Hamdullah Suphi Tanrıöver Hayatı Dağ Yolu Eserinin Özeti

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen

Hamdullah Suphi Tanrıöver


http://www.mirhaber.com/images/haber/12636.jpg



Hamdullah Suphi Tanrıöver, (d. 1885 İstanbul, Osmanlı Devleti - ö. 10 Haziran 1966 , İstanbul, Türkiye),

Çerkes asıllı Türk Edebiyatçı, yazar, öğretmen, milletvekili, siyasetçi. Mütareke  ve cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı coşkulu konuşmalarıyla tanınan siyaset adamı, şair ve yazardır 

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Meclis'te yaptığı coşkulu konuşmaları nedeniyle “milli hatip” ve “cumhuriyet hatibi” olarak tanınan bir siyaset adamı ve yazardır.


Siyasi yaşamının yanı sıra Türk Ocakları'nın başkanlığını yürüttü. Türk Ocakları'nın kapatılmasından sonra 13 yıl Bükreş'te büyükelçilik görevinde bulundu. Yurda geri döndüğünde Türk Ocakları'nı tekrar kurdu; ismi, aralıklarla toplam 34 yıl başkanlık ettiği bu kurum ile özdeşleşmiştir. 

Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ömer Naci'den sonra Türk dünyasında büyük bir ün kazanan yeni bir milli hatiptir. 



HAYATI


1885’te İstanbul ’un Aksaray, Horhor semtindeki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı’nda dünyaya geldi. Babası, Tanzimat Dönemi bilim ve siyaset adamlarından Kocamemioğlu Abdüllatif Suphi Paşa, annesi ise bir Çerkez  kızı olan Ülfet Hanım’dır.[1][2]

Yazar bir paşazadedir. Dedesi ilk Osmanlı maarif nazırı Abdurrahman Sami Paşa; babası ise devletin 6. Maarif Nazırı olarak görev yapmış olan eğitimci bir devlet adamı ve paşasıdır.  Sami Paşazade Sezai ise Hamdullah Suphi’nin yazarın  amcasıdır. [3]

Böyle bir aileye mensup olduğundan dolayı çocukluğu böylesi bir kültür ortamında geçmiş edebiyata olan ilgiis bu şekilde perçinlenmiştir. Yetiştiği konak, divan edebiyatının son şairlerinin sık sık bir araya geldikleri bir toplantı yeri gibiydi. Milli Eğitim nazırı olan baçsının sayesinde çocukluk yıllarından beri çok sayıda şair ve yazar ile tanışmış onların fikirlerinden konuşmalarından hitabetlerinden ilhamlar almıştı.

İlk şiirlerini amcası Sami Paşazade SezaiBey'in Paris'te çıkardığı Şura-yı Ummet gazetesinde -imzasını amcasından saklayarak- yayımladı. [4]Hamdullah  Suphi’nin müstear ad ad kullanma alışkanlığı böylece başlayacak haytaı boyunca : İstanbul Dürbün, Âmâ, Hasat, Hordebin, Keçiboynuzu, Münekkit, Sermuharrir, Sivrisinek, Toplu İğne, Yatmaz gibi  farklı adlar ve imzalar kullacaktı..[5]


Yazar ilköğrenimini, İstanbul, Kısıklı, Altuni zade ve Numene-i Terakki mekteplerinde yaptı. [6] 
İlköğreniminden sonra, II. Abdülhamid’in iradesiyle parasız yatılı olarak girdiği  Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) öğrenim görmeye başlamıştı. Okuldan 1904’te mezun oldu ve meslek olarak öğretmenliği seçti.[7]

Mezun olduktan sonra Reji İdaresinde Tercüme Kalemi Mülazımlığında işe başladı. 1905 senesinde girdiği bu iş onun meslek hayatındaki ilk işi oluyordu.  1907 YILINDA Defter-i Hakaniye’ye girdi. 1908 yılında ise Ayasofya Rüşdiyesi'nde hitabet ve Fransızca öğretmenliğine geçti. Böylece öğretmenliğe adım atmış oluyordu.

1908 yılında Davul adlı bir mizah dergisinde yazıları çıkmaya başlar. Bu derginin başyazarı olan Hamdullah Suphi bu dergideki yazılarında ince bir mizah anlayışına sahip olduğunu ispatlamıştır. Bu dergideki yazıları 29 sayı kadar devam etmiş, 1909 yılına kadar devam etmiştir. Bu dergide de takma adlar kullanmıştır. [8]

1909 yılında İstanbul Şahrementi Tercümanı olmuştu.  1910 yılında Darülmuallimin'de edebiyat derslerine girmeye başlamıştı. 1913 yılında ise Darülfünun’da öğretmenlik yapmaya başlamıştı Dar’ül Fununda Türk İslam Sanay-i Nefise Tarihi Kürsüsünü kurdu[9] ve  Türk-İslam sanatı dersleri vermeye başlamıştı.

İstanbul’da Şahrementi Tercümanı olarak görev yaparken yeni kurulan Fecri Ati Topluluğuna katıldı. 1911'de bu topluluktan ayrılarak Ziya Gökalp önderliğindeki Genç Kalemler çevresinde gelişen Millî Edebiyat akımına bağlandı. Fecri Ati grubu içinde şair ve eleştirici yazar olarak Türk Edebiyatına giren Tanrıöver, gerçek yerini ve kişiliğini Milli Edebiyatcılar cereyanı ve Türk Ocağı kadrosunda bulmuştu. 1911'de Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip’in önderliğindeki Genç Kalemler çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımında faal bir Milli Edebiyatçı olmuştu. 1913'te Edirne'deki Bulgur zulmünü dünyaya anlatmak için seçilen heyetin içinde yer almıştı. [10] 

Fecri Ati Topluluğu  dağıldıktan sonra  Milli Edebiyat  topluluğu içinde yer almış fakat sonraki dönemlerde iyi bir hatip olduğu için yaptığı siyasi konuşmalar nedeniyle siyasi kimliği, şair ve yazar kimliğinin önüne geçecekti.  İyi bir hatip olması sebebiyle siyasete Osmanlı Mebusan Meclisinde atılmış, hatip olması onu siyasete sokmuştu. Bu nedenle Son  Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda mebus olarak siyasi hayatı başlamıştı. Siyasi hayatı Kurtuluş savaşı sonrasında da devam edecek TBMM'de I., II., III., VII., VIII., IX. dönem milletvekilli olarak bulunacak böylece edebiyatçı olarak girdiği edebi dünyadan siyasi kimliği ile öne çıkacaktı.  



1912'de milliyetçilik akımının İstanbul'daki merkezi olan Türk Ocağı'na girdi.1912 yılında 766 sıra numarasıyla Türk Ocağına üye olmuştu. Onun ünü Türk Ocağında duyulmaya başlamıştı. Üye olarak girdiği Türk Ocaklarının idare heyeti başkanı oldu. Aralıklarla toplam 34 yıl bu kurumda başkanlık yapmıştı. (1912-1931, 1949-1959, 1961-1966).[11]. Türk Ocağına büyük emeği geçen kuruculardan Yusuf Akçura onun hakkında şunları söyleyecekti:  "Ocağın tarihinde fasıla yoktur. Türk Ocağı fasılasız hayatın en ziyade reisi Hamdullah Suhi Beye borçludur. Kendi hayat ve istikbalini Ocağa katmış olan Hamdullah Suphi Bey, enerjisi,  fikir takibi, ruh aşinalığı ve işi zor bulunur tertipleyiciliği sayesinde Türk Ocağını Milli Türk Devletinin kuruluşuna kadar getirebildi" [12] Tanrıöver’in Türk Ocakları başkanı iken yaptığı en büyük hizmetlerinden biri de Türk Ocağı binası yaptırmasıydı.. Tamamen Ocaklıların ve halkın katkıları ile meydana getirilen bu bina, daha sonra Ocaklılardan alınmış, Devlet Resim ve Heykel Müzesi  haline çevrilmişti.[13]

İstanbul işgal edilince yapılan açık hava toplantılarında ve mitinglerde gür sesi ve çok güçlü hitabetiyle ateşli konuşmalar yapmıştı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanında  (1920) Antalya üyesi olarak seçildi; mecliste Misak-ı Milli lehine konuşmalar yaptı

Bu konuşmalar onun ününü pekiştirmiş ve hatip olarak tanınmasını sağlamıştı. İstanbul İşgal edildikten bir müddet sonra Osmanlı Meclisi Mebusanındaki görevine rağmen

Meclis-i Mebusan’ın işgal güçleri tarafından kapatılmasından sonra Milli Mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçti.

Ankara’da matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğüne getirilmişti. Milli Mücadeleye destek veriyor ateşli yazılar yazıyor nutuklar atıyordu. TBMM ilk döneminde meclise milletvekili olarak katıldı. İlk kabinede milli eğitim bakanı olarak görevlendirildi,  bu görevde bir yıl kaldı.[14]

Bakanlığı sırasında ulusal marş için güfte yarışması açıldı. M.Akif Ersoy ’un yarışmaya katılması için çaba harcayan ve İstiklâl Marşı’nı etkili  sesi ile meclis kürsüsünde okuyan Hamdullah Suphi idi. Akif’in İstiklal Marşı’nın kabulü onun Milli Eğitim Bakanlığı sırasında olmuştu. ( 12 Mart 1921)

II. ve III. T.B.M.M’de İstanbul milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. 1925 yıllında ikinci kez Milli Eğitim Bakanı oldu. 4 Mart-19 Aralık 1925 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nı yürüttü.

Türk Ocakları Başkanlığını sürdüren Hamdullah Suphi Bey, derneğin merkezini  İstanbul’dan   Ankara’ya taşıdı. Yeni devletin kültürel yönden teşkilatlanmasında ve Türkiye  kültürünün yayılmasında Türk Ocakları’nın büyük rolü oldu. 1931 yılında şube sayısı 278, üye sayısı 32bine ulaştı. [15]Siyasal bir güç niteliği kazanmaya başlayan kurum, Cumhurbaşkanı  Mustafa Kemal’in 25 Mart 1931 tarihli gazetelerde yayımlanan talimatı üzerine 10 Nisan’da kendisini feshetti.

Türk Ocakları’nın kapanmasının ardından 1931'de Bükreş Büyükelçiliği'ne atandı. 13 yıl sürdürdüğü Bükreş büyükelçiliği sırasında Bükreş’te büyük bir Türk ,Mezarlığı yapılmasını ve Gagauz kasaba ve köylerinde Türkçe eğitim yapan okullar açılmasını sağladı.[16]  1944’te büyükelçilikten emekliye ayrıldı ve siyasete geri döndü.

Yurda döndükten sonra yeniden siyasete atılmıştı. 1945’te İçel ve 1946'da İstanbul milletvekili olarak CHP saflarında Meclis'e girdi.  1947 yılında CHP’ den istifa etti. 10 Mayıs 1949’da Türk Ocakları’nın yeniden açılması sayesinde tekrar İstanbul’da Türk ocaklarının başkanı oldu.  Yeni Kuurlan DP yi kendisine ve düşüncelerine daha yakın buluyordu 1947 yılından sonra menderes ile birlikte siyasete atılmıştı. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti (DP) listesinden bağımsız Manisa milletvekili, 1954'te yine DP'den İstanbul milletvekili seçildi. 1957'de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimleri kaybetmişti. Bu tarihten sonra zaten yaşlanmış ve siyasi hayatına da son vermeye başlamıştı.

Milletvekilliği hayatı bittikten sonra Türk Ocakları Merkez Heyeti'nin başkanlığını yürütmeye devam etti. Hamdullah Suphi Bey, 10 Haziran 1966’da yaşamını yitirdi. Edirnekapı  Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi. [17]

Hamdullah Suphi Tanrıöver'in konuşmalarından seçmeler 'Dağ Yolu' (1928-1931), yazıları da 'Günebakan' (1929) isimli kitaplarda toplandı




EDEBİ KİŞİLİĞİ

Hamdullah Suphi, küçük yaşlarda şiire başlamış, konaklarına gidip gelen şairlere özenerek edebiyata ilgisi çocukluk yıllarında başlamıştır. Amcası olan Sami paşazade Milli Eğitim nazırı olan babasının yakın çevrelerinden aldığı hevesle erken yaşlarda edebiyata gönül vermiş Namık Kemal Ve Ziya Paşa’nın tesiri ile şiire başlamıştır. İlk şiirlerinde de bu iki Tanzimat Şairinin etkileri görülmektedir.

Hamdullah Suphi'yi Galatasaray Sultanisi’ndeki örgencilik yıllarından itibaren tanıyan Abdülhâk Sinâsi Hisar bir yazısında ;'' Daha on yaşarlında iken şiire başladığını bildiğim Hamdullah Suphi yazdığı manzumeleri okulun bahçe zamanlarında bir cezbe halinde yüksek sesle şiir okuyarak gezindiği için, kendisine sair diyorlardı. ''[18]diyerek, doğrulamaktadır.  Hamdullah Suphi’nin, ilk şiirleri saraya karşı kin ve nefret dolu olduğu için ve bu şiirlerini Posta teşkilâtı ile göndermek çok  tehlikeli olduğundan, amcası Sâmipaşazâde Sezâî Bey’e yollamakta ve amcasından da sakındığı için Paris'te yayımlanan  “Sûrâ-yi Ümmet[19]gazetesine müstear adla yollayıp yayımlamıştır. Sezâî, kimden geldiğini bilmediği bu şiirleri gazetesinde birer birer  yayımlar. 

İlk şiirlerinde devrin saltanatına karşı ve saltanata kin duyan konulu şiirleridir. Namık Kemal tesiri altındaki bu şiirlerinde Milli ve Sosyal konular ele almıştır. Fecr-i Ati topluluğu kurulunca bu topluluğa dâhil olan Hamdullah Suphi Fecr-i Ati’nin üçüncü encümen üyesi olarak bu topluluğa dâhil olur.  Fecri Ati devrinde ise aşk ve tabiat konularına yönelmiş, aşk ve doğa konulu şiirler yazmıştır. Bu topluluk içindeki şiirlerinde ağır ve sanatlı bir dil kullanmış, fakat Milli Edebiyat cereyanına girdikten sonra şiirlerinde ve yazlılarında sade ve açık bir dile yönelmiştir.

 Hamdullah Suphi, Otuz iki şiirinin yirmi dokuz tanesini ARUZ ,diğer üç şiirini de HECE ÖLÇÜSÜ ile yazmıştır. Buna rağmen şairin şiirleri serbest müstezat tarzındadır ve Serbest şiire yakın biçimlerde yazılmışlardır. "Şairin şiirlerinde “EMPRESYONİst''bir ifade tarzı vardır. Çünkü Hamdullah Suphi, bu şiirlerinin çoğunda diş âlemi olduğu gibi anlatmamakta, aksine o âlemin onda uyandırdığı intibaları tasvir etmektedir. Fakat O'nun asil dikkatini çeken şiirleri tabiat güzelliklerinin ve aşkın kendisine verdiği ilhamları yansıtan şiirleri değildir. Tanrıöver'in yakin dostları ile araştırıcılarının dikkatini çeken  şiirleri sosyal ve siyasi muhtevalı olanlardır”[20]

Buna rağmen Hamdullah Suphi çok ileri düzeyde bir şair değildir. Hatta kendisi de bunun farkına varmış şiir sanatında en iyisi olamayacağını fark ettikten sonra hatipliğim başlamıştır. Bu durum Halit Ziya Usakligil'in hatıralarına şu şe4kilde yansımıştır.  :" Bundan sonra şiir söylemeyeceğim. Ben bir şeyi akranımdan daha iyi yapabildiğime inanmazsam rahat edemem. Benden çok daha iyi sâir Ahmet Haşim'dir. Onun için şiiri ona bırakıyorum, ben hatip olacağım. " diyerek hatipliğinin şairliğinden daha da üstün olduğunu kendisi de kabul etmiştir.”? [21]

 

1908 yılında Davul adlı bir mizah dergisinde başyazar olarak müstear adlarla mizahi yazılar yazarak ince bir mizah anlayışına da sahip olduğunu ortaya koymuştur. Şairlik mizah, ve hitabet yönü bulunan şairin en güçlü yanı hitabet sanatında gösterdiği ustalıktır.  Buna rağmen hikâye türünde de denemeler yapmış ve yayımlamıştır.

Edebiyata sadece nutukları ve yazıları ile katkıda bulunmamış devlet adamlığı esnasında da edebiyat, kültür, eğitim ve hizmet alanında  çok sayıda faydalı girişimlerde bulunmuştur.  Türk ocakları  derneği faaliyetleri dışında büyük elçilik görevleri esansında da kayda değer girişimleri olmuştur. Hamdullah Suphi Tanrıöver de, 1931 yılında Romanya’da Bükreş Büyükelçiliği’ne atanmıştır.

Tanrıöver, geniş tarih bilgisi, kültürü, güzel konuşma yeteneği ile Rumen siyasi çevrelerin de güven ve sempati toplamıştır. Kazanmış olduğu bu nüfuzla Atatürk devrimine uygun olarak, bölgedeki Türklerin Türkiye ile kültürel bağlarının devamını sağlamak amacıyla çok önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Özellikle Gagauz Türkleriyle yakinen ilgilenerek, bunlar için Türkçe eğitim veren okullar açmıştır. Türkiye’den getirttiği kitapları bu okullarda okutarak Türklük bilincinin yükselmesini sağlamıştır. [22]

Tüm bu vesileler onu şair ve yazarlıktan ziyade hatip olmaya zorlamış ve ilk gençlik yıllarından başlayarak siyaset adamlığı sürecinde de gür sesli ve edebiyatımızın en etkili hatiplerinden biri olarak adını edebiyat tarihimize yazdırmıştır. 



ISTANBUL


Uzakta, simdi, sönük dalgalarla yükselerek 
Semâ-yi garbi ezen, muhteşem, büyük, yüksek, 
Vakur, samt-i müheykel, mükedder ü magbun 
Durur; o hasr-i mebânî,o girdibâd-i kurun 
Ağırlaşır gibi üstünde bu ihtiras-i şimal 
Siyah kanatları yorgun bu tayf-i istiklâl, 
Ufuklardan eder buzlu bir havâ ceryan 
Vegâ-yi din ile mâ'lûl bir heykel-i ezmân 
Durur,zemîn-i harekette,ser-sikeste,garib, 
Hudutlarında zafer koşturur bir Ehl-i salib. 




 Eserleri 


  • Namık Kemal Bey Magosa'da (1909), 
  • Günebakan (makaleler, 1929, haz. Fethi Tevetoğlu. 1987) 
  • Dağyolu (hitabeleri, 1931; Fethi Tevetoğlu. 1987).
  • Anadolu Milli Mücadelesi (1946), 



FAYDALANILAN KAYNAKLAR 


  • [1]  Biyografi.net Hamdullah Suphi Maddesi
  • [2] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamdullah_Suphi_Tanr%C4%B1%C3%B6ver
  • [4] turkceciler.com/yazarlar/hamdullah-suphi-tanriover.html
  • [5] turkceciler.com/yazarlar/hamdullah-suphi-tanriover.html
  • [6] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [8] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [9] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [10]  (  http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamdullah_Suphi_Tanrıöver
  • [11] http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamdullah_Suphi_Tanr%C4%B1%C3%B6ver
  • [12] ( http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2411
  • [13] http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2411 
  • [14] Erdem ERASLAN,Hamdullah Suphi TANRIÖVER ,http://www.sevgikupu.com/hidet.asp?ID
  • [15] Mustafa Arıkan, Ahmet Deniz, Türk Ocaklarını Kapatılışı, Borçları ve Emlakının Tasfiyesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 15, Güz 2004
  • [16] c Prof. Dr. Adil Dağıstan, “Hamdullah Suphi’nin Romanya Büyükelçiliği ve Gagauz Türkleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 54, Cilt 18, Kasım 2002
  • [17] http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamdullah_Suphi_Tanr%C4%B1%C3%B6ver
  • [18] .  Erdem ERASLAN,Hamdullah Suphi TANRIÖVER ,http://www.sevgikupu.com/hidet.asp?ID
  • [19] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank, 2005, shf515
  • [20] .  Erdem ERASLAN,Hamdullah Suphi TANRIÖVER ,http://www.sevgikupu.com/hidet.asp?ID
  • [21] Erdem ERASLAN,Hamdullah Suphi TANRIÖVER ,http://www.sevgikupu.com/hidet.asp
  • [22] ( Prof. Dr. Adil Dağıstan,Hamdullah Suphi’nin Romanya Büyükelçiliği ve Gagauz Türkleri,ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 54, Cilt: XVIII, Kasım 2002 )







http://images.gittigidiyor.com/1691/DAG-YOLU-CILT-2-HAMDULLAH-SUPHI-TANRIOVER-C__16919056_0.jpg




DAĞ YOLU KİTABI'NIN ÖZETİ


Kitabın birinci bölümünde;Kubilayın kesik başı bölümü şeriat yanlılarının başını kestiği aziz şehit Kubilayın bu uğurda verilen ilk şehit olmadığı daha önce verilmiş birçok şehit olduğu ancak türkiyede şeriat yanlısı halkı şeriata çağıran onlarca kurum oldukta sonra son da olmayacağı hakkındaki konuşmaları var Tanrıöverin.

Kitabın ikinci bölümünde ise Türk ocaklarının tarihçesi ve iftiralara karşı cevaplarımızda;yeni başlayan fikir cerayanının istikbalinin tohumlarını taşıdığını bu kuvveti de bi kasırga gibi Türkocaklarını taşıdığını belirten Hamdullah Suphi İstanbulun işgali sırasında da bu büyük kurumun ilk hedef olarak görüldüğü ve en büyük tehlike olarak kkarşılandığı ve sürekli olarak ilk el konulan ve kötülenmeye çalışılan ;komünizm gibi akımların beşiği olduğunu savunmuş ancak aynı yüce kurumun Türk milletini birleştireceği ve Türk kadınının da erkeği gibi en ön saflarda olmasını sağlayacak yuva olarak anlatmıştır.


Kitabın üçüncü bölümünde Saltanat ve hilafet müesseseleri inklab ve Türk gençliği bölümünde Türk halkının yıllar sırtında taşıdığı saltanat ve hilafetin Türkiyeye kök salmış olduğunu kolayca sökülüp atılamayacağım bunun da sebebinin günde beş vakit Türkiyenin dört tarafında binlerce minareden desteklenmesinden her köşe başındaki sebil çeşmelerişnde yazan dualardan anlaşılacağı gibi kolay olmayacağı ancak Türk insanını sefaletinin ve Türk kadının yerinin geriliğinin sebebi olan bu nusubetin atılması gereklliğini anlatıyor.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser,

 Özet

Kitabın dördüncü bölümünde ise ;bugünkü tehlikeler ve halk peygamberliği bölümünde saltanat ve hilafetten kurtulunmuş bile olsa bugünkü en büyük tehlikeyi teşkil edebilecek olan sarıklıların halkı istismar edrek yönlendirebiecekleri buna karşı aydınlanmanın gerekliliği ve sürekli olrak halkın bunlardan kurtulması için aydınlatılması gerektiğini anlatıyor.
Kitabın beşinci bölümü olan Türk ocakları merkez binasının açılması bölümünde yaptığı konuşmada ne kadar önemli bir kurumun açılışını yapıldığını anlatmak için :’eğer bir ifade olsaydı,şakaklarımı parmaklarımın arasında sıkar ve kendime,kalbinde ve dimağında en güzel ve en iyi ne varsa bugün karşındakilere vereceksin derim.’sözleriyle başlayan konuşmasıyla anlatmaya çalışmıştır.

Kitabın altıncı bölümü olan milli şair Mehmed Emin Beyin doğumunun altmışıncı yıldönümü münasebetiyle Mahmud Esad Beyin verdiği ziyafette yaptığı konuşmada ise Türk ocaklarıyla yapılan fedakarlıklarla birçok yol katettğini Türk kadınınında bu ocaklarda ilk defa sahne aldığını bu milletin tarihinde bütün büyük hareketlerin büyük bir iman ve aşktan doğduğunu di,le getirmiştir.

Kitabın yedinci bölümünde sanat ve istikbalimizi anlatan konuşmasında türk milletinin son nesillerinin milli ve mahalli sanatların umumi bir düşünlüne şahid olmaktan doğan bir mazi kadar kuvvet kaynağı olabilecek bir şey düşünülemez .

Kitabın sekizinci bölümünde maarifimizde istikamet başlığında nutuk 17 Kasım 1992’de Ankara öğretmenler derneği kongresinde söylenmiş olan ve Hakimiyeti milliye gazetesinin 23,24,26 ve 27 Kasım 1922 trihli sayılarında da yayımlanan konuşmasına yer vermiştir.

Kitabın dokuzuncu Türk sabrı ve anadolu zaferinde Türk halkının her türlü güçlüğe göğüs gererek nice fedakarlıklarla kazandığı zaferin öneminbden ve bunu korumak için yapılması gerkenlertden bahsediyor…
Kitabın onuncu bölümünde niçin mücadele ediyoruz da bir camide yaptığı konuşmasında büyük millet meclisinin emriyle memleketin bugünkü vaziyeti hakkında bildiklerimi arz etmek hakkında konuşma yapmıştır.

Kitabın onbirinci bölümünde istila önünde türk halkıyla Türk halkının istilaya karşı gösterdiği direnişi ve fedakarlıklarla aldığı zaferi anlatıyor…

Kitabın oniki ve onüçüncü bölümleri olan İstanbul mitinglerinde konuşmasına ‘zavallı kadınlarımız’ diye başladığından da anlaşılacağı gibi başkaları son sözlerini söylemeden önce bizim halkça milletçe son sözlerimizi son kararlarımızı söylemek mecburiyetinde oluşumuzu çok geçmeden Türk düşmanlarının kendi hükümlerini vereceğini bunun da bize uymayacağını ancak bizim bunun için sonunu kadar mücadele etmemiz gerektiğini anlattığı konuşmaları yer alıyor.
Kitabın on dördüncü ve son bölümünde Türk kadınına yaptı



 
İlgili Sayfalar

  • Yusuf Ziya Ortaç, , Hayatı , Edebi Yönü, Şiirleri ( Beş Hececiler)
  • Halit Fahri Ozansoy, Hayatı, Edebi Yönü, Şiirleri ( Beş Hececiler)
  • Milli Edebiyat Hareketini Oluşturan Siyasi ve Tarihi Sebepler.
  • Milli Edebiyat Hareketi'nin Evreleri ve Dönemin Genel Durumu
  • YENİ LİSAN, TAM METNİ VE DEĞERLENDİRME
  • Milli Edebiyatcılar: İdeolojileri ve Heceli Şiirin Yayılması
  • Ömer Seyfettin, Hayatı, Hikayeciliği,Eserleri
  • M.Akif Ersoy ve Şiirleri( Dönemin bağımısız sanatçıları)
  • Ziya Gökalp, Hayatı, Düşünceleri
  • Halide Edip Adıvar, Hayatı, Eserleri, Edebi Kimliği
  • Halide Nusret, Hayatı ve Seçkin Şiirleri
  • Refik Halit Karay,Hayatı,Edebi kişiliği,Eserleri
  • Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hayatı, Edebi yönü, Eserleri
  • Yakup Kadri : Hayatı, Edebi Yönü, Yaban,Kiralık Konak.. ve Özetleri
  • Falih Rıfkı Atay, Hayatı, Eserleri, Edebi Yönü-Çankaya:Özet
  • Mehmet Emin Yurdakul, Hayatı, Şiirlerinden Seçmeler
  • Süleyman Nazif Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
  • Reşat Nuri Güntekin Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
  • Milli Edebiyat Dönemi: ( genel özet)

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 







Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...