Kudüs Gezisi Ödüllü Mektup Yarışması/Malatya Birinciliği


28.3.2017
                                                                                                                                                 2017/Malatya
       
         İlk göz ağrım Mescid-i Aksa, kutsi mabedin mihmandarı Kudüs, 
 
         Gönlümün efendisi, aklıma düştüğünden değil, yâdımdan, sol yanımdan hiç çıkmadığından, satırdan değil, sadrdan naleler… Özlem kokulu, melali, buhurdan cümleler… Çalakalem değil, doğum sancılı karakalem bercesteler… Kalemin en latif kelamları hasret nameye damıttığı, giryelerimin mürekkep olup kan ağladığı bu demde, naçizane bu münzevi ‘Laçin’, Mescid-i Aksa hicranıyla, aşk-ı niran yanıyor. Bu varak, özlemimi yüklediğim bir laçin, efkâr-ı nalekârımı yazıp uçuruyorum semalarına bir miraçla.
   
        Mühr-ü Süleyman tapulu mabet, İbrahim, İsa, Musa dokulu gergef… Ve Hz. Muhammed’le taçlanan kutsiyet. Bir sabah ‘İki Cihan Serveri’, şerefli kıldılar mescidini, Burak ile haremine varıp, Refref ile miraca yükseldi, muştulandı Sidret'ül Münteha’da namaz tacıyla. Güldü o fasıl Kudüs’ün gamzesi, gülle donandı, namaz muştusuyla gülle yıkandı, o demden beri âşıkların bülbül diye anıldı.
 
        Ey hüznümün kalesi ahzeni mabet, münevver toprak, ruhum tuğyanda seninle. Senin için yollara düşen mecnun gibi sahranın serabında delişmenim şimdi. Rüyalarımda her gece beni çağıran gül kokulu şehr-i yâr. Ben bir Veysel Karani’yim, düşünü kuruyorum yakamoz kandillerinin.
Leyal-ı hasretin seher sarhoşluğuyla yürüyorum mugaylanların üstünde, acıtmıyor değil dikenleri lakin o ‘Gül’ ün kokusunun mayhoşluğu alıyor beni benden, hançer yesem gam değil cana, dert değil başa.
   
      Kudüs! Ne büyüksün ki, kutsiyetin arşta. Öyle bir yük ki omuzlarındaki, dağlar kaldırmaz, taş çatlatır Hz Eyüb’e nazire. Lakin sen bir anasın, yükü ağır olur anaların: Üç semavi dine mihmandarlık... Konuşur beşer, nebat ve memat lisan-ı hafiyle, satır satır anlatır uğruna dökülen başları, kanları, yaşları ‘Ne çektin be!’ der gibi sükûnet… Kader kederle sarmalı; İki defa yıkıl, elli iki saldırı, yirmi üç işgal… Ağlama duvarın gamdan yıkılsa yetmez inkisarını, ızdırabını anlatmaya. Ölü deniz, uğrunda akıtılan kanlarla yaşlarla beslenip kan çanağına dönüştü. Hz. İsa’nın dârı bağrına dikildi. Kan ağlamaya devam ediyor yüreğin, şimdi de İsrail ablukasıyla ilhakta gül tenin, postallarla çiğneniyor mescidin, lanetli bir kavim bir bir koparıyor gülleri dallarından, hissiz ve zalim.
 
      Senin sızıların bende kanıyor, İsrail zulmüyle yaralı bir yürek… Senin boğazından geçmeyen lokmalar bende düğümlenir. Din kardeşim, farklı coğrafyaların ikiz ümmeti, senin acın bende ‘ah!’çeker. Sana atılan misket bombaları ruhumda delik deşik yaralar açar. Leyla Halid’tir benim avazım, sana gelemezsem eğer. Karınca misali, kararınca çırpacağım kanatlarımı semalarına, belli mi olur, yolun sonunu göremesem de şahadet yağmurlarıyla ferahlar ciğerim.
        Kanım çekiyor seni ey Gazze! Bir sabah haremimden uçacağım belki bir laçinle, bir Burak ile düşeceğim yollarına, ‘Mavi Marmara’ filikasıyla açılacağım Akdeniz’in kollarına. Bad-ı saba ile uhrevi gül esintisini soluyacağım kılcallarımla. Hz. Ömer gibi kapını ilk çalan olmasam da, Selahattin Eyyubi gibi haçlı güruhuna kuyruğunu kıstıramasam da, en azından Ammar Bin Yasir gibi tükürürüm zalimin suratına. Bir sabah geleceğim ey sevgili, toprağına baş koymaya. Adım Ferhat olmasa da dağ mı dayanır tırnaklarıma, aşarım şahikaları, kırarım önüme çıkan kayaları.
 
   
      Sadrımı bu iki sayfaya sığdıramadığım için çatık kaşlı, başı dumanlı dağ gibiyim, Ruhumun mahremi münevver Kudüs! Ben Yunus, biçareyim, kanayan Filistin’in derdiyle hem halim, nasibimde varsa ‘Gül Peygamber’in gezdiği şerefli toprağı öpmek, bil ki benim en büyük hayalim. Haremim sana varmadan artık haramdır bana. Bekle beni gül şehir sabahın seheriyle tokmağını vuracağım tak tak ederken yüreğim. Tabi bu benim dileğim, ne yazar Mevla’m görelim. Dualarım seninle, kalbim seninle inşirahta, senle mutmainde fikrim.
Bekle beni, ilk göz ağrım, kutsal mabedim.
   
    Selam sana, ey Süleyman’ın payitahtı,
    Selam sana ey Nebi’nin isrası,
    Selam sana Ömer’in gazası,
    Selam sana Selahattin Eyyubi’nin mirası,
    Selam sana ey Yavuz’un narası
    Selam sana gönlümün mukadderatı,
    Selam sana hayatımın en ahsenî rüyası.
                                                                                                                                  
 
                                                                                                                        Yunus LAÇİN
                                                                                                                 Edebiyat Öğretmeni
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış