BEKLE BİZİ İSTANBUL


Bir gülüşün örtüsüydü maviden urban

Aşka kat çıkan yalnızlıkla s/özlendiğinde her defasında

Mahcuptu gece ve dolunay

Dolgun kanatlarında şehrin

Kıtalar aşan bir gezgin

Elbet bir yakadan diğerine uçuşan

Özlemin girift sessizliğinde saklı huzur

Ölüm öncesi ket vuran neyse ömre

Sürünen seyyahın söyleyecekleri vardı en derinde…

 

Hangi düş’ün mizanseninde saklıdır gelecek belki de dünü ihbar eden yalnızlığın peçesine sığınan yaralı bir ceylan bakışı.

Aşkın da asası iken uçuşan her kelebek ve yalnızlığın söküklerini diken yüreğin sevdalandığı.

Meşakkatli bir yolculuk olsa gerek bazen içre dönük gözyaşları ve hırpani gölgeler iken aralıksız teyakkuzda hangi emir kipinde saklıdır sonu baş bilen imleç?

Satırlar vefalı hayatsa laubali kimi zaman ve saygınlığın reçetesi sessizce sever ve yaşarken insan…

Ket vurulası adalet günün hünkârı o seyyah acılar bazen buluta konan bir rubai gibi dünü gagalayan yalnızlıkla hemhal, söylencelerin de efkârı izini düşerken an’a oysaki şimdiki zaman az sonra göç edecek dünde kalan her yarıma.

Yarınlarsa ufkun…

Yâd edilen gecenin bam telinde.

Yâri seven her sözcük askıntı bir imgeden kaçıp dibe vuran nice umut ve işte sözcüklerin başkaldırdığı bazen uyumsuz bazen uyduruk masallardan firar eden kahramanın telaşlı sesi.

Kuytuda unutulmuş bir mutluluk belki de ya da kuruntuların ilahı iken kaygılı ömrün sürmesi imkânsız iken saltanatını.

Mademki düşler ektik düşe kalka da gerçekleri biçtik en hoyratından o sevda parantezine sığınan bir gölge gibi tavaf ettik evreni.

Her düş’ün yalnızlığı kendine. Sökün edense gerçeğin alametifarikası bazen s/üzülen gözlerinden hesaba çektiğin mazi gibi elbet dünün kefesinde saklı hoyrat rüzgâr bazense gerçeğin örülü saçlarında saklı mizaç.

Günü b/ölen her acı, açı olmaya meyyal bazen sapanın vurduğu gözden düşen yaşı yasla sarıp yarına saklayan bir bedevi gibi.

Israrla sevmek bu olsa gerek ve ispatı elbet beklemek: özlemin şiarında gölge etmeden acılar aşkın izafi yolculuğunda tutam tutam rüzgârın serptiği belki de ömrün çaldığı yıllar.

Nazeninse yürek naftalinli mazi en çok çığıran ve günü çağıran elbet dün mizaçlı bir ruhtan firar eden hayaller.

Mevsimin nidaları sönen şafağın haletiruhiyesi göğünse devasa yamasına saklı melekler insan olmanın ta kendisi sevip de yolda kalan sevmeye dair her tebessümde aslında içine yağan rahmet elbet muhtevası hayatın sevi dilinde yalnızlığın kucak açan her umutta sürmek sefasını olsa olsa yarınların.

Metruk düşlerin yabancısıyım elbet istirham ediyorum yalnızlığın kayıtsızlığına.

Kayıt altına almaksa günü, şiirlerle b/ölüyorum ömrü bazen nazenin kanatlarında firar eden o vaveyla bazen aşkın kaldırma kuvveti uçuşan her zerremle ait olduğum bu bitimsiz kâbusta.

İnfilak eden hücrelerim.

İçinden çıkamadığım o karanlık dehliz.

Üşenmeden sevdiğim her vakit.

Belki de altına asla imzamı atmayacağım o akit.

Sözcüklerse saklı repertuarında gizemin ve elbet düş balyaları ikram eden bir zemin ki kaykıldığım herhangi bir vakit, lanetini kusan iblise sitem ve serzenişim.

Bir düş mahsulü etmediğim yeminlerim ve unutulduğum her köşe elbet diklenen başım ve asla öne eğmediğim.

Sırdaşımsa illa ki mevsim ve gece en çok da İlahi düşler gördüğüm uyku öncesi, seyyah sözcüklerin firar ettiği o karanlık hücre.

Matemim de saklı mahremim de kayıtlı görünmez bir izlekte sökün eden her hayalet olsa olsa dünden hediye.

Çekik gözlü kalemin nazarında ithaf ettiğim içimdeki seyyah bense seferisiyim ümidin bazen kaybolduğuma dair geliştirdiğim bir inanç ki düzenekte kayıtlı bir faniyim işin aslı endamlı bir gölge ise peşime takılan için için haykırmama delalet yazmaya durduğum sözüm ona son ferman.

Kilit noktası mı ömrün?

Kindar gölgelerin nazarında bir merhem adeta göğün tabusu iken seyyah yıldızlar ve göz pınarlarımda seyahat eden rüyalar aslında gerçek olan neyse düşsel bir zeminde bazen şiir soluduğum bazen şiir olup solduğum gecenin penceresinde.

Yarım asırsa ömrüm yarım kalan çeyrek mizacım çekincelerimi sırtlanıp ruhumun da kılavuzu iken umut ve sevgi.

Şimdi naralar atan gece bekçisine söyleniyorum akabinde Ramazan davulcusu unutmuşken sokağın adresini belki de yayan gezen martılar denize küskün İstanbul’sa yıllara ve insanlarına…

Ve işte kapanma öncesi mücbir sebeplerden boşalıyor sevdalı şehir elbet künyesinde yazdığı üzere iki yakası bir araya gelmeyen sevdalı rakkasesi gönüllerin bazen şehla gözlerinde Marmara Denizinin bazense peçesinde saklı iken Mayıs’ın öncüsü güneşin sıcaklığı şimdiden hasretini duyduğumuz aydınlık ve kol kola yürüyeceğimiz günlerin fermanı elbet çıkarken şairin kaleminden.

Hoyrat elbet fıtratı rüzgârın.

Horasan gibi sefere çıkan askeri birliğin de sancak diktiği.

Aşkın da bazukası yüreğin ömür törpüsü ve kolluk kuvvetleri iş başında.

Şehrin seması dahi boşalmakta ve göçmen kuşların ruhu iken firarda flamingolar çoktan mesken tutmuş şehrin farklı yerlerini.

Yerinden yurdundan olması yeter ki insan.

İzdiham yüklü bir şehrin de kapanmadan önceki feryadı.

İnsanına küskün belki de şehir.

Yoksa insanı mı şehri dışlayan ve yirmi milyonluk nüfusu kısacık bir zaman diliminde için için eriyen.

Mum gibi.

Belki de mumyası yerin görün.

M/imlenmiş her karede saklı bir pantomim sanatçısı adeta renkten renge giren göğün dalkavuğu iken bulutlar belki de duvağı yalnız gezinen seyyah kuşların ve rüzgârın…

Feryadı duyulmaz.

Feveran ettiği ne ki pervasız gölgelerin.

Ve işte şehrin mozaiği ve kırlangıçları ve sokak aralarını mesken tutan martıların denize küskünlüğü.

Aslında herkes herkese küskün en çok da kendine.

Rivayet o ki…

Elbet bekleyip göreceğiz yeter ki sıcak selamların ve kucaklaşmaların tarihi yakın olsun…

Bekle bizi İstanbul…

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış