Yakup Kadri Hayatı Edebi Yönü Eserleri

Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 30 Haziran 2011 Perşembe aaa Beğen
 http://savaska.files.wordpress.com/2008/11/25711_2.jpg
 

 

HAYATI :

27 Mart 1889′da Kahire’de doğdu, 13 Aralık 1974′te Ankara'’da öldü. Yazar, diplomat, politikacı. Karaosmanoğulları’ndan Abdülkadir Bey ile İkbal Hanım’ın oğlu. Yazar Burhan Asaf Belge’nin eniştesi. Yazar Murat Belge’nin eniştesi. İlköğrenimineailesiyle birlikte 6 yaşındayken gittiği Manisa’da başladı. 1903′te İzmir İdadisi’ne girdi. Ömer Seyfettin,Şahabeddin Süleyman ve Baha Tevfik ile burada tanıştı. Babasının ölümünden sonra 1905′te annesiyle birlikte Mısır’a gitti. Öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 2′nci Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre önce İstanbul’a geldi. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909′da Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecri Ati topluluğuna katıldı. Muhit, Şiir ve Tefekkür, Serveti Fünun' , Rübab, Türk Yurdu, Peyam-ı Edebi, Yeni Mecmua, İkdam gibi dergi ve gazetelerde yazıları yayınlandı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Milli Mücadeleyi destekledi. 1921′de Ankara'ya çağrıldı. “Tetkik-i Mezalim” komisyonundaki görevi nedeniyle Kütahya, Simav, Gediz, Sakarya yörelerini dolaştı. Cumhuriyet’in ilanından sonra 1923′te Mardin, 1931′de Manisa milletvekili oldu.

Burhan Asaf Belge’nin kızkardaşi Leman Hanım’la evlendi. 1932′de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte “Kadro” dergisini kurdu. 1934′te dergi kapatıldı. Tiran elçiliğine atandı. 1935′te Prag, 1939′da La Hay, 1942′de Bern, 1949′da Tahran ve 1951′de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960′tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptı. Anadolu Ajansı’nın Yönetim Kurulu Başkan’ıydı. Ölümünden sonra Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Babasının zengin kütüphanesinden yararlanıp okuma zevki edindi. Mısır'daki günlerinde bu zevki geliştirdi. Yazarlığa Ümit,Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Ati Toplulu'nun "sanat kişiseldir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde "Nirvana" adlı bir Tiyatro, makaleler, denemeler, şiirlerve Hikayeler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı

Yakup Kadri, Fecr-i Ati ’de iken bu topluluğun bütün özelliklerini sahip olmuş ve ferdiyetçi bir sanat anlayışı benimsemişti. Fakat Balkan Savaşı’ndan sonra “sanat için sanat” anlayışının pek doğru olmadığına inanmıştı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bütün memlekete yayılmış acı gerçekler karşısında gerçekleri ve millî duyguları ele alan hikâyeler yazmaya başladı.

" Bir ara savaşın acılarını unutabilmek için romantizme ve mistisizme yöneldi . Nur Baba adlı romanını eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir BEKTAŞi tekkesine devam ettiği dönemde Euripides’in "Bakkhalar'" ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Nur Baba adlı romanı her ne kadar 1922 de yayımlanmışsa da eserin yazılışı basım tarihinden sekiz on yıl öncesine ve böylesi sıkıntılı dönmelerde yazılmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, BEKTAŞi töreleri ve  Tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'ın cinsi ilişkileriyle bu benzerliği anlatmaya çalışır. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur." ( wikipedia.org/wiki/Yakup_Kadri)

Sanatın toplumsal işlevine de ağırlık vermeye başladı. Bu ikinci dönem eserlerinde önce Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının dilde yenileşme çabalarına karşı çıktı. Sonra Ziya Gökalp'in de etkisiyle YENİ LİSAN ve Milli Edebiyat Hareketi'ını benimsedi. İstanbul’un işgal altında kalması sebebi ve acıklı manzarasında büyük bir ümitsizliğe düşen yazar, Milli Mücadelenin başarıya ulaşmasının ardından egoizmden sıyrılarak tekrar hayata ve olaylara yöneldi.

1922 yılında Ankara ve Batı Anadolu’ya yaptığı gezilerle Türk köylüsünü ve hayatını yakından tanıma fırsatını yakaladı. Böylece romancılığında bir çığır açılarak Türk sosyal yaşamının meselelerini romanlarının başlıca temaları haline getirdi

“KİRALIK KONAK”ta Tanzimat tan Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yetişmiş üç neslin düşünüş ve yaşayışındaki değişikliği başarıyla aktarılmıştır. II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.

 “ SODOM VE GOMORE ” adlı romanında mütareke yıllarında İstanbul’un vahim durumunu ele almıştır., “Yaban ” MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ Anadolu’sunu yüzünü yansıtarak aktarmıştır.Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu'nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır.

 KİRALIK KONAK ile SODOM VE GOMORE'de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban'da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

Daha çok romancı yönüyle ön plana çıktı. Bu türün edebiyatımızdaki önemli temsilcilerinden biri oldu. Yazarlık yaşamı boyunca Batı edebiyatı özelliklerine de sıkı sıkıya bağlı kaldı. Balzac, Flaubert ve Zola'dan etkilendi. Eserlerinde belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban,  Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'iin ilk on yılının, Bir Sürgün 2'nci Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. 1955 ten sonra da anıları dışında kitap yazmamıştır.

 

EDEBİ YÖNÜ

 

Yakup Kadri Karaosmanoglu eserlerinde Türk toplumunun Tanzimattan Atatürk Türkiyesi dönemlerindeki yasantisini iyi sekilde yansitan, hikaye, makale ve roman yazarimizdir. Anlatiminda kendine özgü bir sanatçi olarak taninmistir. Romanlarinda birbirini tamamliyan bireysel ve toplumsal hayat zinciri tasvir edilir. Yapitlarinda çogunlukla, içinde yasadigi toplumun sorunlari üstünde düsünür. Anadolucu, Atatürkçü, Devletçi, Laik bir görüs içerisindedir. Romanlarindaki tiplerin çogu, iç dünyalari zengin, kötümser, düzensizlik kurbani, törelere, geleneklere bagli kisilerdir. Çözümlemeci, tasvirci, fikir ve tezci yönleri derhal dikkati çeker.

Servet-i Fünun Dönemi etkisiyle agirlasan ilk eserlerindeki süsülü ve sanatlı dil anlayışını Milli Edebiyat Dönemi'nın dil ve sanat anlayışını benimsedikten sonra terk etmiş ve dilini sadeleştirmiştir. Siir, deneme, makale, ani, monografi, hikaye, tiyatro ve roman türlerinde yazmistir. Romanlarının ve hikayelerinin neredeyse tamamında sosyal temaları işleyen Yakup Kadri’de sağlam bir gözlemcilik yeteneği vardır. Realizm’in etkisi görülür; fakat buna rağmen kendi düşüncelerini de belirtir.

Her eseri, yeni bir tezin savunucusu, kanıtı durumundadır. Tanzimat toplumundan tutun da 1950 lere kadar Atatürk Türkiyesini kapsamına alan romanlarında titiz, gözlemci, gerçekçi, yorum getiren bir toplumbilimci buluruz. Türk insanının, 19.yüzyılın ortalarından 20.yüzyılın ortalarına kadar geçirdiği sosyal değişimleri, sarsıntıları ve bunların beraberinde getirdiği yaşayış, düşünüş farklılıklarını ve yine bu farklılıkların getirdiği çatışmaları işleyerek, bir bakıma o, Türk toplumunun başından geçenleri de romanlaştırmıştır.

Sağlam bir tekniğe sahip olan ve karakterleriniçok başarılı bir şekilde canlandıran yazar, eserlerini kuruluktan kurtarmak amacıyla onlara birer aşk olayı da eklemiştir. Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

1910'dan 1974'e dek verdiği eserler, üslup özellikleri bakımından Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Yakup Kadri'nin Fransız etkisinde başlayan yazarlığı 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisini irdelemeye yönelmiştir.Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

"Türk romanında belki ilk defa tipleri toplumsal koşullara ve tarihsel sürece bağlamaya çalışırken, bu tiplere canlı ve gerçek bir kişilik kazandırma uğruna bilinçli bir çaba gösterdi."

DİL ANLAYIŞI :

Fecri Ati Topluluğunun ve Şiirinin dil anlayışı ile işe başlayan Yakup Kadri sonraları Milli edebiyatın dil anlayışına uıygun eserler vermeye çalışssa bile Karaosmanoğlu'nun dili üstünde çalışanlar onun, eski sözlere olan düşkünlüğü yüzünden, konuşma dilini tam olarak kullanamadığını söyleyenler olmuştur.

Buna karşılık Karaosmanoğlu'nun anlatımını hemen herkes çekici ve doyurucu bulur. Bu anlamda Yakup Kadri, iyi bir söz ustasıdır. Tasvirleri, portreleri o denli özgündü.

" Fecr-i Âticilere katılan ve bağlı olduğu topluluk gibi" Sanat, şahsî ve muhteremdir." yani sanat sanat içindir diye düşünen ve bu görüşün en ateşli savunucusu olan Karaosmanoğlu, ilkin buna uygun eserler verdi. Erenlerin Bağından adlı mensur şiir denemelerinde olduğu gibi bireysel duygularını dile getirdi. Bu tür eserlerinde doğal olarak daha çok romantizm akımının etkisinde kaldı.

 

Ancak, Balkan Savaşında yaşanan acı hikâyeler ve I.Dünya Savaşının olanca acımasızlığı karşısında, "Sanat şahsî ve muhteremdir." diyemedi ve bunu bencillik saydı. O da Stendhal gibi "Roman, yol boyunca gezdirilen bir aynadır." diye düşündü, böylece elinde tuttuğu ve hep kendi yüzünü izlediği bu aynayı, topluma çevirdi. Artık realist ve natüralist bir yazar olma yolundaydı ve gerçekçiliğin, gerçekleri olduğu gibi sunmak anlamına gelmediğini biliyordu" ( Selahattin ARSLAN, Doğumunun 115.Yılında, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ,yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi49/arslan-1.htm )

Yakup Kadri’nin üslubu, ve roman tekniği Halit Ziya'dan sonra son devir Türk romanında görebildiğimiz en sağlam üslup ve roman tekniğidir.

 

Yayımlanmış eserleri

Romanları :

KİRALIK KONAK (1922) * NUR BABA (1922) * HÜKÜM GECESİ (1927) * SODOM VE GOMORE (1928) * Yaban (1932) * Ankara(1934) * Bir Sürgün (1937 * Panaroma (2 cilt, 1953) * Hep O Şarkı (1956)

Öykü :

* Bir Serencam (1914) * Rahmet (1923) * Milli Savaş Hikâyeleri (1947)

Şiir

* Erenlerin Bağından (1922) * Okun Ucundan (1940)

Oyun

* Nirvana (1909)

Anı

* Zoraki Diplomat (1955) * Anamın Kitabı (1957) * Vatan Yolunda (1958) * Politikada 45 Yıl (1968)

* Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

Monografi : * Ahmet Haşim (1934) * Atatürk (1946)

 

 

 

 

KAYNAKÇA;

  • 1- Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Zoraki Diplomat, İstanbul 1955.
  • 2- Karaosmanoğlu, Yakup Kadri, Ergenekon, İstanbul 1964
  • 3- Kudret, Cevdet, Türk Edebiyatı?nda Hikâye ve Roman, İstanbul 1987.
  • 4- Moran, Berna, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1, İstanbul 1991.
  • 5- Naci, Fethi, Türkiyede Roman ve Toplumsal Değişme, İstanbul 1961.
  • 6- Yücel, Hasan-Âli, Edebiyat Tarihimizden, Ankara 1957.
  • 7_ wikipedia.org/wiki/Yakup_Kadri
  • 8_ ( Selahattin ARSLAN, Doğumunun 115.Yılında, Yakup Kadri Karaosmanoğlu , yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi49/arslan-1.htm )

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 


 

 

 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...