Ahmet Hikmet Müftüoğlu Hayatı Edebi Yönü Eserleri


 


Ahmet Hikmet Müftüoğlu

1870'de İstanbul'da doğmuştur. Ailesi dönemin ulema sınıfından müftüler yetiştirmiş olan Mora kökenli  bir ailedir.  Babası  Basılmamış bir divana sahip şair ve kethüda  Müftüoğlu Sezai Beydir. Müftüoğlu Sezai Bey, tasavvuf konulu şiirler yazmış [1] basılmamış bir divana sahip bir şairdir. Dedesi ise Yunanlılar tarafından şehit edilen Mora Müftüsü Abdülhalim Efendi’dir. Dedesinin müftü olması sebebiyle şair ve ailesi "Müftüoğlu" adı ile anılır olmuş, soyadı kanunu çıktıktan sonra da şair bu adı soyadı olarak seçmiştir. Şairin anne tarafı da Niyaz-i Mısrı’ye kadar uzanan bir sülalaye sahiptir.

Ulema sınıfından bir aileden gelen şairin anne ve baba tarafından tasavvufla ilgili olması onu şiire ve tsavvufa yöneltmiş,  küçük yaşlardan itibaren de bu yönde yetişmiştir. Müftüoğlu yedi yaşında iken babasını kaybetmiş, ağabeyi Refik Bey’in himayesinde büyümüştür. Şair, ilköğrenimini Süleymaniye Mahalle Mektebi'nde,  başlamış, Dökmeciler'deki Taş Mektep'te, devam etmiştir. Babasını erken yaşta kaybetmiş olması ile de ilgili olarak sık sık hastalanmakta tahsil hayatı da aksamaktadır. Buna rağmen, Aksaray’daki Mahmudiye Vakıf Rüşdiyesi'nde ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'nde [2] okuduktan sonra Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nde idadiye başlamıştır.  Galatasaray Sultanisi’nde ile Tevfik Fikret tanışıp arkadaşlık kurmuş olur. Tevfik Fikret onun ağabeyinin kayınbiraderidir ve Tevfik Fikret de annesini kaybetmiş biri olduğu için aynı okulda çok iyi arkadaş olmuşlardır. [3]  Ahmet Hikmet bu okuldaki yıllarında edebiyata merak sarmaya başlar. O yıllarda edebiyatta dünyasında tanınmış simalar olan  Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci  , Muallim Feyzi bu okulda öğretmendir. [4]

Edebiyat merakı lise yıllarında başlar. İlk eseri olan “Leyla Yahut Bir Mecnun’un İntikamı” lisede iken Asır Kütüphanesi neşriyatı [5] tarafından yayımlanır. [6]Dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata olan ilgisini artırır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Galatasaray Lisesinden Tevfik Fikret ile aynı senede 1888 yılında mezun olur. Lise birincisi ise  Tevfik Fikret ’tir. [7]

1888'de sultanideki eğitimini bitirmiş, Hariciye Nezaretinde Umur-ı Şehbenderi Kaleminde çalışmaya başlamıştır.[8]  (29 Ağustos 1889) 18 yaşındayken  1888 de Namık Kemal ’in ölümü üzerine yazdığı “ Namık Kemal’e  Mersiye” adlı şiiri, şairin edebi gücünü kanıtladığı ilk şiirlerinden biri olarak  dikkatleri çekecektir. Bu şiir şairin bilinen ilk şiiridir.

Bu görevine devam ederken Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yapmayı sürdürüyordu. Bu yılarda ilkönce Marsilya şehbenderliği ile elçilik kâtipliği ve vekâleti görevine başladı. Pire (Yunanistan) ve Poti (Kafkasya) şehbenderliğine vekâlet etmişti. Şehbenderlik vekâleti yıllarındaki boş vakitlerinde tercümeler yapıyordu. [9] Bu yıllar arasında birçok eser ve Fransızcadan roman tercümeleri yapmıştı.1891'de İstanbul'a geri dönmüş ve eski işi olan Hariciye Nezaretinde Umur-ı Şehbenderi Kalemine ve Galatasaray Sultanisindeki edebiyat hocalığına devam etmeye başlamıştı.[10] 1896'da İstanbul'a dönerek Umur-ı Şehbenderi Kalemi Ser-halifeliğine getirildi. Meşrutiyete kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. Bir yıla yakın Nafia Nezaretinde, Ticaret Müdiriyet-i Umumiyesinde vazife alır. [11]

1908’de II. Meşrutiyet ilan edilince görevinden alınır ama kısa bir müddet sonra Ticaret ve Ziraat nezaretinde Umur-ı Ticariye umum müdürlüğüne getirilir. [12]

 1908’de  Yusuf Akçura , Necip Asım ve Veled Çelebi ve Mehmet Emin Yurdakul  ile birlikte ve Türkçü aydınların da içinde bulunduğu bir grubun önderliğinde Türk Derneği’nin kurulmasına öncülük eder.[13] Bu sıralarda Hariciye Nezâreti Umûr-ı Ticâriyye Şubesi Müdürlüğü’nde çalışmakta , ayrıca Galatasaray Sultânîsi’nde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmaktadır.  (1898-1909). Galatasaray Lisesindeki hocalık görevini Tevfik Fikret bu liseye müdür olunca bırakmıştır. Bu defa Darülfünun, Edebiyat Fakültesi Fransız ve Alman edebiyatları müderrisliğine başlamış olur.

1911 yılında Türk Yurdu'nun kurucu üyesi olarak hizmet verir. Türkçü bir cemiyet olan, Türk Yurdu Cemiyeti 31 Ağustos 1911'de Mehmet Emin Yurdakul  ,Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzâde Ali, Doktor Âkil Muhtar gibi şahsiyetler tarafından kurulmuştur. [14] Bu cemiyetin yayın organı olarak çıkarılan Türk Yurdu dergisinde de yazıları çıkmaya başlamıştır. Bu dernek ve dergi daha sonra Türk Ocakları derneğine dönüşecektir. Böylece Türk Ocaklarının kuruluşunda da öncü isimlerden birisi olmuş oluyordu.  Böylece Türk Yurdu Cemiyeti ile Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştır.[15]

1912'de Peşte ( Pera) başşehbenderliği görevine getirilir fakat Budapeşte Başkonsolosluğu’nun Mütareke’nin ilânıyla lağvedilmesi nedeni ile yeniden İstanbul’a döner. Halife Abdülmecid Efendinin Ser-karinliğine,  Başmabeyinciliğine getirilir.  Daha sonra da Hariciye Vekâleti Müsteşarlığında görev almaya başlamıştır. Harp malzemeleriyle ilgili bir komisyonun başkanı sıfatıyla iki yıl süresince Peşte, Viyana ve Berlin'de kalmıştır. 1922 yılında karısı Suat Hanım’ın ölümü üzerine tekrar İstanbul’a döner.  Kurtuluş savaşından sonra Ankara 'da Hariciye Müsteşar vekâletini üstlenmiş, Anadolu-Bağdat Demiryolları İdare Meclisi Azalığı ve Elektrik Şirketi İdare Meclisi Azalığı görevlerini de yapmıştır. Fakat artık hastalanmıştır. Hastalığından dolayı görevinden ayrılmak ve emekli olmak zorunda kalır. Nitekim Ahmed Hikmet 19 Mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü. İstanbul Maçka Şehyler Mezarlığına gömülür.[16]

 

EDEBİ HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

Ahmed Hikmet'in  Edebiyat merakı lise yıllarında başlamış,  bu alandaki merakının, “aileden gelen bir haslet olduğunu ifade “etmiştir. İlk olarak Asır Kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı adlı eseri lise dördüncü sınıfta iken yayımlanmıştı. Bu küçük hikâyesi bir taşra hikâyesiydi ve konusu Sivas’ın köylerinden birisinde geçen bir aşk hikâyesiydi. Bilinen en eski şiir ise Namık Kemal’in ölümü üzerine yazdığı bir mersiyedir. [17]Daha sonra şehbenderlik görevi ile yurtdışında iken Fransızcadan Tuvalet ve Letafet ve Bir Riyazînin Muaşakası adlarında iki eser tercüme etti. Fakat doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.

Şair Tevfik Fikret ile de arkadaş olması vesilesi ile ilk önce Servet-i Fünun ilkelerini benimseyerek 1896 yılında Servet-i Fünun Topluluğu’na katıldı. Bu topluluk içinde iken İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yazdığı hikâye ve nesirlerini hikâyelerini 1901 yılında  Haristan ve Gülistan adlı eserlerinde toparlayarak yayımladı. Haristan ve Gülistan adlı eserleri kendi ifadesiyle “ daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için” mübalağalı bir üslup kullanarak, “ağır ve anlaşılması güç Servet-i Fünun dilini işleyerek ve hayal mahsulü konular anlatarak” yazmıştı. Servet-i Funun dönemindeki yazılarında her yönden bu topluluğun dil sanat ve zevk anlayışı içinde eserler vermişti.  

Buna rağmen "Haristan ve Gülistan" adlı kitabı onun Ahmet Hikmet'e Edebiyatçı şöhretini kazandıran bir eser olmuştu. Küçük hikâyeler içeren bu kitabın içinde Avrupalıların "Comte" dedikleri masal çeşidinin Yeni Türk Edebiyatındaki ilk güzel örneklerli bulunuyordu.  Bu eser eski  Edebiyat tarzı zevki ile yazılmıştı.

 

Türkçülük Akımını Benimsediği Dönem

İkinci Meşrutiyetten sonra, zamanı Türkçü ve Turancı düşünceler içine girmiş Tevfik Fikret’le de yollarını ayırmıştı. Milli  Edebiyat  hareketine katılarak Türk Yurdu Derneği, Türk Yurdu Mecmuası ve Türk Ocaklarının kuruluşlarında görev aldı.  Bu süreçte Servet-i Funun dönemindeki zevk, dil, sanat, konu ve diğer tüm edebi tutumlarını değiştirdi. Zaten 1900- ile 1908 yılları arasında hiçbir şey yazmamıştı. Bu süreç aynı zamanda fikir değişim süreci de olmuş oldu.

1908 yılından sonra değişen fikir yapısıyla Türkçü ve Türkçeci yazarların başında gelmeye başlamış, Türkçü ve Turancı yazarlarla birlikte faal görevler alamaya başlamıştı.  Bu düşüncelerini edebiyatına da yansıttı. Bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını Çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır. “Çağlayanlar” adlı eseri Milli Meseleleri Türkçü ve Turancı düşünceleri dile getiren yazılarının toplandığı bir eser oldu. Bu eserinde yazar arı Türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve Serveti Fünundan kalma hayalcilikten kendini yine de kurtaramamıştı. Çağlayanlar tamamen Milli hikâyeler ve nesirler kitabıdır ve 1908' den sonraki Türkçülük hareketlerinin, Milli kültür ve Milli heyecanla yoğrulmuş zengin verimlerden biridir. Çağlayanlarda yazdığı on altı öykü ile Türk hayatının özelliklerini, kabiliyetini, Türk tarih ve medeniyetini anlatmıştır.

Gönül Hanım adlı romanı Tasvir-i Efkâr Gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970'de kitap olarak bastırılmıştır. [18] Ahmed Hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemekle suçlanmıştır. Buna rağmen 1908 den sonra yazdığı eserlerinde çerçeve konular, Türkçülük Turancılık, Milliyetçilik ve milli davalardır.

Gönül Hanım romanı Ahmet Hikmet'in Türkçülük idealini sembolleştiren bir romandır. Gönül Hanım daha çok bir tarih araştırması, ilmi bir inceleme niteliğinde yazılmış bir roman özelliği taşır. Teknik yönden ve anlatım metotları açısından eleştirilere açık kalmıştır. Olaylar zincir birbirine iyi bağlanmamış, olay örgüsü zayıf kalmıştır. Gönül Hanım adlı romanın konusu irinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde geçer. Romanda, Ruslara esir düşen bir asker, Türkistan’daki esir kampından kaçarak Gönül adlı bir Tatar kızının rehberliğinde, eski Türk ülkelerini dolaşır.   Bu asker ile Gönül Hanım bir ülkü birliği yapar ve bu kız ile asker arasında büyük bir sevda oluşur.

Kültürel manada Turancı olan yazar Turnacılık düşüncesini: " Bence Türk birliği hatta İslam Birliği demek Türk Kültürünün, İslam İlminin Birliği demektir." Şeklinde izah etmiştir.

Türkçü ve Türkçeci yazarlarımızın önde gelenlerinden Ahmet Hikmet Müftüoğlu Milli Edebiyatcılarımızın milliyetçi hareketini temsil etmiştir.Türkçülüğü siyasi sahada savunan bir yazardır. Müsbet ilimlerle ilgili tercümeler de yapmış ve Hazine-i Fünun ile Servet-i Fünun dergilerinde yayımlatmıştır

DİĞER ESERLERİ

Leyla Yahud Bir Mecnunun İntikamı (1890), Haristan ve Gülistan (1890), Çağlayanlar (1922), Gönül Hanım (Tasvir-i Efkar’da tefrika, 1920, yeni yayını 1971), Salon Köşeleri, Bir Tesadüf, Bir Safha-i Kalb, Kadın Ruhu, Silinmiş Çehreler, Beliren Simalar adlı kitaplardır.

S.FÜNUN ŞAİRLERİ YAZARLARI İLGİLİ LİNKLER

kaynakça 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış