Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen






 
Refik Halit Karay


Yazıda Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri  hayatı, doğumu, ölümü, çocukluğu, gençliği, evliliği, öğrenimi, eğitim yılları, ailesi, çalıştığı işler, mahkûmiyeti,  yazarlığı, eserleri,  romanları,    Refik Halit Karay  etkilendiği yazarlar, siyasi kişiler ve düşünceler,  etkilediği yazarlar, işlediği konular, Türk edebiyatındaki yeri,   eserlerinden alıntılar, anekdotlar,  Refik Halit Karay ianlatım tekniği, bakış açısı, romanların  tekniği, romanlarının  türü, eserleri, eserlerinin basım yılı ,basım hikâyesi, eserleri ile biyografisi arasındaki alakalar, aldığı ödüller  vb incelenmiştir.

Refik Halit Karay,15 Mart 1888’de  İstanbul’da doğan 18 Temmuz 1965’te  İstanbuN, Hikayeci ve yazar 
 
HAYATI
 
15 Mart 1888’de  İstanbul’da doğan 18 Temmuz 1965’te  İstanbul'da hayatını kaybeden Anadolu yaşamını anlatan Hikayeler yazarak tanınan, Milli Mücadele'ye karşı tutum takınan; Romancı, öykü yazarı ve gazeteci TÜRK yazarıdır.
Soyu Fatih zamanında Kırımdan gelerek  İstanbul'a yerleşen Karaim Türklerinden gelen bir ailenin çocuğu olan Karakayış ailesinden Maliye Baş veznedarlığında ve Bank-i Osmanî ‘de [1]veznedarlık yapan Mehmed Halit Bey'in oğludur.
 
İlköğretimini Vezneciler’de Şemsü’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te yapmış bununla da yetinmeyerek [2]Özel ders alarak kendini yetiştirmiştir. Rüştiyeden sonra Mekteb-i Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) kaydolarak idadi kısmını bu okulda tamamlamak istedi.  Ancak Fransızca hocası ve okul müdürü ile yaptığı bir tartışma sonrasında yaşadığı bir problem sonrasında Galatasaray Sultanisinden ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra dışarıdan katıldığı imtihanla okuldan diploma aldı. [3]1907'de Hukuk Mektebine girdi Fakat ikinci sınıfta iken Hukuk Mektebini terk etti. 1909 [4]
Bohem hayata meyilli her şeye muhalif kişiliği tahsil hayatında sorunlar çıkarmıştı. Kendisini  "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım" diye ifade eden yazar Hukuk mektebinde öğrenci iken Maliye Nezareti, Devair-i Merkeziye Kaleminde işe başlamıştı.[5]
 
Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkez Kalemine kâtip olarak girdiği işini de 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra bırakmıştı. 1908’de Servetİ Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te yazmaya başlayarak edebi hayatına başlangıç yapmış oldu. İlk yazısı Servet-i Funun ‘da 1909 yılında çıktı. Daha sonra Ahmet Mithat Efendi’nin Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde başyazıları yazmaya başlamıştı. [6]
 
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gazetecilik ile uğraşmaya başladı; Tercüman-ı Hakikat 'de mütercimlik ve muhabirlik yaptı. 1909'da Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, gazete  ancak15 sayı kadar ve iki hafta süresince çıkabilmişti. Bu sırada kurulan Fecri Ati  topluluğuna katıldı.
 
Gazeteci Ahmet Samim'in 9 Haziran 1910'da İttihatçılarca katledilmesi üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve Terakkicilerce mimlendi. Muhalif kimliği hakkında “Ben olana, olmuşa, olacağa muhalifim" diyerek kendini ifade eden Karay, İttihatçılara karşı duran yazılar yazıyordu.  "Kirpi" müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve Terakki Fırkası'nı yerden yere vuran yazılarını "Kirpinin Dedikleri" adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın elindeki Beyoğlu Belediyesi'nde yedi ay süreyle Başkâtip olarak çalıştı, Mahmud Şevket Paşa'nın katlinden hemen sonra da, yargılanmaksızın Sinop'a sürüldü (1913
 
FECR-İ ATİ Topluluğu’na katıldı. "Kalem" ve "Cem" mizah dergilerinde "Kirpi" takma ismiyle siyasi mizah yazıları yazıyordu. Bu yazılarında İttihatçılarla git gide ters düşüyordu. 1912'de İttihat ve Terakki'nin istenmeyenler listesine girdi. Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi sonrasında diğer muhalifler gibi Sinop’a sürgün edildi. Sinop’ta üç yıl kaldıktan sonra Çorum, Ankara’ ve Bilecik 'te sürgün hayatı yaşmak zorunda kalmıştı. Bu sürgün yıllarında Türk Edebiyatından Anadolu manzaraları anlatan ilk öyküler yazılmıştı. Bu sürgün yıllarından “ Memleket Hikâyeleri “ isimli eseri doğdu. Bu hikâyeler Milli Mücadele yıllarında başlayacak olan memleketçilik akımının ilk örnekleri olmuştu. Onun ilk sürgün yılları 1919'dan başlayarak Türk Hikâyeciliğine  yeni bir sayfa açıyordu. Sürgün olarak gittiği Anadolu'dan çeşitli kesimlerden insanları canlandırdığı "Memleket Hikâyeleri" 1919'da yayınlandı. Bu kitapla, o güne kadar konuları İstanbul'la sınırlı olan konulara Anadolu'yu eklemiş, o yıllara kadar asla anlatılmayan Anadolu’yu anlatan ilk yazar olmuştu.  Bu yönüyle sonradan serpilip gelişen " Köy Romancılığı ve edebiyatının öncüleri arasına girdi. 1918'de Ziya Gökalp 'in çabalarıyla sürgün hayatı sonlanmış ve İstanbul'a dönmüştü.
1917 -1918 yıllarında Yeni Mecmua’da çıkan yazıları dikkat çekmiş Ziya Gökalp’in de desteğiyle ünlü “ Boz Eşek” adlı öyküsü. İttihat ve Terakki’nin desteği ile çıkan “Türk Yurdu “ adlı dergide yayınlanmıştı. [7] Bu öykü ve Ziya Gökalp’in çabaları ile sürgünden kurtularak İstanbul’a dönebildi.
Fakat Birinci Dünya Savaşı hezimetle sonuçlanmış, Talat Paşa Kabinesi 8 Ekim 1918 günü istifa etmiş; 30 Ekim’de Mondros mütarekesi imzalanmış; savaşın kaybedildiği tescil edilmişti. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son kongresini toplayarak kendisini feshetmişti. Birinci Dünya savaşın sonunda İttihatçıların ülkeden kaçmalarının ardından kaleme aldığı “ Efendiler Nereye” adlı makalesi ile İttihatçılardan intikam almış oluyordu. “ Efendiler Nereye? Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?... Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?” (5 Kasım 1918 ) Fakat bu yazısında acı bir ima da vardı. Şafak söküyor sözünden Mondoros Mütarekesini kastediyor olmalıydı. Bu anlaşma zannettiği şekilde olmayacaktı. 
Mütareke yıllarında İstanbul İşgal edildi. Rıza Tevfik’le birlikte Damat Ferit Hükümeti tarafında kalmışlardı. Damat Ferit Paşa'nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı ve Genel Merkez Üyesi olmuştu. İstanbul İşgal edilmiş, Anadolu’da Milli mücadele başlamıştı. Bu yıllarda Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapıyor, Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde Damat Ferit Paşa ve hükümetini destekleyen yazılar yazıyordu. Mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası onu Sabah Gazetesinin başyazarı da yapmıştı. [8]Alemdar ve Peyam- sabah’ta da siyasi ve edebi yazılarını yazmaya devam ediyordu.
1919'da Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükümeti arasında yaşanan telgraf krizinde  İstanbul Hükümeti’nin tarafını tutmak zorunda kalmıştı. Fakat bir müddet sonra kendi isteğiyle Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü görevinden ayrılmıştı.[9]
Kurtuluş savaşına karşı tutumunu dile getiren bir yazısından Milli Mücadeleyi başlatanlara karşı yazdığı yazılardan birinde şöyle alay edecekti. “Bir patırtı, bir gürültü. beyannameler, telgraflar... Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak... Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. dört tarafımız açık. dünya vaziyetimizi biliyor. hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım:- kuzum Mustafa, sen deli misin?" Milli Mücadele yıllarında Refik Halit Damat Ferit sempatizanı, İngiliz mandasını isteyen bir gazeteci ve yazar olarak dikkat çekmişti. Ağzının tadını bilen yemek yemekten zevk alan bir gurme olarak Yunanlılar, Eğe’de ilerlerken o yazılarında patlıcan, bamya, kabak dolması meselelerini anlatan yazılar yazıyor, geceleri içkili eğlencelerde sohbetlere katılıyordu. "Onun kanaatine göre bu savaş gerçek bir kurtuluş savaşı değil, ittihatçılar tarafından, tekrar iktidara gelmek için yapılan bir kardeş kavgası, bir kardeş boğazlaması idi." [10]
1922'de Aydede mizah gazetesini çıkardı. Aydede isimli dergide İstiklal Harbini ve Ankara hükümetini çok sert şekilde eleştiriyor alaya alıyordu. İzmir’in Kuvayı Milliyecilerin eline geçmesinden sonra Milli Mücadelenin kazanıldığı açıkça ortaya çıkmıştı. Ani bir dönüşümle Milli Mücadeleyi destekleyen göklere çıkaran yazılar yazmaya başlamıştı. Fakat bu çabaları yetmeyecekti. Refik Halit Karay’ın adı “ Yüz Ellilikler Listesi”nin içindeydi. İstanbul'un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1924 de Beyrut’a kaçmak zorunda kalmıştı.
Suriye vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik Halid, Beyrut, Hatay ve Halep'te 15 yıl süren sürgün hayatı boyunca Halep'te yayımlanan [11]Doğruyol ve Vahdet gazetelerinin yönetimini üstlendi. Hatay’ın Anavatan’a ilhâkı sırasında vatanseverce gayret ve hizmetlerde bulunmuştu. Atatürk e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı. Af kanunu ile yurda döndü.
15 yıllık kaçak hayatından sonra 1938’de af çıkarılmasıyla yurda dönebildi. Yeniden gazeteciliğe başladı. Gazetelerde yazılar yazdı, daha önceden çıkardığı Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınlamaya başladı.  Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da öldü.
 
EDEBİ YÖNÜ
Refik Halit,  "kendine özgü" yazarlarından biri olmuş yemeğe, kadına içikiye ve eğlenceye düşkün bir yazar olarak nam salmıştır. Yakup Kadr, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları adlı kitabında onun bohem hayatı ile ilgili pek çok ayrıntı vermiştir.
Yakup Kadri ile Refik Halit ilk gençlik dostlarıdır. Onu yakından tanıyan Yakup Kadri arkadaşı Refik Halit’i, “çapkın mı çapkın, keyfine düşkün bir bohemdir” diye tarif edecektir. Refik Halit, ölümünden bir yıl önce yapılan bir söyleşi de, "Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım” diyerek kabul etmiştirYakup Kadri ise Refik Halit’i şu şekilde anlatmıştır.  , “mizacı itibariyle kendi özel hayatına düşkün olan Refik Halit’in tehlikeli ve çetin siyasi mücadelelere kalkması, sürgünleri, idamları göze alması, ömrünün yirmi yılını iç ve dış sürgünlerle geçirmiş bulunması tuhaf bir çekişme gibi görünmektedir. Zevke düşkünlüğüne rağmen, kaleme sarılınca hırçınlaşan, hicvetmekten kendini alamayan bir yazardır. Yaşadığı sürgünler, onun bilgi ve görgü âlemini zenginleştirmiş, dolayısıyla eserlerine gözlem zenginliği katmıştır. Izdırap onun ruhunu beslemiştir. Eğer sürülmeseydi, edebiyatımız, Memleket Hikâyeleri ve Gurbet Hikâyeleri gibi iki şaheserden mahrum kalırdı. Milliyetçiliği sürgündeyken daha da gelişti." [12]
Refik Halit edebiyata Fecr-i Ati topluluğu içinde ve Servet-i Funun çizgisinde olması gereken bir yerde başlamıştır. Buna rağmen Fecr-i Atinin sanat ve dil anlayışını benimsememiş bir yazardır.  Milli Mücadele yıllarında Damat Ferit Hükümeti saflarında kalmış İttihatçılar ile ters düştüğü için sürgün yaşamış bun rağmen sade dil anlayışı ve memleket konularını işleyen Hikâye, Roman ve Makaleleri  Milli Edebiyatın safında kabul edilmiştir.
Refik Halit, mizah dergilerinde yergi ve taşlamalarla yazıya başlamış, ömrü boyunca da ironiden vazgeçmemiş bir yazardır. İroni onun yazılarındaki başlıca unsurlardan birisidir. İstanbul Türkçesi’ne en iyi kullanan yazarlardan biri olan Refik Halit’in mizah ve hicivleri de oldukça güzeldir.
Türk Edebiyatı'nda ilk defa Anadolu'yu tanıtan öyküler yazan yazardır. Bu yüzden edebiyatımızda Memleketçilik akımının ve Köy Romancılığının başlangıcı Refik Halit kabul edilmektedir. Kıvrak dili, keskin zekâsı, Türkçeyi kullanma becerisi ile yergi ve mizah türündeki yazıları ile de ün yapmıştır. Hikâye ve romanlarında, Mapaussant tarzı öykü tekniğini benimsemiştir. Yazdığı öykülerini Maupassant tarzı ve realizmi ile Anadolu’nun sefaletini, geriliğini, asilliği ve yüceliğini de anlatmıştır.
Yakup Kadri’nin Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımladığı 1909 yılında Refik Halid de Zend Avesta başlığı altında şunları söylemektedir:  “Refik Halid o yazılarında alışılmış nesir temlerinden hiç birine yer vermemekte, hep cansız şeylerden canlı varlıklar gibi bahsedip durmakta idi. Çok şahsiyetli bir üslubu da vardı ve bunda Edebiyatı Cedide’nin allı pullu süslerinden hiçbir iz gözükmüyordu. Refik Halit bununla kalmıyor, gayet sade bir konuşma Türkçesiyle yazıyordu”. Yakup Kadri’nin bu tespitleri aşağı yukarı Refik Halit’in edebi portresi olmaktadır.
İttihat ve Terakki iktidarı marifetiyle Anadolu’da yaşadığı sürgün yılarlında Anadolu İzlenimlerini dili getirdiği Memleket Hikâyeleri Ziya Gökalp’ın yönettiği Yeni Mecmuada yayımlamış, (Ocak-Ekim 1918). Bu öyküler, Millî Edebiyat ve Sade Lisan akımlarının genişletip benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Gözleme dayanan tasvirler, portreler, benzetmelerini sade, akıcı ve etkili bir dil ile yazmış,1920'lerden sonra daha da arı ve anlaşılır bir dil kullanarak bu yolda örnek olmuştur.Hikaye ,Roman, Hatıra, kronik, mizah ve hiciv türle­rinde eser veren Refik Halit Anadolu halkının hayatından alınmış hikâyelerinden mey­dana gelen Memleket Hikâyeleri ile meşhur olmuş, çağdaş hikâyeciliğin güzel örneklerini vermiştir.
Eserlerinde konuşma dilini ustaca kullanan yazarın. Romanlarının konusu  Aşk, Beşeri Sevgili ve kadındır. Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir. Yurtdışına kaçmadan önce yazdığı "İstanbul'un İç Yüzü" en iyi romanı sayılmaktadır. 1920'de yayınlanan bu romanda, İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelişinden 1'nci Dünya Savaşı günlerine kadar olan İstanbul'u yansıtmıştır.  Türkiye'ye dönüşünden sonra yazdığı romanları daha fazla satma ve okunma kaygısıyla yazılmış romanlardır.  
“Sürgün” adlı romanı, okuyucunun merakını canlı tutan bir kurguya sahiptir. Refik Halit'in “Nilgün adlı romanı , Bugünün Saraylısı ve adları pek duyulmamış diğer romanları okunduklarında düş kırıklığı yaratmayacak yapıtlardır. Çoğu romanlarında esrarengiz güzel bir kadın bulunur. Bu kadın,, romanın kahramanı olan erkeğin psikolojisinin gerçekçi bir çiziminde de önemli rol oynar. Yezidin Kızı ve Çete romanları buna örnek verilebilir.”
 
HİKÂYE VE ROMANLARINDA TİPLER:
Yazı hayatının ilk yıllarında yerli tipler ve mahalli konuları hikâyeleştiren Refik Halid, eserlerinde cinsellik, namus, geçim derdi, iş hayatı, kötümserlik ve bezginlik konularını ele almayı tercih eden bir yazar olarak karşımıza çıkar.  Kahramanları genellikle, orta sınıf insanlar ve memurlardır. Memurlar, komik yönleri, sebebi izah edilmeyen kayıtsızlık ve uyuşukluk özellikleri ile ele alınmışlardır.
Hikâyeler uzun ve dikkatli gözlemlerle yazılmış sıradan orta tabaka insanlarının hayatını aktaracak tiplemelerden seçilmiştir.  “Bu yazılarda, insanları harekete sevk eden cinsel hisler ve maddi menfaat endişesidir. Peyzaj, dekor ve portreler genellikle olayın akışını, kişinin ruhsal yapısını ortaya koyacak tarzda kaleme almıştır. Genellikle hikâyelerde anlatılan olaylar, üzücü bir akıbetle son bulur. Kadınlar, orta sınıf halk tarafından cinsel arzuları ve cazibeleriyle tanınır.”
Refik Halid' in hikâyelerindeki genç kızlar ve kadınlar;  çeşitli cinsel duygularının tesiri altındadır. Bu kadınlar, kasabadaki memurların ve eşrafın zevkine hizmet etmektedirler. Bu motifler sonraki yıllarda birçok yazar tarafından sık sık kullanılmıştır. Refik Halit’in erkek tiplemeleri memurlar, ağalar din adamları, ticaretle uğraşanlar, bir harbin hatırasını taşıyanlar çevrelerindeki halktan bazı yönleri ile çok farklı karakteristik özelliklere sahip olan erkek tiplemeleridir. 
ÜSLUP ÖZELLİKLERİ:
Kıvrak, sade anlaşılır bir dile sahip olan R. Halit’in üslûbu oldukça çekicidir. Eserlerinde sade kıvrak çok net anlaşılan sıcak ve samimi bir izah vardır. Dilinde ilginç ve özgün betimlemelerle zekâ işi kıvrak ironiler vardır. Çevre tasvirlerinde başarılı hikâye tekniğinde kuvvetlidir. Maupassant tarzı öykücülüğü iyi kavramış, merak ve entrikayı öykülerinde başarıyla kurgulamıştır. İç gözlem ve iç tasvirlerinde zayıf kalmasına rağmen dış tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Gözlemlerini bir“ Ressam-yazar” özelliği içinde aktarmış kelimelerle tablolar çizebilmiş diyebileceğimiz renkli tasvirler anlatmıştır.
 
Eserlerindeki olaylar, ilgi çekici ve sürükleyicidir. Eserlerinde karkater yaratmada başarısız kalmasına rağmen tiplemeler üretmesinde oldukça başarılıdır. Onun tiplemeleri ise güçlü gözlem ve betimlemelerinin sonucudur.  
Anadolu insanı ve coğrafyasını yakından görmüş, detaylı gözlemlemiş, taşraya merakla ve laborant hassasiyetiyle bakan bir İstanbullu nazarıyla taşrayı anlatmıştır. Onun dilini ve üslubunu yaratan özellikler, kimseye özenmeden anlatmak, kimseye benzemeyen kendi mizacından mayalanan, renklenen bir sıcaklık, sevecenlik, heccavlık hatta hinlik ile oluşmuştur. 
Romanlar
  • İstanbul'un İç yüzü (1920)
  • Yezidin Kızı (1939)
  • Çete (1940)
  • Sürgün (1941)
  • Anahtar (1949)
  • Bu Bizim Hayatımız (1950)
  • Nilgün (1950-1952)
  • Yeraltında Dünya Var (1953)
  • Dişi Örümcek (1953)
  • Bugünün Saraylısı (1954)
  • İkibin Yılın Sevgilisi (1954)
  • İki Cisimli Kadın (1955)
  • Kadınlar Tekkesi (1956)
  • Karlı Dağdaki Ateş (1956)
  • Dört Yapraklı Yonca (1957)
  • Sonuncu Kadeh(1965)
  • Yerini Seven Fidan(1977)
  • Ekmek Elden Su Gölden (1980)
  • Ayın On Dördü (1980)
  • Yüzen Bahçe (1981)
Hikayeler
  • Memleket Hikâyeleri (1919)
  • Gurbet Hikâyeleri (1940)
 
 
HAKKINDA  KAYNAKÇAMIZ
 
 
KAYNAKÇA 
 
[1] Anonim http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=824 son erişim 12-11-2012
[2]  Anonim,http://www.xn--edebiyatgretmeni-twb.net/refik_halit_karay.html, son erişim 12-11-2012
[3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[4] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[5] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[6] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[7]  Anonim, http://www.biyografi.info/kisi/refik-halit-karay, son erişim21-11-2013
[8]  Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[9]  Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ank. 2005, shf, 316
[10]  Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.69
[11] http://www.idefix.com/kitap/refik-halid-karay/urun
[12]  Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ist: iletişim, 1990, s.65-72
 

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...