Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan Makalesi ve İçeriği Hakkında


Esa
3.9.2020

 

 

Nisan 1911 yılında Genç Kalemler dergisinde YENİ LİSAN başlığı altında çıkmaya başlayan bu yazı serisi ile 1840 lı yıllardan başlayan Tanzimat Edebiyatının batılılaşma evresinin son noktası konulmuş olur.

Divan edebiyatından kopma , batı edebiyatının anlayışını edebiyatımıza yerleştirme şeklinde devam eden bu yöneliş bu makale ile kendine özgü dil anlayışının yolunu bulmasıyla neticelenir.

Batı edebiyatına ait, nazım, nesir türleriile batı edebiyatının düşünce, amaç, bakış acısı teknik özellikleri ve diğer başlıca unsurları yavaş yavaş edebiyatımıza yerleştirilmiş ama Milli edebiyuat ve Yeni lisan başlıklı makaleye kadar şiirde ölçü ve dil anlayışı bakımından tam olarak divan şiirinden ve dil anlayışından kurtulmanın sağlıklı yolu bulunamamıştı

YENİ LİSAN başlıklı makaleler serisi, Tanzimat Serveti Fünun Ve fecri Ati edebiyatı süreçlerindeki divan şirinin tesirinden kurtulup batı edebiyatının zevk, dil, amaç, sanat, konu, içerik biçim, tür ve ideallerine kavuşma mücadelesinde, başarılı olmuş ama aruz ölçüsünden kurtulma yolunu bulamayarak veya alışkanlığından kurtulamayarak divan şairlerinin dil anlayışının etkisinde kalmaktan kendilerini alıkoyamamışlardı.

Milli edebiyat hareketi “dilde şekilde, özde millilik, Her şey Türk’e göre ve Türk’e has olmalıdır “ mantığıyla aruzun yerine milli ölçü sistemimiz olan, Hece ölçüsünü, Arapça Farsça kelime ve tamlamalardan oluşan karma dil anlayışı yerine, Yeni Lisan anlayışını ortaya koydu. Böylelikle bu dil anlayışı dilimize yerleşerek BATILILAŞMA SÜRECİNDEKİ ve günümüz edebiyatı ını kendine özgü milli dil anlayışı yazılı edebiyatta da vücuda getirilmiş oldu.

 

 

 

Yeni lisan başlıklı nu makale o yüzden divan edebiyatının tamamen tarihe karışma sürecini ortaya koyduğu gibi Milli Edebiyat hareketinin de başlangıcını belirleyen bir süreç ve tarih olmuştur. Ömer Seyfeddin, Yeni Lisan makalesinin, "Eski Lisan" başlığı altındaki ilk kısmında; Asya'dan garba, Anadolu'ya hicret ettiğimizi, din ve edebiyatın bize Arabî, Farisî öğrettiğini söyler. Yazara göre, hicretin ilk asırlarında Arabî'den ve Farisî’den lisanımıza birçok kelimeler girmiştir. Edebiyat, sanat ve süsleme fikri Arabî ve Fârisî kaideler de getirmiştir. Türkçe böylelikle sun'î bir hal almış, fakat aslını, esası olan fiilleri ve sığaları da istiklâlini muhafaza etmiştir. Bu istiklâl Ömer Seyfeddin'e ve milli edebiyatçılara Türkçe'yi tekrar eski safiyet ve tabiiliğine ircâ etmek ümidini vermiştir.

Genç Kalemler, Yeni Lisan , Nisan 1911, Selanik, ( İlk makalenin çıktığı sayının orijinal resmi)

Makalelerlin geneline baktığımız zaman şu hususların öne çıktığı gözükür.

Edebiyatımız iki devre ayrılır:

I- Şarka doğru: İran'a,

II- Garba doğru: Fransa'ya.

Eski edebiyatın son mümessili Muallim Naci'dir. Ondan sonra, Akif Paşa'dan beri teşkiline başlanan Avrupa mektebi meydana çıkar.

Servet-i Fünuncular'dan Tevfik Fikret ve Cenab Şehabeddin, milliyetimize, hissimize, zevkimize muhalif, fakat güzel şiirler, Fransız tarzı şiirler vücuda getirmişlerdir. Servet-i Fünuncular'dan hiçbirisi esaslı ve mühim bir yenilik göstermiş sayılamazlar. Onlarda öyle mısralara rastlanır ki, içinde hiç Türkçe kelime yoktur. Eski nazım şekillerini değiştirip, sonnet'leri almış ve bir salon edebiyatı vücuda getirmişlerdir. 

Fecr-i Aticiler de Servet-i Fünûncuları tekrar etmişlerdir. Servet-i Fünuncular'dan tek ayrıldıkları nokta, onların en kullanılmayan kelimeleri kamuslardan bulmalarına mukabil, Fecr-i Ati mensuplarının bunu yapmamasıdır.

Fecr-i Aticiler gençtirler, zekidirler, vatanın ümidi onlardadır. Onlar çalışacak, okuyacak, tekâmül edeceklerdir. Bizi milli bir edebiyattan mahrum bırakan eski ve sun'i lisanı terk edeceklerdir. Dünküleri taklit etmekten vazgeçtikleri gün hakiki bir fecir olacak, onların sayesinde yeni bir lisanla terennüm olunan milli bir edebiyat doğacaktır.

Ömer Seyfeddin'e göre, şimdi yeni bir hayata, bir intibak devresine giren Türkler'e tabii bir lisan, kendi lisanları lazımdır. Milli bir edebiyat vücuda getirmek için, önce milli dil gerekir. Eski lisan hastadır. Hastalıkları bilhassa içindeki yabancı kaidelerdedir.

Artık hareket zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Bize geniş, muntazam ve mazbut bir dil lazımdır. Türkçe dünyanın en mükemmel, sade ve tabii gramerine sahiptir. Onun içinden ecnebi kaideleri; Arabî ve Farisi terkipleri, edatları çıkarır ve şimdilik edebi ve fenni ıstılahlara dokunmazsak dilimiz, ileride bunları da Türkçeleştirmek şartıyla, milli ve mükemmel bir dil olabilir.

Yazıldığı tarihten bu yana Türk dili ve edebiyatı tarihi üzerinde yapılan araştırmalar dolayısıyla birçok noktaları tenkit edilebilir 

Yeni Lisan makalesinin bugün hâlâ doğru sayılabilecek diğer bölümlerinde de aşağıdaki şu hususlar dile getirilmiştir.

"I. Arabî ve Farisi kaideleriyle yapılan bütün terkipler terk olunacak. Tekrar edelim: Fevkalâde, hıfzıssıhha, darbımesel, sevki tabii gibi klişe olmuş şeyler müstesnâ...

  1. Türkçe cem edatından başka kat'iyyen ecnebi cem edatları kullanılmayacak: İhtimâlât, mekâtip, memurin, hastegân yazacak yerde ihtimaller, mektepler, memurlar, hastalar yazacaksınız. Tabii kâinat, inşaat, ahlâk, Müslüman gibi klişe hâline gelmişler müstesna...

III. Diğer Arabî ve Farisi edatları da atacaksınız! Eyâ, ecil, ez, men, an, ender, ba, beray, bi, na, ter, çi, çent, zi, âlâ, fi, gâh, gin, aza, veş, ver, nâk... gibi edatlar terk olunacak; ancak tekellüme girmiş tamamıyla Türkçeleşmiş olan, ama, şayet, şey, keşki, lâkin, nâşi, hemen, hem, henüz, yâni... Gibileri kullanılacak. Unutmayalım ki, terk olunmasını arzu ettiğimiz bu edatlar kullanılsa bile terkip kaideleri gibi lisanın tekellümüne giren, "sanatkâr gibi kelimeleri serbestçe söyler ve yazabiliriz.

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış