MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Reşat Nuri Güntekin Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Haziran 2011 Perşembe Beğen

Reşat Nuri Güntekin,

http://www.kitapkirtasiyem.com/images/products/01/60/87/16087_buyuk.jpg http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2008/09/yaprak_dokumu-205x300.jpg


(d. 25 Kasım 1889,İstanbul - ö. 7 Aralık 1956, Londra), Cumhuriyet dönemi Romancı, Hikayeci ve Tiyatro yazarımız

Güntekin, 1889'da askeri tabip olan Nuri Bey ile Erzincan , Kars valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'ın oğlu olarak İstanbul 'da doğmuştur. Reşide adlı kız kardeşi genç yaşta hayatını kaybedince ailesinin tek çocuğu olarak büyütülmüştür.[1] Yazar, büyükelçi ve milletvekili Ruşen Eşref Ünaydın'ın da teyzesinin oğludur.

 Babası askeri doktor olarak yurdun pek çok yerinde görev yapmış bu yüzden de yazar da ailesi ile birlikte pek çok yeri gezip görmüş tahsil hayatını da yurdun değişik yerlerinde yapmıştır. İlköğrenimine Çanakkale'de başlar. Babasının zengin bir kitaplığı vardır. Okuduğu ilk roman, İlk kadın romancımız Fatma Aliye Hanım’ın “Udi “adlı romanıdır.[2] Bu roman onda çok derin izler bırakacak daha küçük yaşlarda iken romancı olmaya karar verecektir.  İlkokul ve rüştiye mektebini Çanakkale’de bitirir. İdadiye( lise) yine Çanakkale’de başlar ve idadi öğretimine Çanakkale İdadisinde devam eder.[3]  Daha sonra İzmir'de sadece gayri Müslimlerin okuduğu Frerler okulunda bir gayrimüslim adıyla kayıt yaptırıp bir süre öğrenim görür. Fakat bu okuldan ayrılıp bir müddet avare  avare avare dolaşmaya başlar. Daha sonra İstanbul’a giderek Saint Joseph Lisesi’nde öğrenimini sürdürmüştür. Lise tahsilinden sonra sınavla kazandığı Darülfünun Edebiyat Şubesi'ne devam etmeye başlar. Darülfünun Edebiyat Şubesi'ni de 1912’de bitirmiştir. Öğrenim hayatını bitirdiğinde yirmi üç yaşındadır.

Güntekin, Yüksek okulu bitirdikten sonra edebiyat öğretmenliğine başlar. 1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’daki çeşitli liselerde Fransızca ve Türkçe öğretmenlikleriyle müdürlük görevlerini üstlenmiştir. Öğretmenlik hayatında attığı ilk adım   Bursa Sultanisi'ndeki Fransızca öğretmenliğidir. Bursa ve İstanbul liselerinde müdürlük, edebiyat, felsefe, pedagoji öğretmenliği yapmıştır.

Evlilik hayatı ise Erenköy Kız Lisesinde öğretmen iken başlar. Öğrencisi olan Hadiye Hanım ile aralarında bir aşk hikâyesi oluşmuştur. Hadiye Hanım okuldan mezun olur olmaz evlenirler.[4] Hadiye Güntekin, sıtma konusunda yapmış olduğu mücadeleleri ile bilinen İzmitli Dr. Feyzullah İzmidi'nin torunudur: [5]

 

Babasının Frerler Mektebinden ayrıldığı yıl kendisine söylemiş olduğu “ Ben seni Emıl Zola gibi yetiştirmek istemiştim, Madem öyle gez dolaş ve hayatı tanı” sözüne çok içerlemiş olmalıdır.[6] Bu bakımdan edebiyatçılık kimliği ve isteği okul yıllarından sonra icraata geçmeye başlamıştır. İlk hikâyesi ise 1917 yılında idadi sıralarındayken yayınlanır. Bu eseri “Diken” Dergisinde yayınlanan “Eski Ahbap” adlı uzun bir hikâyedir 1919'da Zaman gazetesinde "Temaşa Haftaları" başlığıyla tiyatro eleştirileri yazmaya başlamıştır.[7] Bu dönemde Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci, Diken dergileri ile Dersaadet ve Zaman gazetelerinde yayınlanan öykü, roman ve oyunlarında kendi adının yanı sıra "Hayrettin Rüştü, Mehmet Ferit, Cemil Nimet" gibi takma isimler kullanmıştır.[8]

Mizah ve magazin yazılarını  "Ateşböceği, Ağustosböceği, Yıldızböceği" gibi isimlerle yayınlamakta ve kendi adını kullanmamaktadır.  “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya” (1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayınlayan sanatçı 1923 yılında "Çalıkuşu"nu yazmıştı. Bu roman önce "İstanbul Kızı" adlı bir oyun olarak yazılmış, fakat sahneye konulması mümkün olmayınca bu oyunu Çalıkışu adıyla bir roman dönüştürmüştür.  Reşat Nuri Güntekin,  bir konuşmasında bu konuyla ilgili şöyle demiştir. "... İstanbul Kızı diye dört perdelik bir piyes yazmıştım. Onu bozarak büyücek bir roman yaptım, ilk romanım denilmek lazım gelen bir roman: Çalıkuşu. Piyeslerde herkes kendi adına konuşur. Romana çevrilince sözün romancıya geçmesi ve şahıslar hesabına onun konuşması lazım geldi." (Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar, 1960)"

Çalıkuşu, dili, anlatımdaki rahatlığı, konusu yayınlandığı yıllardaki sosyal durum ve akabinde kadınların çalışma hayatına geçişi ve kadın haklarının gündemem gelmesi vb sebeplerle, ilginç konusu ve tekniği ile duygusal yanlarıyla çok sevilmiş, Cumhuriyet yıllarında modern kadın tipini temsil etmesi ile de güncelliğini sürekli korumuştur.  Çalıkuşu’nun yarattığı ilgi üzerine peş peşe romanlarını yazmaya ve yayımlamaya başlar. 1924'te "Damga" ve "Dudaktan Kalbe" ve 1926'da da "Akşam Güneşi" adlı romanlarını yayımlanır. Öğretmenliğinin ilk yıllarında popüler bir romancı olmuştur.

Görev yaptığı yerler: Bursa  Sultanisi,  İstanbul,  Beşiktaş İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi, Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi gibi liseleridir.  [9] Cumhuriyet’in ilk yıllarında arkadaşları ile Kelebek adlı bir dergi çıkarır.

 

Güntekin, 1927'de maarif müfettişi olur. Bu göreb onun mizacına oldukça uygun bir görevdir.  Çocukluk yıllarındaki gibi Anadolu’yu gezip dolaşmaya başlar.  Bu arada Dil Heyeti'yle birlikte bazı çalışmalarda da bulunmuştur. Hem çocukluk hem öğretmenlik hem de Müfettişlik yıllarında yaptığı bu Anadolu gezileri onun romanları için malzemeler bulmasına olanak sağlamaktadır. Üstelik o yıllarda Memleketçilik konuları moda konular olmuş bu tarz romanlar, öyküler ve şiirler oldukça çok tutmaktadır.

Anadolu'da birçok insan tanımış olması ve görevi gereği pek çok yerde bulunmuş olması, daha iyi gözlem yapmasına ve hikâyelerindeki karakterlerin daha gerçekçi olmasına olanak sağlamaktadır. Üstelik doğası gereği iyi bir gözlemcidir. Üstelik bu gezileri "Anadolu Notları" adlı kitabının doğmasına yol açacak bu eseri  1936 yılında kitap halinde basılacaktır. 1928 yılında "Acımak" adlı romanını yazdıktan sonra yaklaşık 10 sene yazmaya ara vermiş politikaya soyunmuştur. Politika alanında on yıl süren uğraşsı sonrasında 1939'da ise Çanakkale milletvekili olarak TBMM'ye girmesini sağlayacaktır. . Bu görevini 1946'ya kadar sürdürür. Ünlü eseri "Yaprak Dökümü"nü de aynı yıl yazmış ve yayımlamıştır.

1946 yılına kadar milletvekilliği yaptıktan sonra 1947 yılında Milli Eğitim Başmüfettişliği'ne getirilmiş, aynı yıl Cumhuriyet Halk Partisi'nin Ankara'da yayımlanan "Ulus" adlı gazetesinin İstanbul kolu olan "Memleket" gazetesini Kemal Turan ve Ragıp Şevki ile birlikte çıkarmaya başlamıştır. 1947[10]

1950'de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilciliği ve öğrenci müfettişliği görevleriyle Paris'e gönderilir. Paris’te kültür ataşeliği görevinde bulunmuştur. Paris’teki gün leri dörtyıl boyunca devam eder. 1954'te ise yaşından dolayı bu görevden ayrılmak zorunda kalmış artık emekli olmuştur.

 Emekliye ayrıldıktan sonra (1954) İstanbul Şehir Tiyatrolarında Edebi Kurul üyeliği yapmaya başlamıştı. Emekliliğinden b sonra edebi heyeti üyeliği yaparken hasta olduğunu anladı. Güntekin’e Akciğer kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orda hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü yurda getirilen cenazesi, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.



 


Reşat Nuri Güntekin'in Sanatı

Edebiyat dünyasına Zaman (1918) gazetesinde Tiyatro eleştirmeleriyle giren Reşat Nuri, "inci", "Şair", "Nedim", "Büyük Mecmua"da (1918–1919) yayımladığı küçük Hikayeleri  iletanınmaya başlamıştı. Bu evrede ilk romanı Harabelerin Çiçeği (Cemil Nimet takma adıyla) "Zaman" gazetesinde (1918), Gizli El "Der saadet" gazetesinde (1920) tefrika edildi. Hançer (1920), Eski Rüya (1921) gibi ilk oyunları Darülbedayi'de (İstanbul Şehir Tiyatrosu) sahneye kondu. Dönemin edebiyat hareketi sayılan Dergâh (1921–22) dergisinde de yazdı. Asıl ününü ilkin "Vakit" gazetesinde (1922) tefrika edilen Çalıkuşu romanı ile sağlayan yazar, Mahmut Yasarı ile birlikte "Kelebek" (1923–1924) adlı mizah dergisini yayımlamıştı.

Reşat Nuri'nin Romanları. XX. yüzyılın ilk yansında değişen toplum koşullarının ortaya çıkardığı yeni tip cumhuriyet insanı modelini çizmektedir. Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi gibi romanlarında kişilerin duygusal dünyaları ile ülkenin sosyal gerçekleri çağdaş maceralar içinde ortaya konulmuştur. Ülke gerçeklerinden soyutlanmadan verilir. Çalıkuşu'ndaki Feride ise adeta Osmanlı çağında yaşayan ama Cumhuriyet döneminde hayali kurulan ideal ve modern Türk kadını tiplemesi oluşmuştur.  İdealize edilmiş aydın bir Türk kızı kimliğindeki Feride Anadolu halkını cehaletten kurtarmak adına mücadele eden, köy, kasaba, küçük kent yaşamı içinde savaşan bir eğitim neferi olarak yansıtılır. . Romanda Feride'nin serüvenleriyle birlikte geri kalmış olan Anadolu'nun gerçeklerini betimlemektedir. Çalıkuşu, romanı konusu, değişik sınıf ve tabakalara ulaşma başarısıyla konuşmalarındaki doğallığı ve realist yaklaşımları aşırı duygusallığı ile oldukça çok tutulmuştur.

Yazarın, öykü, roman ve oyunlarındaki kahramanları tek yönlü olmakla birlikte doğal çevreleri ile birlikte verilmiş yerli tiplemelerdir. Onun romanlarında aşk ve sosyal konular iç içe işlenmiştir. Anadolu halkını ve sorunlarını aşk konusu içerisinde sıkılmadan ve başarıyla aktarmıştır. Anadolu insanını iyi tanıyan yazar, Anadoluyu ve insanlarını başarıyla yansıtmıştır. Bazı eserlerinde genç cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiş, eserlerini konuşma dilinin canlılığı ve tabiliği ile yazmıştır. Romanlarındaki karakterler erkek ve kadın kahramanlar açısından oldukça idealize edilmiş kişilerdir. İlk romanlarında aşırı duygusallığa yer vermiş, duygu sömürüsü yapmakla suçlanmıştır.

Fakat son dönemlerde yazdığı romanlarında   Yeşil Gece, Miskinler Tekkesi, Yaprak Dökümü, Kan Davası'nda yazar anlatımına egemen olan gereksiz duygusallıktan kurtulmuştur. Yeşil Gece Köylü kökenli bir öğretmenin tutucu güçlerle savaşı üzerinde kurulmuştur. Bu açıdan Çalıkuşu’nun erkek kahramanlı kopyası gibidir.  Yaprak Dökümü adlı eserde e eski görenek ve ahlak anlayışına bağlı kalan küçük bir bürokrat ailesinin kültürel değişimlere ayak uyduramayarak burjuva ahlakı ve yaşam biçiminin etkisine kapılan çocuklarını düşüşten kurtarmayı başaramayıp yıkılması anlatılır.  Miskinler Tekkesi'nde dilencilik ve Anadolu halkının yüzyıllar boyunca sürüp giden kan davası sorunları işlenmiştir.

Reşat Nuri'nin romanlarında öğretmen, memur, subay, işçi. Köylü, kentli, asker, esnaf, yaşlı genç, kadın erkek ülkemizin insanları bulundukları çevre ve tarih koşulları içinde aktarılır. Bütün romanlarının Tiyatro halinde senaryodan olduğunu söyleyen Reşat Nuri, Hikmet Feridun'la yaptığı bir konuşmada çalışma yöntemlerini şöyle açıklamıştır.

"Roman ve hikâye yazarken konunun evvela asıl canlı noktası, amudi fıkarisi (belkemiği) gelir. Bu amudi fıkaridir ki bana yazmak arzusunu verir. Bu bazen bir vaka olur, beni alâkadar eden bir vaksa. Fakat çok kere pek alakadar olduğum insan tipi. (Şu vakıayı veya şu insanı, şu tipi yazayım) derim. Bu suretle eserin iki adımı atılmış olur. Mevzuu pek iptidai bir şekilde fikrime gelir. Hiçbir zaman hemen derhal bu mevzunun planını yapıp da yazmaya başladığım vaki değildir. Bulduğum mevzuu zihnimde bir köşeye atarım. Onun francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senelerin geçtiği de vakidir. Bu müddet zarfında mevzua bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını tayyederim, atarım, çıkarırım. Vakaları gözden geçirelim. Tipleri geliştiririm. Yazma işine başladığım zaman da çok muntazam çalışırım. Romanın sonunu nasıl bitireceğimi tayin etmeden yazıya başlamam. Evvela umumi bir şema yaparım. Fakat eser henüz belirli olmamıştır. Ortada şahıslar vardır, vakalar vardır, eserin ana hatları vardır. Fakat yazmaya başladıktan sonra şahıslar ekseriyetle hüviyetlerini değiştirirler, evvelce hiç düşünmediğim vaksalar vak, yeni şahıslar gelir. "[11] Kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği yaşama çok geniş bir perspektiften bakma olanağını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden "insan manzaraları" çizme başarısına ulaşmıştır."

Reşat Nuri daha ilk yapıtlarında öykü ve romanda temel aracın dil olduğunun bilincine varmış yazarlardandı. Düzyazıda kendisinden önce Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay, gibi yazarların girişimlerini değerlendirmiş, konuşma dilinin olanaklarından yararlanmıştır.

"Kamuran’la adeta kucak kucağa gibiydik. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu."(  Çalıkuşu, 6. bas. s. 47)"

"Feride yüzünü kapamak istiyor, fakat bileklerini Kamuran’dan kurtaramıyor, başını saklamak için kıvranıyor, onun göğsünden, omzundan başka bir yer bulamıyordu, (s. 359)"
"Kâmuran kolunu Feride'nin belinden geçirmiş, genç kızı nefes aldırmayacak gibi sıkıyor, avuçlarının içinde parmaklarını incitiyordu
, (s. 360)"

"Dudaklarında kesik, tutuk nefesler, vücudunda derin ürpermelerle çırpınan  Feride'yi zorla, küçük bir çocuk gibi, kucağına aldı. (s. 360)"
"Genç kız artık uğraşmaya takati kalmamış gibi başını Kamuran’ın göğsüne koydu. (s. 360)"




Reşat Nuri Güntekin ve Öyküleri

Reşat Nuri:  Recm (1919). J.Rocild Bey (1919), Eski Ahbap (1919) adlarını taşıyan birkaç uzun öyküden sonra, dört kitapta topladığı. 101 küçük öykü yazmıştır. Bunların bir kısmı mizahi, bir kısmı da aşk konularını işleyen duygusal öykülerdir.
Bu öykülerin bazıları oyun kuruluşlarına özgü özellikler taşır. Tanrı Misafiri'nde Hatıra Defteri, Yanakların Taksimi, Gece Ziyaretçileri. Şapka Duası...) Gerçekçi konuların işlendiği öykülerde köyden kentten değişik kişilere yer verilmiştir.



 Eserleri 


Romanları: 

Harabelerin Çiçeği, 1913, kitap olarak bas. 1953, Eski Ahbap ve Boyunduruk öyküleriyle bir arada, 1968.) Gizli El (tef. 1920, kitap olarak bas. 1924), Çalıkuşu (1922, 15. bas. 1969), Damga (1924, 8. bas., 1962), Dudaktan Kalbe (1923,9. bas., 1959), Akşam Güneşi (1926.7. bas., 1967), Bir Kadın Düşmanı (1927. 7. bas., 1968), Yeşil Gece (1928, 5. bas., 1968), Acımak (1928, 7..bas., 1968). Yaprak Dökümü (1930, II. bas., 1969), Kızılcık Dalları (1932, 6 bas...1968), Gökyüzü (1935. 3. bas. 1964). Eski Hastalık (1938, 3. bas, 1964), Ateş Gecesi (1942, 3. bas., 1963), Değirmen (1944. 3. bas., 1962), Miskinler Tekkesi (1946, 4. bas., 1969), Kan Dâvası (1960), Kavak Yelleri (1961), Son Sığmak (1961).

 

Öyküleri: 

 

Sönmüş Yıldızlar (1923, 4 bas., 1967), Tanrı Misafiri (1927, 3. bas., 1966), Leyla ile Mecnun (1928, bas., 1969), Olağan işler (1930,3. bas., 1967)

Gezi Yazıları :

Anadolu Notları, (İlk cildi 1936, ikinci cildi 1966.)




KAYNAKÇA 


  • [1] Cemal Kalyoncu, Çalıkuşu Ailesi, Aksiyon Dergisi, Sayı 385, Tarih 20.04.2002
  • [2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Re%C5%9Fat_Nuri_G%C3%BCntekin
  • [3] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları Ank. 2005, shf, 251
  • [4] Cemal Kalyoncu, Çalıkuşu Ailesi, Aksiyon Dergisi, Sayı 385, Tarih 20.04.2002
  • [5] Cemal Kalyoncu, Çalıkuşu Ailesi, Aksiyon Dergisi, Sayı 385, Tarih 20.04.2002
  • [6] Cemal Kalyoncu, Çalıkuşu Ailesi, Aksiyon Dergisi, Sayı 385, Tarih 20.04.2002
  • [7] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları Ank. 2005, shf, 251
  • [8] Anonim Reşat Nuri Güntekin, http://www.biyografi.info/kisi/resat-nuri-guntekin, son erişim, 21-11-2013
  • [9] http://tr.wikipedia.org/wiki/Re%C5%9Fat_Nuri_G%C3%BCntekin
  • [10] Dr Aslan Tekin Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları Ank. 2005, shf, 251
  • [11] Muzaffer Uyguner; "Reşat Nuri Güntekin, Muhit dergisi, 1933Ağustos 1967


http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/831-Anadolu-Notlari-I-II.jpg



Çalıkuşu (roman)




Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında yazılmış bir romandır. Türk edebiyatının en çok sevilen klasik eserleri arasında yer alır. Ağırlıklı olarak Anadolu'da geçen ve arka planda Osmanlı'nın son yıllarını anlatan bir romandır. Romanın ana kahramanı Feride'nin hatıra defteri şeklinde yazılmıştır.

Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu'nu önce İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazmıştır. Yapıtı, 1922'de Vakit Gazetesi'nde Çalıkuşu adıyla roman olarak yayınlanınca büyük ilgi çekmiştir.

Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye'de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir.


Konusu

Romanda bir bölümde Şeyh Yusuf Feride ye baka baka, yana yakıla söylediği bir şarkı vardır:
"Pür ateşim, açtırma benim ağzımı zinhar, zalim beni söyletme derunumda neler var! Bilmez miyim ettiklerini, eyleme inkâr, zalim beni söyletme, derunumda neler var!"
"Sen sineme hep başka çiçekler takıyordun uftâdene hep böyle uzaktan bakıyordun dûçar olalı hicrine her daim yakıyordun zalim beni söyletme derûnumda neler var"
Şarkının ilk kıtasını Feride daha sonra Kamuran’ın yanında bir fondan kutusunun altına da yazar. Kamuran bu sırada ona eski anılardan bahsetmektedir. Feride ise "kusura bakma dinlemiyordum, aklıma eskilerden şöyle bir şarkı geldi" deyip, kutuyu Kamuran’a verip gider.

Birinci Kısım”da, Feride’nin iki buçuk yaşından başlayıp köşkten ayrılışına kadar yaşanan olaylar anlatılır: Musul’da geçirdiği günler, annesinin hastalığı, annesinin ölümünden sonra İstanbul’a büyükannesinin yanına gelmesi, Dam do Sifon mektebine yazılması, okulda yaptığı haylazlıklar, “Çalıkuşu” adının konması, tatil günlerinde teyzelerinde kalması, dul ve güzel bir kadın olan Neriman’ı kıskanması, Kâmuran’a âşık olması, Kâmuran ile nişanlanması, Kâmuran’ın Avrupa’ya gitmesi, dört yıl sonra okulu bitirince düğün hazırlıklarının başlaması, düğüne üç gün kala köşke gelen siyah çarşaflı bir kadından Kâmuran’ın Avrupa’da iken Münevver adında bir kadınla ilişki yaşadığını söylemesi, Feride’nin köşkü terk etmesi.

“İkinci Kısım”da, Feride’nin köşkten ayrılışından Ç... Rüştiyesine tayin edilişine kadarki dönemde yaşanan olaylar anlatılır: Köşkten ayrıldığı gece sütninesinin yanına gitmesi, tayin işlemleri tamamlanıncaya kadar Gülmisal Kalfa’nın yanında kalması, B... vilâyetine Coğrafya ve Resim öğretmeni olarak tayin edilmesi, Zeyniler’e atanması, Munise’yi evlatlık alması, okulun kapatılması, B...’de Darülmuallimat’ta vekil öğretmen olarak Fransızca derslerine girmesi, Feride’ye “İpekböceği” adının takılması, musiki hocası Şeyh Yusuf Efendi’nin Feride’ye âşık olması, çıkan dedikodular üzerine Feride’nin tayin istemesi, Ç... Rüştiyesine tayin edilmesi.

“Üçüncü Kısım”da, Feride’nin Ç...’ye tayin oluşundan ayrılışına kadarki dönemde yaşanan olaylar anlatılır: Ç...’nin erkekleri tarafından Feride’ye “Gülbeşeker” adının takılması, Yüzbaşı İhsan’ın sütannesi aracılığıyla Feride’ye evlilik teklifinde bulunması, bitişik komşusu olan Hafız Kurban Efendi’nin karısını gönderip Feride’yi kendine istetmesi, yaşlı bir çapkın olan Binbaşı Burhanettin Bey’in bağ evinde Feride’ye komplo kurması, çıkan dedikodular üzerine okul müdiresinin Feride’yi İzmir’e göndermesi.

“Dördüncü Kısım”da, Feride’nin İzmir ve Kuşadası’nda yaşadığı dönemde geçen olaylar anlatılır: Feride’nin İzmir’de üç ay boyunca tayin yaptıramaması, zengin bir adam olan ve kendisine “Fındıkkurdu” diye lâf atan Reşit Bey’in kızlarına Fransızca dersi vermesi, Reşit Bey’in büyük oğlu Cemil Bey’in kendisini sıkıştırması, Reşit Bey’in kalfası aracılığıyla kendisine evlilik teklifinde bulunması, Kuşadası’na tayin edilmesi, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle okulun hastane olarak kullanılması, burada ikinci kez Hayrullah Bey’le karşılaşması, Munise’nin ölmesi, Feride’nin Hayrullah Bey’in evinde kalmaya başlaması, çıkan dedikodular üzerine Feride’nin öğretmenlikten istifa etmesi, babası yerine koyduğu Hayrullah Bey’le kâğıt üzerinde evlenmesi.

“Beşinci Kısım”da ise, Feride’nin Tekirdağ’a teyzesinin yanına gelmesi ve Kamuran’a kavuşması anlatılır: Feride’nin beş yıllık bir ayrılıktan sonra Tekirdağ’a gelmesi, Feride ile Kamuran’ın karşılaşması, Feride’nin yeniden eski haylazlıklarına başlaması, Feride’nin köşkten ayrılmadan bir gece önce Müjgân’a tüm gerçekleri anlatması, Hayrullah Bey’in Kamuran’a verilmek üzere vasiyet ettiği zarfı Müjgân’a vermesi, Müjgân’ın aynı gece Kamuran’la birlikte Hayrullah Bey’in vasiyeti olan zarfı açmaları, mektubu ve Feride’nin hatıra defterini sabaha dek okumaları, sabahleyin erkenden Aziz Bey’le Kamuran’ın nikâh kıydırmak için gizlice dışarı gitmeleri, Feride’nin hatıra defterinden birkaç bölüm okuyan Kadı Efendi’nin Feride ile Kamuran’ın nikâhını kıyması, Kamuran’ın bir daha bırakmamak üzere Feride’ye sımsıkı sarılması.


Dudaktan Kalbe


KİTABIN KONUSU

 

Gerçek sevgiyi anlayamamış bir gencin düştüğü bunalım anlatılmaktadır.

http://kitap.nkfu.com/resimler/dudaktan-kalbe.jpg


KİTABIN ÖZETİ

Saip Paşa İzmir’in önde gelen tanınmış kişilerinden, belediye başkanlığı yapmış birisidir.Saip Paşa’ nın yeğeni Hüseyin Kenan dayısının zoruyla mühendis olmuş daha sonra annesinin dükkânını satıp Avrupa’ya müzik eğitimi almaya gitmiştir. Güzel keman çalan Hüseyin Kenan müzikteki yeteneğini batı dünyasına kabul ettirmiştir. Dayısının ısrarıyla çocukluğunun geçtiği şehre, İzmir’e gelir. Saip Paşa vaktiyle haylaz bir oğlan diye bildiği Hüseyin Kenan’la şimdi övünmekte, ziyafetler düzenleyerek bu ünlü besteciye yakınlığını göstermekten zevk duymaktadır. Bütün bu kalabalıktan ve şatafattan sıkılan Hüseyin Kenan Bozkaya’ya giderek dinlenmek ister. Bozkaya’da küçük “kınalı yapıncakla tanışır”. Lamia’ya hafif çilli yüzünden dolayı Hüseyin Kenan kınalı yapıncak ismini takmıştır. Hüseyin Kenan evli bir kadın olan Nimet Hanıma kur yapmaktadır. Burası küçük bir kasaba olduğu için dedikodulardan kurtulmak için de Lamia’ya yakınlık gösterir gibi görünmektedir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Hüseyin Kenan yaz bitince İstanbul’a döner. Niyeti Prenses Cavidan’la evlenmektir. Hüseyin Kenan prensesin Mısır’a gittiği sırada tekrar İzmir’e döner. Orada Lamia ile aralarında yakınlaşma başlar ve Lamia’ya sahip olur. Daha sonra Lamia ile evlenmek istediğini söyler. Fakat Lamia, bunu vazife icabı yaptığını düşünerek evlenme teklifini kabul etmez. Lamia hamileliğini üç ay sonra öğrenir ve intihar etmek ister. İntihardan kurtarılır, Kütahya’ya akrabasının yanına gönderilir. Lamia kızı Mekrube’yi orada doğurur. Hayli maceralı geçen günlerden sonra birisiyle evlenir. Bu sırada kocasının yeğeni Doktor Vedat Kütahya’ya gelir. Lamia Hüseyin Kenan’ın Prenses ile evlendiğini Doktor Vedat’tan duyar. Lamia kocasından ayrılır. Vedat onunla evlenmek istese de reddeder. Kızıyla İstanbul’a gelir. Kısa bir süre sonra Vedat da İstanbul’a gelir.

Bir gün Vedat’ın muayenesinde Hüseyin Kenan’la Lamia karşılaşır. Hüseyin Kenan Lamia’yı sevdiğini geç fark etmiş evlilik hayatında muylu olmamıştır. Vedat’ın Lamia ile evleneceğini duyan Hüseyin Kenan intihar eder ve Lamia’ya kavuşamaz…

KiTABIN ANA FiKRi

Yanlış yer ve zamanda yaşanmış bir aşkın, verdiği acıları göz önüne seriyor.

KiTAPTAKi OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDiRiLMESi

Saip Paşa: İzmir’in belediye başkanlığını yapmış tanınmış biridir.

Hüseyin Kenan: Genç, yakışıklı bir müzisyendir.

Lamia: Genç ve güzel bir kızdır.

Yeşil Gece

KİTABIN KONUSU: Toplumsal yönü ağır basan bu romanda, medresede yetişen, ancak sonra öğretmen okulunu bitirerek Ege Bölgesi’ ndeki bir kasabada, gerici ve çıkarcı birtakım güçlerle savaşan, idealist bir gencin serüveni ele alınıyor. Atatürk Devrimi’ nin o coşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta, toplumumuzun o günkü büyük sorunları, yürekli biçimde tartışılıyor. Romanın en önemli kahramanı Şahin Hocanın kişiliğini oluşturan nitelikler, mücadelesi ve uğradığı yenilgilerin öyküsü sayılabilir.

KİTABIN ÖZETİ

Şahin Efendinin babası öldükten sonra, köyde çobanlık yaparak annesine bakmak zorunda kalmıştır. Bunun yanı sıra medresede öğrenimi sürdürmektedir. Medresede gördüğü eğitiminde etkisiyle, onu hasta edecek kadar bir olay onun canını sıkmaktadır ki bu da ruhun ölümsüzlüğüne inanamamasıdır. Köydeki bazı hocalara danışır ve aldığı cevaplar hastalığını iyi edecek tarzda cevaplar değildir. Sonunda medreseyi bitirdikten sonra öğretmen okuluna girer. Ve mektep öğretmeni olarak mezun olur. Medreseden öğretmen okuluna geçmesinin nedeni şüphesiz ki orada verilen eğitim ve öğretim geri olmasından kaynaklanmaktadır. Okulu bitirdikten hemen sonra ilk tayin yeri belli olur. Ege Bölgesi’ nde Sarıova adında bir kasabadır. Bu kasabanın namını arkadaşlarından duyduğu kadarıyla bilmektedir. Çok geri kalmış, halkın sefalet içinde yaşadığı bir yer olduğunu bilemektedir. Sonun da bavulunu hazırlayarak Sarıova’ ya gider. Köye vardığında burasını tam tahmin ettiği gibi bulur. Evler, binalar kısacası her şey harap bir haldedir. Neyse ki aslına bakılacak olursa o kadar da kötü değildir.

Köye geldiği ilk akşam onu köy halkı yemeğe davet ederler. Yemekte, köyde sözü geçen bazı hocalarla, muallimlerle tanışır. Onun bu köydeki görevi tebliğ edilir. Köyün ünlü mekteplerinden Emir Dede mektebinin başmuallimliğini yapacaktır. Onun bu göreve atanmasını çekemeyen bazı hocalar bundan hoşnut olmazlar. Şahin Efendi hocaların bu tavırlarından geleceği kestirebilmektedir

Şahin Efendide göre yapılacak ilk iş Emir Dede Mektebinin eski binasının yıkılıp yenisinin yapılmasıdır. Ama köy halkı özellikle Eyüp Hoca önderliğinde bir grup bu işi olumsuz karşılarlar. Şahin Efendiye karşı halkı kışkırtırlar. Bu durumda Şahin Efendiye çok iş düşmektedir. Bu yıkım işine bir süre ara vermesi gerektiğini düşünür. Şimdiye kadar hiç arkadaşlık kurmamış olan Şahin Efendi kendisiyle hem fikir olan Rasim ve Deli Necip ile arkadaşlık kurar.

Bir gün Şahin Efendiyi çocuğu hafız çıkacak bir adamın yemeğine davet ederler. Şahin Efendi hafız çocukla tanışır. Şahin Efendi Çocuğu çok hasta görür ve hemen hastaneye götürülmesini söyler. Çocuğun babası ve oradaki hocalar çocuğun hiçbir şeyi olmadığını iddia ederler. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra çocuk birden yere düşer. Herkes çocuğun başına toplanır. Ve çocuğun birkaç gün istirahat ettikten sonra hiçbir şeyi kalmayacağını söylerler. Aradan üç gün geçmeden çocuk ölür. Çocuğun annesi çok küçük yaşta mektepten alınarak hafız yapılmak istendiği için çocuğum öldü der. Şahin Efendinin yanına giderek durumu anlatır. Şahin Efendi de çocuğun annesiyle aynı fikirdedir.

Bu ölen çocuğun babası kısa bir süre sonra küçük çocuğunu Emir Dede mektebinden alarak hafız yapmak istediğini söyler. Şahin Efendi bu olayı uygun görmez. Aynı durumunda bu küçük çocuğun başına geleceğini söyler. Adamın çocuğunu hafız yapmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü maddi durumları da çok kötüdür. Şahin Efendi bu durumu değerlendirip çocuğun hafız olmasının sakıncalı olduğunu ısrar ederek onu kararından caydırmaya çalışır. Adam sonunda yola gelir. Çocuğu mektepten almaz.

Kasabanın dilinde Şahin Efendi hakkında bazı söylentiler çıkar. Eyüp Hoca ve yandaşları Maarif müdürüne Şahin Efendiyi şikâyet ederler. Şikâyet şundan ibarettir: Çocuğunu hafız yapmak isteyen bir adamın çocuğunun mektepten ayrılmasına izin verilmediğinin ayrıca hafız da yapılmasının sakıncalı olduğudur. Maarif müdürü bu duruma çok sinirlenir ama şahin Efendiyi sevdiğinden ve görevini tam yaptığından dolayı olayın kapanmasını ister. Bütün kasaba bu olayla çalkalanır. Adam bu çıkan söylentilere dayanamayarak çocuğunu mektepten alır. Fakat hafız da yapmaz. Çünkü çocuğun annesi bu çocuğunu da kaybetmekten korktuğu için, çocuğun hafız olmasına gönlü razı olmaz. Şahin Efendi ile aynı fikirde olduğundan hemen onun yanına giderek durumu anlatır.

Şahin Efendiden yardım ister. Şahin Efendi bir plan bulur. Plan aynen şöyledir: Bu çocuk çok zayıf olduğundan hafız olması için daha yeterli yaşta olmadığını gösteren bir rapor almak. Kasabadaki bütün doktorları dolaşırlar ama hepsi de çocuğun hafız olmasında bir sakınca olmadığını söyler. Artık bu çocuk olayı kasabanın dilinden düşmüştür. Bir gece sabaha karşı tüm kasaba halkı yangın nedeniyle ayağa kalkar. Yanan yer Kelami Baba Türbesi olduğunu görürler. Bu türbe onlar için o kadar kutsaldır ki bütün dertlere deva, işsizlere iş bulan ve hastaları iyileştiren bir yer olarak bilirler.Bu yüzden burayı yakanlara kafir diye sokaklarda haykırırlar.

Ertesi gün araştırma başlatılır. Yangın akşamı türbe yakınlarında Mehmet Nihat Efendi adında bir öğretmen in görüldüğü ortaya çıkar. Bu öğretmen kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan birisidir. Ailesine bile yakın davranmayan ayyaş bir adamdır. İçkiliyken Her zaman Kelamı Baba Türbesinin yakılması gerektiğini söylermiş. Elde bundan başka delil yoktur. Kasabalılar onun cezasını çekmesinin gerektiğini ön görür. Mahkeme neticesinde hapse atılır. Şahin Efendi bütün bu olanlara karşılık onun suçsuz olduğunu savunan nadir kişilerdendir. Yakın arkadaşları olan Rasim ve Deli Necip ile Durumu tartışırlar. Sonunda bir avukat tutmaya karar verirler.

Hiçbir avukat Mehmet Nihat Efendiyi savunmayı kabul etmez. Çünkü hepsinde kasabalıdan tepki görmek düşüncesi vardır. Uzun çabalardan sonra onu savunacak bir avukat bulurlar. Bir hafta sonra kadar kasaba komiseri Kazım Efendi durumu aydınlığa kavuşturur. Suçlunun Kelamı Baba’ nen oğlunun olduğunu tespit eder. Gerçek araştırılır ve Kelamı Baba’nın oğlunun türbedeki değerli eşyaları çalarak daha sonra türbeyi ateşe verdiği anlaşılır. Gerçek anlaşıldıktan sonra Mehmet Nihat Efendi serbest bırakılır. Şahin Efendi kazandığı bu büyük zafer karşısında çok memnun olur. Eyüp Hoca ve yandaşları başarısızlıklarından dolayı az da olsa kasabanın güvenini kaybeder.


Bir mayıs günü kasaba top sesleriyle uyanır. Yunanlılar kasabaya istila etmeye hazırlanmakta olduğu anlaşılır. Zaten Böyle bir şey daha önce beklendiği için bazı aileler kasabayı terk etmeye başlamıştı.

Şahin Efendi, deli Necip ve Rasim burada kalarak solona kadar mücadele etmeye karar verirler. İlk önce Rasim, daha sonra mühendis Deli Necip ölür. Özellikle Deli Necip onun gözleri önünde öldürülür. Bu olay onu çok sarsar. Kendisinin de bu uğurda ölmesi gerektiğini düşünür. Bu sırada Şahin Efendi acele karakola çağırılır. Karakolda kendisine Yunanlılar tarafından gönderilen bir emir tebliğ edilir. Bu emir aynen şöyledir :” Şafin Efendi sen kasabada sözü geçen bir zatsın. Yunan Devleti’ nin Müslümanlar hakkında kötü bir niyeti olmadığına dair ahaliyi inandır.” Şahin Efendi, ilk önce bu durumu yadırgar. Ama biraz düşündükten sonra halk için faydalı olacağı kanısına varır. Böylece işgal ortadan kalkabilirdi. Bu teklifi kabul eder. Kılık değiştirerek halkın arasında ve Yunanlılardaki gelişmeleri takip eder. Hakikaten de olaylar düşündüğü gibi gider. Yunan baskısı azalır.

Artık Şahin Efendinin yeşil gecesi ortadan tamamen kalkmış Sarıova kasabası düşmandan arındırılmıştır. Zaten halifelik de kaldırılmıştır. İnkılâplar yapılmaya başlanmıştır. Bir gün Şahin Efendi kasabadan ayrılır. Kendine yeni bir hayat kurmak için başka yerlere gider. On yıl kadar başka diyarlarda çalışır. On yıl sonra Sarıova’ ya geri döner. Sarıova kasabasını çok değişmiş görür. Kendi eseri gibi saydığı Emir Dede mektebine gider. Başmuallime kendisini takdim eder. Başmuallim onu şöyle tarif eder:”Sen on yıl evvel Yunanlılara yaltaklık eden başmuallimsin. Senin bu kasabada yerin yok.” der.
Şahin Efendi kasabayı dolaşarak eski tanıdıklarını arar. Bu kişilerden de aynı tepkiyi alır. Artık kasabayı terk etmekten başka bir çaresi yoktur. Üzüleceği yerde sevinmektedir. Çünkü bütün emelleri gerçekleştirilmiştir. Yeni inkılâplar yapılmıştır.

KİTABIN ANA FİKRİ

Bir insan ne kadar azimli olursa üstesinden gelemeyeceği iş yoktur. En kötü şartlarda olsa bile.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Şahin Efendi: Romanın en önemli kahramanıdır. Geri kalmış bir kasabanın yenileştirilmesi için çok çaba sarf etmiştir. Çoğu zamanda azmi sayesinde başarılı olmuştur. Hakkında birçok söylenti çıkmıştır. Ama hepsini birer birer yenmiştir.

Rasim: Şahin Efendinin fikirlerini savunan nadir kişilerdendir. Deli Necip’ le birlikte Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır.

Mühendis Deli Necip: Şahin Efendinin en yakın arkadaşıdır. Şahin Efendiyle yenileştirme çabalarına girmiştir. Ama amaçlarını gerçekleştiremeden şehit olmuştur.

Eyüp Hoca: Çok yaşlı olmasından dolayı kasaba halkı ona saygı duymaktadır. Şahin Efendinin yapmak istediği her yeniliğe karşı çıkmıştır. Sonunda Şahin Efendiye Mağlup olmuştur.

Mehmet Nihat Efendi: Hayatta hiçbir kimseyle duygusal bağı kalmamış olan bu adamın en önemli özelliği görevinde başarılı olmasıdır. Kasaba mektebinde Fransızca öğretmenliği yapmaktadır. Hakkında asılsız söylentiler çıkmıştır. Bu söylentilerin aslı olmadığı anlaşılınca hapisten çıkmıştır.


Kaynaklar:

  • 1) yenimakale.com/biyografi
  • 2) "Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi". Cilt I (A-İ). "Güntekin, Reşat Nuri". Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılığı: Mart 2003, İstanbul.
  • 3) tr.wikipedia.org/wiki/Reşat_Nuri_Güntekin


gili Sayfalar
  • Yusuf Ziya Ortaç, , Hayatı , Edebi Yönü, Şiirleri ( Beş Hececiler)
  • Halit Fahri Ozansoy, Hayatı, Edebi Yönü, Şiirleri ( Beş Hececiler)
  • Milli Edebiyat Hareketini Oluşturan Siyasi ve Tarihi Sebepler.
  • Milli Edebiyat Hareketi'nin Evreleri ve Dönemin Genel Durumu
  • YENİ LİSAN, TAM METNİ VE DEĞERLENDİRME
  • Milli Edebiyatcılar: İdeolojileri ve Heceli Şiirin Yayılması
  • Ömer Seyfettin, Hayatı, Hikayeciliği,Eserleri
  • M.Akif Ersoy ve Şiirleri( Dönemin bağımısız sanatçıları)
  • Ziya Gökalp, Hayatı, Düşünceleri
  • Halide Edip Adıvar, Hayatı, Eserleri, Edebi Kimliği
  • Halide Nusret, Hayatı ve Seçkin Şiirleri
  • Refik Halit Karay,Hayatı,Edebi kişiliği,Eserleri
  • Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hayatı, Edebi yönü, Eserleri
  • Yakup Kadri : Hayatı, Edebi Yönü, Yaban,Kiralık Konak.. ve Özetleri
  • Falih Rıfkı Atay, Hayatı, Eserleri, Edebi Yönü-Çankaya:Özet
  • Mehmet Emin Yurdakul, Hayatı, Şiirlerinden Seçmeler
  • Süleyman Nazif Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
  • Reşat Nuri Güntekin Hayatı Edebi kişiliği Eserleri
  • Milli Edebiyat Dönemi: ( genel özet)

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...