YARATICILIK NEDİR?


3.6.2020

Yaratıcılığa ilişkin tanımlama genellikle insanların yaratıcı yönlerinin yanı sıra bilgisel, eğitimsel, düşünsel (zeka) kişiliği üzerinde yoğunlaşmıştır. Kişiden kişiye farklılık gösteren bu özellik çok yönlü bir düşünce ürünüdür. Ve bu konu ile ilgili oldukça kapsamlı bilimsel tespitler geliştirilmiştir.

Torronce yaratıcı Düşünme Testi El Kitabı’nda (Torronce Test of Creative Thinking) yaratıcılığın tanımını şu şekilde yapmaktadır.

“Yaratıcılık, sorunlara; bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü tanıma, çözüm arama, tahminlerde bulunma yada eksikliklere karşı denenceler geliştirme, bu denenceleri değiştirme yada yeniden sınama, daha sonra da sonucu başkalarına iletmektir” (www.aymavisi.org)

Yaratıcılığın temelinde, akıcı, özgün ve esnek düşünebilme, dolayısıyla sorun çözebilme becerisi yatmaktadır. Akıcı düşünebilmek, kısa sürede, ardı ardına bir çok düşünce ve görüş öne sürebilmektir. Örneğin; “yüz ne demektir?” sorusuna verilen yanıtta “yüz” kelimesinin anlam ve türevlerine ilişkin çok yönlü yanıtlar alabilmek akıcı düşünebilme olarak tanımlanır. Ayrıca “sezgi, merak ve mecaz” yaratıcılığa ortam hazırlayan en önemli unsurlardır.

Yaratıcılık, kişilerin doğuştan getirdikleri bir özelliktir. Her insanda az veya çok bazı yaratıcı belirtiler ve özellikler vardır. Yaratıcılık, sınırları olmayan, geliştirilebilen bir eylemdir. Öğrenilmez fakat uygun koşullar sağlandığı takdirde geliştirilebilir.

Bir başka deyimle yaratıcılık, toplumun ekonomik veya sosyal yapısının sanatçının kişiliği tarafından sorgulanıp, düşünceleriyle yoğrulup, yeni-özgün bir biçim olmasıdır.

Buna bağlı olarak yaratıcılık; insan doğası gereği tüm insanlarda değişik derecelerde, değişik olan ve boyutlarda var olan ve geliştirilebilin özel bir yeti olarak ele alınıp, yaratma eyleminin somutlaşması olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle yaratıcılık sosyo-kültürel çevreyle yakından ilgili güç olarak düşünülebilir. Ayrıca bilimsel araştırmalar sonucunda bazı bilim adamları tarafından yaratıcılığın insanın genetik yapısıyla da ilgili olduğu iddia edilmektedir. (www.aymavisi.org)

Guilford’a göre yaratıcılık; akılcılık, esneklik ve özgünlük içeren bir süreçtir. Yaratıcılık; alternatifli düşünme, problem çözme gibi zihinsel süreçleri de içerdiğinden, yalnızca bir süreç değil, süreçler dizisi olarak düşünülmelidir. Ayrıca yaratıcılık konusuyla çok ilişkili olan, alternatifli düşünme ve problem çözme becerilerinin de yaratıcılık gibi geliştirilebileceğine inanan görüş, eğitim psikologu Torronce’ye aittir. Paul Torronce, öğrencilere, sorunlara yeni çözümler üretebilme yollarının verilebileceğine, buna dayalı olarak da onların risk alabilmek ve özgün üretimlerde bulunmak gibi becerilerinin geliştirilebileceğine inanıyor. Sonuçta yaratıcılık, bilinenlerden yola çıkılarak eski ile yeni arasında ilişki kurmak, alışılmışın dışındaki farklılıkları yakalayarak, deneyerek özgün etkinlikler oluşturma çabası olarak da tanımlanabilir.

Bir Süreç Olarak Yaratıcılık

Yaratma sürecinde bir nesnenin estetiksel boyutu, işlevi ve biçimi imgesel temeller üzerinde yükselir. Çünkü özne ile nesnel gerçeklik arasında bir iletişim ve tavır sirkülasyonu vardır. Dolayısıyla özne nesnel gerçekliği imgesel olarak algıladığı için imgelem, yaratıcı süreç içinde devamlı etkin durumdadır. Ayrıca, imgelem, özne ile nesne arasındaki etkileşim süreci içinde üretici ve doğal bir zihinsel yetenek olarak görülebilir. Bu süreç bireyin bilgi birikimlerini, deneyimlerini etkinlikler içinde biçimlendirip, somutlaştırarak özel bir dünya kurma çabası olarak anlamlandırılabilir.

Yukarıda da belirtildiği gibi süreç içinde yaratıcılığın gelişimi birbiriyle bağlantılı tepkiler şeklinde oluşur. İsmail Üstel’e göre bu süreç şu şekilde işler:

Hazırlık Dönemi: Bu dönem yaratıcı düşünceyi tetikleyen bir unsurla başlar. Bilgi edinme, bunları ilişkilendirme, farklı açılardan analizleme, yorumlama, değişik biçimlerde sentezleme, değerlendirme, yeniden yorumlama biçiminde sürdürülen etkinliklerdir.

Kuluçka Devresi:  Yaratıcı düşünce sürecinin bu aşaması, ürünün “bilinç ötesinde olgunlaşmakta olduğu” kademedir. Bilinç düzeyinde algılanmamakla beraber, yoğun bir yaratıcılık çabasının sürmekte olduğu evredir.

Evraka (Buluş) Basamağı: Beyinde “şimşek çaktığı” andır. Hazırlık döneminde tohumu atılan, kuluçka evresinde farkına varmadan yeşeren yaratıcılık, birdenbire somutlaşır.

Rafinasyon (Eleme): Sürecin bu bölümünde, yaratıcılık sürecinden süzülen, orijinallik, “rafine edilerek” uygulanabilir kılınmaktadır. Yukarıda özetlenen kademeler, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz, biri bitmeden diğeri başlayabilir. Bu fazların kesişmesi, örtüşmesi ve iç içe geçmesi söz konusu olabilir. Bazen, evrelerin sırası değişebilir. Zaman zaman süreç basamaklarından birisi, olağan sırasından başka bir dönemde tekrar sıraya girebilir.

Aynı zaman diliminde birden çok konu üzerinde çalışıldığında yaratıcılık süreçleri birbirleri ile etkileşerek, daha da karmaşık bir tablo sergileyebilir. Sürecin ne kadar zaman alacağı, kişinin yaratıcılığına ve konunun özelliğine bağlıdır. Kaldı ki bireylerin yaratıcılık performansı, belirgin bir biçimde dalgalanabilir. Diğer bir deyişle “yaratıcılık ritmi” zaman içinde artabilir veya azalabilir. Yaratıcılıkta görülen değişim, kişiye ve koşullara bağlı olan bir sürecin sonunda yeniden eskiye dönebilir.

Bir anlamda yaratıcı sürecin büyük bir bölümü belirli durumlarda yaratıcı olmanın ve görmenin anlaşılması, ihtiyacın anlaşılması durumunda olabilir.  Gerçek anlamda yaratıcı bir kişi, yaratıcı çözümler bulmak kadar, yaratıcı sorular sorabilen, yaratıcı etkinlikler içine girebilen bir kişidir. Yaratıcı süreçte sezgi, kendi içinde ayrıca yaratıcı bir süreçtir. Dolayısıyla sezinleyici, kişi kendi sezgisel işaret ve sembollerin oluşturduğu ortamı yaratır.

Yukarıdaki konu başlığında yaratıcılığın oluşum sürecine ilişkin bilgi verildi. Ancak burada vurgulanması gereken önemli bir nokta da süreç olarak yaratıcılığın iç ve dış baskılara tepki verme eylemi olarak tanımlaması düşünülebilir.

Bu anlamda sanatçının yaratım çabası, henüz var olmayanı oluşturmaya, plastik bir anlam vermeye yönelikse de geçmişin ve içinde yaşanılan sürecin etkileri, birikimleri doğal olarak sanat ürünlerine yansıyacaktır. Ortaya çıkan yapıtın plastik özgün bir değer olarak belirlenebilmesinde sanatçının yaratıcılığı ve özgünlüğü bu yansının ürüne kattığı değerle doğru orantılıdır.

Yaratıcı Etken

Yaratıcılık dürtüsü insanın varlığıyla-oluşumuyla ilgilidir. İnsan ve hayvan yaşantısı arasındaki fark, davranışın türüne, onun sergilenişine bağlıdır. Hayvan davranışı içgüdüsel ve şartlandırılmıştır. İnsanlarınki rasyoneldir. Doğal olarak insanın beyni içindeki statükoyu değiştirmeye iten bir şey vardır. Bu onun yaratıcı olmasını ve farklı bir şeyi elde etmesini sağlar. Bu durum psikolojik olduğu kadar sosyolojik bir olgudur da. Örneğin Ahmet İnam konuyla ilgili görüşlerini bir gazete yazısında şu şekilde dile getirmiştir.

“Gelecekte gücün simgesi olarak bizim yaratıcılığımız, keşfettiğimiz yarattığımız ürünler, ortaya koyduğumuz, düşünce ve sanat ürünleri yaşama becerimiz olacak gücün kaynağı değişecek. Güç, insanın kendini gerçekleştirme çabası başarısı olacaktır” (www.aymavisi.org)

Martin Buber “Ben ve Sen” adlı yazısında “biz dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz onu devamlı olarak yaratabiliriz. Gerçek kendi başına her gün yen ibir şeydir ve her sabah kendi ellerimizde şekillendireceğimiz başka bir yeni şeyi sorar. Bilmeden düşünce ve hayallerimizi belirli şeylerle yoğunlaştırıp onların gerçeklere uygunluklarını ileri sürdüğümüzde dünyayı yeniden yaratırız” (www.aymavisi.org)

Dünya aslında ondan nasıl yararlandığımızdır. Kişi bulunduğu çevrenin bir parçasıdır. Çevre kişinin kendisine nasıl bir biçim veriyorsa, kişinin de yaratıcı birikimi çevreye öyle bir biçim verir.

Yaratıcı Kişilik Özellikleri

 

Geleneksel eğitim anlayışı içinde eskiden soru sormayan, söz dinleyen, yaramazlık yapmaya, üstüne vazife olmayan şeylerle uğraşmayan bir yapı ve anlayış içinde olan çocuklar benimsenen, kabul gören bir özellik göstermektedir. Tam tersi özelliklere sahip çocuklar ise dışlanmakta, genellikle de başarısız sayılmaktadır. Dolayısıyla eğitim sistemi içindeki bu anlayışın etkin olması sonucunda yaratıcı yeteneklerin değerlendirilmesi ve yaratıcılık ile ilgili araştırmaların gecikmesine neden olmuştur. Günümüzde yaratıcı nitelikler son derece önemli olup, sanatsal ve teknolojik alanda özellikle üzerinde durulması gereken önemli bir bireysel kriter olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yapılan araştırmalar sonucunda yaratıcı kimliğe sahip bireylerin kişisel özelliklerine ilişkin yüzlerce maddeden oluşan tanımlamalar yapılmıştır. Aşağıda bu özelliklerin en belirgin olanları genel hatları ile verilmiştir. Buna göre:

Ø    Esnek, özgün ve  çabuk düşünebilme yetisi.

Ø    Değişik strateji, yöntem ve araçları kullanma eğilim.

Ø    Konulara-sorunlara farklı açılardan yaklaşabilen duyuşsal, mizah, sezgi ve görsel algı gücünün yetkinliği.

Ø    Soyut veya somut nesne ve kavramlar arasında bağlantıları yakalayabilme, ilişkilendirebilme gücü.

Ø    Hayal gücünün zenginliği, esnek düşünebilme ve konulara odaklanabilme yetisi.

Ø    Yeni olanı yakalayabilme, mevcut durumları geliştirebilme becerisi.

Ø    Senaryo üretebilme, tasarım geliştirebilme özellikleri. Sorunlara çözüm arayabilen, üretkendirler.

Geleneksel toplum üyelerinin beklentileri yukarıda genel hatlarıyla belirlenen yaratıcı kimliğe sahip bireylerin özelliklerine bir ölçüde aykırıdır.

Örneğin; Yaratıcı kişiler marjinaldir, uçlarda gezinen, risk alan, sürekli arayış içinde olup, duygularını bastıramayan, yenilikler peşinde koşan meraklı, var olanlarla yetinemeyen, eleştiren, sorgulayan, kendine güvenli, içten davranan, güç ve statüye önem vermeyen, ayak direyen, bazen toplumun kabul görmediği alışkanlıkları olan, daldan dala atlayan serüvenci bir yapıya sahiptir.

Oysa ki toplum karşısında, var olan ile yetinmesini bilen sistematik, düzenli, statükocu bir anlayışı onaylayan bireyler ister.

Ayrıca toplum, geleneklere uyabilen, görevini eksiksiz yapan, ciddi alaycı olmayan, merkeziyetçi, fazla soru sormayan, üstüne vazife olmayan işlerle uğraşmayan, itaatkâr, kurallara sıkı sıkıya bağlı, toplumun uyumlu bir üyesi olmayı kayıtsız koşulsuz kabul eden bireysel özelliklere sahip kişiler ide benimser ve onaylar.


Yaratıcı ve Yaratıcı Olmayan Tutum ve Davranışlar

 

Aşağıda yaratıcı tutum karşısında yaratıcı olmayan tutumlar karşılaştırılarak kısa ve net olarak özetlenmiştir. Buna göre;


Yaratıcı Tutum

Ø  Bilgiden bilinmeyene çalışma.

Ø  Doğru ve yanlış cevaplar önemli değil.

Ø  Açık ve sonlu tepkiler.

Ø  Çeşitli yolları deneyerek, taklit ve ezber yöntemi.

Ø  Belirsizliklerle, eksikliklerle karşılaşmayı hoş görme.

Ø  Yaratıcılık ve Psikanaliz.


Yaratıcı Olamayan Tutum

Ø  İzlenen model var.

Ø  Doğru cevaplar var.

Ø  Sabit tepkiler.

Ø  Taklit ve zeber yöntemi.

Ø  Aksilikleri hoş görmeme.



Sanatçıların insanları şaşırtan bu yaratma gücü çok eski zamanlardan beri ilgi çeken ve merak uyandıran bir konu olmuş ve genellikle ilham kavramı, olayı açıklamak için öne sürülmüştür. Sanatçının en temel özelliklerinden biri, onda kişisel hayata karşılık, toplumsal-sosyal psişik hayatın etkin olmasıdır.

Psikanaliz, öznenin kendini hayata karşı genel ilişkilerini yapılandırması, çözümlenmesi ve yeniden oluşturması, anlamlandırması bağlamında tümüyle yaratıcı bir harekettir.

Freud yaratma eylemine psikanalitik açıdan yaklaşarak, sanatçının yaratma eylemi ile nevroz arasında sıkı bir ilişki bulur ve bilinçaltının yaratmadaki rolünü belirlemeye çalışır. Freud’a göre sanatçı eğer anlaşılmak isteniyorsa onun bilinçaltına inilmesi gerekir.

Sanatçının yaşam sürecindeki değişkenlikleri, davranışları, yanılgıları, saplamaları, iç dünyası ve diğer nevrotik belirtilerin incelenmesinin gerekliliğini ortaya koyar.

Freud’un kuramında, sanat ile düşlem etkinliği arasında yakın ilişkiler vardır. Sanatçının nevrotik kişiliğe sahip insanlarla hem benzerliği vardır, hem de ayrılığı.

Sanatçı da gerçeklik dünyasında tatmin edemediği içtepilerle doludur. O da bütün insanlar gibi çocukluk çağının doyurulmak isteyen bilinçdışı özlemlerini,  tüm cinsel kökenli enerjisini imgelemci dünyasına aktarır. Kolayca nevroz’a yol açabilecek böyle bir durumdan sanatçı, yaratma yolu ile içtepilerini, yasak kaynaklardan geldiği fark edilmeyecek kadar değiştirerek, onları yücelterek kurtulur. Ancak yine de sanatçının bilinçaltı saklı kalmaktadır, sanatçının açığa vurmayıp bastırmak zorunda kaldığı isteklerin kılık değiştirmiş biçimlerini aslında sanatçının itiraflarından başka bir şey olmayan sanat eserlerinde tanımak olasıdır.

Bu konuya ilişkin diğer bir yaklaşım ise Otto Ronk’ın görüşüdür. Otto Ronk, sanatçının normalden sapma gösterdiği için nevrotik olarak damgalanmasına karşı çıkarak “nevrotik tip” ile “yaratıcı tip” arasındaki sınırları çizmiştir. Ona göre “nevrotik tip” salt yıkıcılık düzeyinde kalmakta, “sanatçı” ise aynı zamanda yapıcı ve yaşatıcı olmaktadır. Ronk’ın görüşünü paylaşan Rollo May ise, bu konuda yaratıcılığı nevrozla bütünleştiren kuramlara karşı çıkmaktadır. May: “yaratıcılığın ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiği muhakkak. Van Gogh neredeyse çıldırdı. Woolf ciddi bir çöküntü içindeydi. Yaratıcılık ve özgünlüğün, kültürlerine uymayan kişilerde bütünleştiği apaçık. Ama bu, zorunlu olarak yaratıcılığın nevrozun ürünü olduğu anlamına gelmez. Yeteneğin hastalık, yaratıcılığın da nevroz olduğunu sokuşturmaya çalışan bu savlara karşı gerçekten güçlü bir tavır almalıyız.” Rollo May’a göre yaratma edimi ölüme ve yok oluşa bir alternatif olarak, yapmanın, yüksek duygulanımın ve vitalitenin en üst aşamasıdır (www.aymavisi.org)

Yaratıcılık, olmayan bir şeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmektir. Yaratıcılık günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir. Yaratıcılık, olağan, günlük şeylerin özel olmasını, özel şeylerin de daha çok günlük hayata girip doğal şeyler olmasını sağlar.

Eğer hayatınızdaki günlük şeyleri farklı ve yeni yollarla yapıyorsanız bu sizin yaratıcılığınızı gösterir. Örneğin evinizde ya da işinizde her gün yaptığınız işleri değişik şekillerde, değişik yollarla yaparak yine aynı sonucu almanız bu işlerin yapılış şekline yaratıcılık katmış olmanız demektir. Denediğiniz her yeni şey size yeni bir şey öğretecektir. Denediğiniz yeniliklerde hatalar yapabilirsiniz. Yaratıcı olmanın riskli tarafıdır bu. Risk alarak yeni şeyler dener ve keşfedersiniz.

Bunların hepsi çocuklar içinde geçerlidir. Verilen bir resim ödevinde çocukların aynı konulu resmi, aynı yollarla yapmalarını istemeniz, çocukların kendilerince yeni şeyler denemelerine, keşfetmelerine ve öğrenmelerine engel olacaktır. Çocuklara, deneme şansı vererek risk almalarına ve yeni şeyler keşfetmelerine ortam sağlanmalıdır. Önemli olan resmin son şekli değildir. Önemli olan bu resmi bitirene kadar denedikleri yeni yollar ve kendi buluşları ile ortaya çıkarttıkları resimdir.

Deneme ve keşfetme şansı verilmeyen ve bir şeyi yapmak için aynı kalıplar içinde, aynı yolları takip etmesi istenen çocuk kendisinde var olan yaratıcı yanını fark edip keşfedemez. Yaratıcılığını kullanma şansı verilmeyen çocuk yeni şeyler denemek için riske atılma cesareti gösteremez.

Resim dersleri çocukların yaratıcılığını arttırmakta onlara imkan sağlayan bir derstir. Ama konumuz yaratıcılık, bunun çok daha ötesinde olup çocukların her konuda yaratıcı olmalarını sağlamaktır. Çocuklar öğrenirken ve uygularken sanatın dışındaki derslerde ve hatta okul dışında da yaratıcı olabilirler. Mesela matematik ödevini hazırlayan bir çocuk, bir problemi, denklemlerin dışına çıkıp kendi yoluyla çözebiliyor ve bunu anlatmak için de resimler (ya da şema, çizim vs.) kullanıyorsa bu o çocuğun matematik ödevini hazırlarken yaratıcılığını kullandığını ve risk alma cesaretini gösterir.

Günümüzde yaratıcılık sözcüğü gerek çocuklar gerekse yetişkinler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Hızlı ve sürekli bir değişim yeni ürünler yaratmayı, dolayısıyla yaratıcı kişiler geliştirmeyi adeta zorunlu hale getirmektedir. Yaratıcı bir eğitimle yetişen çocuk ve genç, yeniliklere açık, zihinsel yönden sağlıklı, hoşgörülü, sosyal hayata uyumlu, pek çok alanlarda beceri kazanıp, özgün, üretici ve bunun gibi daha pek çok şey sayabileceğimiz özelliklere sahip bir kişilik geliştirmektedir.

Yaratıcılık; esneklik, duyarlılık, akıcılık ve orjinallik gibi özellikleri içermektedir. Yaratıcı olabilmek için her şeyden önce kendisine güven duyması, çalışacağı alan hakkında temel teknik bilgilere sahip olması, bağımsızca düşünebilmesi, zaman zaman alışılmış kalıpların dışına çıkabilmesi ve yeteneklerini sonuna kadar kullanabileceği ortam ve özgürlüğü sağlanmış olması gerekmektedir.

Hemen hemen her çocukta yaratıcı olma yeteneği vardır. Farklı olan, yaratıcılığın sürekliliği, derecesi ve ortaya konabilmesidir. Önemli olan çocuğun yaratıcılığını geliştirecek ortamı yetişkinlerin hazırlayabilmesidir.

Yaratıcı ortam, katı kuralların ve otoritenin olmadığı bir öğrenme ortamıdır. Yani özgür, serbest bir çevre yaratıcı gücün gelişmesinde önemli bir etkendir. Yaratıcılık için önemli olan serbestliktir.



Kaynakça

PARSIL, Ümit, (2012), Sanatta Yaratıcılık.  İki Harf Yayın Grubu, An Kitap, İstanbul.

www.aymavisi.org                     

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
04.06.2020 - 08:07
Yaratıcılık konusu hakkında okuduğum galiba en derli toplu yazı. Veya daha öncesinde böylesini okumadım. Sanatçılar için Oldukça faydalı olacağını düşündüğüm titiz bir çalışma. Okunması tavsiye edilir.

04.07.2020 - 17:41
Konu derinliğine ele alınmış geniş kapsamlı bir yazı, bu tip yazılara edebiyat sitelerinde pek de rastlanmıyor, bu nedenle yazarını kutlamak lazım. Yaratıcılık, güzel bir yetenek, her insanda az ya da çok var. Tabi zamanla kendini geliştirenler, hangi sanatı ya da bilimi icra ediyorlar ise, kafa yoruyorlar ise ortaya çıkan ürünler, verilen eserler ya da buluşlarda kayda değer oluyor haliyle... Sıkıntılı zamanların bir çok sanatçıya olumlu yönde yardım ettiği söylenir mesela Nazım Hikmet en güzel şiirlerini Cezaevinde yazmıştır, hakeza Aziz Nesin'de bir çok güzel hikayesini cezaevinde kaleme almıştır...Kemal Tahir de bunlardan birisidir... Bu örnekle çoğaltılabilir tabi ki... Bir çocuk eğer ki sağlıklı bir ortamda yetişmiş ise herhangi bir bilim ya da sanat dalında yeteneğine göre ilerleme kaydedip saygın sanatçı ya da bilim adamlarından biri olabilir... Yaratıcılık genlerde belki ama, genlerinde olup da işlenmeyen bir sürü değerde yitip, unutulup gitmektedir, bunu da akıldan çıkartmamalı. Güzel bir yazı kaleme alınmış kutlamak lazım Sayın Yazarımız Ümit Parsılı...