MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Ziya Gökalp Hayatı ve Eserleri
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 07 Kasım 2012 Çarşamba Beğen

 

Ziya Gökalp fotoğrafı.png

Ziya Gökalp


Mehmet Ziya Gökalp (d. 23 Mart 1875, Diyarbakır, Çermik – ö. 25 Ekim 1924,  (49 yaşında) İstanbul), Sosyolog, yazar, şair ve siyasetçi.

Eserleriyle TÜRKçülük ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplumbilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. "Türk milliyetçiliğinin babası" olarak da anılır.[1

 

BİYOGRAFİSİ

Ziya Gökalp, 23 Mart 1876'da, Diyarbakır Çermik'te dünyaya geldi. [2] Babası Çermikli yerel bir gazetede  mesul müdür olarak çalışan memur Tevfik Bey, annesi ise Zeliha Hanım’dır [3].  Diyarbakır Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların millî çekişmeleri ile şekillenen bu tip çekişmelerin içinde barındıran bir kenttir. Ziya Gökalp’ın böyle bir ortamda doğmuş ve yetişmiş olmasının düşünceleri üzerinde etkili olduğunu iddia edenler de vardır. Bu iddia içinde olanların düşüncesine göre Türkçülük ve milliyetçilik düşüncesinin Diyarbakır’da görerek yaşadığı Türk Kürt ve Ermeni çekişmelerinden sonra kazandığı izlenimler sonucu olduğu, bu kültürel ortamın onun millî benliğine etki ettiği öne sürmektedirler. [4]   

 

Diyarbakır’da doğmuş olması,  Türkçülüğün, Turancılığın ve Türk Milliyetçiliğinin kaynağı ve babası olarak kabul edilmesi ile Türk asıllı olmamasından kaynaklanan çelişkiler siyasi ve edebi rakiplerinin onu bu yönde sarsmasına neden olmuş siyasi düşmanları onun Kürt kökenli olduğunu öne sürerek hırpalamaya kalkışmışlardır. Gökalp,  babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu ama aslında bunun önemsiz olduğunu belirtmiştir. "Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır".[2][4

Bu iddialara karşın pek çok tarihçi onun Kürt kökenli bir yazar olduğu fikrindedir. [5]  Ziya Gökalp’ın kendisi ise babasının Türk asıllı olduğuna inandığını ifade etmiş olmakla beraber annesinin Kürt asıllı olduğunu da kabul etmiş olmaktadır.

 

Ziya Gökalp, eğitimine Diyarbakır'da başlamış,  Ziya Gökalp, Diyarbakır da Askeri Rüştiye'yi (1890) ve Askeri İdadi'yi bitirmişti.  Askeri Lisenin son sınıfındayken babası Tevfik Bey hayatını kaybetmişti. [6]   Bu olayın akabinde Ziya Gökalp’ın eğitimiyle amcası Hasip Bey İlgilenmeye başladı (1894). Amcası Hasip Bey İslam hukukuna vakıf bir müderristi. Amcası Hasip Bey, ona geleneksel İslam ilimlerini,Arapça, Farsça ve İslam hukukunu öğretmek için elinden geleni yapmaya çalışmıştı. [6]  

 

 

Öğrencilik Yılları

 

Eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriye’ye (Askeri Lise) girdi. Bu okulda başlayan eğitimi ile ailesinden ve müderris amcasından aldığı eğitim ve telkinler arasında bocalamaya başlayacaktı.  İdareye ve padişaha karşıtlık düşüncesi ile özgürlük düşüncesini ona okul hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. [6]  

 Okuldaki Felsefe hocasının fikirleri ise bir başka çelişkileri kafasına sokuyordu. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbulda devam etmek istediyse de bu imkânı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin(Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına yol açtı. [6]   O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrıldı. Zaten okul yıllarında Diyarbakır Valisi Halit Bey'in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen arkadaşlarıyla birlikte yasak yayın okudukları gerekçesiyle tutuklanmış ve soruşturma geçirmişti. Bu sebepler birikince okulundan ayrılmıştı.

Liseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başlamıştı. Bu sırada Diyarbakır’daki kolera salgını çıkmıştı.  Bu salgın nedeni ile bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı. Abdullah Cevdet Bey fikirleri ile onu çok etkilemişti.  Kafasındaki özgürlük düşüncesi, Felsefe hocasından aldığı farklı telkinler, amcası Hasip Bey’in öğretileri, babasını erken yaşta yitirmiş olması Mehmet Ziya’yı oldukça hırpalamıştı. Bu defa ailesi amcası Hasip Bey’in kızına duyduğu ilgiden dolayı evlenmesi için baskı yapmaya başlamıştı. Tüm bu bunalımlar onu intihara sürükledi. [3]

Ziya Gökalp’in intiharı üzerinde düşünenler İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma olduğunu iddia edenler de vardır.  Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Onun ameliyatını gerçekleştiren kişi ise fikirlerinden etkilenmiş olduğu Dr. Abdullah Cevdet Bey idi.  Dr. Abdullah Cevdet Bey ise Diyarbakır’da bulunan Rus asıllı genç bir operatördü[6].

Ziya Gökalp İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazmaya başlamıştı.

 

İntiharı sonrasında Ziya Göklap’in İstanbul’a gitme arzusuna ailesi fazla direnememişti. 1896’da, Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul'a gitti. Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. [6] Okuldaki öğretmenlerinden ve Dr. Abdullah Cevdet Bey’den edindiği intibalarla daha önceden de ilgi duyduğu Jön Türklerin (Young Turks) fikirlerinden etkilenen Gökalp, 1985 yılında İstanbul'da gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (Union and Progress) üyesi oldu.

Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. O yıllarda Paris'te sürgünde olan Jön Türkler Fransız sosyolojisinden çok yoğun olarak etkilenmişti.  Jön Türklerin İçlerinde olan ve Le Play hayranı olan Prens Sabahattin, Osmanlıların sadece sosyolojik çalışmalar yoluyla sosyal değişmeyi anlayabileceklerini savunuyor Jön Türkler de bu düşünceye inanıyordu.  Bu görüşe Ziya Gökalp de inanıyordu. (7)

Fakat Jön Türkler ve sempatizanları hükümet tarafından takip ediliyor ve izleniyordu.  “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeni ve suçlamaları ile 1898’de tutuklandı ve bir yıl cezaevinde kaldı.

 

Diyarbakır yılları

 

Ziya Gökalp, hükümlülük süresi dolunca "Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere" Diyarbakır'a gönderildi. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a geldi. Bu olaylar sonucunda yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmet Ziya’nın Diyarbakır’daki amcası Müderris Hasip Bey ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Ziya Gökalp amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evlenmişti. Bu evliliğinden bir oğlu Sedat, 3 kızı Seniha, Hürriyet ve Türkan dünyaya geldi. [6]

Ülkedeki İstibdat İdaresi etkisini sürdürüyordu. Özgürlükçü düşüncelerle yetişen Ziya Gökalp bu idareye karşıydı. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. Amcasından kalan ve Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından özgürlükçü düşünceleri doğrultusunda fikirlerini yaymaya çalışıyordu. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu  Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı Hamidiye Alaylarına karşı eyleme yöneltmişti. Bu telkinleri halk üzerinde oldukça etkili oldu.  Halk, Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa'nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında eyleme geçmiş 3 gün süreyle telgrafhaneyi işgal etmiş, (1905). İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekerek protesto etmişlerdi. [6] [7]

 

Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerin de işe karışmasına neden olmuş,  olaylar neticesinde Padışah bölgeye bir araştırma heyeti göndermişti.  Bu heyetin gelmesinde sonra olaylar bir müddet yatışmış olsa da bir süre sonra Hamidiye Alayları ve İbrahim Paşa aynı kanunsuzluklara yeniden başlamıştı. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal etti. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırıldı. [6] [7] Gökalp, ilk eseri olan Şaki İbrahim Destanı adlı eserinde bu olayları teferruatlı bir şekilde kaleme aldı.  1904- 1908 yılları arasında Diyarbakır’da bu olaylar olurken Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılarını yayımlamaya başlamıştı. İlk eseri olan “ Şaki İbrahim Destanı” bu tarihlerden sonra yayımlandı.

 

II. Meşrutiyetten sonra

 

II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp'ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı ve kendisi de bu şubenin temsilcisi olmuştu. Bu sıralarda da  "Peyman" gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Partinin Diyarbakır, Van ve BİTLİS örgütlerinin denetimiyle görevlendirildi. [6] [7]

 

Mehmet Ziya, 1909'da Selanik'te toplanması kararlaştırılmıştı.  İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik'e gitti. [6] Bu hadise onun İstanbul ve Selanik’te adının duyulmasını sağlayacaktı. İttihat ve Terakki Partisinin Genel Merkez üyeliğine seçilmiş olması hayatının bir dönüm noktası olmuştu. Bu tarihten sonra etkinliği hızla artmaya başladı.

Artık Selanik ve İstanbul’da kalmaya başlamıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu müfredatın okullarımıza girmesini sağladı. “ İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri vermeye başlamıştı.  Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.” . [6]

Selanik’teki yılları edebi ve yazarlık anlamında da verimli olacaktı. Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerde Türkçülük ve dilde sadeleşme milli duygular, tarih bilinci, bilim ve teknik konulu makaleler ve şiirler yazıyordu.

1912'de Derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul’a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve Eğitim Fakültesi’nde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı.

İstanbul’a geldikten sonra Türk Ocağı çevresindeki çalışmalara hız vermiş Türk Ocağı ve Türk Yurdu dergilerinde yazılar yazmaya başlamış Yeni Mecmua dergisini de kendisi çıkartmaya başlamıştı. (1917)  Bu gibi dergilerde Türkçülük, çağdaş uygarlık,  Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918, konulu yazılar çıkartıyordu.

1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctiamiyyat müderrisi (Sosyoloji Hocası) olarak atandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk sosyoloji profesörü idi, üniversitelerimize toplumbilim onun sayesinde girdi.

Düşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Bey, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısın bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.

1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı. Darülfünun'da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı.

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919'da İngilizler tarafından tutuklandı ve Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderildi.  Malta sürgünlüğü  sırasında ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Limni ve Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır;.

 

Ziya Gökalp,  Malta’daki iki yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara'da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakır'a gitti.  Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır'da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı ve yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. Bu kötü günleri Atatürk’ün Milli Mücadeleyı kazanması ve Cumhuriyeti kurması ile bitecek, ikbal yıldızı yeniden parlayacaktı.

 

1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü esrini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi.

Ankara yıllarında Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu.  Bu yıllarda hızla eserlerini yayımlamaya girişti. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izledi.

1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da yaşamını yitirdi.

Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp'ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp'ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973).

 

 

Eserleri

 

  •     Limni ve Malta Mektupları
  •     Kızıl Elma (1914)
  •     Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1929)
  •     Yeni Hayat (1930)
  •     Altın Işık (1927)
  •     Türk Töresi (1923)
  •     Doğru Yol (1923)[7]
  •     Türkçülüğün Esasları (1923)
  •     Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)
  •     Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra)
  •     Altın Destan
  •     Üç Cereyan

 

Ziya Gökalp Müzesi,

Ziya Gökalp’in doğduğu evdir. 23 Mart 1956 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır. Yazarın kişisel eşyaları ve belgelerinden oluşan kolleksiyonlar ile yörenin etnografik eserleri sergilenmektedir.
Diyarbakır'ın tipik sivil mimarlık örneklerinden biri olan bu iki katlı ev, 19. yüzyıl başında siyah bazalt taşı kullanılarak inşa edilmiştir. İç avlunun etrafında birleşen harem ve selamlık dairelerinden oluşur. 1824 yılında Ziya Gökalp’in ailesine intikal eden evde 1876 yılında Ziya Gökalp doğmuştur.

Müze; Melik Ahmet Caddesi, Gökalp Sokak'ta yer alır.


Kaynakça

 

  1. Ayşe Hür (19 Nisan 2003). "Millîyetçiliğe tanım gerek" (Türkçe). Radikal. Erişim tarihi: 4 Ekim 2009.
  2. Milliyet Gazetesi Alındı 21 /Mart 2007
  3. GÜRSOY, Şahin; ÇAPÇIOĞLU, İhsan, Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp: Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 47, Sayı 2
  4.  Parla, Taha. The Social and Political Thought of Ziya Gokalp. 1980, page 10.
  5. Kaya, Ibrahim. Social Theory and Later Modernities: The Turkish Experience. 2004, page 61.
  6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_G%C3%B6kalp
  7. baktabul.net/edebiyatcilar-sairler/18281-ziya-gokalp-1876-1924-ziya-gokalp-hayati-biyografisi.
  8. Ziya Gökalp, Hayatı ve Edebi Kişliği, egze.com/edeb/gosteryazar.php?
  9. Ziya Gökalp Eserleri, edebik.com/yazar.php?sayfa=ayrinti&yazar_id=166/
  10. Namık Kemal Üniversitesi web sitesi Namık Kemal Sempozyumu haberi, Erişim tarihi: 25.05.2011

 


İlgili Sayfalar

  • Hüseyin Rahmi Gürpınar, Romancılığı
  • Hamdullah Suphi Tanrıöver, Hayatı ,
  • Enis Behiç Koryürek, Edebi Yönü, Şiirleri  
  • Orhan Seyfi Orhon, Hayatı, Edebi Kişiliği,
  • ( Beş Hececiler) Faruk Nafiz Hayatı, Şiirleri
  • Yusuf Ziya Ortaç, , Hayatı , Edebi Yönü, Şiirleri
  • Halit Fahri Ozansoy, Hayatı, Edebi Yönü, Şiirleri
  • Milli Edebiyat Hareketini Oluşturan Siyasi ve Tarihi
  • Milli Edebiyat Hareketi'nin Evreleri
  • YENİ LİSAN, TAM METNİ
  • Milli Edebiyatcılar: İdeolojileri
  • Ömer Seyfettin, Hayatı, Hikayeciliği,
  • M.Akif Ersoy ve Şiirleri
  • Ziya Gökalp, Hayatı, Düşünceleri
  • Halide Edip Adıvar, Hayatı, Eserleri,
  • Halide Nusret, Hayatı ve Seçkin Şiirleri
  • Refik Halit Karay,Hayatı,Edebi kişiliği,
  • Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hayatı,
  • Mehmet Emin Yurdakul, Hayatı, Şiirler
  • Süleyman Nazif Hayatı Edebi kişiliği
  • Ruşen Eşref Ünaydın, Hayatı, Edebi Yönü
  • Reşat Nuri Güntekin Hayatı Edebi kişiliği
  • İbrahim Alaaddin Gövsa,   
  • Milli Edebiyat Dönemi
  • MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATI

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

07 Ocak 2018 Pazar 10:36:31

Yapacağınız işe👎

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...