemi içinde kimine var kimine yok türü özel bir paylaşılma kılacak olmanın, kendi gelişmesine başladı. Ana süreç olan kolektif süreç içinde köleci ahdin mevzuatı, meşruiyeti yoktu.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Haydar Koç
04 Kasım 2019 Pazartesi 14:31:16
Üslubunuzu , felsefeye ait olan bazı kavramları ve kelimeleri kullanma stilinizi çok iyi çözemesem bile bir çok yazınızı ilgi ile okuyorum. Konulara bakış açınız size özgü olunca diliniz de size özgü . Fakat sözünü ettiğiniz konularda alanınıza tamamen vakıf olduğunuzu anlıyorum. Sizi hakkıyla idrak edebilen kişilerin olduğuna da eminim. kaleminiz var olsun.

Bayram Kaya
05 Kasım 2019 Salı 08:22:50
Çok teşekkür eder, içten saygılarımı sunarım, Mutlulukla...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...