Yalan (Anlamak Gerek) 1

Ekleyen : Bayram Kaya , 08 Kasım 2019 Cuma aaa Beğen
Totem yapılar ve ön ittifaklı yapılar kolektif yapılardı. Bu nedenle paydaşlı kolektif yapılar olan totem yapıların ve ön ittifakların ne öksüzü vardı. Ne yetimi vardı. Ne dulu vardı. Ne yolda kalmışı vardı. Ne bile fakiri vardı.
 
Ve hiçbir ilah "yoksullara, yetimlere yardım edeceksin" demiyordu. "Yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, kölelere yardım edeceksin" diyen El 'di. El de kolektif sistemin zenginliklerini kimi kişilere var, kimi kişilere yok kılan; özelleştiren köleci sistemin, kendi mana anlayışıydı.
 
Salt bu söylem bile dinlerin köleci dönemle ilişkili öğreti (ideoloji) olmasından kaynaklı ahitler olduğunu anlamanız için yeterlidir. El, kötülüklerle dolu, çelişkilerle dolu, zulümle dolu, sınıflı toplumun inşacısıdır.
 
Sınıflı toplum ezen ve ezilenlerden oluşan temel iki sınıftır. Ya da sınıflı toplum sömüren sahiplerle, sömürülen yoksunlardan oluşur. Böylece sömürenler mutlu ve özgürdüler. Sömürülenler de mutsuz ve köleydiler.
 
Bu iki sınıf arasında sınıf karakterli olmayan haydut, hırsız, mafya, din adamları gibi bir ara yapı da oluşmakla, oluşan bu yapıya LÜMPENLER dendi. Bunlar her iki sınıfa da dahil değildir. Üretmiyorlardı.
 
Lümpenler sömürüde pay alan, sömürünün boşluklu tanecikli kısmını dolduran yine asalak yapılardı. Özellikle din adamları sömürünün ve sömürülmenin sözcülüğüne soyunmuşlardı.
 
Bu alanda vaaz ve öğütlerle sömürüyü pekiştirten, insanları afyonlayan, sömürüyü ölü yıkamaya, ölünün kırkını, 52 sini, mevlidini okumaya, ölüyü mezara şöyle gömme demeye, ölünün ıskatına (devrine) oturma gibi işi ölü soyuculuğuna kadar vardıran oluşmaların parazitleriydiler.
 
Öylesine tek yanlı, koşullu ve köleci sistem telkinlerine göre düşündürülmeye öyle alışmışız ki, başka türlüsünü düşünmek adeta aklımıza gelmez.
 
Deneysel, tarihsel ve uygulamalı bilmenin yerine, inanarak ve şartlandırarak bilme, konur. Kişi (hayat) ucu sonu belli olamayan tutum içinde veya alan içinde ya da coğrafya içinde, daima hep kaygılıdır.
 
Bu nedenle kişi kavradığı, ucu sonu belli, adreslere pusula olan, yol haritası olan belli tekrarlı çevrim etrafında bu adrese bu merkeze bağlı kalma eğilimindedir. Bu tür oluşum da bir çekim ekseni ve bir çevrim ilişkisi ortaya koymaktır.
 
Artık kişi bu bağıntıyı da kolay kolay bırakmaz, istemez. Bu bağıntılı davranış ne kadar doğruysa o kadarda da zıt yön yansıması da olacak yansımalarıyla yobazlığı da ortaya koyar.
 
İşte yobazlık ta tam da burada başlar. Kişiler her şeyi bu adresli bağıntıya göre anlayıp anlatmakla kendisine körlük oluşturur. Kişinin kendisine gelip geçici eksen çevrimleri ortaya koyması doğru ve her zaman olması gerekendir.
 
Ama böylesi bir ekseni çevrim içinde çözümleyici düşünceler ortaya koyan kişiler, bu tür adresli bağıntıyı gelip geçici ve değişken merkezli yeni ilişkenliler alanı yaparlar. Bu kişilerde şartlanma olabildikçe azalır. Koşullu davranış istisna durumlara geriler.
 
Özellikle de köleci dönemle birlikte yobazlık dediğimiz tutumu ile analitik düşünce bağıntılarını ortaya koyamayan kişiler; bu ilk tutumları ya da kendilerine öğretilenleri değişmemesi gereken inanç, yaparlar.
 
Ve köleci egemenler sürecin egemeni olmakla köleci sisteme göre olan tüm öğretilerini bu çevrim eksenli taşıyıcı salınım üzerine bindiriş, yaparlar (modüle ederler).
 
İşte bu amaçlı modülasyonlardan birsi de köleci sisteme göre ana baba olmanın sosyal öğretisidirler. Bu köleci öğretinin nasıl böyle olduğunu görmeye devam edeceğiz.
 
Bu yobazlıkları bu sistem içinde asla akıl adına değil; din adına yaparız. Otorite adına yaparız. Gelenek görenek adına yaparız, adresi belli adresli süreçler adına yaparız. İşin en vurucu yanı da bunu sanki Yüce Tanrı'nın iradesi imiş gibi yaparız.
 
Bu koşullandırmalar çevrimi üzerinde düşünmeyi de fikir özgürlüğü veya düşünce üretme sanırız. Şunu özellikle belirteyim. Bizler nasıl bir durumla neyin içinde, nasıl yaşıyor ve yaşatılıyorsak, sürecin reşidi ve sürecin mümeyyizi olaraktan bu süreci değiştirene kadar en zorunlu durumla sürece göre düşünmek ve ona göre olmak zorundayız.
 
İnsanlar köleci sistemle her şeyi çarpıtmışlardır. Öyle de olmak zorundalar. Çünkü köleci sistem inşacı gerçek ve somut sürecin zıttı olan anlam durumla gerçeğin gerçek olmayan varyasyonları üzerine kurulmuştur.
 
Süreci ilk kes başlatmayacağı için ve kurulu sistem üzerine ikame modülasyon olacağı için işe böylesi bir kurgu ile başta düşünmeyi ve düşünme konularını her yönde çarpıtmakla sürece başlayacaktı.
 
Kolektif süreç doğal referansların kişiler üzerindeki baskı ve basıncın etkisi ile başkaca hiçbir im, iz, envanteri olmadan sosyo kolektif süreçleri başlatmış ve deneyim biriktirmişti.
 
Her şeyin örneğin stres gibi, kaygı gibi bir birikme özelliği olduğunu "dolma süreci" dediğimiz (dolma-boşalma) süreçleri içinde biliyoruz.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...