Sevgili İçimdeki Çocuk


Sevgili içimdeki çocuk,

    Çocukların gülümseyemediği bir dünyada güneşe hasret yaşıyorsun. Ben ki ısrarla atamıyorum seni içimden. Öyle bir köşeye yerleştirdim ki seni, vicdanıma en yakın, zaruri hislerime en uzak yerdesin. Ben büyüdükçe sen inatla küçülüyorsun içimde. Sana kaçıyorum gündüzlerim battığı vakit, masumiyetine sığınıyorum. Yüreğimin yangınlarını taşıyorum ellerimde, hiç bitmez bu düşüp kalkmalarım. Zaman dizlerimin kanadığı yerden acıtıyor canımı. Bir çığ gibi büyüyor korkularım, uslanmaz büyümelerim, hatırı sayılır içimdeki yerinin. Sevgili içimdeki çocuk; o kadar içimde ve benimlesin ki, unutamıyorum çocukluğumu... hafızam maziye özlem teşkil ediyor. Samimiyet kokuyor sonra her yer. Duvar boyaları soyulmuş binaların arasında kalan, kaldırım taşlarında sek sek oynuyorum. Kaygı yok bu dar sokaklarda, öteki dünyada yaşıyor virane hayatlar, benim şehrime yalnız umut doğuyor güneşle beraber. Geceler, camı kırık lambalara emanet, nöbet tutuyor gündüze. Gündüzler, bulutlara resimler çiziyor benim için, her birine bir anlam yüklüyorum. Her nesnenin bir anlamı var benim gökyüzümde, hayatın bir anlamı var çocukluğumun ürkek sessizliğinde.
    Yaşamak bir masal gibi benim nezdimde, kahramanlar uçsuz bucaksız yollar arşınlıyorlar. Bu yüzden ne vakit yaşamak istesem içime kapanırım, çocukluğum olurum. Denizlerin sahte maviliğinden falan da anlamam, bir masal kahramanı gibi yaşarım. Yükselir başım göğe, güneşi tenimde hissederim.
Şımarık olur benim sevmelerim ve nazlı... bir tebessüme inanacak kadar saf... anne bağlısı bir çocuk gibi savunmasız olurum. Bir düşsem dizim kanar, merhem iyi etmez yaralarımı. Şefkat ararım hayatın gaddarlığında.
Ah be çocuk! Seninle hayallere kapılışlarımız gelir aklıma. Durup bir düşünürüm tüm gerçekliği. Bazen koca bedenim sığmaz senin düşlerine, utanırım büyümelerimden. Bütün çirkinliğiyle, bir yalnızlık sunar hayat bana ve dayatır önüme ardına. Gözlerim taşımaz bu yorgun yüklü dağları. Ellerim bir sonbahar yaprağı gibi solgun ve kurumuş. Sen ise pamuk ellerinle kucaklıyorsun bu renk görmemiş baharı. Yaşayamadığım her şey adına yeni bir çocuk oluyorsun dünyama. Hıçkıra hıçkıra ağlamayı öğretiyorsun bana her gözyaşı dökemediğimde. Bırakıveriyorum kendimi senin kaygısız tabiatına.
Artıramıyorum şefkatimi çocuk sessizliğinde. Kahır yüklü kağnılar tepiniyor peşim sıra. Şu cansız ve sönük bedenim bir tohum gibi filizliyor seni. Güneşin ve nefesin yoksunluğunda can çekişiyorsun içimin derinlerinde bir yerlerde. Beni masumiyetin keşfedilmemiş bir koyuna götürüyor fısıldamaların. İçimdeki sen ve bu kirlenmeye yüz tutmuş şehir tortuları... yağmur suyunun toprağı işlediği çamurlara bulanırdın sen. Bir yıkamada çıkan geçici izler taşırdı entarilerin. Ben bu hayali bedene sığdıramam o misk kokulu elbiseleri. Deniyorum bulutların kasvetine aldanmadan nefes almayı ve bu şehri karamsarlığa sirayet ettiren yağmurları şiir yapmayı. Ne güzel de anımsatır yağmurlar seni bana. Korkuyu rahmetten bilmezdin. Göğün kükreyişlerini asilce sindirirdin kıldan ince derinin altına. Bırakıverirdin mağrur bedenini yağmurların çağlayanına. Gururla tenine yapışan entarilerindeki soğuğu çekerdin iliklerine. Kaçarım rahmetten ey çocuk! damı olmayan evlerde buharlı camların ardına teslim ederim ruhumu.
 
    İşte böyle çocuk
Sen bilmezsin gıybet donatılmış sofraları. Samimiyet yoksunu kahkahaların arasında buz gibi kurulurum sofraların baş köşesine. Ara sıra çalarım gülüşlerini çocuk. Herkes hayret eder dudaklarıma yerleşen kaygısız sevgiye... onlar bilmez bir çocuk iyiliğini ve bir çocuk paylaşımını. Herkese biraz veririm henüz nefrete yüz tutmamış kalbimden. Kimseden esirgemem güneş yüklü sıcaklığımı. İnsanlık bir çift nesneye esir olmuşken, çabalar küçük ellerim sallantılı dalları tutmaya.
 
                                                                                                                   
                                                                                                                    BURÇAK KIZILTAŞ

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


2 Yorum
21.10.2017 - 22:02
Ruhunu adeta bulutlara çizmiş, şekilden şekillere girmiş... Alıp götüren, farklı alemlere sürükleyen bir anlatım. Tebrikler

21.10.2017 - 23:00
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim, içimizdeki çocuk masumiyetini kaybetmememiz dileğiyle yazdım... Sevgiler